|
Şener Üşümezsoy
Diyarbekir Kimin Yurdu?
Izady ve Kürt Aydınlanması (!)
Farsça ışık anlamına gelen ismiyle Izady’nin bir Kürt bilgini olarak Kürtleri aydınlatan tezlerini bütün açıklığıyla vermiş ama bu yazılarda bu tezlerine bir eleştiri getirmemiştik.
Amerikan stratejisini belirleyen veya yönlendiren bu tezler, İngilizce basılıp birinci kaynak olarak Amerikan yöneticilerine verildiği için gerçekler bütün açıklığıyla vurgulanmıştır.
Oluşturulan bu gerçekler Izady’nin Kürt ulusu oluşturmak için ortaya sürdüğü kendi gerçekleridir, ama hakikatle ilgisi yoktur.
Örnek olarak bugün Kürtlerin yaşadığı bölgeler Kürt yurdu olarak kabul edilir. Bu bölgelerdeki insanlar da “Kürdistan ve Kürt yurdunda” yaşadığı varsayılır ve Kürt olarak adlandırılır. Veya kendilerine Kürtlüğün kabul ettirildiği kişilerdir.

(Haritayı büyütmek için tıklayınız)
Izady’nin kitabındaki bu
harita, Şerefname’ye göre 16. yüzyılın sonlarında Kürt
krallıkları, emirlikleri ve
hanlıklarını gösteriyor.
Ancak gerçekte Şerefhan’ın Osmanlı, İran ve Turan
sultan ve krallarının tarihi isimli “Şerefname”sinde Kürtler’i aktör bir güç olarak göremeyiz.
Örneğin haritada geçen
Çemişkezek Kürtleri’nin
Melikşah’tan
türemiş Türkmenler olduğunu “Şerefname”den
okuyabiliriz. |
|
Izady’nin mantığıyla hareket ettiğimizde en büyük Kürt nüfusunun yaşadığı bölgeler Türkiye’nin batı şehirleri ve kıyılarıdır. O halde 1992’de yazdığı kitabının, günümüzde 2010’da yazacağı versiyonunda İstanbul’un, Bursa’nın, İzmir’in, Antalya’nın, Mersin’in ve İskenderun’un en büyük Kürt şehirleri olduğu ve Batı Anadolu, Marmara ve Akdeniz kıyılarının da Kürt yurdu olduğu tezine gelecektir.
Oradan geliştireceği zorlama tarih tezine göre, Batı Anadolu’da yaşayan Paflagonyalılar, Pontlar, Frigyalılar, Lidyalılar, Pamfilyalılar, Klikyalılar da Kürtlerin ataları olacaktır.
Keza Izady bu tezin antik bölümünde Pontların ve Kapadokyalıların da Kürt olduklarını varsayarak Anadolu’nun Kürt yurdu olarak yorumlanmasına bir temel oluşturmaktadır.
Ancak Izady’nin gözden kaçırdığı nokta ise kıyalardaki “Kürt şehirleri”nin çok bilinen tarihini Kürt sayabilmesinin mümkün olmayacağıdır.
Kürt tarih tezi ve
emperyalizmin Anadolu’daki hedefi
Çünkü o bölgeler bir başka emperyalist gücün 20. yüzyılda oluşturmaya başladığı “tarihten silinmiş” Grek halkının modern bir Grek ulusu olarak yeniden oluşturulması için hedef seçilen bölgelerdir.
Yani Hellenistik yayılmanın Anadolu’daki hedefleridir. Bu da Izady’nin Batı Anadolu, Marmara ve Akdeniz kıyısındaki Antik Anadolu halklarını Kürt saymasındaki en büyük zorluktur.
Kaldı ki bu halklar da bütünüyle anti-Grek olan Anadolu halklarıdır ve Greklerle hiçbir ilgisi olmayan halklardır.
Roma’nın burayı fethetmesiyle halkı Rum-Ortodoks halklara dönüşmüştür ama bu Rum-Ortodoks halkların da Greklerle hiçbir kökensel ilişkisi yoktur. Nedense Batı dillerinde bir sihirbazlık yapılarak çoğunluğu Turanlı kökenli olan Rum-Ortodoks Anadolu halkları birdenbire Grek-Ortodoks yapılır ve Grek halklara çevrilirler.
