Onur Yaman - Tayyip Bey sen vatandaşsan Bırak Nâzım vatandaş olmasın
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

2009'da Tayyip

Durmak Yok Küfre Devam

Gökçe Fırat
One Minute Tayyip


Özgür Billur
Atatürk duruşu değil,
Yahudi cesareti


Tuğrul Çelik
Sen de İsrail'le anlaşmayı
çok iyi bilirsin Tayyip!


Özgür Erdem
İşte Yeni Osmanlı
İşte Yeni Vahdettin


Gökçe Fırat
Sevgili Domuz Gribi
Yardım Et Bize


Serap Yeşiltuna
Huzurumuzu bozuyorsun Tayyip!


Onur Yaman
Tayyip Bey sen vatandaşsan Bırak Nâzım vatandaş olmasın

Onur Yaman
Tayyip Bey sen vatandaşsan
Bırak Nâzım vatandaş olmasın

Haşim Kılıç'ın kızının nikahını Melih Gökçek kıymıştı...

AKP İzmir İl Örgütü yerel seçimlere Nâzım Hikmet'e vatandaşlığının geri verilmesine ilişkin tam sayfa ilanlarla hazırlanıyor.

Nâzım'ı vatandaşlığa kabul edeceklermiş

Geçtiğimiz hafta Nâzım'ın tekrar vatandaşlığa kabul edilmesi gündemdeydi. Bakanlar kurulundan tasarı geçmişti: Nâzım vatandaşlığa yeniden kabul edilecekti.

Bundan 58 yıl önceydi. 15 Temmuz 1950 günü Nâzım için mutlu bir gündü. Af Kanunu'ndan yararlanarak özgürlüğüne kavuşuyordu. Özgürlüğüne kavuşuyordu ama öldürüleceği haberleri ortalıkta dolaşıyordu. Menderes yalakası kimi köşe yazarları "katli vaciptir" yazıları kaleme alıyorlardı her gün. Uygulamalarıyla McCarthy'yi aratmayan Menderes'in Nâzım planı herkesçe merak ediliyordu.

Çok geçmeden merak giderildi. Nâzım, 48 yaşında askere çağrılıyordu. Ağır kalp ve karaciğer hastası, üstelik zatülcenp nedeniyle Bahriye Mektebi'nden ilişiği kesilen Nâzım, usulsüz bir raporla askerliğe sevk edilecekti.

Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde görüştüğü bir doktor albay, tetkik sonrasında odasının kapısını kilitleyip dostça bir uyarıda bulunuyordu, "Dikkat et Nâzım, Bir gün dahi askerlik yapsan ölürsün. Vücudun buna tahammül edemez."

Nâzım askerliğini yapıp ölmeden tamamlasa da yeni linç kampanyalarının başlatılacağını biliyordu. Nâzım için ölüme gitmek dışında tek bir yol kalıyordu, yurtdışına çıkmak.

Nâzım, Tuzla Uçaksavar Okulu'nda yedek subay adayı olan Refik Erduran adındaki gencin yardımı ile Romanya'ya kaçacaktı. Hıncını alamayan Demokrat Partililer 15 Ağustos 1951 tarihli gerekçeleri uydurmaya dayalı bir kararla Nâzım'ı Türk vatandaşlığından ihraç ederler.

Demokrat Parti gazeteleri, Nâzım'ın "vatan hainliği"ni yazmaktadır her gün.

Nâzım alınan karara, gazetelerdeki saldırılara ve Bay Menderes'e güzel Türkçesiyle cevap verir.

vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığınızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Nâzım'dan Adnan'a bir şiir
Ve Adnan'dan Tayyip'e Türkiye

Adnan Bey
Türküler söylendikçe Türk diliyle
Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle
Türk diliyle gülünüp
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey
Ben anılacağım
anılacak Türk diliyle size sövüşüm
Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun
Şehirlerimiz görmüş değil yangının sizden kanlısını
Bir adınız var Adnan Bey, adımıza benzeyen.
Dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için.
Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz
Yüz Türkiye olsa
elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur
yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.

