Muhsin Yazıcıoğlu öldükten sonra öyle hikayeler anlatıldı ki, inanılır gibi değil. Ölen bildiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu değil de sanki evliya. Veya büyük bir düşünce adamı, toplumu birleştirmiş bir önder… Ya da memleketi defalarca uçurumun kenarından kurtarmış savaşlar kazanmış bir komutan…
Bu tantanayı kimler çıkarıyor?
İstisnasız hepsi iktidar borazanı gazeteler, Kürt-İslam faşizminin bezirganları... Zaman gazetesi, Vakit, Sabah, Star v.s…
AKP’nin seçimde oylarının keskin bir şekilde düşmüş olmasının verdiği sıkıntıyla bu cephe Muhsin gazına bastıkça basıyor. Kitlelerini böyle motive etmeye çalışıyorlar.
“O çok namusluydu”,“büyük vatanseverdi”, “hep dik durdu”, “ilkelerinden taviz vermedi”, “tüm millet onu severdi”, “demokrasi şehidi oldu…”
Başbakan Recep Tayyip bile çıktı ne büyük vatan evladı olduğundan bahsetti. İnsan sormadan edemiyor. Madem bu kadar mükemmel bir adamdı küçücük partisine oy verseydiniz.
Bir de güya bu adam bir muhalefet lideri. Neden iktidar borazanları hüngür hüngür ağlıyor? Başbakan bile çıkıp sanki AKP’li biri ölmüş gibi nutuk çekiyor.
Muhsin Yazıcıoğlu
Terör Örgütü
Ülkücü Gençler Denrneği’nin kurucusuydu.
Solda onun yakın arkadaşı
ülkücü katil Haluk Kırcı.
Yukarda ise Muhsin’in
son dönem arkadaşlarından PKK’lı terörist Leyla Zana.
Yazıcıoğlu hep
teröristlerle birlikteydi.
Elbette ki bu tantananın nedeni Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve BBP’nin siyasi başarıları veya memlekete hizmetleri değil. Sağcı-gerici cephe bir zamanlar çok kullandıkları bir tetikçi çetesinin önde gelen isimlerinden birine vefa borçlarını ödüyor. Öyle ya 1980’den önce binlerce devrimcinin kanına girilmeseydi bugünkü sömürü düzeni kurulabilir miydi?
Zaten Kürt-İslam cephesinin son zamanlarda pek bir konuşkanlaşan lideri Fethullah Gülen ağzındaki baklayı çıkarıyor. Muhsin için bakın neler diyor: “Anadolu insanı belli bir dönemde İslam’a ve Türk dünyasına karşı gelen şer güçlere karşı koydu.”
Yani 80’den önceki kardeş kavgasından bahsediyor beyefendi. 1980’den önce faşist terör tarafından katledilen binlerce genç, gazeteci, akademisyen büyük hoşgörü şampiyonu “hümanist” yobaza göre İslama ve Türklüğe saldırıyordu. Anadolu insanı Muhsin gibiler de üzerlerine düşeni yapmışlar… Bahçelievler, Beyazıt, Çorum, Sivas, Maraş ve diğer kanlı katliamlar aslında şanlı bir cihadın ürünü… Muhsin gibiler de durumdan vazife çıkarıp “kafir kanı” döken saf Anadolu insanları…
Muhsin’in dirisi Fetocu saltanat ve bugün kurulan Kürt-İslam faşizmi için çok işlevsel olmuş ve faydalı işler becermiş. Bazı çok önemli engelleri ortadan kaldırmış. Ancak bu yetmemiş olacak ki, Fethullah adamın ölüsünü de kullanmak istiyor. Diyor ki: “Kazadan şüphelenin. Suikast olabilir. Tıpkı Eşref Bitlis gibi…”
Yani Muhsin Yazıcıoğlu’na aslında suikast düzenlenmiş ve buna kaza süsü verilmiş. Aksiyon dergisi de bunun propagandasını yapıyor.
Sorumlu kim?
Tabii ki Ergenekon…
Yeni kelle istiyor Fethullah. Kim bilir belki de helikopterin emekli subay olan pilotunu Ergenekoncu ilan ederler. Muhsin’in ölüsünü bunun için kullanmak istiyor. Bir de bize diyorlar ki ölüye saygı gerek. İyi de siz adamın dirisini kelle almak için kullanmışsınız, ölüsünü de kullanıyorsunuz. Bu şimdi saygı mı oluyor?
