İnan Kahramanoğlu - Muhsin Yazıcıoğlu'nu Hiç İyi Bilmezdik!
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Muhsin Yazıcıoğlu'nu
İyi Bilmezdik

Ali Özsoy
İyi Bilmezdik


Özgür Erdem
Muhsin Yazıcıoğlu Liderliğinde Yaşanan Ülkücü Katliamlar


Yunus Yılmaz
Muhsin Yazıcıoğlu ve
Ülkücü Terör Örgütü


İnan Kahramanoğlu
Muhsin Yazıcıoğlu'nu
Hiç İyi Bilmezdik!

İnan Kahramanoğlu
Muhsin Yazıcıoğlu'nu
Hiç İyi Bilmezdik!

Vakit TÜRKSOLU'nu hedef gösterdi

Zaman TÜRKSOLU'nu hedef gösterdi

Geçtiğimiz bir hafta Kürt İslamcı cephenin TÜRKSOLU’na yönelik faşist saldırılarıyla geçti yine. Zaman gazetesinin başlattığı ve Vakit başta olmak üzere diğer Şeriatçı medyanın da katıldığı bu seferki saldırı kampanyasının konusu Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünü ele alan ve “İyi bilmezdik” başlığıyla çıkan 231. sayımız.

TÜRKSOLU’na faşist saldırı

Geçtiğimiz bir hafta Kürt İslamcı cephenin TÜRKSOLU’na yönelik faşist saldırılarıyla geçti yine. Zaman gazetesinin başlattığı ve Vakit başta olmak üzere diğer Şeriatçı medyanın da katıldığı bu seferki saldırı kampanyasının konusu Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünü ele alan ve “İyi bilmezdik” başlığıyla çıkan 231. sayımız. Kürt- İslamcı basın tek bir merkezden yayılan bir provokasyon metniyle TÜRKSOLU’na yönelik yeni bir linç kampanyasına girişmiş durumda.

Bizler açısından beklenmedik, olağanüstü bir durum değil elbette bu.

Sekiz yılı dolduran yayın faaliyeti ile TÜRKSOLU artık sadece siyasi bir gazete olmanın ötesinde Türk siyasetindeki büyük bir yarılmanın da taraflarından birisi durumuna gelmiş bulunuyor.

Bugün kayıkçı kavgasından başka hiçbir anlam ifade etmeyen sahte siyasi saflaşmalar bir tarafa, asıl saflaşma derinlerden ve büyük bir hızla geliyor. Bir tarafta Türk devletini ve Türk milletini ortadan kaldırmaya yeminli ve elbette dış destekli bir Kürt-İslamcı cephe, diğer tarafta ise kendisini sadece vatan savunmasına ve Türk varlığının korunmasına adamış Türk milliyetçisi ve solcu bir Türk hareketi: TÜRKSOLU.

İşte tam da bu nedenle, Kürt-İslamcı tosuncukların TÜRKSOLU’nu hedefe koymalarına şaşırmıyoruz.

Kürt-İslamcılığa karşı büyük bir Türk direnişi engellenmeye çalışılsa da gelmek üzeredir ve görünen o ki TÜRKSOLU bu direnişin kalesi olacaktır.

Şimdi Kürt-İslamcı çakal sürüsü saldırmayıp da ne yapsın!

Bugüne kadar kendilerini vatansever ve milliyetçi gösterip aslında Kürt-İslamcılık yapanların, Türk devletinin altını oyan Amerikan planlarının taşeron gücü olarak rol oynayanların, on yıllardır ülkeyi kaosa kargaşaya ve karanlığa sürükleyen provokasyon şebekelerinin maskesi düşüyor artık. Türk milliyetçiliği çek-senet tahsilatçılarının, kara para aklayıcılarının, uyuşturucu kaçakçılarının ve katillerin tekelinden kurtulup gerçek vatanseverlerin, devrimcilerin bayrağı haline geliyor yeniden. Şimdi Kürt-İslamcı tosuncuklar TÜRKSOLU’na saldırmayıp da ne yapsın!