Tayyip'in vatandaş olduğu yerde bırakın Nâzım vatandaş olmasın

Bay Menderes'in idamı üstünden yaklaşık 50 yıl geçti ama gelenek devam ediyor. Şimdilerde afişlerini görüyoruz panolarda.

Menderes, Özal, Tayyip...

"Demokrasi'nin Yıldızları" yazıyor afişin altında.

Amerikan gemileri karasularımızı kullanıyor. Artık milyon liralık hibelerin yerini milyar dolarlık krediler almış durumda. Emperyalist çıkarlar doğrultusunda Kore'ye olmasa da Lübnan'dan Afganistan'a sürülüyor askerimiz. 'Kokuşmuş karanlık' nefes alınamayacak şekilde yayılıyor.

Madem ki Menderes dönemi koşulları Tayyip döneminde ağırlaşarak devam ediyor hâlâ, bırakın Nâzım vatan hainliğine devam etsin.

Tayyip Bey aynalı odanın cüceler saltanatında. Nâzım'a 'Türk vatandaşlığı'nı verecekmiş. Kendini bilmezliğin, cahilliğin ancak bu kadarı olur. Sokağa çık da herhangi birkaç kişiye sor be adam.

En büyük Türk şairi kimdir?

En büyük vatan şairimiz kimdir?

Bak bakalım şaşıyor mu vatandaşın cevabı?

Sen yurtdışına da çıkıyorsun sık sık, bir sor ve öğren Nâzım kimdir?

"Büyük Türk Şairi" cevabı değişiyor mu hiçbir yerde?

Bütün Türkler, bütün dünya Nâzım'ı "Büyük Türk Şairi" olarak tanıyor.

Nâzım Türklük var oldukça Türkçe var oldukça hatırlanacağını biliyor. Benzetmek gibi olmasın, Nâzım kendisini Türk vatandaşlığından çıkaran Adnan Bey için de bir şiir yazıyor:

Adnan Bey
Türküler söylendikçe Türk diliyle
Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle
Türk diliyle gülünüp
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey
Ben anılacağım anılacak Türk diliyle size sövüşüm
Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun
Şehirlerimiz görmüş değil yangının sizden kanlısını
Bir adınız var Adnan Bey, adımıza benzeyen.
Dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için.
Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz
Yüz Türkiye olsa
    elinizden de gelse
        yüzünü de zincire vurur
            yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.

Nâzım'a vatandaşlık verene de bakın, Türk'üm bile diyemiyor

Tayyip'ten biraz geriye doğru gittiğimizde Menderes'i buluruz. Menderes'ten günümüze emperyalizmin dayattığı "Türk kimliği" ile hesaplaşma geleneğini tespit ediyoruz. Bu gelenek günümüzde Türk'üm dememek için kendini Türkiyeliyim diye ifade ediyor.

Nâzım'ı da farklı bir geleneğin içine yerleştirebiliriz. Nâzım'dan biraz daha geriye gittiğimizde Türkiye'de sol düşüncenin başlangıcını, yani Atatürk'ü buluruz. Yani Türk'ü var etmek için emperyalizme karşı savaşma geleneğini.

Nâzım'ın emperyalizme karşı düşmanlığı ve Türklüğüne olan bağlılığı O'nu milli mücadeleye, Atatürk'ün yanına yönlendirmişti.

İşgal İstanbul'u Nâzım'a büyük acı vermektedir. Atatürk Milli Mücadele'yi Anadolu'da başlattı. Nâzım İstanbul'da nasıl durabilir. İstanbul'dan ayrılışını şöyle anlatır:

". İstanbul denizinin üstü, dretnotlarla, kruvazörlerle, torpidolarla, alaca buluca boyanmış taşıt gemileriyle tıklım tıklım. Bu düşman, bu hor görücü, bu kurşuni çelik kalabalığını kaç kere seyrettim içim öfkeden burkularak. Ama şimdi onlara kendime güvenerek bakıyorum. İstanbul denizinin dibinde, kefalden, uskumrudan, torikten çok denizaltının kaynaması umurumda değil, Anadolu'ya gidiyorum, Mustafa Kemal Paşa'ya!"

