Ali Özsoy
Tupac Amaru'nun Çocukları İktidarda


Geçtiğimiz hafta Güney Amerika ülkesi Uruguay’da yapılan seçimlerin sonucunda tarihi bir olay gerçekleşti. 1970’lerin efsanevi solcu şehir gerillası örgütü Tupamaro’nun liderlerinden Jose Mujica yapılan seçimler sonucunda devlet başkanı seçildi.
Bu sadece Latin Amerika’da Chavez ile başlayan Ulusal Solcu devrim dalgasının yeni bir halkası olduğu için önemli bir gelişme değil. Aynı zamanda sömürgeciliğe karşı 500 yıllık kapanmamış bir hesabın görülmesi anlamına geliyor. Çünkü Tupamaroların isim babası olan Kızılderili isyancısı Tupac Amaru I ve Tupac Amaru II’nin idam edilmeden önceki son sözleri gerçekleşmiş oluyor. Kızılderililerin inandığı gibi Tupac Amaru gerçekten ölmemiş ve
asla öldürülemez bir isyan tanrısı gibi sömürgecilerin ölümünü müjdeliyor. Medyanın Uruguay’daki son seçimlerle ilgili
son çarpıtması ise Jose Mujica’nın tıpkı Abdullah Öcalan gibi yıllarca hapis yattığı ama Uruguay’da demokrasi olduğu için
pekâlâ hapisten çıkıp devlet başkanı seçilebildiği yönündeki inanılmaz saçmalıktı. Düşünün bir kere. Tarihte devrimci eylemlerinden dolayı tutsak edilen yüz binlerce milyonlarca insan var. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de bunlardan biri. Hangi saçma mantık emperyalist uşağı bir teröristi bu devrimcilerle bir görebilir. |
|
Tupamarolar İktidarda
Geçtiğimiz hafta Güney Amerika ülkesi Uruguay’da yapılan seçimlerin sonucunda tarihi bir olay gerçekleşti. 1970’lerin efsanevi solcu şehir gerillası örgütü Tupamaro’nun liderlerinden Jose Mujica yapılan seçimler sonucunda devlet başkanı seçildi.
Bu sadece Latin Amerika’da Chavez ile başlayan Ulusal Solcu devrim dalgasının yeni bir halkası olduğu için önemli bir gelişme değil. Aynı zamanda sömürgeciliğe karşı 500 yıllık kapanmamış bir hesabın görülmesi anlamına geliyor. Çünkü Tupamaro’nun isim babası olan Kızılderili isyancısı Tupac Amaru I ve Tupac Amaru II’nin idam edilmeden önceki son sözleri gerçekleşmiş oluyor. Kızılderililerin inandığı gibi Tupac Amaru gerçekten ölmemiş ve asla öldürülemez bir isyan tanrısı gibi sömürgecilerin ölümünü müjdeliyor.
Bilindiği gibi ezilen halkların her zaferinden sonra emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin hezeyanlarla ürettikleri yalan ve hakaretler gazetelere saçılır.Örneğin defalarca Amerikancı darbeleri atlatmasına ve sayısız seçim zaferi kazanmasına rağmen, medyada Chavez’in adı hâlâ “darbeci diktatördür”.
Eğer devrimci liderin başarıları gizlenemezse bu sefer çarpıtma ve uydurma yoluyla tersinden propaganda yoluna giderler. Medyanın Uruguay’daki son seçimlerle ilgili son çarpıtması ise Jose Mujica’nın tıpkı Abdullah Öcalan gibi yıllarca hapis yattığı ama Uruguay’da demokrasi olduğu için pekâlâ hapisten çıkıp devlet başkanı seçilebildiği yönündeki inanılmaz saçmalıktı. Böylelikle hem gönüllerinden geçeni ortaya sermiş oldular hem de cehaletlerini sergilediler.
Evet, Jose Mujica eski bir Tupamaro lideri ve bunun için Uruguay’daki Amerikancı faşist idare tarafından tam 14 yıl hapse atılmış biri. Peki ama, hapse giren herkes aynı kefeye konabilir mi?
