Ali Özsoy
Ezilenlerin Değil
Emperyalizmin Umudu
Beyaz Adamın son yalanı
Vaşington’da toplanan yaklaşık bir milyon emperyalistin önünde yeni ABD Başkanı Obama yemin etti ve göreve başladı.
Obama’nın yemin töreni emperyalizm açısından tam bir propaganda ve gözdağı gösterisine dönüştü. Obama’nın seçim kampanyası ve yemin töreni Batılı Haçlılar için yeniden derleniş ve birlik için önemli bir vesile oldu.
Özellikle Avrupalı emperyalistler ve Türkiye’deki Amerikan uşakları aylardır Obama propagandasıyla etrafı kasıp kavuruyorlar. Milliyetçiliği en büyük insanlık suçu, Türk milliyetçiliğini ise en beter milliyetçilik ilan eden Türkiye’deki Amerikancılar sıkı birer Amerikan milliyetçisi olduklarını özellikle son süreçte gösterdiler.
Örneğin Taraf gazetesi söz konusu ABD olduğunda ne kadar çok devletçi ve milliyetçi olduğunu Obama aşığı yayın çizgisiyle gösterdi. Dinciler için ise Barack Obama diye biri yok. Bütün gerici gazeteler onu “Hüseyin” olarak anıyor. Hatta şeriatçı işbirlikçilerin bu yeni Hz. Hüseyin’ine dinci gazeteler öyle büyük misyonlar yüklüyorlar ki; ‹srail’in Obama’dan korktuğunu bu yüzden Filistinlilere saldırıyı kesmek zorunda kaldığını söyleyen yazarlar bile mevcut.
Özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa’da Obama’ya destek adı altında yeni bir Pax-Amerikana konsensüsü ve bu konsensüs etrafında Avrupalı emperyalistlere yeni tavizler arayışı devam ediyor.
Beyaz adam, Obama sayesinde tekrar Batı’nın imajını düzeltebileceğini ve Irak işgalinden önce çatırdayan Batı birliğini yeniden inşa edebileceğini düşünüyor.
Bizler açısından ise bir ABD başkanının daha derleyici toparlayıcı olması; daha fazla emperyalisti kendi safına çekebilmesi, ezilen dünyada daha fazla işbirlikçi devşirebilmesinden daha kötü bir durum olamaz. Bu ABD’nin yeni işgalleri için mevzi ve güç kazanması demektir. Oldukça yıpranan Bush’un ilerletemediği işgal politikalarının yeni stratejiler ve müttefiklerle ilerlemesi demektir.
Beyaz adamın Obama’yı büyük bir sevinç ile karşılaması bundandır. Ve şimdi bize bu sevinç selini ve Vaşington’da toplanan yüz binlerce emperyalistin kutlamalarını iyi bir şey olarak belletmeye çalışıyorlar.
Beyaz adamın en son yalanına inanmıyoruz. Onlar için iyi olan her şey dünya için kötüdür. Obama, dünyanın başındaki yeni beladır.
En büyük katil çetesinin
başkomutanı
Obama kimdir sorusuna yanıt vermek için öncelikle ABD başkanı kimdir sorusunu cevaplamak gerekmektedir. Öncelikle ABD Başkanı dünyanın en büyük katliam ve talan çetesinin yani ABD ordusunun başkomutanıdır.
Obama’nın ilk kimliği dünya tarihinin gördüğü bu en büyük cinayet makinesinin başkomutanı olmasıdır. Nitekim başkanlık seçimleri sırasında Obama’nın rakibi Hillary Clinton’a karşı en büyük propagandalarından biri bayan Clinton’un cinsiyetinden dolayı iyi bir başkomutan olamayacağı ve ABD’nin düşmanlarının bundan cesaret alacağıydı.
Bazılarının demokrasi ve hümanizmin şampiyonu ilan ettiği Obama başkan seçildiği ilk gün ise yine başkomutan sıfatıyla konuştu. ABD’nin düşmanlarını tehdit etti, ABD silahlanmasının uzaya kadar taşınması anlamına gelen füze kalkanı ve yıldız savaşları politikasına aynen devam edeceğini belirtti.
Obama’nın aldığı ilk karar ise Bush kabinesinin savunma bakanı ve şu anda Irak ile Afganistan işgalinin başındaki en yetkili kişi olan Robert Gates’in bakanlığına devam edeceğiydi. Obama bu kararını, ABD’nin teröre karşı savaşta olduğu ve savaş politikasında devamlılığın sağlanabilmesi için Bush’un bakanı Robert Gates’in görevini aynen yürütmesi gerektiği şeklinde gerekçelendirdi.
