Serap Yeşiltuna
Serap'ın katillerini tanıyoruz
Serap, herhangi birimiz olabilirdi
Bir ay önce İstanbul Küçük Çekmece’de İETT otobüsüne PKK’lıların attığı molotof kokteyli sonucu tüm vücudu ateşler içinde kalan 16 yaşındaki Serap Eser’i hatırlıyoruz.
Bir aydır yaşama savaşı veriyordu. Yılbaşına kadar iyileşip hastaneden çıkabilmeyi, çok özlediği okuluna gidebilmeyi, derslerine çalışıp bir an önce üniversiteye girmeyi hayal ediyordu. Onun da dediği gibi “hayallerini yakmışlardı” ama, o buna rağmen yanmış vücuduyla da olsa kendisini yakanlara bir cevap vermek istiyordu, yaşayarak...
Ancak geçtiğimiz hafta kardeşimizi yitirdik...
Ve tüm Türkiye yasa boğuldu. Daha ilk anda yanıklar içindeki görüntüleri basına yansımıştı ve acı dolu bakışları günlerdir hafızalardan silinmedi. Babasının çaresizce yardım etmeye, onu söndürmeye çalışması, annesinin ilk andaki umutla “Serap!” diye seslenişi unutulmadı, unutulamadı bir türlü.
Ancak bu ölüm, sıradan her insanın böylesine bir ölüm karşısında duyacağı üzüntü ve acının yanında çok büyük bir nefreti, çok büyük bir isyanı da içinde barındırıyor.
Çünkü bu sıradan bir olay ya da bir kaza değil!
Serap, içimizden biri.
Kardeşimiz, arkadaşımız, kızımız, yeğenimiz, torunumuz, öğrencimiz, sevdiğimiz, tanıdığımız herhangi biri, herhangi bir Türk.
Sıradan bir gün içinde otobüse binen, okula giden, işe giden, evine dönen herhangi bir Türk.
Hayalleri olan, sorunları olan, kaygıları olan, sorumlulukları olan, hayatını kurtarmak için çalışmak zorunda olan, okumak zorunda olan herhangi bir Türk...
Yoksulluklar içinde, zorluklar içinde yaşayan herhangi bir Türk...
Dağlarda yaşayan biri değil, PKK eylemlerinde boy gösteren biri değil, eli silah tutan, polise, askere taş atan biri değil...
Serap sıradan bir Türk kızı...
Sıradan bir Türk’ün herhangi bir zamanda, herhangi bir PKK’lı tarafından pervasızca nasıl da öldürülebileceğinin göstergesi.
Bu kadar çok barış sözcüğü kullanıp da, bu kadar çok barıştan uzak yaşamayı seven bir topluluğun Türklere daha neler yaşatacağının göstergesi.
Soykırım, katliam sözcüklerini ağızlarından düşürmeyenlerin, sivil insanların içinde olduğu bir otobüsü nasıl da yakabileceklerinin, nasıl bir katliama sebep olduklarının göstergesi.
Onun için, 8. şehit diyorlar. Evet, Tokat’ta şehit edilen 7 askerimizle aynı gün kaybettik onu. Ancak onun ölümü -elbette şehitler ve ölümler kıyaslanmaz ama- bir askerin ölümünden de acı ve kaygı verici çünkü bu bir sivil ölüm...
Hani “Apo’nun idamını istemek insanlık suçu” diyorlar ya, o asmadığımız Apo’nun talimatlarıyla öldürülen, Kürt açılımı ihanetiyle daha da azgınlaşan PKK’nın insiyatifiyle öldürülen, yargılanmadan, sorgulanmadan öldürülen sivillerden biri.
Serap olayı insanlık suçu denilen olguyla kimlerin karşı karşıya olduğunun göstergesi!
Apo’ya yaşam güvencesi var Türklere yok
Evet artık ülkemizde herhangi bir Türk’ün yaşam güvencesi kalmamıştır.
Apo’nun bile yaşam güvencesi vardır. Hatta Apo’nun daha iyi bir yaşam güvencesi vardır ama biz Türklerin yoktur.
Serap’ın ölümü üzerine gazetecilerin Ahmet Türk’e yönelttigi soru şu: “Sokak eylemleri elinizi zayıflatmıyor mu?”
Cevap: “Tepkisiz kaldığınız zaman, demokratik tepkilerinizi göstermediğiniz zaman, o zaman da farklı şekilde yorumlanabilir.”