Ama açıkçası bu kez sert bir kayaya tosladıklarını da söylemek zorundayız. Yıllardır her türden korku, sindirme ve terörle herkese her istediklerini yaptıran, bütün muhalif güçlere Ergenekon safsatasıyla gözdağı veren, Orduyu, yargıyı, kısacası sesi çıkan herkesi susturan faşistler; bu ülkede Mustafa Kemal tavrı alacak birileri hâlâ var, üzgünüz. Tam da “herkesi ne güzel susturduk, istediğimiz gibi at koştruruz artık” dediğiniz bir anda hevesinizi kursağınızda bıraktık, kusura bakmayın!

Muhsin Yazıcoğlu gibi birinden bir evliya yaratacaktınız neredeyse. Kanlı geçmişini, kanına girdiği yüzlerce insanı el çabukluğuyla nasıl da unutturdunuz, doğrusu biz bile şaşırdık. Katliam sanığı olarak hapiste geçirdiği yılları bile çarpıtıp utanmadan bir vatansever portresi yaratmaya çalıştınız.

Tek bir aykırı sesin bile çıkmadığı kapalı devre bir medya ortamında, Kürt-İslamcı bir iktidarın desteğinde, Emniyetinden istihbaratına “sağlam” arkanıza güvendiniz. Ama olmadı işte, olmadı.

Birileri çıkıp “kral çıplak” dedi. “Muhsin bir vatansever değil. Yüzlerce masum insanın vebalini taşıyan, eli kanlı biriydi” dedi. Muhsin gibi birinden büyük bir kahraman yaratmak gibi imkansız bir işe soyunmuştunuz ve sahte kahraman imal etme kampanyanız bir anda tuz buz oldu.

Saldırmanız bunun için. Öfkeden kudurmanız, çakal sürüsü gibi toplanıp diş göstermeniz bunun için.

Türkiye’yi ne hale getirmişler…

Ama ne yapsanız boş. İstediğiniz kadar saldırın, vız gelir.

“Provokasyona gelmeyeceğiz” diye açıklama yapmış BBP Genel Merkezi. Gülüyoruz sadece. Sizin hayatınız, besin kaynağınız provokasyon. Varlık sebebiniz bu. Bunun için varsınız. Bunun için asılmayıp beslendiniz hep. O küçük “parti”niz bugün niçin yedekte tutuluyor sanıyorsunuz; pusu kurmak için, katliam yapmak için, vurmak, kırmak, öldürmek, bombalamak için… Son birkaç yılda ülke gündemindeki tüm cinayetlere, tüm katliamlara, tüm provokasyonlara bakın, orada sadece siz varsınız.

Malatya cinayeti, Hrant Dink cinayeti, Danıştay baskını…

Yasin Hayal’ler, Ogün Samast’lar, Alparslan Aslan’lar…

Hepsi sizin şer yuvalarınızın ürünü değil mi?

Yalnız bugün mü?

Dün de..

Bahçelievler’de yedi kardeşimizi evlerini basıp boğarak öldüren, yetinmeyip bir de üzerlerine kurşun yağdıran caniler sizin “Muhsin Başkan”ınız ve onun ülkücü katil arkadaşları değil miydi?

16 Mart’ta okul bahçesinde üzerlerine bomba yağdırdığınız devrimci gençler peki, o kalleş pusuyu kuranlar kimdi derseniz?

Maraş’ta ve Çorum’da yüzlerce masum insanın kanına giren, ana karnındaki bebelere bile kurşun sıkan siz ve o “koca reis”iniz değil miydiniz?

Sivas’ta “Kahrolsun laiklik”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” diye bağıran, 33 aydını diri diri yakan, sonra da utanmazca “tahrik vardı” diyen kimdi peki?

“Muhsin Başkan’ı unutmayacağız” diyorsunuz ya, biz de unutmayacağız. Nasıl unutabiliriz ki!

Ama kabahatin çoğu yine de bizim…

Biz sustuğumuz için bu kadar gür çıkabiliyor çakalların sesi. Ve çakallar istiyorlar ki herkes sussun. Konuşmaya, ses çıkarmaya çalışanların tez kellesi vurulsun… Bütün toplum bir katilin ardından gözyaşı döksün, “ne büyük vatanseverdi” diye methiyeler dizsin, sırf onlar öyle buyurdu diye.