Bilindiği gibi “teröre karşı savaş” terimi Bush yönetiminin temel paradigmasını oluşturuyordu. Bush bu savaşın komünizm ile savaştan daha uzun ve zorlu süreceğini belirtmiş ve “kızıl devlet” olarak adlandırdığı ABD’ye boyun eğmeyen dünyadaki bütün devletleri düşman ilan etmişti.
Obama, ABD’nin bu yeni sömürgecilik saldırısını aynen devam ettireceğini beyan etti. Aksini yapması da mümkün değildi. Çünkü ABD emperyalizmi kanla dönen bir çarktır. Tüm ezilen dünyanın zenginliğini emerek yaşayan bu canavarın tüm uluslara dayattığı adaletsiz dünya sistemi eğer ABD Ordusu ve işgalleri olmazsa asla ayakta kalamaz.
Obama ve Demokratların Bush’a yönelik en büyük eleştirileri “ABD’yi terör tehdidine karşı daha zayıf düşürmesi ve teröre karşı savaşta özellikle Irak ve Afganistan cephelerinde başarısız” olması şeklindeydi.
Şimdi Obama ve Demokrat Parti “daha başarılı” olma fırsatını eline geçirdi. Onların görevi Bush’tan daha başarılı olmak ve sömürgeci işgal politikalarını en az ABD zaiyatıyla devam ettirmek.
Amerikancılarımız Obama için seviniyor, ABD’den naklen yayın yapıyor ve onun başarısı için dua ediyor. Oysa tüm dünya Obama’nın başarısız olması için duacı olmalıdır. ABD başkomutanının başarısızlığı dünya barışı için elzemdir.
Yemin törenindeki
tehdit
Obama yemin töreninde tipik bir emperyalist olarak halkına özgüven; dünyanın ezilen halklarına ise korku vermeye çalıştı.
Şeriatçı Vakit gazetesine göre Obama “tarihi bir konuşma” yaptı ve Müslüman dünyaya seslendi. Oysa bakın Müslüman dünyayı Obama konuşmasında nasıl tehdit etti:
“Çatışmanın tohumlarını saçmak isteyen ve kendi toplumlarının sorunlarından Batı’yı sorumlu tutan dünya liderlerine sesleniyorum: Halkınızın sizi yok ettiklerinizden değil yaratabilecekleriniz üzerinden yargılayacağını bilin. Yolsuzluk ve yalanlarla, muhalifleri susturarak iktidarda kalmaya çalışan liderlere sesleniyorum: Siz tarihin yanlış tarafında yer alıyorsunuz; ancak biz size de bir dost eli uzatacağız.”
Tıpkı Bush gibi Obama da köktenci bir bakış açısıyla dünya liderlerini ikiye ayırıyor: “ya bizdensiniz veya bize düşmansınız.”
Başta Müslüman dünya olmak üzere ezilen dünyanın tüm uluslarının liderlerine karşı açık tehdit içeren bu üslup dünya halklarına hiç yabancı değil. Aynen Hitler’in, Bush’un kafa yapısına benzer bir şekilde Obama bazı ulusları başarısız, o ulusların liderlerini de despot ilan ediyor. “Tarihin yanlış tarafına düştünüz” diyerek ABD karşıtlarının ayaklarını denk alması gerektiğini ilan ediyor.
Obama bu açıdan Bush’un çizgisini aynen devam ettirmektedir. ABD emperyalizmi ile ezilen dünyadaki ulus devletler ve bağımsız uluslar arasındaki çelişki uzlaşmaz bir çelişkidir. Bush ve Obama bu açıdan aynı politikayı uygulamak zorundadır.
Ancak Obama’nın bir farkı var ki konuşmasında Bush’tan farklı olacağı noktayı kendisi de açıkça vurguladı. Bush idaresi, ABD’de en çok eleştiriyi ülkeyi yalnızlaştırdığı ve izole ettiği, Batı dünyasının bile desteğini almadan askeri maceralara girdiği konusunda almıştı. Obama, ABD’nin önümüzdeki dönem işgal politikalarını daha kıvrak manevralarla yürüteceğini ve daha geniş bir emperyalist cephe oluşturarak, kendini risk etmeden yürüteceğini şu sözlerle vurguladı:
“Şunu hatırlamalıyız ki önceki kuşaklar faşizm ve komünizmi alaşağı ederken sadece füzelere ve tanklara değil; aynı zamanda güçlü ittifaklara ve ikna yöntemine dayandılar. Tek başına kendi gücümüzün bizim güvenliğimizi ve emellerimizi sağlamamıza yetmediğini gördüler.”
