Özgür Erdem
Diyap Ağa diyor ki:
Ben Kürt değil Türk'üm
Türkiye haftalardır Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’na katılıp katılmadığını tartışıyor.
TÜRKSOLU’nun ortaya koyduğu bir gerçek var: Kürtler Kurtuluş Savaşı’nda da
Çanakkale Savaşı’nda da yoktu. Hatta, bu iki savaşa katılmadıkları gibi
Türklerin düşmanlarıyla açık işbirliği yaptılar. Tüm bu gerçekleri belgeleriyle birlikte ortaya koyduk.
Ve meydan okuduk: Buyurun, Kürtler Kurtuluş Savaşı’nda var ise siz de rakamları ortaya koyun. Belgeleri ortaya çıkartın...
Ama hiçbiri belge ortaya koymadı ve yalanlarla milleti kandırmaya çalıştılar.
Şimdi de bu yalanlarını ortaya çıkarıyoruz.


Aydınlıkçılar yıllardır Diyap Ağa’yla Atatürk’ün bu resmini kendi
Kürtçü tezlerinin kanıtı gibi kullanır dururlar.
Ancak Diyap Ağa’nın “Ben Kürt değilim, ben Türk’üm” diyen
röportajından hiç bahsetmezler.
|
|
Diyap Ağa
Kürt değildi ki Türk’tü!
Aydınlık’ın sürekli kullandığı bir fotoğraf vardır: Mustafa Kemal’in Dersim mebusu Diyap Ağa’yla resmi. Bu resmi Kurtuluş Savaşı’ndaki Türk-Kürt kardeşliğinin bir kanıtı olarak sunarlar. Kurtuluş Savaşı ve Atatürk hakkında ne zaman bir Kürtçü çarpıtma yapmak isteseler, bu resmi kullanırlar.
O kadar ki, bunu 2000’e Doğru’da bile yapmışlardı. 2000’e Doğru, Perinçek’in 1987-1993 yılları arasında çıkardığı ve neredeyse PKK yayın organı gibi çalışan bir dergiydi. O dergide “Atatürk: Kürtlere Özerklik” başlıklı haberlerinde de bu fotoğrafı kapağa çıkarmışlardı.
Perinçek, “Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası” isimli kitabının kapağına da aynı resmi koymuştu.
Aydınlıkçılar Kürtçü tezlerinin kanıtı olarak yıllardır Diyap Ağa’yı gösterirler, ama Diyap Ağa’nın kendisini Kürt değil Türk olarak nitelendirdiğinden hiç bahsetmezler.
Şimdi bu çok büyük çarpıtma ve kandırmacayı gerçeklerle ortadan kaldıralım.
1931 yılında Diyap Ağa’yla yapılmış bir röportaj var. (Enver Behnan, “İlk Millet Meclisinin Yüz Yaşındaki Mebusu Anlatıyor”, Yeni Gün, 27 Temmuz 1931)
Diyap Ağa Kurtuluş Savaşı’na nasıl katıldığını şöyle anlatıyor:
“Gavur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. ”
Görüldüğü gibi Diyap Ağa Kurtuluş Savaşı’na Perinçek’in iddia ettiği gibi “Türk ve Kürtlerin ortak vatanını kurtarmak için” değil “Türklük tehlikeye düştüğü” için katılmış!
Ve herhangi bir protokolle, özerklik vaadiyle kandırılarak değil, vatanı kurtarmaya karar veren Mustafa Kemal’in peşinden gitmek için ve O’nun “büyük yüzünü görmek” için katılmış!
Üstelik Diyap Ağa tüm bunları Cumhuriyet’in kuruluşundan 8, Şeyh Sait isyanından 6, Ağrı isyanından 1 yıl sonra, 1931’de söylüyor.
Perinçek’in sürekli alıntı yaptığı bir konuşması vardır Diyap Ağa’nın. O konuşmada da Diyap Ağa’nın Kürtler adına konuştuğu ve “Türk-Kürt kardeşliği”nden bahsettiğini iddia eder. Bakın Diyap Ağa 1931 yılında o konuşmasından nasıl bahsediyor:
“Lozan Konferansı sırasına kürsüye çıktım. Aha bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım kürsüye çıkıverdim. Dedim ki, (...)?Gerek Şafii, gerek Hanbeli, gerek Hanefi hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’ üz. Şimdiden sonra mı ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız.”
