Kimse umutsuzluğa kapılmasın, Artık Milli Mücadele var!
Neden Milli Mücadele?TÜRKSOLU: Milli Mücadele Derneği’nin resmi kuruluşunu gerçekleştirdiniz. Neden Milli Mücadele? Neden böyle bir dernek kurma ihtiyacı hissettiniz?
HÜSEYİN ADIGÜZEL: İçinde bulunduğumuz koşullar hepimizin malumu. Ülkemiz son 4-5 yılda bu işbirlikçi Kürt-İslamcı iktidar tarafından uçurumun kenarına getirildi. Ülkeyi bu durumdan kurtarmak için mecliste görev almış veya meclis dışında kalmış siyasi partiler hiçbir hazırlık, hiçbir çalışma da yapmıyorlar. Milletin dertlerini ifade edebildiği bir makam yok.
Aşağı yukarı beş yıldan beri TÜRKSOLU’nu çıkaran gençler ev ev gezerek gazetesini satıyor. İleri Yayınları’nın kitaplarını satıyor. Okuyucularıyla yan yana geliyor. Onlarla sohbet ediyor. Bu genç arkadaşların ilettiklerine göre büyük bir sıkıntı var. Bu sıkıntı örgütsüzlük. Herkes şikayetçi. Fakat ortada bir örgüt yok.
Halkımızın isteği üzerine, onların baskısı üzerine böyle bir harekete giriştik. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar bu derneğin kuruluşunun gerekçeleridir.
Önemli olan halkın sesini duyurabileceği örgütlü bir teşkilata sahip olmasıydı.
Derneğimizin adı neden Milli Mücadele? Türkiye Atatürk’ün ölümünden sonra yönünü Batıya çevirmiştir. Batının devamlı telkinleriyle o günden bugüne gelen iktidarlar adım adım Türkiye’yi Batıya doğru götürüp teslim etmenin çalışmaları içerisinde oldular.
Ama bu iktidar hepsinden hızlı. Bu iktidar hepsinden daha cesur ve Türkiye’yi kendi bulunduğu ortamın içerisinden alarak Batıya teslim etmenin hesapları içerisinde. Egemenliğimiz tehlikede, vatanımız tehlikede, insanlarımız, milletimiz tehlikede. Bir bölünmeyle karşı karşıyayız.
Kıbrıs’ı terk ettik. Kuzey Irak’taki kırmızı çizgilerimizi adeta bize yalattılar terk ettik. Ülkemizin üstü olduğu gibi altı defa parsellendi. Özelleştirme adı altında stratejik önemli kurumlarımız yabancılara peşkeş çekildi.
Bütün bu oluşumlar Türkiye’nin kurtuluş mücadelesini vermesini gerektiren oluşumlar olduğu için derneğin adı Milli Mücadele Derneği oldu.
Ben şöyle düşünüyorum. 1919’un şartları bugün tamamıyla mevcut. Bir de artısı var bunun. Bunun üzerinde korkunç bir medya baskısı ve Avrupa baskısı var. Teknolojinin getirdiği yeniliklerle halkımızın üzerinde oluşturulan bir de baskı var. Bütün bunların kırılabilmesi ve tam bağımsız bir Türkiye’nin yeniden ortaya çıkabilmesi ancak ve ancak Türk halkının ayağa kalkmasıyla mümkündür.
Bugün ne siyasi partiler ne de sivil toplum kuruluşları görevlerini yapıyor. Kendilerine ulusalcı diyen, kendilerine milli diyen bir çok kuruluş var bu ülkede. Bunlar görevlerini yapmadıkları için milletimiz büyük bir sıkıntı içinde.
Altı Ok’çu bir dernek
ALİ ÖZSOY: Bugün Türkiye’de Türkiye’yi yönetenler hiçbir şekilde Türkler değil. Bunlara bir işbirlikçi Türk bile denilemez. Kürt-İslam faşizmi kurulma noktasında. Bunun bir sonraki aşaması Türkiye’nin tamamen fiilen işgal edip parçalanmasıdır.
Bu koşullarda tabii ki her şeyin öncesinde Türk milletine dayanan bir Milli Mücadele, Türk milliyetçiliğine, Atatürk milliyetçiliğine dayanan bir Milli Mücadeleyle, emperyalizme karşı ikinci bir Kurtuluş Savaşı gerekliliği ortaya çıkıyor.
Ama bugün Türkiye’de baktığımızda da bu tür söylemler aslında çok revaçta. Çünkü toplumda milliyetçi bir uyanış var. Bunu manipüle etmek isteyen pek çok kesim var.
Dolayısıyla biz Atatürk’ten kaynağını aldığımız bir Milli Mücadele ve Kuvayı Milliye anlayışını savunuyoruz. Bugün ne idüğü belirsiz çeşitli anlayışların Türkiye’yi Amerika ve Avrupa Birliği’ne teslim eden bir çok partinin ortaya çıkıp kendini ulusalcı-milliyetçi bir Atatürkçü gibi tanıtması büyük bir tuzaktır diye düşünüyoruz.
Türk milleti öyle bir cendere içine sokuldu ki, ya gideceksiniz tamamen Kürt-İslam faşizmine teslim olacaksınız, ya da diğer tarafa giderseniz pek çok provokasyon sizi bekliyor.
Yine Amerikan uşaklığını dayatan bazı siyasi partilerin farklı planları gündemde. Dolayısıyla milletin çaresiz bir şekilde ortada kalması öğütleniyor. Biz ise Kuvayı Milliye bunlar değildir diyoruz.