Terörist bir örgütün kurucusu
Bir kere herkes neyse onu yerli yerine koyalım. Öncelikle Muhsin Yazıcıoğlu için sık sık dile getirilen“fırtınalı bir hayat yaşadı” sözünü açığa kavuşturalım. Fırtına dedikleri 1980 öncesi yaşanan kardeş kavgası…
Ama kardeş kavgası dediğimize bakmayın. Bir kısım insan elbette ki bu kavganın sorumlusudur. Onlar kardeş kategorisine girmez. Sağdan veya soldan Türk gençleri, halk çocukları gitmiş olabilir. Bunlar kurbanlardır. Ama bir kısım elebaşları bu kan deryasından elleri kirli sıyrıldılar. Bunların istisnasız hepsi korunan, ABD’yle ilişkili ve bizzat vur emri veren kişilerdir.
Muhsin sıradan bir ülkücü militan değildi. Bizzat cinayetleri ve çatışmaları planlayan lider kadrosundaydı. Ülkücü Gençlik Derneği’nin (ÜGD) kurucu başkanıydı. ÜGD yargı sürecinde resmen silahlı terör örgütü olarak tespit edildi. Muhsin terör örgütü kuruculuğundan yargılandı. Yani tıpkı PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan gibi…
Binlerce cinayetin sorumlusu olan bu örgütün en tepesindeki isim Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Yani fikirlerinden dolayı acı çekmiş bir siyasi değildir. Tıpkı Mehmet Ali Ağca, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı gibi cinayetten yargılanan bir isimdir. Cinayet hele pusu kurmak ve arkadan vurmak ne zamandan beri “idealler için çekilen fırtınalı hayat” oluyor.
Ayrıca bahsedildiği gibi 12 Eylül’ün zulmettiği bir muhalif değildir Muhsin. Çünkü o dönem sıradan bir kısım ülkücü tetikçiler idam edilirken, 12 Eylül cuntası Yazıcıoğlu ve Türkeş gibi elebaşlarını özenle korumuştur. Oysa ayrıntılı bir şekilde provokasyonları tertipleyenler, eylemlerin esas planlayıcıları, silahları temin edenler ve vur emri verenler bu isimlerdir. 12 Eylül’de Amerikancı faşist cunta bu provokatörleri darbe ortamı sağlamak için kullandığından elebaşlarının istisnasız hepsini korudu. Bir tanesi bile cezalandırılmadı. Sonunda
hepsi zaman aşımı ya da af sayesinde içeriden çıktılar.
Muhsin’in geçmişi asla aklanmamıştır. Tersine ÜGD bir silahlı terör örgütü olarak resmen damgalanmıştır. Muhsin de silahlı terör örgütü kurucusudur.
Muhsin çileli bir kuşağın temsilcisi değil, tersine bir kuşağa çile çektirenlerin baş sorumlularındandır.
Kimse bize hikâye anlatmasın. Kimse bize Muhsin’in ne geniş yürekli ne hümanist bir şair olduğundan, içeride yazdığı şiirlerden bahsetmesin. Muhsin’in “şiir”leri katledilen binlerce gencin analarının ağıtlarını bize unutturamaz.
Siyaset adamı değil
operasyon adamı
Muhsin Yazıcıoğlu 12 Eylül’den önce siyaset adamı değildi. Operasyon adamıydı. 12 Eylül’den sonra da farklı olmadı.
12 Eylül sürecinden sonra ülkücü terör kendi işlevini büyük ölçüde tamamlamıştı. Ancak ABD’nin Türkiye üzerindeki planları bitmemişti. Türkiye’nin başına bu sefer iki yeni bela açıldı: Kürtçü terör ve dinci terör…
İçerideki binlerce ülkücü tetikçi işsiz mi kalacaktı? Tabii ki hayır…
1980 sonrası ülkücülerin hidayete erme dönemi başladı. 1980 sonrası bir kesimden teröristler PKK’ya devşirilirken, bazı ülkücü teröristler de şeriatçı örgütlerin ve tarikatların emrine girmeye başladı.
Solcu ve devrimci düşmanlığından hızla devlet düşmanlığına evrilmeye başladılar. Oysa 80 öncesi katliamlarını devlet için yaptıklarını savunuyorlardı. Bu dönüşüm sürecinde sabit kalan tek bir şey vardı o da Atatürk düşmanlığı ve faşistlikti.
Bu dönüşüm çok önemlidir. Çünkü AKP’nin tepe yöneticilerinin hepsi Kürt-İslam ileri gelenleriyken, tabandaki yönetici ve militanlar genellikle eski ülkücülerdir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu dönüşüm operasyonunda önemli bir yeri vardır. Çünkü şeriatçı ülkücülüğü bir akım olarak örgütleme görevi kendisine verilmişti.