Gördünüz mü? Perinçek’lerin Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler var derken kanıt olarak gösterebildikleri bir tek Diyap Ağa var. O da “Ben Kürt değil Türk’üm” diyor.
Ve Meclisteki tek konuşmasını da aşiretine Kürt diyenlere sinirlenip yapıyor!
Diyap Ağa’nın
yıllardır gizlenen röportajını yayınlıyoruz:
Bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış,
bunu duyunca kızdım.
Biz Kürt değiliz, biz Türk’üz.
Türklük tehlikeye düştü. Kurtuluş Savaşı’na katıldım.
Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, kıymetini bilelim.
Millet Meclisi’nin ilk azalarından Diyap Ağa’ya Karaoğlan’da rast geldim. Felaket ve zafer günlerinin bu bir hatırası olan bu aksakallı ihtiyara yaklaştım. Selam verdim ve kendimi tanıttım. Ertesi günü Natbantoğlu Hıfzı Bey’le beraber misafir kaldığı Kayseri Oteli’ne gittik.
Otelin avlusunda bu tarihi şahsiyetle karşı karşıya idik. İri ak kaşlarını kaldırdı, mavi gözlerini gözlerime dikti:
— Oğul sen beni nereden tanıyorsun? dedi.
— Birinci Millet Meclisi’nde Dersim Mebusu idiniz, sizi o zaman tanımıştım.
— Aha!.. Unutmamışsın.
— Memleketin kurtuluşuna koşanlar hiç unutulur mu? dedim sonra ilave etti:
— Benden ne soracaksın?
— Nasıl mebus olduğunuzu Birinci Millet Meclisi’nde neler gördüğünüzü ve hayatınızı soracağım!
— Sor ki, söyleyem.
Sordum, şunları anlattı:
Diyap Ağa bugün bir asrı idrak etmiştir, yani tam yüz yaşındadır İkinci Mahmut zamanında doğmuş ve Türkiye’de ilk gazete ile hemtevellüttür.
1831 tarihinde dünyaya gelmiştir. Doğduğu yer Çemişkezek kazasının Eğerek karyesidir. Babasının adı Seyyit Han, dedesi Kahraman Ağa’dır. Mensup olduğu aşiret Ferhat uşağıdır. Hayatını Dersim’in Balıkkayalı Dağlarında atlı olarak geçirmiş. Ferhat Uşağa reis olmuştur. Üç yüz adamı ile dağdan dağa koşmuş, tam bir Türkmen hayatı yaşamıştır. Birçok mücadelelerle girmiş olan bu efsanevi dağ adamı, bin bir ölüm tehlikesi geçirdikten sonra, Sultan Abdülhamit’in fermanı ile de Dergâhı âli Kapıcıbaşılığı rütbesini almıştır. Dersim havalisinde teşkilat yapmağa gelen altı Ermeni komitacısını yakalamış ve bunların ellerini ayaklarını bağlayarak Yıldız Sarayı’na yollamıştır.
Bundan sonra bir müddet Nahiye Müdürlüğü ve Mahkeme azalığında bulunmuştur. Sekiz defa evlenmiş, on beşe yakın çocuğu olmuştur. Hiçbiri sağ değildir. Bunlar arasında eceli ile ölen yoktur.
— Ağam okumak yazmak bilir misin?
— Mebus olanda bilmezdim. Allah, Büyük Gazi’ye ömür versin. Yeni harfleri öğrendim.
— Nasıl Mebus çıktınız?
— Gâvur Anadolu’yu sardı: Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet ırz ve namus. Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman olmadı. Sonra Sivas’a oradan da Ankara’ya gelmiş.
Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım.
Bana “gitme ölürsün” dediler. “Zaten herkes mahvoluyor, varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek” dedim.
Benimle mebus seçilen Ayas Uşağı aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu, gelmedi. Ben yanımda bir uşağım, atlara atladık, Elâziz’e geldim. Elâziz’de bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas, Kayseri yolu ile on sekiz günde Ankara’ya vardım.
— Nerede kaldınız?
— Taşhan’da bir müddet kaldım, sonra Hacı Bayram’da bir ev tuttum.