Milli Mücadele’nin, Kuvayı Milliye’nin Mustafa Kemal Atatürk’ten gelen bir geleneği var. Türkiye’nin gerçek milliyetçi geleneği budur.
Milli Mücadele ancak Altı Ok’a dayanan bir ideoloji hareketi olarak inşa edilebilir. Çünkü Türk milletine kurtarıcı bir ideoloji sunmayan, kurtarıcı bir toplumsal sistem önermeyen, bir ekonomik ve siyasi program ortaya koymayan, Türk istilasına karşı, etnik bölücülüğe karşı Kürt-İslam faşizmine karşı, gericiliğe karşı emperyalist ablukaya karşı düzgün bir strateji önermeyen bir Milli Mücadele zaten Milli Mücadele olamaz.
Eğer biz Türkiye için yeniden bir Kuvayı Milliye’den bahsediyorsak bunun bir örgütlenme ayağının, bir ideolojik önderlik ayağının, bir siyasi önderlik ayağının olması gerekmektedir. Milli Mücadele Derneği de her şeyden önce Milli Mücadele ismini layıkıyla üstlenip Atatürk’ten gelen bu Altı Ok geleneğini, antiemperyalist devrimci milliyetçi geleneği bugünlere taşımayı hedeflemektedir.
Milli Mücadele ismi aynı zamanda da şunu çağrıştırmaktadır: Artık Türkiye’de Atatürk düşmanı düzenin içinde hiçbir çözüm bulunamaz. Ne A partisi, ne B partisi ne C partisi; ne de Avrupa Birliği’ne uzaklaşıp Amerika’ya mı yaklaşsak, Amerika’dan uzaklaşıp Rusya’ya mı yaklaşsak, Rusya’dan uzaklaşıp AB’ye mi yaklaşsak gibi mandacı çözüm önerileri hiçbir şekilde Türkiye’ye biçilen o ölüm kefenini yırtıp atmamıza yardımcı olamaz.
Bizim gerçek anlamda bugünkü var olan Atatürk düşmanı siyasal ve ekonomik düzenin dışında Atatürk gibi bir Milli Mücadele yürütmemiz gerekiyor. Milli Mücadele isminin bence ikinci önemi de bu. Yani sadece milleti seferberliğe çağıran bir isim değil, bir dernek, bir hareket değil aynı zamanda bugünkü düzene karşı. Hiçbir siyasi partiye veya derneğe kuruluşa karşı değil. Bugün var olan emperyalizmin hem Türkiye’ye hem tüm mazlum uluslara dayatmış olduğu ve yeniden sömürgeleştirme saldırısına karşı tüm milleti ayağa kaldıran bir hareket. Bir milliyetçi devrimci hareket çağrısıdır Milli Mücadele diye düşünüyorum.
Bu açıdan da milletin her kademesinden çok yoğun olumlu tepki ile karşılaştık. Milletin her kesiminden, her şehirden, her kasabadan farklı siyasi düşüncelerden, mesleklerden ve yaş gruplarından insanlar Milli Mücadele çağrısının samimi olduğunu, gerçekten Atatürkçü bir önderlik olduğunu ve ulusu milleti tehlikelere sürüklemeden ama aynı zamanda da gerektiğinde en büyük riskleri göze alarak en büyük mücadeleleri göze alarak açığa çıkarabilecek bir önderlik olduğunu görebildiğini düşünüyorum ben.
Zaten pek çok yerde kurduğumuz temsilcilikler, yaptığımız eylem ve etkinliklerde de bu hareketin yaratmış olduğu Milli Mücadele heyecanını hep beraber göreceğiz diye düşünüyorum.
İdeolojimiz Atatürkçülük
TÜRKSOLU: Milli Mücadele Derneği’nin temel ideolojik yönelimi hakkında neler söyleyeceksiniz.
HÜSEYİN ADIGÜZEL: Milli Mücadele Derneği’nin kuruluşunda ideolojisi Atatürkçülük olarak belirlendi. Kemalizm, Atatürk ilke ve devrimlerinin tümünü hiçbir ayırım yapmaksızın benimsemek, onların sosyal, siyasi ve ekonomik hayata geçmesini ve orada kullanılmasını sağlamak anlamıyla ortaya konuluyor.
Atatürkçülük sadece sözde kalan, sadece konuşulan, tartışılan bir değer değildir. Atatürkçülük o değerlerin uygulama alanına sokulmasıdır. Milli Mücadele Derneği’nin ideolojisi Kemalizmdir derken Türkiye’nin içinde yaşadığı bütün koşulların nedeninin de Kemalizmden ayrılmak olduğunu vurguluyoruz.
Eğer 1900’lü yılların başından itibaren Avrupa’nın yaptıklarını, Avrupa’nın bu ülke için düşündüklerini çok iyi bilen, onlarla mücadele eden, onları dünyada ilk defa bir Kurtuluş Savaşı’nı vererek yenen bir lidere sahip olmasaydık bugün zaten Müstemleker İmparatorluğu’nun bir parçası haline gelmiş olacaktık.
Onlardan ders alan bir kadronun getirdiği bir sistem var. Bu sistemin uygulanması esastır. Bu sadece siyasette, sosyal hayatta, ekonomide değil toplumun bütün katmanlarında bütün alanlarında uygulanması gerekir. Bunun altı nasıl doldurulacaktır? Atatürk’ün bu konuda direktifleri vardır. Günümüzde yaşanan olayları Atatürk yüz yıl önceden görmüş.
Mesela milli ekonomi diyor Atatürk. “İktisadi tam bağımsızlık olmadıktan sonra vatan bağımsızlığının olması mümkün değildir” diyor.