Düşünün bir kere. Tarihte devrimci eylemlerinden dolayı tutsak edilen yüz binlerce insan var. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de bunlardan biri. Hangi saçma mantık emperyalist uşağı bir teröristi bu devrimcilerle bir görebilir.
Sırf şu an da hapiste olduğu için emperyalizmin verdiği para ve silahlarla büyük kısmı sivil on binlerin kanına giren ırkçı bir terörist, yani Abdullah Öcalan, nasıl olur da yıllarını hapiste geçirmiş herhangi bir devrimci lider ile aynı düzlemde değerlendirilebilir?
O zaman şöyle bir argüman da ortaya atılabilir. Hapishanelerde binlerce tecavüzcü ve katil var. Demokrasi icabı bunları da dışarı çıkaralım ve devlet başkanı seçelim.
Bizim düz mantıkçı işbirlikçilere göre böyle bir önerme çok daha mantıklı olurdu çünkü Jose Mujica sadece ve sadece devrimci ve ABD karşıtı olduğu için 14 yılını hapiste geçirdi.
Köpeklerin “geleneği” devrimcilerin geleneği
Peki ya cehaletleri nereden geliyor? İnsan biraz araştırır. Uruguay neresi? Tupamarolar kim? Tupac Amaru kim?
Bilindiği gibi herkes kendini geleneğiyle tanımlar. Ancak söz konusu Kürt ırkçıları olunca asıllarını sahiplendiklerinde berbat bir konuma geliyorlar. Sömürgeci Batının paralı askerleri, uşakları… Yani bildiğin köpek!
Geleneğe bak! Apo ve PKK’nın tarihte buldukları “önderler”, eylemlerinde taşıdıkları liderlerin resimleri “Şeyh Said”, “Seyit Rıza” vs. Hepsinin ortak özelliği emperyalistlerden bizzat para ve silah almaları, kendi vatanlarına ihanet etmeleri ve ölmeden önce utanmadan af dilemeleri ve yalvarmaları.
“Ulusal önderimiz” dedikleri Apo’nun ise kendi mahkeme ifadelerinde hangi devletler tarafından nasıl kullanıldıkları, ne kadar para aldıkları ve silah temin ettikleri hepsi var. Yakalandığında tıpkı Said ve Rıza gibi utanmazca yalvarmaya başlamış ve aslında kendisinin de annesinin Türk olduğundan, devlete hizmet etmek istediğinden bahsetmişti. Adamın hayatı ABD başkanlarına, diğer emperyalist devlet başkanlarına ve Papa’ya mektuplar yazmakla, övgüler düzmekle geçmiş.
Ve PKK’nın silahlı eylemlerini Kuzey Irak’tan ABD’li askeri yetkililerle birlikte yöneten Karayılan isimli teröristin ABD Başkanı Obama’ya yazdığı son mektup da ortada… “PKK tarihi boyunca hep ABD’ye dost olmuş asla ABD vatandaşlarına ve çıkarlarına zarar vermemiştir…”
ABD’nin Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye karşı kullandığı bu bir numaralı uşaklarını, paralı askerlerini, hangi utanmazlık ve cehalet örneği Tupamarolarla aynı kefeye koyabilir? PKK olsa olsa devrimci Sandinistalara karşı ABD parası ve silahıyla savaşan kontralara benzetilebilir
Tupamaro örgütü ismini büyük Kızılderili isyancısı ve ulusal kurtuluş lideri II. Tupac Amaru’dan alıyor. Peki Tupac Amaru kimdir?
I. Tupac Amaru 16. yüzyılın sonunda yaşayan ve İspanyol sömürgecilerine karşı savaşan son İnka Kralıdır. Verdiği savaş kıtadaki son bağımsız devletin sömürgecilere karşı direnişiydi. Yerli işbirlikçiler kendisine ihanet ettiği için 1572 yılında yakalandı. Günlerce süren işkencelere rağmen teslim olmadı. Sonunda İspanyol barbarları İnka ulusuna ibret olsun diye on binlerce yerliyi topladı ve parçalanması için ellerini ve ayaklarını dört ata bağladı. Engizisyon rahipleri Tupac Amaru’ya son bir şans tanıdı. Af diler ve Hıristiyanlığı kabul ederse kendisine işkence yapılmayacak ve infaz durdurulacaktı. Ancak Tupac Amaru sömürgeciye köpekliktense bin kez ölmeyi yeğ tutanlardandı. Teslimiyeti ve Hıristiyanlığı reddettiği gibi son sözünde İnka tanrılarından Yertanrıya seslendi: “Dünya Anne, düşmanlarımın kanımı nasıl akıttığına şahit ol.”
