|
İnan Kahramanoğlu
Biz kimiz;
Türk müyüz,
Kürt müyüz?

Ana tarafı Yörük Türk’ü, baba tarafı Avşar Türk’ü olan Hülya Avşar
nasıl olup da “ben Kürdüm” diyebiliyor? Sakın, Türk olmanın bir utanç, Kürt olmanınsa adeta bir şeref haline
getirildiği bugünkü ideolojik baskı ikliminin etkisiyle olmasın! |
|
|
“Avşar kızı” nasıl “Kürt kızı” oldu?
Devrim Sevimay’ın Milliyet’te yayınlanan Hülya Avşar röportajı geçtiğimiz haftanın en çok konuşulan konularından birisi oldu.
Röportajdan öğrendik ki; meğer bizim kırk yıllık “Avşar kızı” Hülya, Kürtmüş de haberimiz yokmuş! Sadece bizim mi, Hülya Avşar’ın kendisinin bile bugüne kadar bundan haberi yokmuş!
Taa ki AKP’nin Kürt açılımı ortaya çıkana kadar…
İnsanın “ey Kürt açılımı, sen nelere kadirsin” diyesi geliyor. Öyle ya, yılların “Türk kızı”nı birkaç günde bir “Kürt kızı”na çevirebildiğine göre şu açılım dedikleri şeyin etkisi tahmin ettiğimizden de fazla olmalı.
Röportajın tamamına yansıyan ve Devrim Sevimay’ın da dikkatini çeken ilginç bir durum söz konusu; Avşar kızı “biz” derken kimi zaman Kürtlerden kimi zaman da Türklerden bahsediyor.
Anlayacağınız Avşar kızımız tam bir kafa karışıklığı içinde. Bir kimlik bunalımı yaşıyor.
Nasıl olmasın ki; sen kalk kırk yıldan sonra Kürt olduğunu keşfet, tabii ki kimlik bunalımı yaşarsın.
Türklerin Kürtleşmesi!
Avşar kızı Hülya, Egeli Türk kızı Emral Bozkır’la Ardahan’lı “Kürt” Celal Avşar’ın çoçuğu. Anne tarafından Türklüğü kesin, ama baba tarafından, Celal Avşar’dan dolayı da Kürt olduğunu söylüyor Avşar kızı.
Oysa burada daha en baştan garip bir durum var. Hülya kızımızın soy-adı Avşar. Bu soy-adı da Kürt olduğu iddia edilen babasının soy-adı. Ancak Avşarlar diye bilinen ve Avşar kızımıza soy-adını veren topluluk Osmanlı’yı kuran Kayılardan sonra Anadolu’ya gelen ikinci Oğuz boyu. Yani Avşarlar halis bir Türk topluluğu. Tarih kitapları da Avşar kızının söylediklerini doğruluyor ve Anadolu’nun pek çok yeriyle birlikte Hülya Avşar’ın dedelerinin yaşadığı Kayseri’nin Pınarbaşı mevkiinde bir Avşar varlığından açıkça söz ediyorlar. Ancak ne oluyorsa bu öz be öz Türk olan Avşarlar bir süre sonra “koyu Kürt” oluyor! Bunun hikayesini ise Avşar kızı kendisi anlatmış:
“… anne tarafımda Giritlik var, Yörüklük var. Baba tarafım çok asırlar önce Kayseri Pınarbaşı’ndan göçen bir Türkmen aşireti. Göç ettikleri yerde Kürtlerle karışmışlar ve sonunda da iyice Kürtleşmişler.”
Evet, TÜRKSOLU tarafından söylendiğinde Kürtçülerin büyük tepkisini çeken “Türklerin Kürtleşmesi” gerçeğini Avşar kızı bizzat kendi babasını örnek vererek kanıtlıyor.
Ancak Türklerin Kürtleşmesi dediğimiz sosyolojik olgu sadece Avşarlarla ilgili bir gerçeklik de değil. Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere ülkenin pek çok yerinde yüzlerce Türk aşiretinin zaman içinde Kürtleştiği de bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış durumda.