Henüz yaşı ondokuzdu Anadolu'ya geçtiğinde. Beyninde pırıl pırıl bir Türklük bilinci, kalbinde sonsuz bir vatan sevgisi vardı. Bu vatan sevgisi ve Türklük şuuru hayatı boyunca sürecekti.

Nâzım, hayatının her döneminde Türklüğü ile övündü. Her zaman Türklük şuuru ile hareket etti. Kemal Tahir'e hapishaneden yazdığı bir mektupta; "Sosyalist şair olmak, yani memleketini ve halkını en çok seven, memleketinin ve halkının en mamur olmasını isteyen şair olmak neden kusur olsun ve neden Türklük şuuru ile uygun düşmezmiş? Ah, bir kere, bir saniye olsun, memleketimi bir sosyalist şairin sevdiği gibi sevmesini. Bir sosyalist şairdeki Türklük gibi bir şuura sahip olmasını öğrenebilseydiler." diyordu.

Maalesef bugün Türkiye'yi Türklük şuuruna teğet geçmeyenler yönetiyor. Tayyip Bey!

Ne hikmetse Türk'üm diyemiyorsunuz!

11 Ağustos 2004'te Gürcistan'a gitmiştiniz. Orada açıkladınız Gürcü olduğunuzu. Alt kimlik mi dürtüyor alttan alta bilinmez, bir türlü Türk'üm diyemiyorsunuz. Nâzım 29 Temmuz 1951'de Bükreş'ten Moskova'ya geçmişti de kalabalık bir gurup karşılamıştı Nâzım'ı. Kendini karşılayanlara şöyle konuştu Nâzım :

"Bana gösterdiğiniz bu yürekten karşılamayı ben, milletime atfediyorum ve Türk milleti adına hepinize teşekkür ediyorum"

Nâzım her yerde Türklüğünü dile getiriyordu; siz ise sürekli küçümsüyorsunuz. "Ne mutlu Türk'üm diyene" demeyi ilkellik addediyorsunuz.

Tayyip Bey, son dört yıldır en büyük çabanız 301. maddeyi değiştirmek içindi. Yani Türklüğe hakareti ceza kapsamının dışına çıkarmak.

Türklükle bu kadar problemliyken tutup Nâzım'a Türk vatandaşlığı verecekmişsin. Siz Türk vatandaşıysanız bırakın Nâzım Türk vatandaşı olmasın.

Emperyalist uşakları vatandaşsa rahat bırakın Nâzım'ı

Nâzım'ın Türklük şuuru dediği şey antiemperyalistliği ile anlam buluyordu. Sağın demokrasi tarihi diye başlattığı Menderesli tarih Nâzım için Türkiye'nin emperyalizme eklemlendiği tarihti. Tayyip dönemi emperyalizme bağımlılık kat be kat perçinlenerek devam etmektedir.

Siz sanıyor musunuz ki Nâzım emperyalizmin yerli temsilcilerinden vatandaşlık dilensin. Pekiyi ne yapardı Nâzım yaşasaydı? Nâzım ressam Avni Arbaş'ın "Kuvayı Milliye Atları" adını verdiği tablosundan etkilenerek yazdığı şiiri hatırlayalım.

Bu atlar Avni'nin atları
Kuvâyı Milliye atları
Titrer burun kanatları, bu atlar Avni'nin atları
Kuvâyı Milliye gelecek yine
Hem bu sefer ayyıldızlı bayrağı da ışık içinde.
Gülüm, Kuvâyı Milliye atları,
gözüm, Kuvâyı Milliye atları,
Memleketi satanları bağlasınlar
Kuyruğunuza.

Siz düşünün Nâzım bugün yaşasa kimleri bağlardı Kuvayı Milliye atlarının kuyruğuna?