On binlerce yerlinin ağlamaları ve haykırışları arasında Tupac Amaru’nun vücudu parçalandı.
Tupac Amaru: Asla ölmeyen İnka
Bundan iki yüz yıl sonra Tupac Amaru’nun soyundan gelen Condorcanqui isimli başka bir Kızılderili lideri sömürgeciliğe karşı çağdaş ulusal isyanlar çağının ilk örneğini ortaya koydu. Tupac Amaru’nun ölümünden sonra İnka devleti yok olmuştu. Milyonlarca Kızılderili iki yüzyıl boyunca madenlerde, çiftliklerde, plantasyonlarda Avrupalılara kölelik yaptı. Dinleri ve dilleri yasaklandı.
Ancak öldürdük dedikleri Tupac Amaru iki yüzyıl sonra karşılarına yeniden dikildi. Bir Kızılderili önderi olan Condorcanqui kilise eğitimi almış, okuyan, yazan ama sömürgeciyi değil, kendi halkını koruyan aydın biriydi. İspanyol sömürgecilere karşı isyan bayrağını yükselttiğinde ilk yaptığı Hıristiyan ismini bırakmak ve kendine İnka İmparatoru II. Tupac Amaru demek oldu. İsyan çığ gibi yayıldı. İspanyollar şehirlere ve limanlara hapsoldu. Tupac Amaru çoktan söndüğü sanılan bir ateşi alevlendirmişti. İsyanın bastırılması imkânsız gibiydi. Her savaşta İspanyollar yeniliyordu. Ancak İspanyollar arada kalan melez nüfusu kandırdı. Yerlilerin sadece İspanyolları değil, melezleri de yok edeceğini öne sürdü. Oysa Tupac Amaru’nun kendisi de bir melezdi.
Buna rağmen isyan bastırılamadı. Ancak sonunda bir ihanet sonucu Tupac Amaru ve ailesi ele geçirildi. Tupac Amaru’nun isyanından çok ölümü Kızılderili halkı için daha büyük bir uyanışa neden oldu. İspanyollar I. Tupac Amaru’ya yaptıklarından daha büyük işkenceler yapmaya karar verdiler. Tupac Amaru’yu öldürmediler. Çünkü karısı ve çocuklarının ölümünü izlemesini istiyorlardı. En küçük çocuğu bile onun gözleri önünde işkenceyle öldürüldü.
Sıra Tupac Amaru’ya geldiğinde tarihin gördüğü en büyük direniş destanlarından biri yazıldı. Amaç halkın karşısında Tupac Amaru’yu küçük ve güçsüz göstermekti. Vücudundan parçalar keserek işkence etmeye başladılar. Ancak Tupac Amaru ne ağlıyor ne de insaf dileniyordu. Kendisinden af dilemesini isteyen cellâtlarına karşı ağzından çıkan son söz “özgürlük” oldu. Bunun üzerine dilini kestiler. Sonunda tıpkı atası I. Tupac Amaru’ya yapıldığı gibi onun da kollarına ve bacaklarına ipler bağlandı. İplerin diğer uçları atlara bağlandı. Halkın kâbuslarına girecek bir vahşet gösterisi hazırlanmıştı. Maksat Kızılderili ulusunu korkuyla tamamen teslim almaktı.
Ancak onca işkenceye rağmen Tupac Amaru olağanüstü bir güç sergiledi. Atlara defalarca kırbaç vurulmasına rağmen, atlar güçlü Kızılderili’nin vücudunu parçalayamıyorlardı. Birden bire tüm işkence gösterisi tam ters bir etki yarattı. Galeyana gelen halk Tupac Amaru’nun ölümsüz bir tanrı olduğuna inanmaya başladı. Bunun üzerine İspanyollar kafasını uçurdular. Vücudunun bütün parçalarını ayırdılar ve köy köy dolaştırdılar.