Bugün Türkiye’yi içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak isteyen, bununla ilgili bir sürü çalışmalar yaptığını ileri süren bir sürü kuruluş var. Ama üzülerek söylüyorum, bunlar sadece konuşuyorlar.
Başka bir kuruluş daha var. O da sadece düşünüyor. Biri konuşuyor biri düşünüyor. Tablo ortada. Konuşarak ve düşünerek bir yere varmak mümkün değil. Öyle ise Kemalist ilkeleri hayata geçirmek Kemalist ilkeleri uygulanabilir hale getirmek. Bütün mesele bu.
Ben burada bir çizgiyle altını ayırarak söylüyorum. Atatürkçü değiliz biz Atatürk gibiyiz. Mesele burada. Çünkü bu ülkede bir sürü Atatürkçü grup var. Atatürk’e ait ne varsa ortadan silinip süpürülüp götürülüyor. Kılları bile kıpırdamıyor. Nasıl bir Atatürçülükse bu anlamak mümkün değil. Biz onlar gibi Atatürkçü değiliz, biz Atatürk gibi olacağız.
Atatürk gibi düşüneceğiz. Atatürk gibi çalışacağız. Atatürk gibi üreteceğiz. Atatürk gibi uygulayacağız.
Bizim mücadelemiz A partisiyle B partisiyle veya şu sivil toplum kuruluşuyla bu dernek ile değil. Bizim mücadelemiz sistemledir. Bu sistem gidecektir yerine Atatürkçü sistem gelecektir.
İkinci olarak biz tabandan gelen bir derneğiz. Bugün Türkiye’de dernek kurmak çok kolay. Yedi kişi bir araya gelirsiniz en büyük mülki amirine bir dilekçe verirsiniz. Derneğiniz kurulmuş olur. Halkımız bizi buraya itti. Bize baskı yaptı. Böyle bir kuruluş istiyoruz, böyle bir örgüt istiyoruz dediler. Şimdi onların da katılımıyla bu örgütü kurmaya çalışıyoruz.
Mart ayı içerisinde 25 şubemiz faaliyete geçecek. Nisan ayı sonuna kadar da şube sayısının da 100’ü aşacağını kesinlikle tahmin ediyorum. Kimler üye olabilir diye soruyorlar. Ben şöyle diyorum. Kendisini Atatürk ilkeleriyle donanmış hisseden, bundan asla taviz vermeyecek, ödün vermeyecek olan ve elini taşın altına sokmaya, fedakarlık yapmaya hazır kim varsa bu derneğe üye olabilir. Bizim tek şartımız budur.
Emekliler derneği değiliz. Çay kahve içmeye, sohbet etmeye gelinecek veya gençlerin dans edecekleri, futbol seyredecekleri bir dernek değil burası. Burası çalışmayı gerektiriyor. Burası mücadele etmeyi gerektiriyor.
Milli-gayrı milli ayrımı değil, Atatürkçü Atatürkçü olmayan ayrımı
TÜRKSOLU: Milli Mücadele Derneği ortaya çıkarken ayrıntılı bir program sundu ve bir Altı Ok tanımı yaptı. Atatürkçülüğe ve Altı Ok’a çok yoğun bir saldırının yaşandığı bu dönemde Milli Mücadele Derneği’nin Altı Ok’u olduğu gibi sahiplenerek ortaya çıkmasının anlamı nedir?
ALİ ÖZSOY: Her şeyden önce bu soruda da çok önemli bir şey yüklü. Atatürkçülük nedir? Atatürkçülük tarih kitaplarında okuyacağımız nostaljik okuma metni midir? Bayramdan seyrana hatırlayacağımız, İstiklal Marşı’ndan sonra aklımıza gelecek bir kavram mıdır? Çeşitli müsamereleri düzenlemek için bize sunulmuş bir kurallar silsilesi midir?
Belli kesimler Atatürkçülüğü her yere çekmeye çalışıyor. Kimi Atatürkçülüğe Batıcılık diyor, kimisi laiklik diyor. Bugün artık topyekün bütün medya Atatürkçülüğü faşizan bir ideoloji ve ırkçılığı kışkırtan söylemlerden biri olarak tanımlamaya çalışıyor.
Şimdi biz doğrudan doğruya bir Atatürkçülük tanımıyla ortaya çıktık. Bunu yapıyorken çok net keskin bazı ilkeler ortaya koyduk. 40’ı aşkın maddeyle Milli Mücadele Derneği’nin ne tür bir Türkiye için mücadele ettiğini vurguladık. Sonra da Atatürk’ün Altı Ok’unu ne şekilde yorumluyoruz şeklinde başka bir metinle bunu duyurduk.
Normalde ulusalcı yapılanmalar ve Kuvayı Milliye çağrılarında netlikten çok muğlaklık tercih ediliyor. Deniyor ki bugün tek gerçek bölünme vardır, milli ve gayri milli bölünmesi. O yüzden biz hiç programa siyasete ideolojiye girmeyelim. Sağcı da olsa solcu da olsa futbolcu da olsa herkes gelsin buraya. Kim olursa olsun gelsin, Mevlana’nın tekkesi gibi. Çeşitli mitingler düzenleniyor. Kuvayı Milliye mitingi deniyor, Kıbrıs mitingi deniyor. Türk Bayrağı ve Atatürk resmi hariç her şey var. Kimisi kızıl bayraklarıyla çıkıyor. Kimisi başbuğ gördüklerinin posterlerini açıyor. Atatürk nerede orada? beş tane ismi Atatürkçü olan kurumu da dahil ediyorlar. Ne olmuş oluyor? Üç beş Atatürkçü de katılmış oluyor. Eski tas eski hamam.