Bilindiği gibi faşizmden ABD’lilerin kastettiği Hitler’dir. Oysa tüm dünya biliyor ki 1945’ten beri tüm dünyada faşizmin tek hamisi vardır o da ABD’dir. ABD’nin meşhur anti-komünizm davasının da ne olduğunu biliyoruz. Ezilen dünyanın emperyalizme karşı verdiği her türlü bağımsızlık mücadelesi onlara göre komünizmdir ve ezilmelidir.
ABD kendini iki büyük savaşın galibi sayıyor. Birincisi 2. Dünya Savaşı diğeri ise Soğuk Savaş. ABD’nin emperyalizmin tahtında oturmasını sağlayan bu iki zafer bilindiği gibi tek başına ABD tarafından kazanılmamıştı. Tüm Batılı emperyalistler ABD’nin patronluk iddiasını kabullenmiş ve kendi kapitalist zenginliklerini korumak için onun arkasında dizilmiştiler.
Bush’un başlattığı “teröre karşı savaş” 21.yy’da sömürgeci düzenin ve ABD egemenliğinin devam edebilmesi için girişilen büyük bir Haçlı seferidir. Artık hedef Almanya veya Sovyetler Birliği değil; 20.yy’da bağımsızlıklarını kazanan ezilen dünyanın tüm ulus devletleridir. Ancak Üçüncü Dünya’ya karşı ilan edilen bu yeni savaşın hiç de kolay olmayacağı kısa sürede ortaya çıktı. Bush’a yönelik ABD’deki en büyük eleştiri ABD’yi geleneksel Batılı müttefiklerinden izole etmesi ve Irak ile Afganistan’da yalnız bırakması, zaiyatları aşırı bir oranda yükseltmesi şeklindeydi.
Eğer Obama ABD’yi içine düştüğü bataklıktan çıkarmayı başarır, yeni müttefikler ve ittifak stratejileriyle sömürgeleştirme çabalarını ilerletebilirse; bu gerçekten de “tarihi” bir başarı olacaktır ki, tüm Üçüncü Dünya ama özellikle Türkiye için bu kâbus anlamına gelmektedir.
Bush’un bıraktığı yerden işgal politikalarına devam etmek imkânsızdır. Obama yönetimi bunu görmüş ve tıpkı Soğuk Savaş yıllarındaki gibi Batı Bloğunu yeniden birleştirerek yoluna devam etmeye karar vermiştir. Dünya halklarını bekleyen en büyük tehlike budur.
Obama’nın programı: BOP ve “Büyük Kürdistan”a devam
Obama ve Demokrat Parti daha iki yıl önce Bush’a alternatif kendi işgal programlarını bu çerçevede deklere ettiler.
Demokrat Parti’nin hazırladığı Irak ile ilgili rapor bu politikanın ana hatlarını oluşturuyor. Bu politika daha Obama iktidara gelmeden zaten uygulanmaya başladı.
Bilindiği gibi Bush yönetimi neredeyse tüm Asya ve Kuzey Afrika’yı kapsayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak adlandırılan bir yol haritası belirlemişti. BOP çok geniş bir bölgedeki hemen hemen tüm ulus devletlerin bölünüp parçalanmasını, sınırlarının değiştirilmesini ve rejimlerinin yıkılmasını öngörüyor.
Obama yönetimi BOP’u aynen devam ettirecek. Çünkü BOP Cumhuriyetçilerin veya Demokratların değil, Amerikan emperyalizminin programı. ABD’nin değişmez bir devlet belgesi. BOP haritasının ne olduğunu ve Türkiye’yi kaç parçaya böldüğünü çok iyi biliyoruz.
Demokrat Parti’nin BOP konusundaki en büyük kaygısı; Bush politikalarının ve Irak’taki başarısızlığın BOP’u tehlikeye soktuğu şeklindeydi.