O halde şu sorunun cevabını bekliyoruz;
Ana tarafı Yörük Türkü, baba tarafı Avşar Türkü olan Hülya Avşar nasıl olup da “ben Kürdüm” diyebiliyor?
Sakın, Türk olmanın bir utanç, Kürt olmanınsa adeta bir şeref haline getirildiği bugünkü ideolojik baskı ikliminin etkisiyle olmasın!
Yoksa, Avşar kızının Kürt olduğuna dair gösterebildiği tek kanıt 11-12 yaşlarında yüzünde beliren Şark çıbanı iken -bunun Kürtlükle ne alakası varsa artık- kendisinin Kürt olabileceğine inanır hale gelmesini başka nasıl açıklayabiliriz.
Ayrıca, Devrim Sevimay başta olmak üzere Avşar’ın bu açıklamalarına balıklama atlayıp ondan bir “Kürt kızı” yaratmaya çalışanlar bu gerçeklere rağmen nasıl olup da hâlâ utanmadan “Hülya Avşar Kürtmüş” diye yazabiliyorlar, bunu da sormadan geçemeyeceğiz.

AKP’nin Kürt açılımı adı altında yarattığı tahribat da zaten bir noktadan sonra, Türkiye’yi geri döndürülemez bir biçimde bir iç savaş ortamına mahkum etmektedir. Yani verilen tavizlerle bir “Kürt sorunu” olduğu ve “Kürtlerin bir takım haklardan mahrum bırakıldığı” kabul edildikten sonra yapılması gereken tek şey diğer taleplerin de karşılanması olacaktır.
Bunun son aşaması bağımsız bir Kürt devletidir. Kimse de çıkıp “Kürtlere istedikleri
her türlü hakkı verelim,
ama Türkiye bölünmesin” diyemez. Ayrılma isteği belki en son taleptir ama kabul ettiğiniz bunca talepten sonra, Avşar kızımızın da pek güzel tarif ettiği biçimde “memeyi verip çekmezsiniz”. Sonuna kadar gitmeniz gerekir. O halde bugün demokratik açılım diyerek önümüze konulan Kürtçü taleplerin Türkiye’yi bölerek sonuçta bağımsız bir Kürdistan’ın yolunu döşediğini bilmek zorundayız.
|
|
Biz kimiz; Türk müyüz, Kürt müyüz?
Kırk yıllık Avşar kızının bunları söylerken kendisinin bile şaşırdığını da röportajı okurken anlıyorsunuz.
Örneğin şu diyalog;
Devrim Sevimay: “Bu Türklük, Kürtlük mevzuları konuşulurken hiç kendinizi iki arada bir derede kalmış hissettiğiniz oldu mu?”
Hülya Avşar: “Ne zaman hissettim biliyor musunuz; şimdi. Şimdi hissediyorum kendimi iki arada bir derede.”
Devrim Sevimay: “Çünkü bunları konuşmanız gerekmedi...”
Hülya Avşar: “Hiç gerekmedi, ama şimdi öyle bir konuma gelindi ki, konuşmadığım takdirde reddediyor durumuna düşmek istemiyorum, konuştuğum zaman da taraf olmak istemiyorum. Saçma sapan bir durumdayım aslında ve kendimi ilk kez böyle hissediyorum. Mesela aslında ben Kürt-Türk diye konuşmak bile istemiyorum ve bu notumu da özellikle yazmanızı rica ediyorum.”
Zaten Avşar kızı bir süre sonra işin içinden de çıkamıyor ve röportajcı Sevimay’a dönüp ondan yardım istiyor; “Buyurun çözelim; ben kimim?”
Meselenin en mühim kısmı da burası galiba. Zira Avşar kızının yaşadığı kimlik travması bütün bir Türk toplumuna giydirilmek istenilen deli gömleğinin de en net görüntüsü aslında.
“AKP’nin Kürt açılımı neyi hedefliyor, içeriği nedir” gibi soruların en net karşılığını da yine buradan alabiliyoruz. Türk insanına işte böyle sinsi bir tuzak kuruluyor, açılım adı altında.
Avşar kızı da bu soruları soran kesim içinde yer alıyor aslında. Sezen Aksu’nun Tayyip Erdoğan’ı arayıp “Kürt açılımınızı destekliyoruz” demesinin ardından Hülya Avşar da kalkıp, “içeriği ve amacı belli olmayan bir açılımın nesini destekliyor” kabilinden bir karşı çıkış sergilemişti ve zaten bu röportaj da bu açıklama üzerine gerçekleşmişti.
Ancak Avşar kızı dönüp söylediklerine bir baksa aslında kendisinin de sorduğu “AKP’nin Kürt açılımı neyi hedefliyor, bu açılım Türkiye’de nelere yol açar” sorularının cevabını yine kendisinin verdiğini görebilir!
Faşist dayatma: “Türkiye Türklerin değildir”
Kürt açılımının ideolojik hedeflerini de yine Hülya Avşar örneğinden yola çıkarak tespit edebiliriz: Türkler, tıpkı Hülya Avşar’ın yaptığı gibi, bu Kürtçü propaganda sonucunda binlerce yıllık Türklüklerinden şüphe duyup “Biz kimiz” diyeceklerdir. Bunun devamında da yine binlerce yıllık Türk yurdu olan Türkiye için “Burası aslında neresi” sorusunu soracaklardır.
Tabii Kürtçüler bizim için bunların cevaplarını da hazırlamış durumdalar; burası Kürtlerin, Rumların, Ermenilerin ve bilumum diğer azınlıkların yaşadığı Ermenistan, Kürdistan, Pontus ve Bizans’tır!
Nasıl ama, güzel plan değil mi?
Bugün adına Kürt açılımı denilen ama tarihi çok daha eski olan bu operasyonun ilk aşaması Türk kimliğinden bağımsız bir Kürt kimliğinin yaratılmasıydı. Bunun çok büyük ölçüde başarıldığını görüyoruz. Nevruzlarda Türkiye’nin her köşesinde sokağa dökülen, karakol taşlayan, sağı solu ateşe veren milyonlar operasyonun ilk aşamasının başarıyla tamamlandığını gösteriyor.
Ancak meselenin çok daha önemli bir boyutu var ki, bugüne kadar pek farkına varıldığını söyleyemeyiz; bu Türk kimliğinin de ortadan kaldırılmasıdır. “Türk kızı Hülya”nın “Kürt kızı Hülya”ya dönüşümü, planın bu ikinci aşamasına geçilmiş olduğunu gösteriyor.
Bu ikinci aşama Türk milletinin bir kimlik bunalımına itilmesi ve en az beş bin yıllık bir Türk tarihinin yok sayılarak “Türkiye Türklerindir!” anlayışının ortadan kaldırılmasıdır.
Türkiye’nin etnik bileşimi ile ilgili hemen her gün karşılaştığımız sözde bilimsel araştırmalar niçin yıllardır gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıyor dersiniz? Yoksa Türkiye sosyoloji biliminde bir dünya devi oldu da bizim mi haberimiz yok!
Bu “araştırma”lara baktığınızdaysa şunu görüyorsunuz; Türkiye’de Türk’ ten başka herkes var. Ve ülkenin asli unsuru, çoğunluğu hiç de Türkler değil!
Tabii bu da sebepsiz yere yapılmıyor. Gelinen noktada Kürt kimliğinin kabul ettirilmesi ya da kurulacak bir Kürdistan, artık ne PKK’ya, ne de onun arkasındaki emperyalist güçlere yetmiyor. Esas plan Türksüz bir Türkiye.
Tabii Türk’ün olmadığı bir yere Türkiye deseniz ne olur, demeseniz ne olur. “Demokrat” kimliği ile tanıdığımız eski Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök de zaten ne demişti; “Türkiye isminin değiştirilmesi de gündeme gelebilir!”
Kürtçüler de zaten uzun yıllardır Türklere dönüp; “aslınızı araştırın, siz bu toprakların gerçek sahibi değilsiniz, buraların gerçek sahibi biziz” diyorlar. Ama görülüyor ki, böyle bir araştırmaya galiba en çok kendilerinin ihtiyacı var. Tabii böyle bir araştırma sonunda atalarının da aslında Türk olduğu gerçeği ile karşılaştıklarında ne yaparlar, orasını bilemeyiz. Ama bunu şimdiden düşünseler iyi olur, zira bu ihtimal hiç de yabana atılır gibi değil!
“Türklerin Kürtleşmesi” dediğimiz olgu bir yana, en taraflı Batılı tarih kitapları bile Anadolu’dan binlerce yıllık Türk yurdu diye bahsediyorlar.
Ama tabii Kürtçüler bilimsel gerçeklere değil kendi uydurmalarına inanırlar, bunlara inanmayanlara da ellerinden geleni yaparlar.
Bu faşist mantık Apo tarafından öylesine çarpıtıldı ki Sümerlilerden başlayarak Mezopotamya’daki bütün eski uygarlıklar “Kürt uygarlığı” olarak gösterilmeye çalışıldı. Batılı Kürdoloji enstitülerinin “bilimsel” uydurmalarının yetmediği yerde Apo başta olmak üzere Kürtçülerin bu tür zırvaları devreye sokuldu, ama yine de istediklerini almış olduklarını söylemek zor.
Ee, terör yoluyla pek çok şeyi değiştirebilirsiniz, ama tarihsel gerçekler ne yazık ki silahla bile değiştirilemiyor!
Tarih yazabilmeniz için bir kültür ve uygarlık birikimi yaratmanız ve ona dayanmanız gerekiyor ve o da Kürtlerde yok!
Kürtçe bilmeyen Kürtçüler!
AKP’nin Kürt açılımını Kürtler açısından bu denli önemli kılan şey de burada ortaya çıkıyor. PKK, terör yoluyla ve tabii ki AKP gibi işbirlikçi bir iktidar döneminde istediği ne varsa kabul ettirecek duruma geldi. Bugün Kürtçe, eğitim ve yayından tutun da Kürt kimliğinin kabul edilmesi dahil pek çok konuda PKK’nın yıllardır mücadele ettiği hemen her şey AKP tarafından Kürt açılımı adı altında gerçekleştiriliyor.
Ancak Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasının önünde hâlâ bazı engeller var; bunların en önemlisi Kürt dilinin istenilen düzeyde yaygınlaştırılamaması. Evet, bugün kendisine Kürt diyen bir topluluk yaratılmıştır ama yeterli ve kullanılabilir bir Kürt dili yaratılamamıştır. Gerçi hepi topu birkaç yüz orijinal kelimeye sahip kırma bir “dil”den daha fazla bir şey beklemek pek de akıl kârı değil ama, Kürt dili olmadan bir Kürt milleti ve Kürt devleti yaratmanız da mümkün değil.
Kürtçenin bugünkü durumuna gelince; gerçekten içler acısı. Hatta bundan bir komedi filmi bile yapılabilir. Şöyle ki; Apo dahil olmak üzere Kürt hareketinin önde gelen isimlerinin çoğu Kürtçe bilmiyor! Örneğin; Emine Ayna. DTP eşbaşkanı olan ve Apo’ya en yakın isimlerden birisi olan Ayna, tek kelime Kürtçe bilmiyor. Görüyor musunuz komediyi; “Biz Kürdüz” diyorlar ama bunu bile Türkçe söylüyorlar! Yani bu ülkede bölücülük bile Türkçe yapılıyor!
DTP’nin genel başkanı olan şahıs da malumunuz; Ahmet Türk!
Şimdi Türk Ahmet’in başında bulunduğu DTP ile, yine tek kelime Kürtçe bilmeyip örgütü Türkçe konuşarak ve yazarak yöneten Apo’nun başında bulunduğu PKK, kalkıp Kürtlerin sözde haklarını almak için mücadele ediyorlar! Güler misin, ağlar mısın.
Tabii bu “realite” şu gerçeğe de işaret ediyor; Kürtlerin gerçekten Kürt haline getirilmesi için onların Türkçe değil ama Kürtçe olarak “Biz Kürdüz” diyebilmelerini sağlamak gerekiyor.
AKP işte burada devreye giriyor. PKK’nın silahla yapamadığını AKP devlet eliyle yapacak.
AKP iktidarı bu doğrultuda ilk olarak Güneydoğu’da Kürtçe bilen polis görevlendirerek bu işi de üzerine almış durumda. Demek ki, AKP’nin Kürt açılımı doğrultusunda, devlet eliyle bir Kürt milli topluluğu yaratma operasyonu başlamış durumda.
Bunun devamında Kürtçe bilen hakim, savcı, öğretmen... gibi yeni açılımlar da gelecek ve ardından da ver elini bağımsız Kürdistan!
“Ne mutlu Türk’üm diyene”yi yeniden hatırlatmak!
Bütün bunlar Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” anlayışının aslıda ne kadar doğru olduğunu kanıtlıyor.
Bugün “Türk ve Kürt et ve tırnak gibidir”, “Türkler ve Kürtler kardeştir” türü söylemlerle Türk kimliğinden bağımsız bir Kürt kimliğini dayatmaya çalışanlarca gizlenmeye çalışılsa da, bu tür bir birlikteliği ortaya çıkaran ve bugüne kadar koruyan şey Atatürk’ün “tek dil, tek bayrak, tek millet” politikası ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” anlayışıdır.
Bu anlayışın yıkıldığı yerde Türkiye bir etnik koalisyonu dönüşür ve bunun sonucu da bütün dünyada örneklerini gördüğümüz şekilde bir etnik boğazlaşma olur.
Ama gemi azıya alan Kürt ırkçılığının zaten böylesi bir planlama içinde olduğunu ve ayaklanma için gün saydığını da hatırlatmak isteriz.
AKP’nin Kürt açılımı adı altında yarattığı tahribat da zaten bir noktadan sonra, Türkiye’yi geri döndürülemez bir biçimde bir iç savaş ortamına mahkum etmektedir.
Hülya Avşar bile bunun farkında, diyor ki: “Korkuyorum, çünkü bu öyle bir mesele ki, artık dönüşü yok. Bu işe başladıysanız bitirmek zorundasınız. En azından başarmaya doğru gidildiğini hissettireceksiniz. Aksi halde bu yeni doğmuş bebeğin ağzına memeyi verip en güzel anında çekmeye benzer, ki bu çok tehlikeli. Çünkü o zaman ne olur o bebek? Kıyameti koparır, olay çıkarır. Ne zaman ki sen yine o memeyi ağzına verirsin ya da başka bir meme; ancak o zaman susar, başka türlü kurtulamazsın artık.”
Yani verilen tavizlerle bir “Kürt sorunu” olduğu ve “Kürtlerin bir takım haklardan mahrum bırakıldığı” kabul edildikten sonra yapılması gereken tek şey diğer taleplerin de karşılanması olacaktır.
Bunun son aşaması bağımsız bir Kürt devletidir. Kimse de çıkıp “Kürtlere istedikleri her türlü hakkı verelim, ama Türkiye bölünmesin” diyemez. Ayrılma isteği belki en son taleptir ama kabul ettiğiniz bunca talepten sonra, Avşar kızımızın da pek güzel tarif ettiği biçimde “memeyi verip çekmezsiniz.” Sonuna kadar gitmeniz gerekir.
O halde bugün demokratik açılım diyerek önümüze konulan Kürtçü taleplerin Türkiye’yi bölerek sonuçta bağımsız bir Kürdistan’ın yolunu döşediğini bilmek zorundayız.
Buradan geri dönüş nasıl olura gelince...
Kürtçülerin duymaya bile tahammül bile edemediği, ama yıkılan Osmanlı’dan yepyeni bir Türk devleti çıkaran, Türk milletini yok oluştan kurtaran Mustafa Kemal’in o diriliş formülünü yeniden hatırlamalı ve hatırlatmalıyız;
Türkiye Türklerindir!
Ne mutlu Türk’üm diyene!
(Sayı 251, 31/08/2009)
|