Türkiye’yi bu noktaya getiren bütün siyasi hareketler bütün ideolojiler Kuvayı Milliyeci gibi karşımıza çıkmış oluyor. Hepimiz bunu kabul ediyoruz.
Türkiye’de milli ve gayri milli bölünmesi var ama bu ülkenin milli bağımsızlığını savunan insanlar hangi ideolojiyle hareket edecek? Hangi ekonomik, siyasal programı uygulayacak? Hangi sloganlarla hareket edecek? Hangi eylem tarzıyla hareket edecek? Bunlar saptanmadan milli-gayri milli cephe oluştu.
Kürt-İslam faşizmi artık bir cephenin ötesinde bir siyasi harekete dönüştü. Karşısında ise millet var. Ama milletin ne cephesi var, ne örgütü var, ne siyasi düşüncesi var, ne ideolojisi var. Karman çorman sesler. Bu seslerin pek çoğu da aslında o gayri milli dediğimiz yani Kürt-İslamcı cephenin uzantıları. Bilerek veya bilmeyerek onların empoze ettiği sloganları ve siyasi söylemleri sahipleniyor.
Halbuki, Altı Ok tarih kitaplarında kalan bir şey değildir. Altı Ok’un bir tanesi savunulup diğer beşi reddedilemez veya üç tanesini savunayım üç tanesini savunmayayım, demode oldu biraz yumuşatalım denmez. Eğer Kuvayı Milliye’den bahsediyorsak, Milli Mücadele diyorsak, bunun bir ideolojisi var. Atatürk’ün sözleriyle, söylemleriyle, Nutuk’unda belirttiği, o zamanki CHP kurultaylarında ortaya konan Altı Ok var.
Bugün milliyetçilik diyeceğiz. Ama Amerika’ya, Avrupa Birliği’ne karşı çıkmayacağız. Milliyetçilik diyeceğiz ama Türkiye milliyetçiliğini, anayasal vatandaş milliyetçiliğini savunacağız. Ne Mutlu Türküm Diyene diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk olmaktan başka benim hiçbir hazinem yoktur diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün söylemlerini bir yana bırakacağız sözde bir milliyetçiliği savunacağız. Bu tür bir milliyetçilik kabul etmiyoruz.
Bizim milliyetçilik referansımız Atatürk’ün 1930’lardaki uygulamaları Kurtuluş Savaşı’ndaki stratejileri.
Devletçilik diyeceğiz. Zaten kimse de savunmuyor CHP dahil. Her şeyimizi emperyalizme teslim edeceğiz. Bütün ulusal ekonomimizi, dış ticaretimizi, banklarımızı, topraklarımızı her şeyimizi. Sonra da diyeceğiz ki biz niye bu kadar kolu kanadı kırığız? Bize her dediklerini nasıl yaptırıyorlar. Ekonomisini liberalizme bağlayacak, küreselleşmeye bağlayacak, sonra milliyetçi-ulusal tavır alacak.
Halkçılığı devletçiliği savunmadan nasıl Atatürkçülük olacak?
Sonra laiklik diyeceğiz. Laikliğin gerektirdiği hem gerici kültüre karşı hem emperyalist kültüre karşı Türk milletinin kendi öz medeniyetini savunma ideolojisi değil. Batıcı tarzda bir masonluğu hem Amerikayla hem Avrupa’yla içli dışlı olacağız hem de esas laikliğe saldıran bu güçlerle dost olarak kalacağız. Hem de laikliği savunmaya çalışacağız.
Zaten cumhuriyetçiliği kimse artık savunmuyor. Demokrasi adı altında cumhuriyet ortadan kaldırılıyor. Bir Kürt-İslam faşizmi kuruluyor.
Atatürk devrimcisiyiz
Devrimcilik nedir? Devrimci olmaktır. Mustafa Kemal Atatürk gibi olmak. Devrimci olamayan zaten diğer Beş Ok’u da savunamaz. Çünkü o düzenin zaten içerisindedir. Ondan bir çıkar sağlamaktadır. En keskin söylemlere rağmen Amerika’ya karşı Avrupa Birliği’ne karşı gerektiğinde ölümüne bir mücadele vermeyi vatan toprakları için mücadele vermeyi göze alamamaktadır. Kötünün en kötüsü Amerika ile karşı karşıya gelmektir der kimisi. Kerkük’ten Diyarbakır’a kadar Mersin’e kadar Kürt istilasına göz yumar. Kimi der ki bu Kıbrıs sırtımıza yük oldu der. Kimisi der ki Atatürkçülük AB’yi savunmaktır der. Yani devrimci olamayan zaten gerçek Atatürkçülüğü hiçbir şekilde savunamaz.
Amerikan emperyalizmiyle her türlü ittifaka, her türlü sözde müttefikliğe karşıyız. Türkiye kendi ulusal çıkarlarını savunamadıktan sonra NATO içerisinde kalmasının hiçbir anlamı yoktur. Kendi ulusal güvenliğini tehlikeye atan her türlü dış ilişkiden de uzak durmalıdır. Türkiye Avrupa Birliği’ne tamamen karşı olmalıdır. Hatta Avrupa Birliği’ne alternatif çekirdeğini Türklerin birliğinin oluşturduğu bir mazlumlar birliği oluşturmak zorundadır. Türkiye kapitalist ekonomiyi değil, emperyalist düzeni değil, bağımlılığı değil, yine Atatürk’ün dediği gibi Türk’e has bir düzen olduğu için devletçiliği, kendine has bir antikapitalist düzeni hedeflemek zorundadır. Tek tek bunun maddelerini belirttik.