Bu konuda en çok Rumsfeld ve çevresindeki Neo-Conlar eleştirildi. Çünkü bunlar hem Afganistan’da hem de Irak’ta çok az sayıda askerle işgali başlatmışlardı. Bu ise iki cephede birden başarısızlığı getirmişti. Bilindiği gibi Obama’nın da gözdesi olan Robert Gates, Rumsfeld’in başarısızlığı üzerine göreve geldi. Yaptığı ilk iş Irak’taki ve Afganistan’daki asker sayısını arttırmak oldu.
Irak’ta kalıcı bir işgalin mümkün olmadığı ortaya çıktığında ise ABD Irak’ı üç parçaya böldü. Obama’nın Bush yönetimine en büyük eleştirisi; Irak’taki direnişin güçlü olduğu bölgelerde boşuna durulduğu, bunun yerine Afganistan ve ‹ran politikasına yoğunlaşılması gerektiği yönündeydi.
Nitekim ABD şimdi bu politikayı uyguluyor. Sözde ABD Irak’tan çekiliyor. Ama aslında zaten Irak’ın güneyinde tutunamayan işgalciler bütün güçlerini Kuzey Irak’taki güvenli Kürt bölgesine yığacaklar. ABD 3 yıl içinde Irak’tan çekilme programını ilan etti. Ama dünyadaki en büyük ABD askeri üssü şu anda Kuzey Irak’ta inşa ediliyor.
Bu ABD’yi hem Irak’taki aşırı kayıplardan kurtaracak, hem de tüm Irak işgalinin ve BOP’un ana hedefi olan “Büyük Kürdistan”a bir adım daha yakınlaştıracak bir plan. Bazıları Obama’nın Ortadoğu’ya barış getireceğini ve Irak işgalini sonlandıracağını söylüyor. Oysa Obama tıpkı Clinton’un Balkanları paramparça ettiği gibi, Oratadoğu’yu bölüp yutacak bir programın yürütücüsüdür. “Irak’tan çekilme takvimi” denen şey ise “kukla Kürdistan”ın resmen kurulması ve Irak’ın parçalanmasından başka bir şey değildir.
Bundan sonra gelecek adım Kuzey Irak’a temelli yerleşen ABD’nin, Kürt işbirlikçilerle birlikte ‹ran, Suriye ve Türkiye’ye doğru genişlemesidir. Türk Ordusuna karşı son günlerde yürütülen operasyon ve PKK terörüne karşı mücadelenin tasfiye edilmesi bunun öncülüdür.
Obama yönetimi Irak’tan sonra Suriye, ‹ran ve Türkiye’nin parçalanması için düğmeye basacaktır. Obama’nın Bush’tan bile daha ateşli bir şekilde ‹srail’i desteklemesi ve Filistin’e yönelik ‹srail saldırılarının artması önümüzdeki dönem ABD’nin Ortadoğu’da daha da savaşçı ve aktif bir politika yürüteceğini göstermektedir.
Obama’nın seçimler sürecinde açıkladığı önemli bir politikası ise ABD’nin Orta Asya’da işgalci eylemlerini genişleteceğini göstermektedir. Obama ABD’nin Irak’tan çekeceği askerleri Afganistan’a yığmasını ve hatta Taliban’a karşı savaşın Pakistan sınırları içine kadar taşınmasını savunmaktadır. ABD’nin eski ortağı olan Pakistan Ordusunu yönetimden uzaklaştırması; Pakistan’a karşı ABD-Hindistan işbirliğinin geliştirilmesi ve gittikçe sık bir şekilde ABD uçaklarının Pakistan’daki Taliban bölgelerini bombalaması BOP’un ana hedeflerinden biri olan Pakistan’ın üçe bölünmesi politikasının önümüzdeki dönem hızlanacağını göstermektedir.
Wilsoncu emperyalizm
Obama yönetiminin Bush yönetimine göre daha “idealist” bir yönetim olacağı söylenmektedir. Bilmeyenler için bunun ne anlama geldiğini açıklayalım. ABD’de politikacıların hepsi emperyalizmi savunur. Ama emperyalizmi ikiye ayırırlar: realist ve idealist. ‹dealist emperyalizmin bir numaralı temsilcisi Wilson’dur. Bu emperyalizmin temel söylemi demokrasi, özgürlük ve etnik haklar çerçevesinde ABD’nin daha fazla müdahaleci olmasıdır.
Realist emperyalizm ise askeri ve ekonomik bazı çıkarlar çerçevesinde yerel işbirlikçilerin ve askeri paktların olabildiğince geniş tutulmasını temel alır. Soğuk Savaş dönemi politikaları buna örnek olarak verilebilir.