Fethullah Gülen’in Muhsin aşkı anlaşılabilir. 1990’larda MHP’deki bölünmede Fethullah bizzat taraf olmuş ve Muhsin ile yeni partisine kol kanat germişti. “Hep dik yürüdü”, “ilkelerinden hiç taviz vermedi” denen Muhsin, başbuğu Türkeş’e bile sırt dönmüştü. Çünkü artık o sadece bir ülkücü değildi. Aynı zamanda Kürt tarikatlarının müridiydi. Yeni emirlerini başbuğdan değil hoca efendiden alıyordu.
Her uğursuz olayda BBP izi
Muhsin Yazıcıoğlu’nun misyonu değişmemişti. Yine bir şiddet odağının başkanlığını yürütüyordu. Kendisine bugün saygıdeğer siyasetçi deniyor. Cenazesinde cumhurbaşkanından tutun DTP’li-Apocu milletvekillerine kadar her türlü Kürt-İslamcı gitti. Ona saygılarını sundu.
Ancak başkanlığını yürüttüğü BBP’nin adı hiç de saygıdeğer olaylarla anılmıyor. Bilindiği gibi AKP iktidara geldiği andan itibaren şeriatçı terör tekrar hortladı. Ancak bu eylemler eskisinden farklıydı. Çünkü şeriatçı cinayetler ne hikmetse hep Atatürkçülere ve Türk Ordusu’na yüklenmeye başlanmıştı. Ve ne hikmetse tetikçiler anında AKP iktidarı tarafından ele geçiriliyordu.
Bugün pek çok kişi Ergenekon’dan ve bu tetikçilerin cinayetlerinden yargılanıyor. Ancak ne hikmetse tetikçilerin hepsi Muhsin ile ve Fethullah ile bir şekilde bağlantılı. Bu cephede tık yok.
Bugün Kürt-İslamcıların ulusalcı dediği tetikçilerin istisnasız hepsi tarikat bağlantılı, bir şekilde BBP’ye girmiş ve hatta Muhsin ile can ciğer olmuş.
Danıştay olayındaki baş şüpheli Nizam-i Alemci…
Hrant Dink cinayetindekilerin hepsi Trabzon BBP teşkilatından. Hatta önceki suçlarından içeri girince BBP onlara bakmış. Muhsin Trabzon’a gelince yakın korumalığını yapmışlar.
Rahip Santoro cinayetinde aynı iz…
Malatya’da aynı iz…
Daha geri gidiyoruz. Sivas Katliamında baş kışkırtıcılar arasında yine BBP gözüküyor.
Kurulduğundan beri üç beş oy alan bu parti tek bir hayırlı olayla adını duyurmamış. Ama tek bir BBP yöneticisi de ne yargılanmış ne sorgulanmış.
Herkesi dinleyen, herkesi sorgulayan, herkesi tutuklayan meşhur savcılar ne hikmetse tüm olaylarda partisinin adı geçen Muhsin’e yanaşmamışlar bile.
Fethullah’ın Muhsin’i neden bu kadar çok sevdiği anlaşılıyor. Şu son Kürt-İslamcı provokasyonlar ve yargılamalar zincirinde Muhsin’in adamları çok ama çok işe yaradı. Plan belli. Kendi adamlarınla provokasyonu yap. Kendi emniyetinle adamları bul. Sonra da kendi savcınla Atatürkçüleri itham et ve tutuklat. Adım adım faşizmi kur.
Kısacası Muhsin tetikçileriyle birlikte hayatının her döneminde faşizmin hizmetinde oldu. Fethullah’ından Tayyip’ine, DTP’sinden AKP’sine Kürt-İslamcı faşistlerin hepsinin onun ölümüne bu kadar üzülmesi bundandır.
Kürt tarikatının mensubu Türk milliyetçisi (!)
Muhsin Yazıcıoğlu öldükten sonra sağ cenah, Türk ve İslam dünyasının büyük bir liderini kaybettiğini ileri sürdü. Hayret diyoruz.
Öncelikle Muhsin Türk mü?
Veya Türk ise Türk dünyasına, Türk milletine ne hayrı dokunmuş?
Onu Türk dünyasının lideri yapan ne?
İslam dünyasına faydası ne?
Müslüman ülkeler Muhsin Yazıcıoğlu’nu tanır mı?
İslam dünyası için ne katkısı olmuş?
Muhsin Yazıcıoğlu için ağlayan bir Türklük veya İslam dünyası yok. Bir tek Kürt-İslamcılar ağlıyor.