Çok ilginçtir ki, Batı Anadolu kıyılarındaki Darius’un oluşturduğu Pers satraplığının ismi Yunan satraplığıdır. Biz ise bu Yunan satraplığının Greklerle kökensel hiçbir ilişkisi olmayan halklarını Yunanlı sayarak ve Greklere de Yunanlı diyerek büyük bir tarihi-stratejik hataya batmışız.
Bu konuyu ele alacak diğer bir yazımda bütün detaylarıyla konu tartışılacaktır.

(Haritayı büyütmek için tıklayınız)
Izady’nin kitabındaki bir diğer harita da MS 1100’e kadarki Kürt
hanedanlıklarını
gösteriyor.
Ancak haritada Kürt
hanedanı olarak
gösterilen Mervanilerin tarihinin anlatıldığı Abu
Azrak’ın “Mervaniler
Tarihi”nde hiçbir şekilde Kürt sözü
geçmediği halde bu
haritadaki gibi
“Mervanoğulları Kürt Devleti Tarihi” şeklinde basılmıştır. |
|
Kürtlerin “tarihsel yurdu”nda hiç Kürt adı geçmiyor
Eğer Kürtlerin bugün yaşadığı bölgedeki tarihsel halklar, onların atalarıysa ve bu halkların tarihi de Kürtlerin tarihiyse; bu tarih aynı zamanda Batı Anadolu ve Anadolu’daki en az iki bin yıl öncesinde başlayan Rum etnojenezin oluşumunu ve yerini bin yıldan beri kesintisiz devam eden Türk etnojenezinin oluşumuna bıraktığı bir tarihtir.
O halde Kürtlerin ataları Batı Anadolu ve Anadolu’da bin yıldan beri Türklerdir.
Bu çok paradoksal bir olgu olarak hemen reddedilme durumundadır. Çünkü Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Mezopotamya’nın 1500 yıllık tarihini ele aldığımızda bu bölgede aktör güç olarak ne bir Kürt etnosu, Kürt halkı ne de bir Kürt devleti görülmektedir.
Kılı kırk yaran detaylarla ilgilenerek yaptığım okumalarda yukarıda tanımladığımız bir Kürt olgusu Doğu Anadolu’da da Güneydoğu Anadolu’da da izlenmemektedir.
Bu konuda Türk-İslamcı kaynakları bir kenara koyduğumuzda Şeref Han yani Şerefname’nin birinci ve ikinci ciltlerini okuduğumuzda karşımızda yine pan-Türk bir tarih yazımını buluruz.
Şeref Han’ın Âli Osmanlı, İran ve Turan sultan ve krallarının tarihi isimli “Şerefname”sinde Kürtleri aktör bir güç olarak göremeyiz.
Birinci cildinde ise Kürt tarihinin başlangıcının kuzeyde Selçuklularla başladığını; örneğin “Çemişkezek Kürtleri”nin Melikşah’tan türemiş Türkmenler olduğunu, Kürtlük ve Araplıkla ilişkisi olmadığını vurgulayarak bugünkü Tunceli ve çevresindeki Alevi “Kürtler”in Türkmen kökenli olduğunu Şerefname’den okuyabiliriz.
Diğer taraftan Cezire Beyleri olarak ileri sürülen Kürt beylerinin kökeninin Abbasi ordularının komutanı Halit bin Velit’ten gelen Süleyman bin Velit’le başladığını vurgulamaktadır.
Keza Bahadinan diye bilinen İmadiye beylerinin Abbasoğulları’ndan kaldığını ileri sürmekte; ama somut tarihlerini Selçuklu Emiri İmadettin bin Aksungur’dan başlatmaktadır.
Keza Hakkari Kürtleri olarak bilinen Şenbulların Abbasi halifelerinden geldiklerini söylemektedir. Şenbulların esas olarak buradaki Nasturiler olduğu vurgulanmaktadır.
Selçuklularla başlayan Kürt tarih yazımının aktör gücü Selçuklulara tabi ve onlarla beraber bu bölgelerde egemen olan Türkmen beylerinin tarihidir.
Bu beylikler Mardin’de egemen olan Artukiler, Armen şeyhleri olarak Ahlat ve civarında egemen olan Sökmenler ve Harput Artukileridir.
Erzen ve Bitlis’te egemen olan beylikler Alptekin ve onun soyudur. Erzen kolu 1230’larda Harzemşahlar tarafından fethedilene kadar Alptekin soyunda kalmıştır.
Bitlis kolu İmadeddin ve Devletşah tarafından yönetilmiş daha sonra Harzemşahlara geçmiştir.