Vatanını tartışanlar vatandaşsa bırakın Nâzım olmasın

19 yaşında Atatürk'ün yanına geçip Milli Mücadele'ye katılmasıyla başlayan vatan savunmasını ölümüne kadar devam ettiriyor Nâzım. Vatandaşlıktan çıkarıldıktan 9 yıl sonra, 15 Ağustos 1960 günü Sovyet Barış Komitesi merkezinde bir tartışma yaşanıyor. Tartışma Kars, Ardahan ve Boğazların Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında birlikte savunulması gerektiği tezi üzerine çıkıyor. Genel Sekreter Mihail Kotov' la Stalin 'in danışmanlarından olan tarih profesörü Anatol Filipoviç Miller ortaklık tezini dile getirirken, iki Türk gazeteci, Ömer Sami Coşar ve Orhan Karaveli Türk topraklarında sadece Türklerin söz hakkı olabileceğini savunuyorlar. Tartışma hararetlenirken Nâzım müdahale ediyor. Söylediklerini Orhan Karaveli'den aktaralım:

"Burada Türkiye'min toprakları konuşuluyor. Her Türk gibi ben de, her gram Türk toprağının Türklere ait olduğuna kaniim. Vücudumdaki yirmi kilo kanı bu bir gram Türk toprağı için dökmeye hazırım."

Ermeni meselesi gündeme geliyor. Bakıyoruz Tayyip Bey gayet rahat "masaya oturmaktan kaçan taraf biz olmayacağız" diyor. Tartışılan ne olacak masada? Türk toprakları!

Milli davamız Kıbrıs gündemde; ne diyor Tayyip? Kıbrıs sorunu. Milli davamızı, "Yavru Vatan Kıbrıs"ı sorun olarak görülüyor.

Televizyon kurarak, kimliğini tanıyarak Kürt bölücülüğünün de önünü açıyor.

Bir yanda vatanını, ülkesinin topraklarını tartıştırmayan, vatanını kanının son damlasına kadar savunacağını beyan eden Nâzım; bir yanda ne kadar milli meselemiz varsa hepsinin tartışılması için masa çağrısında bulunan Tayyip. Bir yanda vatan toprağı için savaşma çizgisi, bir yanda vatan toprağını pazarlama çizgisi.

Bırakın Tayyip Bey siz vatandaşsanız Nâzım vatandaş olmasın

Biliyorsunuz ki Nâzım'ın ne Türklük sorunu var ne de vatandaşlık sorunu. Sadece Demokrat Parti'nin aldığı usulsüz bir karar var. Siz Nâzım'a vatandaşlık hakkını verseniz de vermeseniz de Nâzım herkesin gözünde Türk vatandaşı. Siz sadece demokratçılık oynayıp pirim yapmayı planlıyorsunuz.

Biliriz Tayyip Bey pek aranız yoktur şiirle. Bir kez okumaya kalktınız mahkum oldunuz. İkinciye okumaya kalktınız Dağlarca'nın ardından, danışmanlarınız Google'dan Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirini indirdi. Onu okuyup rezil oldunuz. Zannımızca Nâzım'ı da hiç okumamışsınızdır.

Yeniden vatandaşlığa kabul edeceğiz diyorsunuz uyaralım. Bu vatandaş, etrafınızdaki vatandaşlara benzemez.

Dili serttir biraz, konu vatan olunca.

Konu millet olunca, konu işçi olunca, konu köylü olunca, konu ezilmişlik olunca.

Konu antiemperyalizm olunca

Bizi dinleyin Tayyip Bey kalkışmayın boyunuzdan büyük işe.

Siz şimdi mezarını da Türkiye'ye taşımaya kalkarsınız Nâzım'ın.

Bir bakmışsınız Nâzım yalnız gelmemiş mezardan, "çıkın" dedikleri de gelmiş!

Kimler mi?

Şehitler, Kuvâyı Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri,

Sakarya'da, İnönü'de,
Afyon'dakiler,
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler.

Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri
Siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,

satıldık uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykudayız,
Kalkıp uyandırın bizi!

Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri
Mezardan çıkmanın vaktidir!

(Sayı 219, 12/01/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40