Türkiye bölücülüğü etnikçiliği, anayasal vatandaşlık adı altında Türk kavramını reddetmeyi değil tam tersine Atatürk milliyetçiliğinin önderliğini Türk egemenliğini yeniden, Türk bütünlüğünü yeniden sağlamak, her tür etnik sızmaya ve Batı emperyalizminden gelen kültürel istilaya karşı Türklük temelinde bir ulusal bütünlük sağlamak zorundadır.
Biz bu konularda tamamen 1920’lerde ve 30’larda ne uygulandıysa aynen savunuyoruz. Bazı kendine Atatürkçü veya ulusalcı diyenlerin tersine bunların demode olduğunu düşünmüyoruz. Tam tersine demode olan emperyalist sistemdir. Demode olan sömürgeciliktir. Yüzyıl önceki çıplak sömürgeciliği yüz elli yıl önceki Tanzimat uşaklığını bugün bize çağdaşlık-modernlik olarak dayatıyorlar. Dünyadaki tüm mazlum uluslara ışık tutmuş devrimci bir adım sağlamış Atatürkçülüğü demodelikle suçluyorlar. Biz devrimci Atatürkçülüğün antiemperyalist Atatürkçülüğün bugün sadece Türkiye için değil bütün mazlum uluslar için bir kurtuluş olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla kurulacak bir Kuvayı Milliye hareketi, bir Milli Mücadele hareketi, önce Atatürkçü olmak zorunda.
TÜRKSOLU: Hrant Dink’in cenazesinde “Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarının atılmasına Türk milleti çok büyük tepki gösterdi. Ama kimsenin de çıkıp “Hepimiz Türk’üz” şeklinde yürüyüş yaptığını görmedik. Milli Mücadele Derneği henüz kuruluşunu gerçekleştirmeden böyle bir yürüyüşü gerçekleştirdi. Hüseyin Adıgüzel bir basın açıklaması da yaptı. Kendisine milliyetçi diyen kesimlerin Hrant Dink’e şiirler yazdığı bir dönemde Milli Mücadele Derneği’ni sokağa döken nedir?
ALİ ÖZSOY: Önemli olan milliyetçiliği zor günde savunmak. Bugün herkes sokaklardan köşe bucak kaçıyor. Provokasyon olur diyorlar. Hrant Dink olayından sonra Türk milletini suçlu gösterdiler. Bir Ermeni yazar da açıkça söyledi: “Bu Türkler zaten değişmez, hep böyledir.” Türk milletini de, Atatürk’ü de, Cumhuriyet tarihini de suçlayıcı yazılar çıktı.
Kimileri de suçluluk psikolojisiyle kendi efendilerine karşı çıkamadıkları için sokağa inemediler. Kimisi Hrant Dink için şiirler yazdı.
Aslında gerçek anlamda milliyetçi olmak için herkese bir fırsat verilmişti. Buyrun milliyetçilik şansı. Bölücülüğü destekleyen AB’ye karşı çıkabiliyorsanız çıkın. Ermeni yayılmacılığına karşı çıkabiliyorsanız çıkın.
“Hepimiz Ermeniyiz” diye birileri sokağa çıkıyor. Biz de hemen ertesi günü, kaç kişi olursa olsun, “Hepimiz Türküz” diye sokağa çıkıyoruz. Herkesi davet ediyoruz.
Onlar ise çıkılmasın istiyor. Niçin çıkılmayacakmış? Çünkü bu provokasyon olurmuş. Türk bayrağı yakılıyor. Vatandaş sokaklara çıkıp protesto etmek istiyor. Aman çıkmayın provokasyon olur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş hareketine de provokasyon demişlerdi. üya Yunanlılar Mustafa Kemal yüzünden tüm Ege’yi işgal ediyor. İngilizlerle Fransızlarla aramızı bozuyor diye suçlamışlardı.
Zaten esas görev zor günde milliyetçi olmaktır. Bunlar da bugünlerde milliyetçi olamıyorlar. Çünkü gerçek milliyetçi değiller.
Öbür tarafta ise ulusal kökenlerinden, Kuva-i Milliye’den, gerçek devrimcilik kaynağımız Atatürkçülükten korkmuş bir sol anlayışla karşılaşıyoruz. Türkiye’de gerçek anlamda bir sol olacaksa bu Türk milletinin solu olacak. Bu tür bir sol vardı. Bakın kökenini Kuvayı Milliye’den, Atatürk’ten, Kurtuluş Savaşı’ndan alan Doğan Avcıoğlu’ları, Deniz Gezmiş’ler, Nazım Hikmet’ler. Bize sol diye yutturulmaya çalışılan ise, tamamen bölücülük ve emperyalizmle iç içe.
Milliyetçiler sokağa çıkmaktan korkmaz
HÜSEYİN ADIGÜZEL: Güya demokratik bir ortamda yaşıyoruz. Ama şöyle bir bakarsak bu ortamın demokratikliğini sadece etniklere, azınlıklara, Türk’e düşman unsurlara yer verdiğini açık bir şekilde görürüz.
Birincisi PKK’nın milletimiz üzerinde korkunç bir baskısı var. Adeta milleti yıldırıyor. İki, Galata bankerlerinin finanse ettiği bir medya var. O medyanın korkunç bir baskısı var. Üç, güya demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerimiz var. Onların insanlarımız üzerinde büyük bir baskısı var. Sokağa çıkmayın, provokasyon olur ha!