Aslında ABD açısından bir fark yoktur. ABD bir ülkeyi işgal edeceği zaman birden bire idealist kesilir. O ülkenin devletini başarısız ve haydut ilan eder. “Hür Dünyayı” o ülkeye karşı seferber eder. Diğer işbirlikçilerine karşı ise sözde “realist” davranır. Ama işgal sırası er ya da geç bu ülkelere de gelecektir.
Obama yemin konuşmasında ABD’nin dünyadaki adaletsizliklere sessiz kalmayacağını ve ABD’nin yardımını bekleyen uluslara el uzatacağını ilan etti. Bu tıpkı Clinton dönemindeki Balkan ve Kafkasya operasyonları gibi, ABD’nin daha fazla ülkeye “özgürleştirme ve demokratikleştirme” adı altında kan kusturacağını göstermektedir.
Buna Wilsoncu emperyalizm de diyebilir. ABD ilk olarak 1918’de Wilson ‹lkeleriyle devreye soktuğu etnik kartı kullanacak; böl parçala yönet politikasını derinleştirecektir. Obama’nın “yardım bekleyen uluslardan” kastettiği ise tüm dünyada emperyalizmin kışkırtmaları sonucu ortaya çıkan etnik bölücü hareketlerdir. Bunların başında özellikle Ortadoğu’daki en işbirlikçi grup olan Kürtler sayılabilir.
Tarihin en Türk düşmanı yönetimi
Bu açıdan Obama dönemi en çok Türkiye açısından uğursuz bir dönem olacaktır. ABD Türkiye’nin her zaman düşmanıdır. Ancak Obama yönetimi Wilsoncu emperyalizmi hortlatarak ABD-Türkiye çatışmasını iyice kaçınılmaz kılacaktır.
Wilson ‹lkeleri bizzat Türkiye’yi parçalamak için ilan edilmişti. Bu ilkelere göre Türkler sadece ‹ç Anadolu’da küçük bir manda yönetiminde “egemen” olacak, Anadolu’nun geri kalanı Rum, Ermeni ve Kürt idaresine bırakılacaktı.
Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın zaferi ve Lozan Antlaşması bu ilkeleri tarihin çöplüğüne attı. ABD, Wilson ‹lkeleriyle çeliştiği için Lozan’ı asla kabul etmedi.
Şimdi Wilson ‹lkeleri tarihin tozlu çekmecelerinden çıkarılıyor. ABD self-determinasyon ilkesini tekrar Türkiye’ye uygulayacak. Kısacası ABD açısından Türkiye ile ilişkiler “realist” çerçeveden çıkıp, “idealist” çerçeveye girecek.
“Büyük Kürdistan” ve “Büyük Ermenistan” projelerinin hızlanacağı günlere geliyoruz. Türkiye’deki Ermenici, Kürtçü ve şeriatçı tayfanın Obama’ya bu kadar çok âşık olması, PKK’nın bizzat mektup yazarak sonuna kadar Obama’ya hizmet edeceklerini ilan etmesi, Ermeni dayatmalarının son günlerde artması bunun göstergesidir.
Obama’nın yerine dış politikada dizginleri elinde tutacağı söylenen ABD başkan yardımcısı Joe Biden, ABD’deki Rum ve Ermeni lobilerinin başıdır ve Türkiye’ye karşı her türlü kararın baş destekçisidir. Bizzat Obama seçim çalışmasında Ermeni iddialarını savunacağının sözünü vermiştir.
Türkiye’deki Amerikancılar, Kürtçüler ve Şeriatçılar Obama döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesi daha da hızlanacak diye bu yüzden seviniyorlar.
Ama gözden kaçırdıkları bir nokta var. ABD’nin dostu olmak önümüzdeki dönem Türkiye’de çok daha zor olacak. Dünyada ABD düşmanlığının en yüksek olduğu ülkede anti-Amerikan yükseliş politik bir hatta girecek. Çünkü ABD’nin saldırdığı yerde; direniş de kaçınılmaz olarak büyür.
Emperyalist çetenin yeni baş korsanı Obama “değişim” vaat ediyor. Türkiye’yi gerçekten değiştirmek ve baş korsan Obama ile Obamacılara dar etmek de bizim görevimiz.
(Sayı 221, 26/01/2009)
|