— Kaç senesinde geldin?
— 1336 senesinde geldim.
— İlk defa Meclis’e nasıl girdin?
— Dersim’den tanıdığım Hasan Hayri Bey vardı. Beni Meclise o götürdü. Kapıdan içeri girince yüreğime bir şevk geldi. Gözüm yaşardı. Burasını mektebe benzettim, kara kara sıralar vardı. Bir sıranın bir köşesine ben de çöktüm. Biraz sonra Hasan Hayri Bey, beni dışarı çıkardı. Bir odaya götürdü.
— Odada kimler vardı?
— Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Kâzım Paşa vardı. Gazi Paşa ile birbirimizin elini tuttuk. “Safa geldin Ağa” dedi. Beni Paşalarla tanıştırdı. Yanında oturdum. O dakikada Paşa’ya gönlüm ısınıverdı. Gözümü, gözlerinden ayırmadım. Bu büyük adamla cenge değil, bastonuma dayana dayana ölüme bile giderdim.
— Hiç Millet Meclisi kürsüsüne çıktın mı?
— İki kere çıktım. Bir sene geçmişti. Daha Mustafa Ağa gelmemişti. Meclis’te onun lafını ediyorlardı. Anladım ki Mebusluktan çıkaracaklar. Kürsüye geldim. Konuşanlar bile sustu. Herkes bana şaştı. Diyeceğimi bekliyorlardı. Dedim ki: “Mustafa Ağa’ya telgraf vurdum, yan gelir, yan gelmez, ola ki gele.” Hep bir ağızdan bağrıştılar, el çırptılar.
— Başka yok mu?
— Bir kere de Lozan Konferansı sırasında kürsüye çıktım. Aha bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım kürsüye çıkıverdim. Gene sustular: “Lâilaheillâh Muhammedürresullâllah” dedim. “Gerek Şafiî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’üz. Hepiniz Lâilaheillâh demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız.” dedim. Gene el çırptılar, İsmet Paşa ayakta kürsünün yanına gelmiş, sakalımın dibine yaklaşmıştı. O da coştu, o da el vurdu.
— Ağam o zamanlar, sizin bir ecnebi kadına aşık olduğunuzu söylemişlerdi?
— Aha canım! Ben Meclis’te büzülmüş otururdum. Yukarıya bir gâvur karısı gelmiş, beni görmüş sormuş: Meclis dağıldı, dışarı çıkıyordum. Kara Bekir kolumdan tuttu beni riyaset odasına götürdü. Hep Paşalar ayakta idiler, aralarında güzel bir kadın gördüm. Paşa Hazretleri dedi ki:
— Ağa bu kadın seni sevmiş! dedi.
— Kadın elimi tuttu. Ben de yüzüne bakarak şu beyti söyledim:
Sev seni seveni hâk ile yeksan etse de
Sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan etse de.
Hep gülüştüler. Kadın resmimi istedi: “yarın gel yan yana bir resim çıkarak” dedim. Bir daha görünmedi.
— Ağa kanunları nasıl yapıyordunuz?
— Kanun yapmak, tıpkı yayıkta yağ yapmağa benziyor. Çalkalıyorduk, çalkalıyorduk. Yayıktan yağ çıkar gibi kanun da çalkalana çalkalana çıkıyordu.
— Bir zaman seyahate çıkmıştınız?
— Evet. Bir gün Meclisin kapısı önünde idik. Gazi Paşa Hazretlerine dedim ki: “Allah düzenimizi bozmasın, şanımızı arttırsın, kılıcımızı keskin, talihimizi açık etsin” dedim. Bunu dediğim zaman gözümden yaş aktı. Paşa Hazretleri, beni kolumdan tutarak otomobiline aldı. Beraberce Eskişehir’e seyahat ettik. Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, çok büyük bir adamdır. Kıymetini bilelim, ne diyem, bana çok şefkat ve muhabbet gösterdi. Allah da onun sevenini çok etsin. Bizim Meclisimizde bir duamız bir de arkadaşlara iman vermemizden başka bir gayretimiz olmadı.
— Ankara’yı nasıl buldunuz?
— Cennet olmuş, şaştım kaldım. Tanınmaz bir hale gelmiş. Çalışanların gayreti var olsun.