Şimdi ben şunu anlamakta güçlük çekiyorum. Sokaklara her gün herkes çıkıyor. Apo’nun posterleriyle çıkıyorlar. Onlar provokasyon olmuyor da ben Türküm diye sokağa çıktığınız zaman oluyor. Türkseniz evden çıkmanız bile yasak.
Bu üçlü baskı grubu milletimizi sindirmiş durumda. Şöyle bir söz vardır üzerine ölü toprağı serpilmiş derler. Sessiz, sakin, hiç kıpırdamayan anlamında kullanılır. Aslında bizim milletimiz bu değil. Milleti korkutuyorlar. Milletin üstüne ölü toprağı serpiyorlar.
Biz milletimizi seviyoruz. Bana göre milliyetçilik milletini sevmektir. Kendini değil. Kendini seven liberallerdir. Milletimizin içinde bulunduğu durumu görüyoruz ve bundan kaygı duyuyoruz. Bu milletin de hakkını araması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için daha kuruluş dilekçesini bile veremedik. Kuruluş işlemlerini sürdürürken dediğiniz gibi Milli Mücadele Derneği sokakta doğdu. Çok küçük bir çağrıyla binlerce insan toplandı. Siz bakmayın elli kişi katıldı gibi küçültmeye çalışmalarına. Elli kişiyse bütün basın bu yürüyüşü neden haber yapıyor.
Meydanlara adım attık. İndik demiyorum, örgütlü bir biçimde adım attık. O örgüt disiplinimiz ve düzenimiz gerçekten de hepsinin gözünü korkuttu. Millet ayağa falan kalkmadı. Millet kıpırdadı. O kıpırdama düşmanlara endişe verdi. Onun için de ertesi gün televizyonlarında gazetelerinde kin kustular.
Zannediyorlar ki böylece bizi korkutacaklar. Ben çok açık ve net söylüyorum, 1919’un şartları bugünkünden çok daha kötüydü. Bu milleti o gün korkutamadılar. İngiliziyle, Fransızıyla o gün korkutamadılar. Bugün bu gençleri nasıl korkutabilirler? Bu mümkün mü? Mümkün değil. Bunu anlayacaklar.
Milli Mücadele Derneği Türk milletinin menfaatinin olduğu her yerde her zeminde sokağa inecektir. Bu birilerine inat olsun falan değil. Bu işin gerçeği budur. Sokağa inmek provokasyon falan değildir. Söyledikleri bu demokratik ortamın bir hakkıdır. Türk milleti de bu hakkı kullanacaktır.
Bizim milletimize ulaşabileceğimiz başka vasıtamız yok. Milletimize ancak sokaklara inerek ulaşabileceğiz. “Hepimiz Türk’üz, hepimiz Atatürk’üz” dedik. Ne ırkçılığımız kaldı, ne kafatasçılığımız, ne faşistliğimiz kaldı. Adam her gün ben Kürdüm diye bağırıyor, Kürtlerin hakkını verin diye bağırıyor. O ırkçı olmuyor. Ben Ermeniyim diye sokağa çıkanlar ırkçı olmuyorlar.
Önümüzde şu anda çok önemli iki seçim var. Cumhurbaşkanlığı ve arkasından gelecek olan genel seçimler var. Tabii ki siyaset yapamayız. Yasa öyle diyor. Biz yasalara saygılıyız. Siyaset yapmayacağız. Ama milletin haklarını savunmayı siyaset olarak görmüyoruz. O siyaset değil. Bunu yapacağız. Milleti Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmeye çağıracağız. Genel seçimlere de müdahale edeceğiz. Nasıl yapacağız? Nasıl yapacağımızı arkadaşlarımızla oturup konuşacağız. Tartışacağız ve gereken her şeyi de yapacağız.
TÜRKSOLU: 60’larda Atatürkçüler hayatın her alanında zaten kalabalıktı. Örgütlüydü. Meslek odalarında, sendikalarda, devrimci gençlik hareketi içinde en örgütlü kesim Atatürkçülerdi. Bugün bunun değiştiğini görüyoruz. PKK sokakları ele geçirirken Atatürkçülere evinizde oturun çağrısı yapılıyor. Milli Mücadele Derneği ise Atatürkçülüğün bu örgütsüz halktan kopuk yapısını değiştirmek üzere yola çıktığını söylüyor. Yaptığınız ulusal seferberlik çağrısında aynı zamanda halk içinde bir taban oluşturma ve kitlesel bir örgütlenme arayışı da var. Bu çağrının anlamı nedir?
Tabandan gelen örgütlenme
ALİ ÖZSOY: Milli Mücadele Derneği yürüyüş düzenledikten sonra ilginç bir durum ortaya çıktı. Hiçbir medya organı nereden çıktı bu dernek demedi. Bu dernek daha kurulmadan bir yürüyüş düzenledi, basında ve internette Kürt-İslamcı güçlerin derneğe yönelik saldırıları başladı. Neden? Çünkü burada tabandan bir hareket geliyor.
Atatürkçülerin en büyük zaafı neydi? Atatürkçüler devrimci bir gelenekten geliyor. Ama o geleneğin devrimci gereklerini unutmuşlar. Atatürk daha ortaokul lise yıllarındayken Abdülhamit istibdadına karşı illegal örgüt kurmuş. Atatürk gerektiğinde tüm üniformasını bir kenara atmış bir devrimci olarak, sivil bir nefer olarak halkın içerisinde Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemiş. Bir örgütçü. Hakimiyet-i Milliye gazetesini çıkarıyor. Müdaafa-i Hukuk Cemiyetlerini kuruyor. Tekalifi Milliye Kanunları çıkarılıyor. Hiçbir yerden destek almadan halka dayanan bir kaynak yaratılıyor.