Burada görüldüğü gibi Selçuklu devleti egemenliği öncesi gerek Azerbaycan’da Armenşahlar, gerekse Artukiler Cezire ve Mardin bölgesinde gerekse Amed ve Meyyafarikin bölgesine Türkmen boylarıyla gelerek bu bölgede yerleşmişlerdir.
Bu konuda gerek Faruk Sümer gerekse Osman Turan’ın kitaplarındaki olgular bir de Şerefhan’ın anlattığı olgular birbirini üzerlemektedir.
Güneydoğu’da Türk egemenliğinin kanıtları
Selçukluların Güneydoğu Anadolu ve Anadolu’ya girmeden evvelki tarihine baktığımız zaman Doğu Anadolu’da Rumlara tabi Ermenileri görmekteyiz. Güneydoğu Anadolu ve Cezire’deyse Handanoğlu Beyliği’ne tabi veya onun korumasındaki Mervanoğulları’nı görürüz.
Mervanoğulları’nın tarihi olarak İbni Abu Azrak tarafından yazılan Mervaniler Tarihi’nin bir bölümünde Mervanoğulları konu alınmıştır.
Burada hiçbir şekilde Kürt sözü geçmediği halde bu bölüm Mervanoğulları Kürt Devleti Tarihi diye basılmıştır.
984 yılında Handanoğulları’na bağlı Amed ve Meyyafarikin’de iktidar boşluğunu Harbunti Aşireti’nden Bat Bin Dostık doldurmuştur. Bu Harbundi’yi Mehmet Emin Bozaslan çeviri yaparken Harputlu Aşireti olarak alıp bir Kürt aşireti olduğunu vurgulayarak, “O halde Bat Bin Dostık Kürttür” tezine gelmiştir.
Oysa ki o dönemde Diyarbakır’da dahi Kürtlerin var olmadığı bir gerçekken Harput’ta Kürtlerin olması daha bir gerçek dışıdır.
İbni Esîr’in belirttiği Humeydiye boyu ve Harbunti Aşireti Arap veya Ekrad aşiretleridir.
Zeki Velidi Togan’ın vurguladığı gibi Ekradlar dağlı göçebeler için kullanılmıştır. Bu kullanım daha sonra yalnızca Kürt bölgesi olarak Cebel Dağları (Zağros’taki) göçerleri için değil Türkistan’daki dağlık bölgedeki Türk boyları için de Emeviler ve Abbasiler tarafından kullanılmıştır.
Keza Meyyfarikin, Amed, Ahlat ve Nusaybin gibi bir bölgeye egemen olan Bat Bin Dostık 990 yılında 4 yıl sonra Arap kabileleri tarafından öldürülmüştür. Yerine Ebu Ali el Hasan bin Mervan (Bunu İbni Esîr söylüyor) Mervan bin Kek veya Mervan bin Kisra (Abu Azrak) geçmiştir.
Bu da hanedanın Arap kökenli olduğu veyahut da Araplaşmış Fars kökenli olduğunu göstermektedir.
Bu durumda Kürtlerle ilgili bir hanedan ve devlet söz konusu olmayıp tamamen tarihin çarpıtılmasıdır.
Burada egemen olan kişi Bat’ın ve Mervan’ın karısıdır. Bu kadın döneminde Rumlar bu bölgeyi ele geçirmiş ve kendilerine tabi kılmışlardır. Bu olguyu Urfalı Mateos da açıklıkla anlatılmaktadır.
Mervanoğulları 1084 yılındaki Selçuklu akınlarını takip eden dönemde Artuk Bey tarafından yapılan bir saldırıyla bütünüyle zayıflatılmıştır. Bu savaşta Artuk Bey’in Amed kuşatmasında kuşatmayı yapan askerler tümüyle Türkmen aşiretleri ve Türkmen askerleridir.
Artuk Bey’e karşı savaşan Selçukluya tabi olan Handanoğulları komutasındaki Madilerdir, Araplardır. Daha sonra Selçuklu bürokratı Fahrü'd-Devle Mervanoğlu bölgesini Türkmenler adına Selçuklu adına yönetmiştir.
Görüldüğü gibi Amed, Meyyafarikin, Ahlat ve Ruha gibi bölgeler Türkmenler tarafından 11. yüzyılda Araplardan ve Rumlardan alınmıştır. Bunu Ebu Farak’ta detaylı okuyabilirsiniz.
Mukaddime ve Ekrad
İbni Haldun’un ünlü eseri Mukaddime’de Ekrad kavramı bir kez geçmektedir.