Öncelikle Türk milliyetçiliği için Muhsin Yazıcıoğlu’nun hiçbir faydası dokunmamıştır. Tersine hayatının her dönemi ABD emperyalizmine hizmetle geçmiştir.
O öyle bir “milliyetçiydi” ki, 1980’den önce Türkiye’nin ABD emperyalizminden bağımsızlığını isteyen gerçek milliyetçi ve devrimcilere kurşun sıkan çetenin liderlerindendi. 1980’den sonra önce Türk-İslam adı altında Atatürk milliyetçiliğine karşı çıktı. Sonra da en sonunda Kürt-İslamcı cephenin değişmez aktörü oldu.
O öyle bir “milliyetçiydi” ki, en büyük Türk ve en büyük Türk milliyetçisi Atatürk’e hayatının her döneminde hep karşı oldu.
O öyle bir “milliyetçiydi” ki, 80 öncesi Türk gençlerinin kanına giren kardeş kavgasında baş aktördü.
Ama söz konusu PKK ve DTP olunca bir numaralı demokrattı. Leyla Zana hapisten çıkınca ona geçmiş olsun dilekleri hemen ileten, hatta“yüzünün teni eskiden ipek gibiydi biraz yaşlanmış ve yıpranmış” diyen hassas bir duygu insanıydı.
O öyle bir “milliyetçiydi” ki, Hrant Dink için şiirler destanlar yazar bu arada Atatürkçüleri suçlamaktan geri kalmazdı.
O öyle bir “Türk milliyetçisiydi” ki, Kürt menzil şeyhine ram edip, Kürtçü Fethullahçıların kanatları altında yaşardı.
Türk halkı olarak onu
iyi bilmezdik
Bizler onu iyi tanıyoruz. Kardeş kavgasının müsebbibiydi.
Hayatının her döneminde faşist ve gerici oldu.
Hayatının her dönemi Atatürk’e karşı oldu.
Türkçü değil ümmetçiydi.
Hep türbancı hep tarikatçıydı.
Solcu Türk’e karşı kaplan kesilir, Kürde ve Ermeniye ise kardeşlik şiirleri yazardı.
Fikir adamı değildi. Tek bir fikri yoktu. Sadece 1980 öncesi eylemleriyle ismi sivrilmişti.
Şiirleri vardı. Ama onlar da kötüydü.
Kürt-İslamcılar üzülmekte haklı olabilirler. Ama Türk halkına bunu dayatamazlar.
Bu millet vatan için, Cumhuriyet için, bağımsızlık için Ata’sının yolunda şehit olanları saygıyla anıyor. Tek bir Türk evladını bile unutmuyor.
Ama Muhsin’i nasıl bilirdiniz diye sorarlarsa kusura bakmasınlar.
Biz iyi bilmezdik…
(Sayı 231, 06/04/2009)
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R...
Türk´ü Türk´e kirdirmak gibi hesaplari olanlarin sonu kötü olur.
Alevisi, Sünnisi hepimiz Türküz ve bu Osmanli fasizmini savunanlarin Tanri belasini versin!
Yücel Mehmet Çavuş, Almanya 11 Nisan 2010
1978de k.marasta katliyam yapti ve berit dagi muhsine gecit vermedi.
Caferkan, K. Maraş 3 Nisan 2010
Haberlerde muhsin yazıcıoglu öldügünde hep iiyi yönünü anlattılar bende o yüzden hayatını bilmedigim icin iyi olarak bilirdim ama bugun burayı okudugumda kendi adıma büyük utanc duydum böyle bir faşist insana hak verdigim icin muhsin ve muhsin gibilerinin bu ülkede yeri olmasın
İbrahim, Hatay 29 Ocak 2010
Muhsin ne bu hayatta ne de öteki hayatta Maraşı hiç unutmayacak neden mi maraş da gülerek yaktığı Alevi insanlarının bedelleri gene maraşın soğuk dağlarında muhsine soruldu... unutma maraşı muhsin unutma karnında can taşıyan kadınları bıçakladığın, küçük çocukların gözünü oyduğun o zamanları unutma...yapmaktan büyük zevk duyduğun o işkenceleri ,insanlık dışı uygulamalarını ,katliamlarını unutma muhsin unutma...
Cenk Özer, İstanbul 4 Ocak 2010
böyle eli kanlı br katilin ölümü çok çabuk olmuş diyorum inşallah diger taraf vardır da orada çeker.
Anonim, İstanbul 2 Ocak 2010
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ B İ Z E Y A Z I N