Türkiye ne hale gelmiş gerçekten de…

Türkiye’yi ne hale getirmişler…

Eli kanlı biri ölmüş ve bir kişi de çıkıp “iyi bilmezdik” bile diyemiyorsa, cenazesinde saf tutmak için sıraya giriyorsa kodamanlarımız, kimse kusura bakmasın, bu da Türkiye’nin ayıbıdır sadece.

Ama bu ülkede vatan hainine vatan haini, bölücüye bölücü ve katile katil diyecek kimse kalmamışsa, herkes susmuşsa ve bir tek biz kalmışsak eğer, yine de doğru bildiğimizi söylemekten çekinmeyiz. Bu, vatanseverliğimizin, devrimciliğimizin bize yüklediği bir namus borcudur. O borcu ödemeye devam edeceğiz.

Siyasetçi değil tetikçi

Muhsin Yazıcıoğlu’ndan büyük bir kahraman yaratmaya çalışanlar; gerçektende taşınması zor bir yükün altına girmiş bulunuyorsunuz. Çünkü kapkara bir geçmiş, katliamlarla, cinayetlerle, ölümlerle dolu neredeyse bir kırk yılın hesabı var verilmesi gereken. O nedenle ne kadar çabalarsanız çabalayın o kanlı geçmişi unutturamazsınız.

İsterseniz kendinizi kandırabilirsiniz, buna kimsenin bir diyeceği yok ama bütün toplumu kandırmanıza, Muhsin’den bir vatansever kahraman imal etme operasyonunuza izin vermeyiz, vermeyeceğiz.

Bunu sadece ideolojik bir karşıtlığın gereği olarak göstermeye çalışmanız doğal, paçanızı ancak bu şekilde sıyırabilirsiniz. Ama bu kadarla sınırlı olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz. Yalnızca geçmişin hesabını sormak için değil, karartmaya, yıkmaya yok etmeye çalıştığınız ülkemizin aydınlık yarınları için dikiliyoruz karşınıza.

Onun içindir ki, sadece dirilerinizden değil, ölülerinizden de hesap soruyoruz! Soracağız.

Türkiye 1980’lerin karanlığına doğru sürüklenirken ve bu ülkenin vatanseverleri, işçileri, aydınları, gençleri sokak ortasında kurşunlanırken, bütün bu tertiplerin arkasındaki bir numaralı adamdı Muhsin Yazıcıoğlu.

12 Eylül karanlığı Atatürk’ün Türkiye’sinden geriye kalan ne varsa yıkıp yok ederken, içerde asılmayıp beslenen Kürt-İslamcı çetenin en sivri uçlarından birisiydi o. Bugün “büyük siyaset adamı” diye takdim etmeye çalışsanız da o hiçbir zaman siyasetçi olmadı. Bir tetikçi olarak sürülmüştü orta yere ve ömrünün sonuna kadar da öyle kaldı. O nedenle o küçük partisi hiçbir zaman siyasette bir kutup olamadı. Yüzde birlik dilimlerde kaldı hep, ama zaten bir kontrgerilla merkezi, bir operasyon karargâhı olarak kurulmuştu. İhtiyaç duyulduğu her dönemde de sahaya indi ve ülkeyi kargaşaya sürükleyen eylemleriyle kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirdi.

2000’lerin başından itibaren Türk- İslamcı tosuncukların aslında birer Kürt- İslamcı oldukları ortaya çıktığında Muhsin Yazıcıoğlu Kürt-İslamcı cephenin asli elemanlarından biriydi yine. Fethullah’ın müridi, Kürt tarikatlarının has evladı olarak Türk düşmanı cephenin militanlığını yaptı bu dönemde.

Ölmeden hemen önce Baskın Oran’dan Ali Bayramoğlu’na kadar yeminli Türk düşmanı cepheyle ilişki kurmaya çalışmıştı. Ölüm ayırdı onları.

Fethullah’ın beslemesi bu Türk düşmanlarıyla ne konuşacaktı acaba?