Coğrafi-sosyolojik olarak yeryüzünün yedi ikliminde yayılmış tüm Türk boylarını en ince ayrıntısıyla anlatan bu eserde bir kez “Ekrad’ı cebel” geçmektedir. Anlamı, Ekrad Dağları’dır. Bu bölge de Zağrosların İran kesiminde kalan Şehrizor bölümündedir.
Ama ne Irak-ı Acem ne Irak-ı Arap olarak isimlendirilen Mezopotamya’da Kürt aktivitesi ve Kürt etnosunun etkin olduğu bir olgu söz konusu değildir.
Hz. Ömer döneminde Mezopotamya’ya akın yapan Arap ordularının karşısında savaşan “Kürt birlikleri, Kürt orduları” üzerine papirüslere yazılmış bir şiir Kürt edebiyatı olarak ortaya çıkmıştır.
Bu 600’lü 700’lü yıllarda yazılan İslam ordularına karşı Zerdüşt dinini savunan Kürtlerin “şanlı direnişini” anlatan bu papirüsteki metin Faik Bulut tarafından basılmıştır.
Fakat bu metni ele alan Mehrdad Izady bunun sahtekarlıktan başka bir şey olmadığını belirtmiştir; çünkü bu metindeki kullanılan dil “Süleymaniye”deki Sorancadır.
İşin komik yani Izady’nin de belirttiği gibi Soranca 17. yüzyılda Sultan Murat’ın Bağdat’ı fethetmesiyle buradaki Şii Türkmenlerin ve Yezid Goranların İslam’a dönmesiyle ortaya çıkmış Güney Kırmançça bir dildir.
Izady burada alaycı bir ifadeyle 7. yüzyılda yazıldığı ileri sürülen bu şiirin yazılabilmesi için ancak 1000 yılın daha geçmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Demek ki Şerefname’de Emir Şeref gerek İmadiye gerek Bahadinan gerek Hakkari Kürt beylerinin kökünü Abbasiler dönemindeki Halit bin Velit’e ve Abbasi ordularına bağlamasındaki gerçeklik bu bölgedeki Handanoğulları ve onlara bağlı Arap beyliklerinin tarihinin başlangıcıdır.
Fakat bu tarihe kadar bu bölgede güneydoğu Anadolu ve Mezopotamya’da Kürt kimliği, Kürt politik gücü ve etnik varlığının tarihsel bir kayıda geçmemiş olması bu bölgede Kürtlerin bu dönemde bulunmadığının verisi olarak kanıt kabul edilebilir.
Kürtlerin ortaya çıkışı Izady’nin haritasında da vurgulandığı gibi 11. yüzyılda İbni Haldun’un “Ekrad’ı cebel”le sınırlıdır. 12. yüzyılda Selçukluların Azerbaycan’a ve Doğu Anadolu’ya girişiyle Urumiye Gölü’yle Van Gölü arasında bir yayılma Kırmanç yayılması görülmektedir.
12 ve 13. yüzyıllarda Artuklu beylerinden Sökmen Beyleri’nin egemenliğinde onlara tabi Müslüman Ekrad kitleleri görülmektedir.
Ekradlar,Selçuklu’ya bağlı bir topluluktur
Kürt hakimleri denilen Ekrad hakimleri Selçuklu Türkmen beylerine tabi unsurlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu Selçuklu Türkmen emir ve beyleri döneminde Ekradları Hakkari, Cezire, İmadiye ve Erdalan bölgesine bağlı bölgelerde görmekteyiz. Ama ne Bitlis ne Ahlat ne Meyyafarikin ne de Diyarbakır bölgesinde Ekradlarla ilgili bir olgu sözkonusu değildir.
Olayı Ermeni kaynaklarıyla incelediğimizde Alban Tarihi olarak çevrilen Kalankatlı Moses’in eserinde 6. yüzyılda Kafkasya’nın kuzeyinde Hazar Türk Devleti yer alırken, Güney Kafkasya ve Azerbaycan ve İran’da Hunların akınlarını görmekteyiz.
Bu Hun savaşçılarının bu bölgeye yerleşmelerini Ermeni kaynakları açıklamaktadır. Bu kaynaklarda Ogurlar olarak geçen Hun kabileleri giderek Hıristiyanlaşarak Ermenileşme veya Farslaşarak Yezidleşme gibi dinsel yönelimleri seçmişlerdir.