— 12 sene sonra bu seyahatiniz ne içindir?
— Gazi Hazretlerini ziyarete geldim.
— Arzunuz nedir?
— Hey oğul, ihtiyarlıktan çalışamıyorum. Memlekete çok hizmet ettim. Son ömrümde devletimden ve milletimden bir tekaütlük maaşım almağa geldim. Bu işim de olursa mesut olarak memleketime döneceğim!
Perinçek Kara Fatma’yı
nasıl Kürt yaptı
Aydınlık bir kapakla komediye katkıda bulunmuş: “Kürtler Bu Vatan için Savaşmadı mı?”
Kürtlerin de Kurtuluş Savaşı’na katıldığını iddia etmişler, ama Kürtlerin katılımıyla ilgili tek bir rakam, resmi belge ya da açıklama koyamamışlar. Tek tük insanların “Ben Kürdüm ve Kurtuluş?Savaşına katıldım” açıklamaları dışında ortaya konulan hiçbir şey yok!
Mecburen Soner Yalçın’ın çarpıtma yöntemine başvurmuşlar: Kurtuluş Savaşı’na katılan Türkleri Kürt olarak göstermek. Soner Yalçın türküleri çarpıtıyordu, Aydınlık da fotoğrafları çarpıtmış.


Aydınlık’a göre Kurtuluş Savaşı’daki Kürtlerin müthiş kanıtları:Ankaralı deveciler, cepheye mermi taşıyan Kastamonulu kadınlar ve Erzurumlu Kara Fatma!
Bir de Diyap Ağa. Halbuki o da kendisine Kürt denmesine sinirleniyor,
“Ben Kürt değil Türk’üm” diyor! |
|
Örneğin Kara Fatma’nın fotoğrafını basmışlar. Erzurumlu ya, onu da Kürt yapıvermişler. Halbuki Kara Fatma’nın öyküsü, Kuvayı Milliye tarihinin en ünlülerinden biridir. Düşman işgali başlayınca görev almak için Sivas’a kadar giden Kara Fatma, kadın olduğu söylenince şu yanıtı vermiştir: “Kadın isem de Türk değil miyim?” Ve ancak böyle Mustafa Kemal’le görüşebilmiştir!
Erzurumlu Kara Fatma’yı, Kurtuluş Savaşı’na katılan Kürtlerin örneği olarak gösteren çarpıtma komedisi bununla da yetinmiyor. Atatürk’ün cepheye cephane taşıyan Ankaralı devecilerle yaptığı ünlü bir görüşme fotoğrafı vardır. İşte o fotoğrafla Atatürk sanki Kürt beyleriyle görüşüyormuş yanılsaması yaratmak istemişler!
Kastamonu’da sırtında bomba taşıyan kadınlarımızın resmini de koymuşlar. Sanırsınız cepheye yardıma giden Kürt kadınları!
Halbuki, Kuvayı Milliye’nin binlerce fotoğrafı var. Bir tanesinde bile düşman askerleriyle savaşan Kürdü bulamamışlar ki, Türk askerinin, Türk kadınının, Türk devecisinin resmini basmaktan başka çareleri kalmamış!..
Bu bile, Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerin olmadığının güzel bir kanıtıdır...
Aydınlık’ın bir başka çok önemli çarpıtması daha var: Bütün Doğu Cephesi’ni Kürtlerin savaştığı bir cepheye dönüştürmüşler. Perinçek “Şarkta istinat yaratarak İzmir’i kurtarmak” başlıklı bir başyazı yazmış. Ve Mustafa Kemal’in Doğu Cephesi’ne ne kadar önem verdiğini, Doğu illerini kurtarmak için yapılanları anlatmış. Hatta ilk kongrenin Erzurum’da toplanmasını örnek vermiş.
Gören de Atatürk Erzurum Kongresi’ni Kürtlerle topladı sanacak! Doğru, kongreye Türkiye’nin dört bir tarafından yüzlerce kişi davet edilmişti. Bunların arasında çeşitli Kürt aşiretleri de vardı. Ancak çoğu Kürt aşireti bu davete zaten yanıt vermemişti. Erzurum Kongresi’ne katılan az sayıdaki Kürt aşiretinin hiçbiri Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Mustafa Kemal’in yanında kalmadı. Zaten kalsalar, verdiğimiz şehit rakamlarına bu yansırdı. Üstelik Mustafa Kemal’e sadık kalmak bir yana çoğu aşiret (Mutki Aşireti gibi) zaten Cumhuriyet döneminde isyan etmişti!