Ancak Kızılderililer onun hiç ölmediğine ve hep dağlarda olduğuna inanmaya devam etti. Nitekim isyan daha da büyüdü ve Tupac Amaru’nun askerlerinden Tupac Katari 40 bin kişilik ordusuyla Bolivya’yı İspanyollardan kurtardı. En sonunda o da idam edildi. Ancak isyan tanrısı Tupac Amaru artık ölümsüzdü.
Ölümünden 200 yıl sonra tekrar canlanan Tupac Amaru
İşte 1960’larda Che ve Fidel Castro’nun yaktığı ateşle tekrar canlanan Tupac Amaru böyle bir efsanevi kişilikti. Che, Latin Amerika’da Ulusal Kurtuluş Hareketini ateşlemek için yola çıktığında tıpkı Tupac Katari gibi Bolivya Kızılderililerinin arasında öldürüldü. Ancak Kızılderililerin ve tüm mazlum ulusların adeta III. Tupac Amaru’su oldu.
1960’larda kıtada ismini Tupac Amaru’dan alan pek çok devrimci örgüt kuruldu. Bu örgütlerin ortak özelliği Batı tipi Marksizmi reddetmeleri, ülkede var olan ve Sovyetler Birliği’nin uzantısı haline gelmiş resmi komünist partileri protesto etmeleri ve devrimci geleneklerini ulusal direniş tarihlerine bağlamalarıydı. Bu yüzden bu örgütler hep Tupac Amaru ismiyle anılmayı seçtiler. Çünkü Türkiye’de Atatürk ve Atatürkçü, Meksika’da Zapata ve Zapatista, Küba’da Marti Martici, Nikaragua’da Sandina ve Sandinista ne ise Güney Amerika’da Tupac Amaru oydu. Ölümsüz isyanı temsil eden tanrısal bir karakter…
Peru’daki örgütün adı Tupac Amaru Devrimci Hareketi’ydi. Bolivya’daki devrimciler Tupac Katari ismini tercih ettiler.
Yerli nüfusun az olduğu Venezüella ve hatta hiç yerlinin kalmadığı tamamen İspanyol kökenlilerden oluşan Uruguay’daki devrimciler bile kendilerine Tupamaro ismini seçti. Anadili ister Arjantinli Che gibi İspanyolca olsun, ister Ayamara ister Keçuva, artık tüm kıta Che’nin dediği gibi tek bir ulus oluyordu. Kıtanın sömürgecilikten tamamen arınma yüzyılı gelmişti. Tek bir Kızılderili’nin bile canlı kalmadığı Uruguay’da emperyalizme isyan bayrağı çekenler bile Tupac Amaru’yu kendilerine bayrak ediniyor adeta İspanyolluktan ve Avrupalılıktan arınıyorlardı.
Tupamaro Uruguay’ın Apo’sunu idam etti
Bugün Venezüella’daki Tupamarolar Chavez’in bir numaralı destekçileri. Artık Chavez’in Birleşik Sosyalist Partisi’nin sokak gücünün önemli bir kısmını oluşturan legal bir yapılanmaya dönüştüler.
Uruguay’daki Tupamaro örgütü ise 1985’ten itibaren yasal parti olarak mücadele veriyor. Son seçimleri kazanan solcu Geniş Cephe koalisyonunun en büyük partisi durumundalar. 1960’larda bir köylü önderi olan Raul Sendic tarafından kurulan Tupamaro örgütünün aslında sanılanın aksine sadece üç dört yıllık bir silahlı mücadele geçmişi var. Zaten asıl adı MLN yani Ulusal Kurtuluş Hareketi olan örgüt, 1968-1972 yılları arasındaki şehir gerillası döneminde bile silahlı bir örgüt değil bir halk hareketi olduklarını ısrarla vurgulamış.