Ahmet Türk’e göre bu, demokratik bir tepkidir yalnızca. 16 yaşında bir kız birileri demokratik tepki verebilsin diye ölmüştür anlayacağınız. Onlar için yalnızca budur. Öldürmek tepkiyi yansıtmanın yöntemlerinden sadece biridir onlar için.
DTP’lilerin hiçbirini Serap’ın cenazesinde göremezsiniz örneğin. Çünkü onlar taziye ziyaretlerini Türklere yapmazlar. Öylesine ırkçıdırlar ki, aslında Kürtçe ağıtların yakılmadığı hiçbir cenazede yokturlar.
Serap’ın cenazesi de böyle bir cenazedir. Kürtçe ağıt yakan kimse yoktur elbette ama, bayrakların bile sessizce asıldığı, feryatların minimuma indirildiği bir cenaze. Böyle bir olayda bile suskunluğunu, nefretini içine atan Türklerin cenazesi.
Annesinin -her fedakar Türk annesinin yapacağı gibi- kızının yaşaması için deri naklini kabul eden annesinin, hastaneden çıkamadığı için katılamadığı bir cenaze...
Komşularından birkaç kadın dayanamayarak küçük bir Türk bayrağı açarlar ancak.
“Yeter artık, Serap geri dönmeyecek. Gözleri dönmüş caniler bütün ülkeyi yakıyorlar. Bizler artık belediye otobüsüne binmeye korkuyoruz. Susmayacağız, bayrak için yaşıyoruz.” diye bağırabilirler, sadece.
“Kahrolsun PKK”, “Daha kaç asker ölecek?” diyebilmişlerdir yalnızca çünkü Türklere tepki vermek bile yasaktır. Değil slogan atmak, bayrak açmak bile yasaktır.
“Aman Türk-Kürt kardeşliğine bir zarar gelmesin” diyerek Türkleri susturan güruh, bu olayda bile Türkleri suçlamaktadır çünkü. Onlara göre “Serap Eser Türkler daha çok ölecektir çünkü Kürtler ezilmektedir.”
Bu olaydan sonra çıkardıkları sonuç “açılımın hızlandırılması” gerektiğidir. PKK’nın daha fazla öldürmemesi için PKK’nın istekleri kabul edilmelidir.
Serap, onlara göre Apo’nun hücresi 17 cm2 daha küçük olduğu için öldürülmüştür.
Kürtler Kürtçe eğitim yapamadığı için, Kürtçe resmi dil olmadığı için, Apo hâlâ içerde olduğu için öldürülmüştür.
Anlayacağınız bir sivil Türk’ün ölümünün bile sorumlusu Türklerdir.
Ölen PKK’lılarla Serap’ı bir tutuyorlar
DTP’ye ek olarak, Amerikancı Kürtçü, açılımcı köşe yazarları öylesine adileşmişlerdir ki, Diyarbakır’da PKK’nın bir gösterisinde polisi taşlarken öldürülen Aydın Erdem adlı bir PKK’lıyla, Serap’ın ölümünü aynı kefeye koyarlar.
Genç Siviller denen grup öylesine adileşmiştir ki, Serap’ın cenazesine üzerinde “Ceylan” yazan bir çelenk gönderirler. Ceylan, Eylül ayında Diyarbakır’da hayvan otlatırken tüfek bombası mermisinin patlaması sonucu ölen 14 yaşında bir kız.
Bu adilere göre üçünün de ölümü aynı şeydir. Demek istemektedirler ki, PKK kadar PKK’yla mücadeleyi bırakmayan asker ve devlet de suçludur.
Aydın Erdem’e niye üzülsün ki Türkler?
PKK’nın gösterisinde slogan atan, Apo posterleri taşıyan, PKK bayrağı taşıyan insanların ölümüne sıradan bir Türk niye üzülsün?
Tam tersine biz onları lanetliyoruz. Çünkü Serap’ı öldüren onlar.
Bugün slogan ve taş atıyor, yarın ise molotof kokteyli!
Ceylan’ı biz mi öldürdük yoksa PKK mı? Ceylan’ın ölümü üzerine devleti ve Ordu’yu lanetleyenler oturup düşünsün, “Kahrolsun PKK” diyebiliyorlar mı? Diyemezler çünkü Ceylan’a sahip çıkanlar, PKK’ya sonuna kadar bağlı oldukları için sahip çıkıyorlar.