Ergenekon tertibi başladıktan sonraki çizgisine bakın, ne yapmaya çalıştığını rahatlıkla tahmin edebilirsiniz. Muhtemelen kendini aklamaya, bu Türk düşmanlarıyla arayı düzeltmeye çalışacaktı. Zira geçmişi o kadar karanlıktı ki aynı değirmene su taşıdığı bu Türk düşmanları bile kendisiyle yan yana gelmekte tereddüt etmişlerdi. Ama elbette bir orta yol bulacaklardı, ne de olsa hedefleri aynıydı ve hedefe giden yolda her şey mubahtı.

Şimdi bütün bunları bilmesek, görmesek, yaşamasak, Kürt-İslamcı propaganda merkezlerinin yalanlarına kanıp “vay be Muhsin Yazıcıoğlu neymiş de haberimiz yokmuş” diyebilirdik, ama gerçeklerin üstü örtülmüyor işte, ne yaparsınız.

“Allah herkese böyle ölüm nasip etsin”

Muhsin’den bir kahraman yaratmaya çalışan Fethullahçı şebeke eşini ve kızını konuşturup akıllarınca duygusal bir hava yaratmaya çalışıyorlar gazete ve dergilerinde haftalardır. Muhsin’in yaptıklarıyla övünemeyecekleri için, ne yapsınlar, “bari ölümünü kullanalım” demiş olmalılar.

Eşi, “Allah herkese Muhsin’inki gibi bir ölüm nasip etsin” demiş. Kızı ise babasının ne kadar iyi bir “edebiyat aşığı” ve “bir şiir sevdalısı” olduğunu söylemiş.

Bir tek şehit ilan edilmediği kalmıştı, o da oldu. O artık bir şehit! Peki ama bizim bilmediğimiz bir kutsal görevi ifa ederken mi ölmüştü Muhsin? Alt tarafı bir helikopter kazasında gerçekleşen sıradan bir ölümdü onunki. Böylesi bir sıradan ölümden nasıl bir efsane yaratılabilir, doğrusu akıl alır gibi değil.

“Allah herkese onunki gibi bir ölüm nasip etsin”e gelince… Evet, Allah herkese binlerce dolarlık helikopterlerde, hatta o da yetmez lüks yatlarda, son model jetlerde bir ölüm nasip etsin!

Bu ülkenin insanları hep hastane köşelerinde, açlıktan, yoksulluktan, yoksunluktan ölecek değil ya! Allah herkese böyle bir ölüm nasip etsin, ama biraz da biz ölelim!

Şiir kısmına gelince; Muhsin bir şair değildi ve iyi şiir de yazamazdı. İyi şair olmak için “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” bir dünya için dövüşmek, “adsız bir kavganın sıra neferi olmak” gerekir.

Muhsin’se hep bu kavganın neferlerinin karşısındaydı. Ezilenlere karşı ezenin, mazlumlara karşı zalimlerin devrimcilere karşı sömürücülerin safındaydı, onların adamıydı. Onun için istese de iyi şiir yazamazdı.

Tabii buna rağmen ses getiren ve unutulmayacak bir şiiri de vardı. Hrant’ın arkasından yazdığı “Bütün Mehmetler ağlıyor” şeklindeki o kötü şiir, şiir denirse eğer bugünden yarına kalacak tek şeydir Muhsin’in şairliğine dair.

Bunun utancı da bütün Kürt-İslamcılara bir ömür yeter de artır bile!

Muhsin’i kim, niye öldürmek istesin?

Böyle bir “kahraman”a sıradan bir helikopter kazası yaraşmayacağı için ölümü de mutlaka bir suikast sonucu olmaydı tabii! Muhsin’i kahramanlaştırma operasyonunun iğrenç taktiklerinden birisi de buydu.