Peki Uruguay’daki Tupamaro’yu bu denli sansasyonal ve meşhur yapan nedir? İşte tam da burada PKK’nın tam zıddı olması ön plana çıkıyor. PKK, ABD parası ve silahıyla kurulan ve hâlen terör saçan bir örgüt. Her gün ABD’li askerlerle Kandil’de toplantı yapıyorlar. Tupamaro ise tam tersi ABD’li infaz etmesiyle meşhur bir örgüt.
Aslında köylü ve işçi sendikalarının hareketi olarak ortaya çıkan Tupamaro, faşist rejim yüzünden özellikle 1968’den sonra silahlı eylemlere başvurmak zorunda kalıyor. Çünkü bu yıllarda ABD adeta Uruguay’ı işgal ediyor. CIA ve FBI ajanları polis karakollarına ve askeri kışlalara doluşuyor. İnsanları ortadan kaybeden, işkence edip sonra da sorgusuz sualsiz katleden bir işgal rejimi kuruluyor.
Ulusal Kurtuluş Hareketi yani Tupamaro ise inanılmaz misilleme eylemlerine girişiyor. Faşist katliamların sorumlularını tek tek kaçırmaya ve “Halk Hapishanesi” denilen gizli yerlerde sorgulamaya başlıyor.
Sonunda Tupamaro ülkedeki işkence mekanizmasının başındaki adamı, ABD Devlet Başkanı’nın yakın arkadaşı Dan Mitrione isimli FBI ajanını kaçırıyor. Bu adam ABD’ye bağlı Kamu Güvenliği Bürosu’nun yurtdışı sorumlusu... Latin Amerika’da ve tüm dünyada 5 milyona yakın polis memuruna işkence kursu veren bir “yardım örgütünün” lideri. Uruguay’a elektrikli işkence aletlerini sokan, devrimcilere yapılan işkencelere bizzat katılan ve yöneten bir “demokrasi savaşçısı.”
Dan Mitrione’ye göre işkence bir bilim… Ana ilkesi ise “istenen hedef için doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru şekilde acı” vermek.
Uruguay’da devlet başkanı kadar etkili olan bu isim Tupamaro tarafından kaçırıldığında yer yerinden oynuyor. Tupamaro Dan Mitrione’yi sorguluyor, adil bir şekilde yargılıyor ve idamla cezalandırıyor. Daha sonra Dan Mitrione’nin bulunan cesedinde tek bir işkence izi olmadığını sömürgeciler bile kabul ediyor.
Tupamaro’nun o yıllardaki şehir gerillası eylemleri bazı kesimler tarafından fetişleştirildi ve teorisi yapıldı. Oysa bu eylemler herhangi bir sömürgede zaman zaman işgalciye karşı ortaya çıkan misilleme ve direniş hareketleri olarak değerlendirilmelidir. Zaten örgüt de kendine Ulusal Kurtuluş Hareketi demektedir. Ve şehir gerillasını sadece kısa süreli bir araç olarak görmüştür.
Nitekim Tupamaro halk tarafından asla küçük bir gerilla grubu olarak görülmedi. Halk bu hareketi çok benimsedi. Zaten silahı fetişleştirmeyen hareketin kendisi legal parti kurdu ve bugün iktidarın büyük ortağı oldu.
Peki burada teröristbaşı Apo’nun konumu ne oluyor? Jose Mujico ile Apo arasında benzerlik arayanlara yanıtımız var. Alın size başka bir benzerlik!
Dan Mitrione’yle Apo arasında ne fark var? İkisi de ABD’nin beslediği, para ve silah verdiği eli kanlı halk katilleri. İkisi de bulundukları ülkenin gerçek adaleti tarafından idama mahkûm olmuş. Ama biri idam edilmiş diğerini ise yine ABD kurtarmış.
Tupamaro Uruguay’da bu kadar çok seviliyorsa oranın Apo’su olan Dan Mitrione’yi idam edebilmiş olmasından kaynaklanıyordur. Darısı bizim başımıza. Tupac Amaru’ların değil, emperyalistlerin ve Apo gibi uşaklarının idam edileceği bir dünya dileğiyle…
(Sayı 262, 07/12/2009)
|