Üzerinde “Ceylan” yazılı çelengi Serap’ın cenazesine gönderen “Genç Siviller”i bir düşünün. Aynı şeyi Ceylan’ın cenazesinde yaparlar mıydı?
Asla!
Bunlar Türkleri provoke etmeye çalışırlar yalnızca. Bundan sonra ölecek PKK’lıları bir düşünün, herhangi bir çatışmada, dağda, PKK gösterisinde... Bu Genç Siviller denen Amerikancı Kürtçü grup, bunların cenazesine “Serap” yazılı bir çelenk gönderirler mi sizce?
Ya da bunların yazarları “Serap’ı da hatırlayalım” içerikli yazılar yazarlar mı?
Elbette hayır!
Çünkü bunlar Serap’ın ölümünden bile PKK’yı değil, PKK’nın isteklerini kabul etmeyen Türkleri sorumlu tutmaktadır. PKK’lılara yeter artık adam olun, teslim olun, bu devlete bağlı yaşayın demek yerine, en fazla “silah bırakın” demektedir. Teslim ol çağrısını yalnızca Ordu’ya yapar, askerlerin yaka paça içeri alınıp götürülmesini onaylarken, binlerce Türk’ü öldüren PKK’lılar için af talep ederler. Serap’ın ölümünün bile sorumlusu Ordu’dur onlar için, o nedenle gönderirler o çelenkleri!
Serap’ın katillerini tanıyoruz
Bir yazarımız “Serap’ı hiç tanımadığı insanlar öldürdü” demiş.
Peki gerçekten tanımadığı insanlar mı?
Serap’ın katillerini biz pek çok yerden tanıyoruz.
Daha geçen hafta 7 askerimizi pusu kurarak öldürenler örneğin... Hiç utanmadan eylemi sahiplenen, katliamlarıyla gurur duyanlardan...
Güneydoğu’nun her tarafında molotof kokteylli saldırılarla kamu binalarını, ambulansları, trafik ışıklarını, bankaları, bankamatikleri yakan, PTT şubelerini bombalayan alçaklardan tanıyoruz.
14 yılda tam 366 otobüs molotoflu saldırıya uğramış. Bu saldırılardan tanıyoruz.
2006’nın Nisan ayında biri 24, diğeri 18 yaşında iki kız kardeşin yakılarak hayatını yitirdiği otobüsten tanıyoruz.
2007’de Gazi mahallesinde iki ayrı otobüse düzenlenen saldırıda yaralanan masum insanlardan tanıyoruz.
Mavi Çarşı’dan tanıyoruz 14 kişinin öldüğü ve Çetinkaya mağazası bombalamasından…
Ve geçtiğimiz yılki Güngören patlamasından…
‹dil Öğretmenevi’ni taşlayarak, içindeki öğretmenleri linç etmeye çalışan nefret dolu kalabalıktan…
Herhangi bir zamanda, herhangi bir Güneydoğu şehrinde kurulan pusulardan tanıyoruz.
Aslında çok daha yakınlardan tanıyoruz Serap’ın katillerini…
Açılım çığlıkları atarak, “barış ve demokrasi” söylemleriyle PKK’yı cesaretlendirenlerdir katilleri.
Çok daha geçmişe dayanır menşeleri ve günümüze uzanır.
Kürt realitesi sürecini başlatanlar, “Kürt sorunu” söylemini devlet literatürüne sokanlar, PKK’yla masaya oturarak, DTP’yle el sıkışanlardır.
Teröristleri dağa çıkartan, dağdan indiren, indikten sonra davulla zurnayla karşılayarak aylık maaş bağlayan herkestir.
Katil, “taş atan çocukları affetme” adı altında yasalar çıkararak, teröristlere daha da fazla cesaret vermeye çalışan herkestir.
Apo’nun rahatı için, daha konforlu bir hayat sürmesi için çaba harcayanlar, bir teröristbaşı için insanlığa soyunmaya kalkan uşaklardır.
“DTP kapatılamaz” diyerek demokrasi dersi vermeye çalışanlardır.
Apo’yu asmayanlardır ve Aposeverleri içlerinde barındıran, etnik kimlik siyaseti yapan herkestir.
İşin özü katiller çoktur ama öbeklendikleri yer birdir!
(Sayı 263, 14/12/2009)
|