“Suikast olmalı” kampanyasının düğmesine tam da Muhsin’in alışık olduğu biçimde Atlantik ötesinden Fethullah bastı; “Suikast ihtimali çok güçlüydü, daha önce de kaza geçirmişti, mutlaka araştırılmalıydı”. Fethullah söyler de müritleri durur mu, hemen sıradan bir kazadan bir suikast hikâyesi uydurdu Fethullahçı basın. Ama bu yalan da uzun süre etkili olamadı. Suikast ya da benzeri bir durumun söz konusu olmadığı çağrılan Alman uzman ekip tarafından açıkça rapor edildi.

Muhsin’in kaza sonucu ölümünün Eşref Bitlis’in uçağına yapılan sabotaj olayıyla ilişkilendirilmesi ise tirajikomikti gerçekten. Siz değil miydiniz yıllarca “Eşref Bitlis’in ölümü sabotaj değil kazaydı” diye propaganda yapan. Şimdi ne değişti?

Bir de Muhsin’i kim, niçin öldürmek isterdi.

Bu ülkede faili meçhul cinayetlerle katledilenler; sadece Eşref Bitlis değil, Uğur Mumcu’lar, Ahmet Taner Kışlalı’lar Bahriye Üçok’lar, Muammer Aksoy’lar, hepsi Atatürkçü kişilikleri ve antiemperyalist duruşları ile bilinen isimlerdi. Atatürk Türkiye’sinin yıkılması için bu aydınların ortadan kaldırılması gerekmekteydi ve Amerikancı kontrgerilla operasyonları, kanlı tezgâhlar onun için hep Atatürkçüleri ortadan kaldırmak için işletildi.

Eşref Bitlis ABD’nin Kürt devleti projesine ilk karşı çıkan isimdi, onun için öldürüldü. Uğur Mumcu PKK terörünün devlet içindeki Amerikancı odaklarla işbirliğini belgelemişti, onun için ortadan kaldırıldı. Bahriye Üçok Şeriatçı faşizmin bugün kurduğu faşist baskıya daha o günlerde meydan okuduğu için katledildi. Ve diğer Atatürkçü aydınlarımız; hepsi tam bağımsız bir Türkiye özlemiyle hain pusularda kaybettiler yaşamlarını.

Onlar yoksul eti yerler; içtikleri kandır

Peki ya Muhsin?

O hep Amerikancı oldu. Amerikan emperyalizminin ülkeyi karıştırmak için giriştiği bütün kontrgerilla faaliyetlerinin en önemli isimlerinden biriydi.

O hep Kürt-İslamcı oldu. Fethullah’tan Leyla Zana’ya kadar uzanan Kürtçü-İslamcı cephenin içindeydi. Haluk Kırcı’larla, Abdullah Çatlı’larla, kısacası hep teröristlerle yan yanaydı.

O Hrant’ların, Baskın Oran’ların dostuydu. Ama Atatürk’e ve Türk Ordusu’na hep düşmanlık yaptı.

Ergenekon tertibinde kullanılan cinayetleri işleyenler onun adamlarıydı, ama suçlananlar terörle mücadele eden yurtsever komutanlar oldu. Demek ki, bu tertibin arkasındaki isimlerin başında da yine o vardı.

Şimdi söyler misiniz, kim niçin öldürmek isterdi onu?

Bu ülkede suikastlerin, cinayetlerin, faili meçhullerin arkasında hep Amerikancı kontrgerilla yok muydu?

Şimdi Amerikancı kontrgerilla kalkıp en has adamını mı öldürecek, biz de bunu inanacağız öyle mi, güldürmeyin adamı!

Kimi kandırıyorsunuz!

Meydanı boş zannediyor olabilirsiniz ama unutmayın; bu ülkede sizin faşist propagandanıza kanmayacak, sizinle anladığınız dilde konuşacak devrimciler de var. Türk yurdunu sizin gibi Kürt-İslamcı faşistlere bırakmamaya kararlı Türk devrimcileri var!

Katillerinizden kahraman yaratamayacaksınız; çünkü biz sizi çok iyi tanıyoruz. Sizi ve sizin gibileri yıllar önce anlatmıştı bizim şairimiz;

Ah
Len

Ah

Onlar

Yoksul

Eti

Yerler

Ve
İçtikleri

Kandır.

İçtiğiniz kanda boğulacaksınız!

(Sayı 233, 20/04/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40