Unutturulan bir gerçek daha var. Doğu Cephesi’ndeki askerlerimiz, Sovyetler’le yapılan anlaşmalarla Doğu sınırları belirlendikten sonra Batı Cephesi’ne yardıma gelmişti. TÜRKSOLU’nun verdiği Kurtuluş Savaşı şehitleri rakamlarında işte Doğu Cephesi’nden gelen bu askerler de bulunmaktadır. Madem Doğu Cephesi Kürtlerden oluşuyordu, bu niye bizim verdiğimiz rakamlara yansımıyor?
Aslında Perinçek burada bir çarpıtmadan da öte büyük bir bölücülük örneği göstermektedir. Kurtuluş Savaşı’na katılan Kürtlere örnek bulamayan Aydınlık, çareyi tüm Doğu Cephesi’ni birden Kürtlere mal etmekte bulmaktadır.
Anlayacağınız PKK’nın yıllardır yapamadığını bir çırpıda gerçekleştiriveriyorlar! Yani tüm Doğu’yu Kürtlere veriyorlar!
Vurun Türk milleti mi
Vurun Kürt uşağı mı?
Soner Yalçın köşesinde “Milli Mücadele Türkülerinde Kürtler” başlığıyla küçük bir yazı yazmış. Anlayacağınız, “araştırmacı” kimliğini ne hikmetse, Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’na katılımı konusunda gösterememiş. Yapa yapa Milli Mücadele türkülerindeki Kürtlerden bahsedebilmiş.
Ama çok büyük bir çarpıtmayla. Kara Yılan türküsünün sözlerini şu şekilde yazmış:
Karayılan der ki, harbe oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Nerde düşman varsa orda bitirek
Vurun Kürt uşağı namus günüdür”
Bu türkü yıllardır yalnızca Antep’te değil, tüm Türkiye’de okunan bir türküdür. Ve son dizesi şöyledir:
Vurun Antepliler namus günüdür”
Kimi yörelerde ise şöyle söylenir:
“Vurun Türk milleti namus günüdür”
Üstelik Soner Yalçın bu çarpıtmasına kaynak olarak Ruhi Su’yu gösteriyor. Komiklik de burada başlıyor. Çünkü, Ruhi Su’nun türküleri ortada. Tümü yayınlanmış, 1970’lerde yüz binlerce devrimci tarafından söylenmiş. İsteyen herhangi bir müzik markete gidip CD’sini de alabilir hemen. Buyrun dinleyin, Ruhi Su, bu türküde “Kürt uşağı” mı diyor?
Tabii ki, demiyor. Çünkü Ruhi Su devrimci bir insan. Tarihi gerçekleri çarpıtma konusunda Soner Yalçın gibi “rahat” değil.
Hatta merak ettik, ünlü başka yorumcularının kayıtlarına baktık. Örneğin çok güzel bir yorumu da Cem Karaca tarafından söylenir. Orada da “Vurun Türk milleti” deniyor.
Hatta bugün kimi Kürtçüler tarafından PKK’lı olarak gösterilmek istenen Ahmet Kaya da bir dönem konserlerine “Kara Yılan” türküsünü söyleyerek başlardı. İnanmayan “Resitaller-1” albümüne bakabilir. Orada da şöyle dendiği görülecektir: “Vurun Antepliler namus günüdür.”
Açıkçası Soner Yalçın’ı kutlamak gerekir. Milyonlarca insanın ezbere söylediği, belki de Türkiye’nin en çok bilinen türküsünü çarpıtabiliyor. Bu boyutta bir çarpıtma büyük cesaret ister.
Ancak Soner Yalçın bununla da yetinmemiş, “İlhan Bey Türküsü” isimli başka bir türküden daha bahsetmiş. O türküde de şöyle deniyormuş:
“Yetiş Kürt uşağı Antep yanıyor”
Ancak kaynağına bakınca gülümsemeden edemiyoruz. Mehmet Bayrak’ın “Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri” kitabı. Mehmet Bayrak önde giden Kürtçü yazarlardan birisidir. Bir Kürtçüyü kendisine kaynak belleyen Soner Yalçın’a bir çağrıda bulunuyoruz: Mehmet Bayrak’ın Şeyh Sait’ten Koçgiri’ye bütün Atatürk düşmanı Kürt isyanlarını öven yazılarını da taşısın köşenize de okurlarınız Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nda aslında ne yaptığını görsün!
Ya da Soner Yalçın şöyle bir “hizmet”te bulunabilir. Atatürk’ün Kürt bölücülüğüyle mücadele etmek için uyguladığı yöntemlerden biz bahsedince sansürlüyorsunuz. Örneğin Şark Islahat Planı, İskan Kanunu, “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları... Ama Mehmet Bayrak, kendi kitaplarında tüm bu uygulamaları “Atatürk’ün faşistliği”(!)nin örnekleri olarak sık sık anlatıyor. Soner Yalçın madem Mehmet Bayrak’ı kaynak kabul ediyor, bunlardan da bahsetsin!
Nâzım Hikmet ve Kürtler

Nâzım’ı da Kürtçü yaptılar. Kaynakları ise Kamuran Bedirhan’a yazdığını iddia ettikleri mektup. Kim mi o? Atatürk’e suikast düzenlemiş, isyan örgütlemiş, aşireti 100 yıl boyunca Türklere karşı Ruslarla İngilizlerle Fransızlarla işbirliği yapmış bir Kürt aşiret reisi!.. Halbuki, Nâzım bırakın mektup yazmayı, böyle bir adamın yüzüne bile bakmaz! |
|
Nâzım,’ın şiirlerinde, oyunlarında, romanlarında Kürdü bulamazsınız. Hele hele Kuvayı Milliye Destanı’nda bugün kimilerinin iddia ettiği “Kurtuluş Savaşı’nda beraber savaşan Türkler ve Kürtler”in tek bir örneği yoktur. Sırf bu bile, Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’na katılmadığının bir göstergesidir.
Soner Yalçın bu konuya da dokunmadan duramamış: “Nâzım Memleketimden İnsan Manzaraları ve Kuvayı Milliye Destanı kitaplarında Anadolu’daki Milli Mücadele’yi anlatırken Kürtlerin hikayelerinden bahsetti. Antep, Urfa, Maraş savunmalarında hep onların yiğit direnişinden bahsetti. Tek başına ‘Karayılan Destanı’ bile Nâzım Hikmet’in kardeşliği ne kadar yücelttiğini gösterdi.”
Karayılan da Kürtmüş de bizim haberimiz yokmuş! Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerin de katıldığı ancak böyle ispatlanabilir zaten. Yılların türküsü çarpıtılır ve Türk kelimesi Kürt yapılır. Yılların Türk’ü, soyağacı belli, Türkmen kökenli olduğu ispatlanmış Karayılan Kürt yapılır... Olmayan bir şey de böyle savunulabilir zaten. Kurtuluş Savaşı’nda Kürt yoksa yapacakları şey gayet basit, katılan Türkleri Kürt yapıverirsin olur biter!
Soner Yalçın, Nâzım’a ait olduğunu iddia ettiği bir de mektup yayınlamış. Mektup Kamuran Ali Bedirhan’a yazılmışmış. Bir cümlesi şöyle: “O dövüş yıllarının sonradan Türk idarecilerince yasak edilen en unutulmaz türkülerinden biri ‘Vurun Kürt uşağı namus günüdür’ diye başlar.” Böylece Soner Yalçın’ın Karayılan türküsüyle ilgili çarpıtmasının kaynağını da öğrenmiş oluyoruz. Halbuki, mektubun Nâzım’a ait olduğu kesin değil. Zaten varlığını bir tek Bedirhan iddia ediyor. Hatta mektubun aslı o öldükten sonra bulunmuş. Ancak iki satır Nâzım okumuş olanlar mektuptaki üslubun Nâzım’a ait olmadığını hemen anlar. Tabii iki satır Nâzım okumuş olanlar.
Üstelik Soner Yalçın bir başka büyük çarpıtma yapıyor ve Bedirhan’dan Sorbon Üniversitesi Kürt Dili Profesörü diye bahsediyor. Gören de, Bedirhan bir bilimadamı sanacak! Halbuki Bedirhan aşireti en işbirlikçi, en Türk düşmanı Kürt aşiretlerinden biridir. 1840’larda Ruslarla işbirliğinde ayaklanmışlardır. Çanakkale Savaşı’nda da Kürtler yoktu dediğimizde, rakamlara karşı çıkamayıp “Kürtler de Sarıkamış’ta çarpıştı” diyenlere de en güzel yanıtı Bedirhanlar verir: Aşiret liderleri Yusuf Kâmil Bey, 1916 yılında Rus işgali sırasında Erzurum ve Bitlis’te valilik yapmıştır!
Sıradan bir profesör gibi sunulan ve sözüne inanmamız istenen Kamuran Ali Bedirhan işte böyle bir aşiretin liderlerindendir. Üstelik Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk’e suikast planlayanlar arasındadır. Sivas Kongresini basarak Atatürk’ü tutuklamak istemiş, bu girişim Karabekir’in olayı haber almasıyla önlenmiştir. Daha sonra gıyabında ölüme mahkum edilmiştir. 1931’deki Ağrı isyanının da liderleri arasındadır. Şu sözün de sahibidir: “Kürtler, İsrail’in doğal müttefiğidir.”
Bursa-Diyarbakır maçı ve
PKK Dışarı sloganı

Altaylı diyor ki: “Milliyetçilik yaptığını zannederken bu ülkeyi PKK’dan daha büyük bir bölünme tehdidiyle karşı karşıya bırakan ‘beyinsizler’.” Ne yapmış Bursaspor taraftarı?Eline silah mı almış? Havan toplarıyla Türk köylerine mi saldırmış? Otobüsleri durdurup içindekileri mi katletmiş? Kendinden olmayan köyleri mi yakıp boşaltmış? Bursaspor taraftarı PKK’nın bu yaptıklarından daha kötü ne yapmış da PKK’dan daha tehlikeli hale gelmiş? |
|
Fatih Altaylı günlerce, Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerin olmadığını söylemenin ne kadar tehlikeli olduğundan bahsetti. Ama bir kere bile ortaya koyduğumuz rakamlara karşı çıkamadı... Biz de meydan okuduk Altaylı’ya... Buyursun Kürtlerin de Kuvayı Milliye’ye katıldığını kanıtlasın.
Yapamadı... Yapamaz... Yapamazlar... Ama Türk’ün yükselen sesini susturmak için ellerinden geleni yaparlar.
Altaylı da hemen bir “Türk bölücülüğü” edebiyatıdır tutturdu. Kurtuluş Savaşı’na Kürtlerin katılmadığını söylemek Türk bölücülüğüymüş... Hatta bu bölücülük PKK’dan bile daha tehlikeliymiş...
Bursasporluların “PKK dışarı” tezahüratı yapmasını da eleştirmiş: “Milliyetçilik yaptığını zannederken bu ülkeyi PKK’dan daha büyük bir bölünme tehdidiyle karşı karşıya bırakan ‘beyinsizler’”
Ne yapmış Bursaspor taraftarı? Eline silah mı almış? Havan toplarıyla Türk köylerine mi saldırmış? Otobüsleri durdurup içindekileri mi katletmiş? Kendinden olmayan köyleri mi yakıp boşaltmış? Bursaspor taraftarı PKK’nın bu yaptıklarından daha kötü ne yapmış da PKK’dan daha tehlikeli hale gelmiş?
Türkiye’de hangi stada giderseniz gidin Diyarbakırspor tepki görür. Bu tepki gayet normal. Çünkü “PKK dışarı” kötü bir tezahürat değil ki. Yani kimse “Bütün Diyarbakırlılar PKK’lı” demiyor. “PKK dışarı” diyor. Madem Diyarbakırspor taraftarı PKK’lı değil, PKK’ya en az biz Türkler kadar karşı, o zaman onlar da katılsın bu tezahürata... Bursaspor taraftarıyla Diyarbakırspor taraftarı omuz omuza, “PKK dışarı” desin! Alın size PKK’ya karşı omuz omuza mücadele veren Türk-Kürt kardeşliği portresi!
Olur mu? Olmaz tabii...
Diyarbakırspor madem PKK’lı suçlamasından rahatsız, öyleyse ilk maçlarında çıksınlar sahaya Türk bayraklarıyla... Taraftarları “Ne mutlu Türk’üm diyene” pankartları açsın ve bu sefer ıslıklamak yerine katılsınlar İstiklal Marşı’na...
Olur mu? Olmaz tabii..
Öyleyse Türklerin haklı tepkisine kimse kızmasın... Kimse tribünlerdeki masum bir tepkiyi, bir tezahüratı, PKK’nın eli silahlı teröründen daha tehlikeli gibi göstermeye kalkışmasın!
Kürt fedaileri
neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?


“Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle Kürtlerin birlikte verdiği” tezlerini kim savunuyor? Perinçek, Soner Yalçın, Fatih Altaylı ve Mehmet Ali Birand... Hepsinin de Apo’yla röportaj yapmış olması bir tesadüf mü? |
|
Dikkat edin, tüm bu tartışmalarda, hiçbir Kürt çıkıp da kardeşim biz de Kurtuluş Savaşı’nda vardık demiyor. Örneğin, DTP’liler hep sessiz kalıyorlar.
Kalırlar tabii... Yalnızca Kurtuluş Savaşı’nda olmadıkları için değil, olmak istemedikleri için de.
Örneğin, çok örnek verilen Diyap Ağa’ya geri dönelim. Diyap Ağa, Kürt hareketleri tarafından hep işbirlikçilikle, Kürtlüğünü unutmakla suçlanmıştır. Ama bizim ihanetle suçladığımız, Koçgiri isyanları, Milli Aşireti isyanları, Şeyh Sait isyanları, Ağrı isyanları, Dersim isyanları, bütün Kürt hareketleri tarafından sonuna kadar savunulmuştur.
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslarla işbirliği yapan Şeyh Ubeydullah’ı da sahiplenirler. 1916’daki Rus işgalinde işbirlikçi valilik yapan Yusuf Kâmil Bey’i de, üzerinden İngiliz askeri üniformaları çıkan Şeyh Sait yandaşlarını da, İngiliz-Fransız işbirlikçisi Dersim isyanının elebaşı Seyit Rıza’yı da...
Bu isimler, bizim için haindir ama Kürt hareketi için birer ulusal kahramandır.
Zaten mesele de budur. Onların sözde kahramanlarının bütün yapabildiği emperyalistlerin desteğini alıp Türk’e saldırmaktan başka bir şey değildir.
Bugün PKK’nın yaptığı da farklı bir şey değil zaten. Atalarının Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığını inkar etmek, bugün yaptıklarından vazgeçmek anlamına gelecektir. Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlılara karşı savaştıklarını söyleyemezler.
Savaşmadıkları için değil sadece. Yunanistan’da ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde o kadar kampları var, onun için. Sarıkamış’ta Ermenilere ve Ruslara karşı savaştıklarını söyleyemezler çünkü Rusya ve Ermenistan’da da kampları var. Güney Cephesi’nde Fransızlara karşı savaştıklarını da iddia edemezler, çünkü bütün Avrupa bugün arkalarında...
Türklerle Kürtlerin birlikte Kurtuluş Savaşı yürüttükleri yalanını o yüzden Kürtler değil de Soner Yalçın’lar, Fatih Altaylı’lar, Perinçek’ler. Mehmet Ali Birand’lar atıyor. Emin olun bu bir görev paylaşımı. PKK vuracak, Kürdü örgütleyecek. Bunlar da PKK’ya karşı çıkmak isteyen Türk’ün örgütlemesini engellemek için bu yalanları pazarlayacak.
Apo’yla Bekaa’ya gidip kimler görüşmüştü bir hatırlayın... Perinçek, Altaylı ve Birand!
Perinçek, Apo’yla görüştüğü dönemde dergisi 2000’e Doğru’nun Ankara Bürosu çalışanları arasında Soner Yalçın da vardı!
Bu bir tesadüf değil. Siyasette tesadüfün yeri olmaz. Tercihler vardır. Ya Kürt tarafındasınızdır ya da Türk tarafında... Ya Kürdün avukatı olursunuz ya da mazlum Türk’ün.
(Sayı 255, 05/10/2009)
|