Serap Yeşiltuna -Huzurumuzu bozuyorsun Tayyip!
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

2009'da Tayyip

Durmak Yok Küfre Devam

Gökçe Fırat
One Minute Tayyip


Özgür Billur
Atatürk duruşu değil,
Yahudi cesareti


Tuğrul Çelik
Sen de İsrail'le anlaşmayı
çok iyi bilirsin Tayyip!


Özgür Erdem
İşte Yeni Osmanlı
İşte Yeni Vahdettin


Gökçe Fırat
Sevgili Domuz Gribi
Yardım Et Bize


Serap Yeşiltuna
Huzurumuzu bozuyorsun Tayyip!


Onur Yaman
Tayyip Bey sen vatandaşsan Bırak Nâzım vatandaş olmasın

Serap Yeşiltuna
Huzurumuzu bozuyorsun Tayyip!

Faşistin yeni sloganı bu:
“Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülke o kadar huzur bulur.” Faşistin ağzı ile beyni arasındaki irtibat böylesine kopuktur işte. Aslında huzurları bozmakta olan bizzat Tayyip’in kendisidir.
Şehidin huzurunu bozar, çiftçinin, işçinin huzurunu bozar, emeklinin huzurunu bozar, yazarın huzurunu bozar, kendisi gibi olmayan herkesin huzurunu bozar.
İşin özü Tayyip huzur bozmak için vardır.

Faşistin düşünceye tahammülü yoktur

Faşist, faşisttir...

Hiç değişmez...

Her türlü eleştiriye rağmen faşist bir liderin tavrı hep aynıdır. Esip gürler, delirmişçesine sağa sola saldırır, köylüyü fırçalar, memuru tartaklar, işçiyi dövdürür, halkı susturur, asar, keser, yaptığı görünüşte ne olursa olsun özü hep aynıdır, faşistçedir.

Geçtiğimiz hafta Mehmet Tezkan adındaki köşe yazarı Milliyet gazetesindeki bayram yazısında “siyasetçiler az konuşunca ülke rahatlıyor” gibi bir laf etmiş de bizim Başbakanımız durur mu, faşiste yaraşır bir şekilde esip gürlemiş yine:

“Bu planlı haberleri yayınlayan bu türden sipariş haberler var. Bugün bir tane var. Siyasetçiler ne kadar az konuşursa ülke o kadar huzur bulur diyor. Ne kadar güzel. Siz köşe yazarları, siz ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur. Geçmişte bir köşe yazarı haftada bir ya da iki yazı yazardı. Ama şimdi bunlar her gün bırak yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar. Bunlar kendilerinin söyledikleri. Şimdi ise yarım saatte anında sipariş hemen bir yazı. Bu hale geldi. Bunların yaptıkları tahrikten başka bir şey değildir. Bunlar barış, millet ve devlet düşmanlarıdır. Bunlar çok partili hayata geçerken de rahatsız oldular, bunlar Boğaziçi köprüsü yapılırken de rahatsız oldular. Küresel sermayeden de rahatsız oldular. Bunlar AB’den de Kıbrıs sorununun çözülmesinden de rahatsız oldular.”

Faşistin yeni sloganı bu:

“Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülke o kadar huzur bulur.”

Kastettiği elbette tüm köşe yazarları değil. Yandaş medya istediği kadar köşe yazısı yazabilir. Herhangi bir köşe yazarı Tayyip’i övdükten sonra, ona methiyeler düzdükten sonra, AKP yalakalığı, AKP’li yalakalığı yaptıktan sonra istediği kadar yazı yazabilir. Hani Tayyip rahatsız olmuş ya her gün yazıyorlar diye, dakika başı onu öven köşe yazısı yazılsa buna pek de itirazı olmaz.

Yazıyı yazanın kimliği ya da yazdığı yer de çok önemli değildir. Örneğin Mehmet Tezkan fikirsel olarak Tayyip’e pek de karşı biri olmadığını kendisi de yazmış. Ne Kürt açılımına karşı ne AB’ye ve ABD’ye ne de küresel sermayeye. Ancak Tayyip’i kızdıracak tek bir satır bile, tavır alması için, saldırganca eleştirmesi, bağırıp çağırması için yeterlidir.