Bugün Türkiye’deki Atatürkçü kesime baktığımızda ise tamamen dağınıklık görüyoruz. Nasıl olsa devlet bizim devletimiz, Ordu bizim ordumuz diye yıllardır toplumun ezici çoğunluğu olan Atatürkçü insanlarımız örgütsüz kalmış ya da başka ideolojilerin siyasilerin içinde sürüklenip gitmiş.
Milli Mücadele Derneği ortaya çıkar çıkmaz hiç kimse yadırgamadı. Niye? Çünkü böyle bir hareket var. Uzun süredir Atatürkçü milliyetçi devrimci gençlerin sokak sokak, ev ev yürüttükleri bir hareket var. Bu hareket üniversitelerdeki Atatürkçü gençlik hareketi içerisinden çıktı. TÜRKSOLU hareketi, İleri hareketi olarak kitlesel ve ideolojik bir boyuta sıçradı.
Bu hareket Türkiye’nin Atatürkçü geleneğini araştırdı. Arşivlerde, kütüphanelerde paslanmaya bırakılmış, unutulmaya bırakılmış olan Kadro dergilerini, Yön dergilerini, Atatürk’ün söylemlerini, Atatürk’ün yazılarını ortaya çıkardı. Halkta zaten var olan Atatürkçü mirası tekrar canlandırdı.
Toplumun farklı kesimlerinden insanları hareketlendirdi. Siyasete küsmüş, örgütlenmeye küsmüş pek çok samimi insanı tekrar içinde bir umut ışığı yarattı. Bu hareket her türlü görüşten insanın evinin kapısını çalmıştır. Gecenin bir saatinde, bir bayram günü, bir hafta sonu kapısını çalmıştır. Bu fikirleri iletmiştir. Bu, Atatürkçü bir hareket için devrimdir. Sokak sokak örgütlenen militan bir örgütlenmeye giden, hiçbir siyasi partiden veya sermaye grubundan destek almadan, sadece halktan aldığı destekle, yarattığı okur kitlesiyle ve örgütsel güçle bir noktaya geldik.
Milli Mücadele Derneği TÜRKSOLU için çalışan militan gençlerin emeğiyle kuruldu. Milli Mücadele Derneği 50-60 yıldır Atatürkçü düşünceleri savunan ama dağınık kalmış insanların birikimi üzerine kuruldu. Milli Mücadele Derneği pek çok farklı kanalda akan Atatürkçü, devrimci, milliyetçi birikimi tekrar bir örgütsel mecraya, tek bir nehre, tek bir akıntıya yönlendirmeyi amaçladı.
Bu noktaya kadar başarılı oldu. Ancak imkanlarımı hâlâ kısıtlı. Karşıt güçlerin elinde bir medya ordusu var. Onlarca televizyon, yüzlerce gazete, sermaye grupları, dış sermaye ile bağlantılar, yabancı devletlerin istihbarat örgütleriyle doğrudan bağlantılar. Türkiye dışına taşan ilişkiler, onlarca siyasi parti, dershaneler, yurtlar, halkı kandırmak için akıtılan parasal kaynaklar. Karşı tarafın elinde bütün bu olanaklar olabilir ama karşı taraf millete karşı çalışıyor. Bizim elimizde çok az olanak olabilir ama biz milletin çıkarlarını savunuyoruz.
Millet samimi bir şekilde kendi çıkarlarını savunan, elindeki kısıtlı olanaklarla dergilerini, kitaplarını, merkezlerini inşa eden bu köprüyü görecek, güçlendirecek. Bizim bugüne kadar var olan yapılardan farkımız bu. Devrimci emek üzerinde yükseliyoruz. Gençlerin ve aydınların karşılıksız çabası üzerine yükselen bir Milli Mücadele Derneği. Karşı taraf da bunu görüyor.
Fedakarlık istiyoruz
TÜRKSOLU: Atatürkçüyüm diyen insanlara Atatürk gibi olma görevi yüklüyorsunuz. Bu görevi biraz açabilir miyiz? Milli Mücadele Derneği kendi üyelerine nasıl bir misyon yüklüyor?
HÜSEYİN ADIGÜZEL: Mustafa Kemal Samsun’a çıktıktan sonra Havza’ya dönüyor. Havza’da bir köylü vatandaşı tarlasının dibinde buluyor. Vatandaş tarlasında çalışıyor ve aynı günlerde de Yunan İzmir’e çıkmış, Anadolu’nun işgaline doğru yürüyor. Mustafa Kemal o tarlasını süren kişiye “Düşman yurda girdi sen hâlâ tarlanın başındasın niye silahın başına gitmiyorsun” dediği zaman aldığı cevap çok enteresan. “Aa paşam sınırıma kadar gelsin ondan sonra icabına bakarız” şeklindeydi. Şimdi artık sınıra gelindi.
O gün Mustafa Kemal eğer isteseydi kendi şahsını düşünseydi kendi çıkarını düşünseydi Enver Paşa gibi padişahın damadı da olabilirdi. O günün şartları içerisinde sadrazam da olabilirdi. Ama Mustafa Kemal ne yaptı? Omzunda taşıdığı bütün rütbeleri sökerek askeri elbisesini dahi çıkardı. Ben milletimle beraber bu işi yürüteceğim dedi. Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’na başladığı zaman omzunda rütbe yoktu. Her şeyi bir kenara koymuştu. Bu çok büyük bir fedakârlıktır.