Bunların bölgeye yapılan Arap akınlarıyla Müslümanlaştıklarını da görmekteyiz. Azerbaycandaki Agaçeriler (Akadzir) bu bölgeye giren İskitlerin kalıntıları olduğu gibi Terekemeler de bu bölgedeki Türklüğünü koruyan Ogurlardır. Müslümanlaşmış Ogurlarda ise “Kurt” ismini sıkça gördüğümüz aileler ortaya çıkmıştır. Buradaki “Kurt” ya da “Gurt” ismi Ekrad ismiyle ilişkisi olmayan Ogurların kökenini vurgulayan bir isimdir.
“Kurt” kelimesi bozkurt anlamındaki kurt değil çünkü Orta Asya Türkleri’nde bozkurt anlamındaki kurt “börü”dür. Dolayısıyla buradaki “kurt” Ogurlardan gelen isimdir.
Kuzeyde yaşayan Azerbaycan’daki Şeddadiler, Gurlardan gelen “gur” kökeni taşıyan “Kurt” ya da “Kurdi” ismini almaktadır.
Saltukoğulları Beyliği’ni kuran ailede bu Türkmen aile “Kurdi” ismini taşımaktadır. Daha ilginci Diyarbakır’ı Tekeli Muhammed’den almak için Yavuz Sultan Selim’in ordusunda yer alan Ekradlara karşı Şah İsmail’e tabi Tekeli Aşireti’nin yöneticileri Muhammed Tekeli’nin oğlu Kurt Tekeli’dir. Ve bu Şerefhan’ın Kürt beylerine ve Osmanlı’nın serdarı Bıyıklı Mustafa Paşa’ya karşı savaşan Tekeli Türkmenleri de Kurt ismini taşımaktadırlar.
Bu da Tekelilerin Oğurlarla olan bağlantısını yansıtmaktadır. Buradan hareketle Şeddadilerdeki Ogurlar ile Zağroslardaki Ekradları aynı kökten saymak olanaksızdır.
Selahaddin Eyyûbi, Kürt mü?
Kürtlerin en büyük Kürt olarak gördükleri Selahaddin Şeddadilerden gelen, muhtemelen Ogur kökenli bir paralı askerdir.
Kalankatlı Moses Şeddadileri Fars kökenli olarak görmektedir. Muhtemelen Farslaşmış Oğurlar oluşunu göstermektedir. İmadeddin bin Zengi, Aksungur’un soyundan gelmektedir. Zengiler, atabeyler olarak Selçuklu devletinin yıkılması sonrası Cezire bölgesinde güç olmuşlardır. Nurettin Zengi’nin bir kölesi olan Selahaddin Mısır Memlüklüleri’nde olduğu gibi iktidarı ele geçirmiş, gerek Artukilere gerek Ahlatlılara karşı bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele sonucu Artukilerin Hıfzı Keyfa ve Amid kolundaki Karaarslan egemenliğindeki Diyarbakır bölgesi Eyyübilerin eline geçmiştir. Batıdaki Harput Artukileri’ne Selçuklular el koymuştur.
Keza Dilmaç Hanedanı’nın Erzen ve Bitlis’teki egemenliği de önce Celaleddin Harzemşah tarafından sonra ise Tatarlar tarafından yok edilmiştir.
Burada görülen olgu Haçlı seferlerinde Haçlılara karşı kahramanlık gösteren ordunun komutanı olan Selahaddin Mısır’a da egemen olan Eyyübilerin komutanı olmuştur.
Bu hanedan Selçuklu atabeylerinin devletinin yönetimine geçmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu haliyle bir Kürt hanedanlığından Kürt devletinden değil bir Türkmen devletinden bahsetmek mümkündür.
Keza Eyyübiler önce Türkmen bir Memlük olan Ayber tarafından iktidardan indirilmiş daha sonra Kıpçak olan Kutus ve Baybars Memluk Devleti’nin yöneticileri olarak Güneydoğu Anadolu ve Suriye üzerindeki politik ve askeri aktör gücünü yöneten hanedan Türklerin eline geçmiştir.
Bu coğrafi geometriye baktığımız zaman Memlükler Suriye üzerinden Güneydoğu Anadolu Dulkadir ve Zulkadir Beyliği ve Çukurova bölgesinde egemen olmuşlardır. Batıda Anadolu Selçukluları, İran’da Harzemşahların egemen olduğu bir coğrafyada 13. yüzyılda yeni bir tarihsel devrim ortaya çıkmıştır.
(Sayı 256, 12/10/2009)
|