Faşistin düşünceye tahammülü yoktur, gazetelere, kitaplara, fikirlere tahammülü yoktur. Hitler’in 10 Mayıs 1933’teki kitap yakma olayını hatırlayalım. “Kahverengi Gömlekliler” bir gecede tüm kütüphaneleri, yayınevlerini basarak kamyonlara doldurdukları kitapları “büyük bir coşkuyla” ateşe vermişlerdi. Nazi Partisi liderlerinden Hermann Göring “Bürokrasinin hiçbir maddesi benim uygulamalarımı engelleyemez.” diyordu. “Amacım haklıyı aramak değil. Benim tek görevim kötüyü ortadan kaldırmak, kökünü kazımak.”

Bakış açısı budur. Tayyip için ona karşı söylenmiş her şey kötüdür. Onun görevi de o kötüleri ortadan kaldırmaktır.

Nazi Almanyasında bir gecede ortadan kaldırılan o kitaplar da, yazarları da nasıl kötünün temsilcisiyse Tayyip için artık onu eleştiren her türlü fikir “kötü” haline gelmiştir.



En çok da bilboardlarla bozar huzurumuzu. Sabah uyanırsınız bir bakarsınız tüm duvarlarda Atatürk pozu vermiş bir Tayyip görürsünüz. Ufka bakan bu Tayyip pozu öylesine çirkindir ki huzurunuz bozulur.
Ertesi gün bir bakarsınız Başöğretmen Atatürk pozlarında bir Tayyip. Kara tahtanın önüne geçmiş,
Atatürk gibi ders vermektedir. Ve sonra en kötüsünü görürsünüz. Türk bayrağının önüne geçmiş “dalgalandığın yerde ne korku ne keder...” sloganıyla Türk milletini adeta geri zekalı yerine koymaya çalışan bir Tayyip görürsünüz.
“Sen kimsin be adam!” demek geçer içinizden, sen kimsin? Bundan daha başarılı bir huzur bozma kampanyası var mıdır?

Kötülere karşı mücadele eden süper kahraman: Tayyip

Tayyip’in eleştiriye tavrı hiçbir zaman olgunlukla cevap vermek olmamıştır. Örneğin kendisi ile ilgili çizilen küçücük bir karikatür, kedi benzetmesi üzerine ortalığı ayağa kaldırmıştı ve dava üstüne dava açmıştı.

Karikatürü çizen kötüydü...

Hatırlarsak, sıradan bir Atatürkçü vatandaşın Selanik’te onu Ata’ya şikayet eden mektubunu görünce nasıl da deliye dönmüş, mektubu nasıl da yırtıp atmış, avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı. Bu yaşlı Atatürkçü insanı hâlâ mahkeme kapılarında süründürmeye çalışan Tayyip kendisine karşı fikirlerle böyle mücadele edeceğini düşünmektedir.

Çünkü o yaşlı Atatürkçü de onun için kötüdür...

Sürekli hakaret davası açar, belki de Tayyip dünya tarihinin en çok hakaret davası açan başbakanlarından biri haline gelmiştir şimdiden.

Eleştiriyi susturmanın yöntemi faşist için budur. Ne söylediğinin de çok önemi yoktur.

Kızdığı zaman karşısındaki kim olursa olsun, yazar da olsa, köylü de olsa herhangi bir siyasetçi de olsa fark etmez. O, kötülere karşı mücadele eden bir süper kahramandır adeta.

1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen işçilere ve işçi sendikalarına dediğini bir kez daha hatırlayalım: “Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar.”

Oy aldığı, oylarını istediği, milli irade olarak kendisini dayandırdığı halk kitleleri yeri geldiğinde “baş olmaya çalışan ayak takımıdır” ve bunu hiç çekinmeden dile getirir, sonra özür dileme ihtiyacı bile hissetmez.

Çünkü işçiler kötüdür.

Seçimlerden bir buçuk yıl önce Mersin’de karşısına çıkıp Tarım Bakanı’nın anayasayı ihlal ettiğini söyleyen, “Çiftçiyim sizin hükümetinizin tarım politikaları yüzünden ekinden verim alamıyoruz, anamız ağlıyor.” diye yakınan, hakkını arayan çiftçiye cevabı, hatırlayalım, “Ananı da al git buradan.” demek olmuştu.

Çiftçiler kötüdür...

Buna benzer tartışmalar şehit aileleriyle de yaşanmıştı. “Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” diyen şehit ailelerine “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diye çıkışmış, şehitlerden de “kelle” diye bahsetmişti.

Şehitler, şehit aileleri Tayyip için kötünün en kötüsüdür.

Faşistin ağzı ile beyni arasındaki irtibat böylesine kopuktur işte. O nedenle köşe yazarları sussun demesinde garipsenecek bir durum yok.

Bugün için ise köşe yazarları kötüdür. İçeri aldırdığı tüm köşe yazarları, öğretim üyeleri, aydınlar ve muhalifler zaten kötüdür.

Görüldüğü gibi huzurları bozmakta olan bizzat Tayyip’in kendisidir. Şehidin huzurunu bozar, çiftçinin, işçinin huzurunu bozar, emeklinin huzurunu bozar, yazarın huzurunu bozar, kendisi gibi olmayan herkesin huzurunu bozar. İşin özü Tayyip huzur bozmak için vardır.

Ama bunu öylesine güzel kamufle etmeye çalışır ki, tipik bir faşist gibi, sanki halktan biriymiş, sanki çok sevilirmiş, sanki bir halk kahramanıymış gibi davranır bir yandan da.

Bilbordlarla taciz edilen İstanbullular

En çok da bilbordlarla bozar huzurumuzu. Sabah uyanırsınız bir bakarsınız tüm duvarlarda Atatürk pozu vermiş bir Tayyip. Ufka bakan bu Tayyip pozu öylesine çirkindir ki huzurunuz bozulur.

Ertesi gün bir bakarsınız Başöğretmen Atatürk pozlarında bir Tayyip. Kara tahtanın önüne geçmiş, Atatürk gibi ders vermektedir.

Ve sonra en kötüsünü görürsünüz. Türk bayrağının önüne geçmiş “dalgalandığın yerde ne korku ne keder...” sloganıyla Türk milletini adeta geri zekalı yerine koymaya çalışan bir Tayyip...

“Sen kimsin be adam!” demek geçer içinizden. Sen kimsin?

Bundan daha başarılı bir huzur bozma kampanyası var mıdır?

Tüm faşistlerin ortak özelliğidir kutsal değerlerimizin arkasına gizlenmek, onlara öykünmek. Tayyip de Atatürk’ün, Türk bayrağının kutsallığı arkasında her türlü ihaneti bize kabul ettirmeye çalışmaktadır, o kadar.

Halkın karşısında esip gürleyen faşist, emperyalistlerin karşısında kuzu gibidir. Biz o pozların arkasında bu kuzu Tayyip’i görürüz. Mülayimdir, sessizdir, bağırıp çağırma yoktur.

“Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...” anlamsızdır; çünkü emperyalistlere verdiği sözlerle başlattığı Kürt açılımıyla birlikte dalgalanabilen tek bayrak Tayyip’in arkasındaki o sanal bayraktır, sahtedir.

Her gün meydanlarda bizim bayraklarımız yakılır, PKK flamaları sallandırılırken, ülkenin her tarafı molotoflu saldırılarla çalkalanırken dalgalanabilen bir bayrak mı kalmıştır ülkede?

Ufka boşuna bakmaktadır Tayyip çünkü baktığı boşluktur. Atatürk’ün gördüğü hiçbir şeyi göremez orada. Atatürk baktığı her yerde yarattığı çağdaş Türkiye’yi, kalkınmış Türkiye’yi, bağımsız Türkiye’yi görürken, Tayyip sadece Batıya verdiği ihanet sözlerini görmektedir.

Ufukta sadece ve sadece ihanet vardır.

Kıbrıs satılırken, Kürt devleti kurulurken, “Ermeni soykırımı”, “Dersim soykırımı” dedikleri uydurmacalar kabul ettirilirken, Azerbaycan’la ilişkilerimiz gerilirken, Batıya her gün daha fazla satılırken ufukta hep ihanet vardır.

O nedenle o resme baktığımızda biz, Obama’nın karşısındaki kuzu Tayyip’i, AB komiserlerinin, IMF yetkilerinin karşısındaki, İsrail’in karşısındaki sesi soluğu çıkmayan, bağırıp çağırmayan itaatkar Tayyip’i görürüz. Faşistin sadece bir başka yüzüdür bilbordlardaki resimler o kadar.

Başöğretmen Tayyip pozu öylesine komik görünmektedir ki, bu millete yobaz fikirleri, saldırgan tavırları, bölünmeci tezleri ve Atatürk’e hakaret dolu konuşmaları dışında hiçbir şey veremeyen bir adam ne öğretebilmiştir ki. O öykündüğü Atatürk Başöğretmendir çünkü Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden yazdığı geometri kitabına, Şapka Devriminden Latin harflerine, yazdığı tarih kitaplarından ayaklanmaları bastırma stratejilerine kadar ülkedeki her şeyin mimarıdır. Başöğretmenlik sıfatı onda eğreti durmaz sen de olduğu gibi; çünkü o Türk milletine benliğini öğreten kişidir aynı zamanda.

Faşist işte böyle bazen yapamadıklarını örtbas etmek için kullanır bunları ya da yaptıklarını...

Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirinden alınan “Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...” kesiti çok masumca görünür ancak faşistçe bir taktiktir. Ülkenin Kürt açılımı ile sarsıldığı bir ortamda, Kurban Bayramı’nda PKK tüm eylemlerini artırırken, Apo’nun daha keyfe keder bir yaşam sürmesi için sloganlar atılır, otobüsler molotoflanır, sokaklar kan gölüne çevrilirken açılım karşıtlarına, yani bu toprakların sahiplerine susun çağrısıdır. Tayyip’in bayram mesajında altı çizili şekilde verdiği “birlik” mesajı, Kürtlere cesaret Türklere sükut mesajıdır aslında. Tabii o bayraklı mesajlar Güneydoğuda sergilenmez hiçbir şekilde. Faşist nerede ne yapacağını bilir. “Kurban olayım ayına yıldızına” dediği Türk bayrağıyla Kürtlere verebileceği hiçbir mesaj olmadığını çok iyi bilir çünkü.

Konuşması gereken köşe yazarları değil halktır

Yine gündeme dönelim. “Köşe yazarları ne kadar az konuşursa ülke o kadar huzur bulur” sloganına...

Bir ülkede fikir ne kadar azsa, fikir üretecek insan ne kadar azsa, fikir üretenler ne kadar çok susturulur, hapse tıkılırsa, kitaplar ne kadar çok yasaklanır, gazeteler ne kadar çok kapatılırsa o ülkede faşizm var demektir.

Faşist için bir tek yandaş medya vardır, onun dışında fikir üretecek kim varsa ya adam olmak zorundadır ya da susmak.

Tayyip’in kızdığı Mehmet Tezkan değildir aslında. “Kızım sana söylüyor gelinim sen anla” misali bundan sonra çıkabilecek çatlak sesleredir mesaj.

Ha, ülkede öyle çatlak ses kalmış mıdır o da tartışılır. Gerçek ses ise devrimcilerin çıkardığı sestir.

Köşe yazarları susar mı bilemeyiz ama bu ülkenin evlatları bu ihanetler karşısında susmaz. Bayrağın önünde verilen kamuflaj fotoğraflarına da kanmaz, Atatürk taklidi duruşlara da.

Aslolan bayrağın gerçek dalgalanışıdır ki, bir ülkede artık bayrak yerlerde sürükleniyosa konuşması gereken köşe yazarları değil halktır!

(Sayı 262, 07/12/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40