Şimdi biz Milli Mücadele Derneği’ne üye olmaya çağırdığımız insanlardan her şeyden önce böyle bir fedakârlık bekliyoruz. Önemli olan Atatürk gibi fedakârlık yapabilecek yürek zenginliğine ruh zenginliğine sahip olmaktır. Çünkü bu fedakârlığı benim için yapılmıyor, sizin için yapılmıyor. Ahmet için yapılmıyor Mehmet için yapılmıyor. Bu fedakârlık milletimiz ve vatanımız için yapılıyor.
Bizim derneğin üyelerinin bana göre en büyük özelliği fedakârlık yapabilecek düzeyde olmalarıdır. Kurtuluş Savaşı’nda büyük fedakarlıklarla kazanıldı. O fedakârlıkları yapamayacak bir kitlenin bağımsız yaşamaya veya bir vatan toprağının olmasına imkan yoktur.
TÜRKSOLU: Yüzlerce derneği ve kuruluşu bir araya getirip platform oluşturmayı Kuvayı Milliye sanan anlayışa karşı, Milli Mücadele Derneği olarak kendi gücünüzü örgütlemeyi hedefliyorsunuz. Atatürkçü olduğunu iddia eden bunca örgütlenme ve yapılanma varken yeni ve farklı bir dernek kurmaya neden karar verdiniz?
HÜSEYİN ADIGÜZEL: Bize Atatürkçüleri bölüyorsunuz gibi akıl dışı suçlamalar yapılıyor. Benim bildiğim 200’ün üzerinde Atatürkçü olduğunu iddia eden dernek var. Nerede bütün var ki biz parçalıyoruz? Biz parçalayıcı değil o Atatürkçü mecraya milletimizi kanalize etmeye yani birleştirmeye yapıştırmaya çalışan bir kuruluşuz.
Katıldığım bir toplantı vardı. 200’ün üzerinde derneğin katıldığı söylenen toplantıda elli izleyici yoktu. Şimdi böyle bir yapılanmanın içerisinde bizim yer almamız mümkün değil. Biz kimseye derneğinizi alın gelin demiyoruz. Biz eylem yapıyoruz. Gelirsen vatanın için geleceksin benim için değil.
Biz kimsenin alternatifi değiliz. Hiçbir siyasi partinin, derneğin, kuruluşun alternatifi falan değiliz. Biz kendi özelliklerini yaşatmaya çalışan bir derneğiz. Bölme parçalama gibi bir niyetimiz de tabii ki yok.
Bütün bunların olabilmesi için çok iyi bir kadroya sahip olmak gerekir. Bu kadro bizde var. Bugüne kadar TÜRKSOLU deneyimi bana bunu gösterdi. TÜRKSOLU’nu ortaya çıkaran gençler inanıyorum ki aynı fedakârlık, ruh ve azmi Milli Mücadele Derneği içinde de sürdüreceklerdir. Mesele o gençlere bizim destek olmamızdır.
TÜRKSOLU: Milli Mücadele Derneği’nin şu an örgütlenme durumu nedir? Önünüze koyduğunuz örgütlenme programı nedir?
ALİ ÖZSOY: Milli Mücadele Derneği adı üstünde bir Milli Mücadele zemininde örgütleniyor. Şu anda Milli Mücadele Derneği tüzel kişiliğine kavuşmuş olarak faaliyetlerine başlamıştır. Önümüzdeki dönem zaten TÜRKSOLU gazetesi ve diğer yayın organlarında gazetelerde de bunu belirteceğiz. Anadolu’nun Artvin’den Muğla’ya, Sinop’tan Adana’ya, Edirne’den Antep’e Hatay’a kadar her bölgesinde il il, ilçe ilçe temsilcilikler açmaya başlıyoruz.
Bu temsilcilikler derneğin ilk genel kurulundan sonra şubelere dönüşecektir. Derneğimizin internet sitesinden bu gelişmelerin hepsi hakkında detaylı bilgi alınabilir. Derneğimizin tüzüğü, siyasal ilkeleri, eylem programı hangi illerde, ilçelerde nasıl örgütleniyor. Hangi telefon numaralarından buradaki temsilcilerimize ve temsilciliklerimize ulaşılabilir. Bunların hepsi öğrenilebilir.
Her aşamada zaten bu derneğin gönüllüleri, fedaileri, emektarlarıyla birlikte kararlar alacağız. Bu milletin Sivas kongresindeki, İlk Meclisin kuruluş aşamasındaki iradesini ortaya koymaya çalışacağız.
Önümüzdeki süreçte yapacağımız etkinlikleri yaptığımız Türkiye analizi çerçevesinde planlıyoruz. Türkiye’de bir kuşatma var. Bu kuşatmada en önemli iki aşama Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler. Türkiye kuşatma altında demek yeterli değil artık. O kuşatmayı yaracak nokta neresidir? Bugün biz o işareti gösteriyoruz. O işaretle beraber kuşatmayı yaracak gücü de oluşturmaya çalışıyoruz.
Biz artık millet göreve diyoruz. Millet görevini yapacak. O aşamadan sonra Türk milleti, Türk ordusu, Türk gençliği, Türk aydını, Türkiye’nin emekçi halkı bunlar da bir eksen etrafında tekrar Atatürk döneminde olduğu gibi Türklük-Türk milleti kavramı adı altında birleşecek. Millet görevini yaptıktan ve örgütlenmesinin ilk hazırlıklarını yerine getirdikten sonra, ordu-millet birliği, aydın-gençlik birliği, emekçi halkın birliği, bunların hepsi sağlandıktan sonra bizim günlerimiz gelecektir. Kimse umutsuzluğa kapılmasın. Kimse kolay çözümler hayal etmesin. Geleceğimiz bizim elimizde.
Daha fazla bilgi almak için formu doldurabilirsiniz: