Eser Özaltındere - Kürt açılımı BOP’tur ABD’nin kanlı entrikasıdır
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Kürt Açılımı:
İhanet Açılımı

Gökçe Fırat
Kürt Açılımının Ardındaki Oyun


Gökçe Fırat
Bugün 10 Kasım ve
bugün Atatürk'ü kendi kurduğu Meclis'te, bir kez daha öldürecekler!


Gökçe Fırat
İhanet açılımı yapılan
Meclis'in bahçesinde bir gün
darağaçları kurulur!


Sloganımızın arkasındayız: Hepsini asacağız!

Serap Yeşiltuna
İdam insanlık suçu mudur?


Ali Özsoy
Tayyip'in açılımı:
Türk askerine tabut


Gökçe Fırat
Abdullah'ın Planı: Abdullah'a Af!


İnan Kahramanoğlu
"PKK'ya af" planı


Özgür Erdem
"Kürt açılımı" değil
ikinci 15 Ağustos saldırısı


Okan İşbecer
Sezen haydi artık çek git yoluna bıkmışım dertten


Şener Üşümezsoy
Izady'nın Kürt Açılımı


Eser Özaltındere
Kürt açılımı BOP'tur
ABD'nin kanlı entrikasıdır

Eser Özaltındere
Kürt açılımı BOP'tur
ABD'nin kanlı entrikasıdır

ABD’nin önde gelen “düşünce ” kuruluşlarından Carnegie Endowment’ın üst düzey uzmanlarından Profesör Henri Barkey, yaptığı açıklamalarla açılımın varacağı yeri gösterdi.

ABD’nin önde gelen “düşünce ” kuruluşlarından Carnegie Endowment’ın üst düzey uzmanlarından Profesör Henri Barkey, yaptığı açıklamalarla açılımın varacağı yeri gösterdi.

Başbakan ülkeyi bölmeye kararlı

Bakın! Başbakan ne diyor; “Bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz ve atacağız.” Demek ki, Türkiye’yi ne pahasına olursa olsun bölmeye kararlı ve bu işe kafayı koymuş!

Son günlerdeki gelişmelere bakılırsa iş bununla da kalmayacak gibi! Çünkü, Başbakan’ın bölücü Kürt açılımı ve çalkantıları daha durulmadan aniden memleketi Güneysu’yu özleyivermesi ve orada bulunduğu süre zarfında Norşin’den sonra Potamya avazlarının da alabildiğine yükselmesi çok mânidar.

Bu sakın, gelecekte gündeme gelecek olan Lazcılığın, Hemşinciliğin ve Rum Pontusçuluğun startı olmasın?

Ne enteresandır Başbakan, bu ziyaretin hemen ardından ve durup dururken, Büyükada’da Kezban Hatemi’nin önderliğinde dinî cemaat liderleriyle bir araya geliyor. Bütün bunlar olurken de Trabzon’daki Sümela Manastırı’nda Yunan, Gürcü ve Rus turistler mumlar yakarak ayin düzenlemeye kalkışıyorlar. Bir yetkilinin müzede ayin düzenlenemeyeceği konusunda ısrarlı tutumu karşısında kavga dövüş ayinden vazgeçiliyor.

İşaretlerden anlaşıldığı kadarıyla Ekümeniklik, Ruhban Okulu konularıyla beraber Doğu Karadeniz’de yavaş yavaş Rum Pontusçuluk, Lazcılık, Hemşincilik ve Gürcücülük de kaşınmaya başlanacak. Kürtçü bölünmeden sonra sıra bunlara gelecek.

Apo baştacı ediliyor

Ne içler acısıdır ki, Türkiye günlerdir eli kanlı katil Abdullah Öcalan’ın “yol haritasına” kilitlendi. Apo denen adam baştacı ediliyor. Açık ve net bir şekilde devletin bölücü bir örgüt liderini muhatap almasını sağladılar. Allem ettiler kullem ettiler 40.000 kişinin ölümünden sorumlu bir kasabı “Halk kahramanı(!)” hâline dönüştürdüler. Zaten, amaçları da buydu. Tabii böyle olunca da, onun bu kadar önemsenen yol haritası her türlü bölücü çılgınlığa açık olacaktır. Bu çete lideri, yol haritasında uçuk-kaçık tüm Kürtçü taleplerini sıralamaktan kaçınmayacaktır.

İnanılacak gibi değil! Bu herif mahkûm değil mi arkadaş! Öğretmeninden mühendisine, subayından erine ve polisine, çoluk çocuk binlerce insanımızın ölümüne neden olmadı mı? İdamdan dönmedi mi? Müebbet yemedi mi? Böyle bir adam nasıl olur da yol haritası açıklayabilir? Neden hiç kimse çıkıp; “bu adam azılı bir mahkûmdur, hapishanede tutuklu olarak yatmaktadır ve böyle bir yol haritası ilân etme hakkı yoktur, bu yasalara aykırıdır, açıklama yapmasına izin verilmemelidir” demiyor. Milleti, bu müebbet yemiş bölücü teröristin ve Kürtçülüğün esiri yaptılar. 40.000 kişinin katili olmasına ve içeride yatmasına karşın PKK ile DTP’yi onun yönetmesine imkân sağladıkları gibi Türkiye’nin kaderini de onun yol haritasına angaje ettiler. Bu kadar büyük bir rezâlet dünyanın neresinde görülmüştür? Bu durum bile, Abdullah Öcalan ve AKP’nin ortaklığının en güzel kanıtıdır.

Ecevit, “Apo’yu niye bize verdiler bir türlü anlayamadım” demişti. Apo’nun neden Türkiye’nin kucağına atıldığı ve Tayyip Erdoğan ile AKP’nin neden iktidar yapıldığı şimdi daha net anlaşılmaktadır. Zaten, Tayyip Erdoğan’da Büyük Ortadoğu Projesi’nin “eş başkanı” olduğunu açıkça ilân ederek gerçek misyonunun ne olduğunu kendi ağzıyla itiraf etmemiş miydi?

Kürt açılımı belli oluyor

AKP’nin Kürt açılımının ayrıntıları bir türlü AKP tarafından açıklanmasa da basın yayın organlarında bu konuda çok şeyler yazılıp çizilmektedir. Bunlardan bir tanesinde üç ayaklı bir plandan bahsediliyordu ve ilk ayak; Ekonomik paketti. Bununla, öncelikli olarak altyapı sorununun giderilmesi ve 5 yıl içinde de işsizlik probleminin büyük ölçüde çözülmesi hedefleniyormuş. Peki acaba, 7 yıldır AKP’nin aklı neredeymiş? Demek ki, Kürt açılımını bekliyorlarmış. Baksanıza, krize karşın GAP için 15 milyar doları (ABD’nin haracı olmalı) anında çıkarıverdiler.

İstihdamda öncelik de koruculardaymış. Bunu muhakkak kamuflaj niyetine koymuşlardır.

Evet, bölgede ekonomik yatırımlar artırılmalı ve hatta orada ekonomik seferberlik de ilân edilmelidir. Ama, Kürt açılımı paketi içerisinde ve Kürt bağımsızlığına hizmet edecek şekilde değil!... Çünkü, Kürt açılımı paketinde yer alan ekonomik önlemlere baktığımızda ve bunları diğer unsurlarla da birleştirdiğimizde sömürgeci ve taşeronlarının gerçek hedeflerinin neler olduğunu daha açık bir şekilde görebiliyoruz. Bunlar şöyle özetlenebilir:

1) İstihdam olanaklarının artırılarak, genel afla dağdan indirilen PKK militanlarına rehabilitasyon çerçevesinde iş imkânlarının hazırlanması.

2) Resmileştirilmiş Kürt kimliğine özerklik ve bağımsızlık doğrultusunda ekonomik destek sağlanması ve Kürtçü yapılanmanın ekonomik yönden de güçlü kılınması. Burada, güçlendirilen ekonomik altyapının teşviklerle desteklenmesi ve bu teşviklerin Kürt kökenli işadamlarına gitmesi, orada var olan Kürt burjuvazisinin daha etkili bir hâle gelmesine neden olacaktır. Böylelikle bu sınıf, kendi kendine yeter bir ekonominin dinamikleri olarak Kürt bağımsızlığının taşıyıcı gücünü oluşturacaktır.

3) Bölgede elde edilen Kürt kimliğiyle birleştirilmiş ekonomik kalkınmayla Kuzey Irak’taki yapının da desteklenmesi, Kuzey Irak’la entegrasyona zemin hazırlanması ve Büyük Kürdistan’a bir adım daha yaklaşılması.

Eğer, bu ekonomik atılım ulus-devlet bağlamını güçlendirecek faktörlerle birlikte ele alınsaydı Türkiye ve bölgeye büyük yararlar sağlayabilirdi. Ancak, AKP’nin Kürt açılımı paketinde yer alan ekonomik önlemler bütünüyle Kürtçü hedefler doğrultusunda kullanılacaktır.

Kürtçülere kültürel alan

Bilindiği gibi, AKP’nin daha önceki demokratik açılımlarının içerisinde üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün açılması, özel Kürtçe televizyonların kurulması, devlet dairelerinde Kürtçenin serbestçe konuşulabilmesi gibi Kürtçü istekler yer almıştı. Bunların hepsi birbirini tamamlayan konulardır ve bir kültür ortamı oluşturmaya yöneliktir. Hatırlanacak olursa, AB ve Kürtçüler Kürtçenin gelişebilmesi için bir kültür ortamının gerekliliğine özellikle dikkat çekmişlerdi. Bu kültür ortamı olmadığı sürece Kürtçenin gelişemeyeceğine inanıyorlardı. Sonunda bu önlemlerle istedikleri kültür ortamının oluşmasını sağlama imkanını elde ettiler. Üniversitelerdeki Kürdoloji Enstitülerinde gerçekleştirecekleri “protez” Kürtçeyi, bölgedeki özel televizyonlar ve yerel basın yayın organlarıyla toplumda yerleştirmeye çalışırken, günlük hayatta konuşulan Kürtçeyle beraber devlet dairelerinde de Kürtçenin devreye girmesi, bölgede birinci dilin Kürtçe olmasına imkân hazırlayacaktır. Dolayısıyla da istenilen kültür ortamı elde edilmiş olacaktır. Bu durumda ise, farklı bir dilin konuşulduğu, Türkçenin kullanılmadığı Güneydoğu Anadolu neredeyse yabancı bir ülke hâline gelecektir. İşte bu noktada, Kürt açılımının ekonomik paketiyle zenginleşen Kürtçü burjuvazi oradaki protez Kürtçeye dayalı kültür ortamının elde edilmesinde motor gücünü oluşturacak, örneğin, Kürtçenin kullanıldığı özel televizyonlar, basın yayın kuruluşları veya Kürtçe kurslar bu burjuvazi tarafından finanse edilecektir.

Kürtlere Anayasal kimlik ve siyasal af!

Geliyoruz Kürt açılımındaki ikinci ayağa! Bunun adı da “demokratikleşme paketi!” Buna göre de, Anayasanın 66’ncı maddesi yeniden düzenlenecek ve “Anayasada Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlanan herkes Türk’tür” ifadesi revize edilecekmiş. Bunun için de haliyle “Yeni Anayasa”nın acilen gündeme getirilmesi gerekiyor. Oysa, Anayasadaki söz konusu ifadede sakıncalı hiçbir şey yok! Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes “çoğunluğu Türk ve dolayısıyla adı Türk olan bir ulusun parçasıdır” denilmek isteniyor. Etnik köken kesinlikle yadsınmıyor. Ama dert, üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olunca her türlü çirkeflikten medet umuluyor. Çünkü, esas amaç; aşama aşama, Anayasaya Kürt kimliğini monte etmektir.

Bu önemli paketin en sıkıntı yaratacak maddelerinden biri de “siyasi af!” Burada da, PKK’nın üst düzey yöneticilerinin Avrupa ülkelerine gönderilmesi ve dağdakilere de geniş kapsamlı bir af getirileceği öne sürülüyor. Yani üst düzey yöneticiler, emir alarak 23 yıl boyunca 40.000 insanımızın ölmesine neden olduktan ve sonunda Kürt açılımıyla Türkiye’yi parçalama noktasına getirdikten sonra bu emirleri veren patronlarının ülkesine burunları dahi kanamadan iade ediliyorlar. Batının lejyoner komandoları, kazasız belâsız üslerine geri dönüyorlar. Görüyorsunuz değil mi, sömürgeciler elemanlarına nasıl da sahip çıkıyorlar? Tabii ki, bunları daha sonra farklı biçimlerde kullanacaklardır.

Gelelim siyasi affa! Yaklaşık 3-4 senedir sömürgeci ve eli kanlı ABD’nin üst düzey generalleri, Büyükelçileri, Türkiye’yi ziyarete gelen yetkilileri, senatörleri, devlet başkanları hep bu siyasi affı dile getirdiler. Çözümün sadece askeri tedbirlerle sağlanamayacağını siyasi, ekonomik, kültürel ödünlerin verilmesini temcit pilavı gibi tekrarlayıp durdular. Sonunda da işbirlikçi siyasi iktidar sayesinde (bu arada İlker Başbuğ’u da ihmal etmeyelim) istediklerini aldılar.

Bu siyasi af üzerinde ısrarla durmak gerekiyor.

ABD’nin ve BOP’un iğrenç yüzü

Geçenlerde, Ergun Babahan denilen yandaş kalemşörün Roj TV’ye verdiği bir beyanat vardı. Bu açıklamalarında bu kişi; Kuzey Irak’ı da içine alacak bir konfederasyondan, yerleşim yerlerinin adlarının değiştirilmesinden, Kürtlere yapılan muamelede Cumhuriyetin kuruluş paradigmasındaki bir sorunun etkisinin olduğundan, dağdan inenlere topluma uyum sağlayacak bir paketin hazırlanmasından, PKK’ya atfedilen suçların çoğunluğunun Ergenekon örgütünce gerçekleştirildiğinden ve bunun gibi konulardan bahsediyordu. Bu kalemşör de her ne hikmetse; ABD’li general ve yetkililer, Tayyip Erdoğan, Apo, PKK ile DTP neleri savunmuşsa onları dile getirmiş. Fakat, bu açıklamalarda öyle bir öneri vardı ki, bu çok önemliydi! Burada aynı kalemşör; dağdan inenlerin topluma kazandırılmaları bağlamında “siyaset yapmalarına da izin verilmesi gerektiği” görüşünü ileri sürüyordu. Bu tamamiyle PKK’nın siyasallaşmasından başka bir şey değildir ve ABD ile AB’nin istediği şey de budur. Ayrıca siyasete soyunan bu kişiler, Avrupa’ya gönderilmiş üst düzey PKK’lı yöneticiler tarafından da kullanılacaklar ve yönlendirileceklerdir. Yani, bir tarafta korunarak Avrupa’ya gönderilmiş PKK’lı liderler, diğer tarafta ise siyasete soyunmuş PKK’lı militanlar bulunacaktır. Bunları, DTP ve daha da özgürleşmiş Apo ile birleştirdiğinizde, üstüne de ekonomik yönden kalkındırılmış bir Güneydoğu Anadolu’yu ve resmiyet kazanmış Kürt kimliğini koyduğunuzda; BOP’u, ABD’nin iğrenç yüzünü, federasyonu ve Türkiye’nin parçalanmasını görürsünüz.

DTP’yi takviye edecek olan sadece bu unsurlar mıdır? Hayır! Bilindiği gibi, son günlerde Mahmur Kampı gündemde yer edinmeye başladı. Bu çerçevede o kampla ilgili basında bir sürü haberde çıktı. Bunlara göre orada 11 bin Türk vatandaşı yaşıyormuş ve yapılmak istenen orada yaşayan kişileri tekrar Türkiye’ye getirmekmiş. Hatta Kürt açılımı bağlamında bir heyet geçenlerde oraya gitmişti. Ama, kamp PKK’nın kontrolünde. Kampın bir yetkilisi bakın geri dönüş şartlarıyla ilgili neler söylüyor; “…Kürtçe ana dil eğitimi sağlanmalı, Kürt kimliği Anayasadaki yerini almalı, genel afla ilgili düzenleme yapılmalı, Öcalan serbest bırakılmalı, köylerimize geri dönüş şartları sağlanmalı, zararlarımız tazmin edilmeli…” Oradaki birçok genç, hem PKK’nın propaganda ve dayatmalarından hem de Kuzey Irak yönetiminin bağımsızlık projelerinden etkilenmiş ve bilinçlenmiş olarak Türkiye’ye gelecek, yukarıda sözü edilen büyük Kürtçü bloğa katılacaktır. AKP, ABD ve AB’nin emirleri doğrultusunda oluşturulması planlanan bu “Kürtçü blok” ile PKK’dan çok daha büyük bir belâyı Türkiye’nin başına açmaktadır. Kürt açılımı “kardeşlik” değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin “küçültülme” projesidir.

ABD-AKP-İlker Başbuğ uzlaşması mı?

Geldik Kürt açılımındaki üçüncü ayağa! Bunun adı da “askeri paket”! Buna göre; 5 yıllık süreç içerisinde jandarma sivil alanlardan çekilecek, koruculuk sistemi kaldırılacakmış. Herkesin de çok yakından bildiği gibi bu iki uygulama aynı zamanda AB tarafından da dayatılmaktadır.

Bir kere, Türkiye’nin her tarafında jandarma görev yaparken buralarda jandarma birliklerinin lağvedilmesi çok enteresan bir durum olarak gözüküyor. Belkide tüm Türkiye ile birlikte oralardan da jandarmayı çekmeyi düşünüyorlardır. Ne olursa olsun, TSK’nın bir kuvveti ve ulusal bir güç olması açısından, hele de Güneydoğu gibi sorunlu bir bölgede jandarmanın sivil yerleşim alanlarında da görev yapması ulusal bütünlüğün korunması bağlamında olmazsa olmaz bir koşulken, böyle ulusal ideolojiye bağlı askerî bir güvenlik örgütünün devre dışı bırakılmaya çalışılması, kafalarda soru işaretleri uyandırıyor. Acaba, o bölgedeki güvenliğin ulusallığı açısından bir boşluk mu yaratılmak isteniyor? O boşluk olsun ki, Kürtçü ve tarikatçı güvenlik birimleri tarafından doldurulabilsin! Oysa, şayet bir sorun varsa,bu sorun jandarmanın yeniden yapılanmayla ortadan kaldırılabilirdi. Bu tercih edileceğine, jandarmanın lağvedilmesi tercih ediliyor. Tam da, Güneydoğunun Kürtçülük anlamında özerklik kazanmasına uygun bir proje!

Bu askerî önlem paketinde, jandarmanın çekilmesi dışında sınır boylarının güvenliğinin özel birliklere devredileceği de belirtiliyordu.

Birden şarj etti! İlker Başbuğ’un Genel Kurmay Başkanı olur olmaz ilk uygulamalarından biri, özel komando tugayları oluşturmaktı. O gün için o birlikler, PKK ile savaş için kuruluyormuş gibi algılandı ama, bugün için Kürt açılım paketi çerçevesinde değerlendirildiğinde, jandarmanın geri çekilerek sınır güvenliğinin teslim edildiği tugaylar olarak hazırlandığı görülüyor. Acaba İlker Başbuğ, bu açılım paketinden çok önceleri mi haberdardı? ABD ve AKP arasındaki anlaşmanın taraflarından biri de o muydu? Çünkü, AKP ile TSK arasındaki anlaşmayı çok uzun süredir birçok uzman dile getiriyor. Nitekim, meşhur belge konusunda “ne yapacağımızı bütün Türkiye görecek” diyen İlker Başbuğ’un sesi, Tayyip Erdoğan ile yaptığı bir-iki özel görüşmeden sonra kesiliverdi. Kürt açılımı konusunda da dut yemiş bülbül gibi. Acaba şehitler başka bir ordunun mu askerleriydi? Belki de İlker Başbuğ başka bir ordunun Genel Kurmay Başkanı’dır! Bu durumda, nereden bakılırsa bakılsın, bütün yollar ABD, AKP ve İlker Başbuğ uzlaşmasına çıkıyor.

Kürt açılımının arkasında ABD var

Bu arada, bir yazarın ekonomik bir tespitini dile getirmek de ilginç olacak. O yazar özetle diyordu ki; “kriz etkisini sürdürmeye devam ederken, nasıl oluyor da Türkiye gibi krizi iliklerinde hisseden bir ülkede, tam da Kürt açılımı sırasında giren sıcak para nedeniyle borsa tavan yapıyor?..” Demek ki, birileri AKP’yi koruyor ve Kürt açılımının hayata geçirilmesi konusunda mesaj veriyor: Kürt açılımı bizim projemizdir ona arka çıkan ihya olur, karşı çıkan sürünür, denilmek isteniyor.

Bu noktada, bütün bu yukarıdaki yorumlara destek olacak şekilde önemsenmesi gereken bir söyleşi gündemde yer alıyor. Bu söyleşi, ABD Kongresi tarafından finanse edilen (kimin tarafından finanse edildiğine dikkat edin!) “Özgür Avrupa Radyosu”nda yapılıyor. Söyleşi yapılan kişi ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Carnegie Endowment’ın üst düzey uzmanlarından Profesör Henri Barkey. Bu sömürgeci uzmana göre:

1) Kürt açılımının başarılı olabilmesi için, “daha kapsayıcı” bir Anayasa değişikliği ve yerel yönetimlere daha çok yetki verilmesi gerekiyor.

Yani, “Kürt kimliği”nin Anayasaya girmesi ve Güneydoğu belediyelerinin Kürt milliyetçiliğini yaygınlaştırabilmek ve özerklik kazanabilmek için daha çok yetkiyle donanması isteniliyor.

2) Cezaevindeki çok sayıdaki kişinin serbest kalması için doğru dürüst bir affa ihtiyaç olduğu dile getiriliyor.

Esasında burada genel bir aftan bahsediliyor.

3) Anayasa Mahkemesi’nin bağımsız bir kurum olmadığı, çok ideolojik ve AKP’ye karşı bir kurum olduğu ileri sürülüyor.

4) Askerlerin, “nihayet (bu çok mânidar)” PKK ile veya Kürtlerle bu savaşı kazanamayacaklarını anladıkları, ifade ediliyor.

Bu dört madde içerisindeki 4. madde bütün boyutlarıyla İlker Başbuğ’a ithaf edilmelidir!

Çünkü, Kürt açılımının “hülâsası” TSK’nın savaşı kaybettiği doğrultusundadır. Kim ne derse desin, genel algı bu yargıyı geçerli kılmaktadır.

Burada boşa giden sadece ve sadece, bu vatan uğruna hayatına seve seve veren gencecik fidanlar olmuştur.

Baktığımızda, yukarıdaki sömürgeci “Profesörün” görüşleriyle ABD’nin, Tayyip Erdoğan’ın, AKP”nin, PKK’ nın, DTP’nin, Barzani ve Talabani’nin politikalarının üst üste çakıştığını görüyoruz.

Bu arada, DTP’nin ABD bürosu da hayırlı olsun!

Sonuç olarak, “Kürt açılımı” da dahil olmak üzere demokrasi goygoyculuğu çerçevesinde aymaz millete yutturulmaya çalışılan tüm “bölücü” faaliyetlerin mimârı, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’nin derinliklerinde yuvalanmış “Amerikan güdümlü derin devlet”tir. Bu derin gücün varlık nedeni, Amerikan çıkarlarını hayata geçirmektir. Bu güç, her türlü ulusal değerin ötesinde ABD’nin hizmetindedir. Bu gerçekler açık açık ilân edilmeli ve bu vahşi sömürgecilerle işbirlikçilerine net bir şekilde tavır alınmalıdır. “Laf” üstüne kurulmuş politikalar sömürgecilerin ve işbirlikçilerinin “canına minnet”tir. “Laf”

tan, yasal çerçeve temelinde “eylem”e geçilmediği sürece, sömürgeci ve işbirlikçileri istedikleri gibi at oynatacaklardır. Yasal çerçevede çok çeşitli eylem şekilleri vardır. Önemli olan, bunları gündeme taşıyacak projeler üretebilmektir.

(Sayı 250, 24/08/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40