Yunus Yılmaz - Gericiler Emperyalizmle Mücadele Edebilir mi?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Filistin Sorunu

Kaya Ataberk
Arap Birliği Kurulmadan
Filistin Özgür Olamaz


İnan Kahramanoğlu
Antisemitizm mi?
Yoksa Antisiyonizm mi?


İnan Kahramanoğlu
Türkiye'nin Sevr'i Kürdistan Arapların Sevr'i İsrail!


Yunus Yılmaz
Gericiler Emperyalizmle Mücadele Edebilir mi?

Yunus Yılmaz
Gericiler Emperyalizmle
Mücadele Edebilir mi?

Gericier emperyalizmle mücadele edebilir mi?

Tayyip aldatılırsa!..

İsrail'in, Filistin'in Gazze Şeridi'ne yapmış olduğu silahlı saldırılar sonucunda 600'e yakın masum insanın öldürülmesi ve halen bu saldırının devam etmesi, Ortadoğu'da tekrar gerilimin tırmanmasına neden oldu.

Özellikle bu saldırının İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Ankara'da temasta bulunmasından sonra gerçekleşmesi, Başbakan Tayyip'in oldukça sinirlenmesine neden olmuş.

Çünkü Olmert, Ankara'da bulunduğu günlerde Tayyip'e "Gazze'de insanlık dramı yaşanmayacak" sözü vermiş. Görüşmelerden hemen sonra bu saldırın yapılması, Tayyip'te aldatılmışlık hissi doğmasına neden olmuş. Tayyip'in İsrail'e karşı yapmış olduğu sözde sert açıklamaların altında yatan neden de buymuş.

Tayyip'in İsrail'e karşı beslemiş olduğu tüm iyi niyetler bir anda çöktü! O nedenle Tayyip: "Bugün İsrail-Suriye görüşmeleri ile alakalı olarak, İsrail Başbakan'ı Olmert'i aramayı düşünürken, bu arama işini iptal ettim ve aramıyorum. Çünkü bu bize karşı da yapılmış bir saygısızlıktır" demiş.

Yani aslında Tayyip'in kızgınlığı Filistin'de yaşanan insanlık dramına değil. O'nun kızgınlığı, aldatılmayı, kandırılmayı hazmedememesindendir!

Tayyip gibi birinin İsrail'e karşı iyi niyet beslemesi ilk bakışta şaşılacak bir olaydır. Çünkü Tayyip gibi Şeriatçılar, ta çocukluğundan beri Yahudi düşmanlığı ile büyümüştür. O nedenle Yahudi sever olması gerçekten şaşılacak bir konudur!

Tayyip'in Yahudi sever olması bizim uydurduğumuz bir şey de değildir. Hatırlanırsa Galataport satışında, ihaleyi Yahudi işadamı Sami Ofer'in alması Türkiye'de milliyetçi, ulusalcı kesimde tepkiyle karşılanmıştı. İşte o günlerde Tayyip basına vermiş olduğu açıklamada, "Yahudi düşmanlığı yapmayın" demişti. (Akşam, 03.10.2005)

Nereden nereye değil mi? Yahudi düşmanlığı ile büyüyen bir İslamcı, birden bire karşımıza Yahudi düşmanlığı yapmayın, diyerek çıkıyor. Ama o çok güvendiği ve işbirliği içinde bulunduğu Yahudiler Tayyip'e yanlış yapıyor.

Herkesin bildiği Tayyip, yapılan bir yanlışı asla affetmez! Gerek yargının vermiş olduğu kararlara olsun, gerek gazetecilerin yapmış olduğu haberlere olsun sinirlenen Tayyip, bir kükredi mi oradan kaçacaksın. Eğer Tayyip'in hışmına uğrarsan yandın. Bittiğin an o andır! Onun için elinizden geldiğince Tayyip'i sinirlendirmemeye bakmanız gerekiyor. İsrail, Tayyip'i sinirlendirmekle büyük hata yapmıştır diyeceğiz ama nerede...

Nedense içerde racon kesme işinde çok başarılı olan Tayyip, iş dışarıya gelince sönük kalmaktadır. Külhanbeyliğini dışarıda göremiyoruz. Zaten bu sinirli tavırlarını içeride değil de dışarıda gösterseydi dünyanın hiçbir yerinde sorun kalmazdı! Ama olmuyor, İçerde kükreyen Tayyip, dışarıda süt dökmüş kedi olarak takılıyor.

Tayyip Erdoğan ve İsrail Başbakanı OlmertTayyip'in değişim ve gelişimi

İşte asıl sorgulanması gereken de Tayyip'in bu hali. Milli Görüş kimliğinden gelen biri, nasıl oldu da sözde ilkelerinden bu kadar taviz verebildi? Ya da Şeriatçıların ilkeleri var mı diye sorsak daha doğru olacak.

3 Kasım 2002 seçimlerinden önce yapmış olduğu bir konuşmada Tayyip, dört hak dinden bahsediyordu. Tayyip herkesin bildiği gibi İmam-Hatip kökenlidir ve İslamiyet'e göre kaç tane hak din olduğunu herkesten iyi bilmesi gerekir.

Belli ki Tayyip, efendilerine şirin görünmekte sınır tanımıyor Hıristiyan ve Yahudileri de hak dinden sayıyor. Kim bilir belki Tayyip söylediklerinde samimiydi. İşte bu yüzden Yahudi İsrail'e bir samimiyet besliyor!

Dördüncü hak din konusunda biz tahminde bulunamıyoruz; çünkü aklımıza başka bir din gelmiyor. Anlaşılan Tayyip bu konularda çok aşmış, belli ki biz geride kalmışız!

Tabii Tayyip bu tarz tutumlarını devam ettirdi. Yurt içi gezilerinde oruç tutan Tayyip, Yurt dışı gezilerinde Oruç bozuyor, kızının düğününde gayrımüslim bir Başbakanı nikah şahidi gösteriyor, danışmanın karısının başı açık namaz kılmasına hoş görüyle yaklaşıyordu. Adeta Tayyip tüm tabuları yıkıyordu.

Ama bu tutumu çok uzun sürmedi. 22 Temmuz seçimlerinde iktidarı tekrar ele geçiren Tayyip, artık yurt dışı gezilerinde oruç bozmuyor, türban konusunda tedbiri elden bırakarak "Velev ki siyasi simge olduğunu düşünün yasak getirebilir misiniz?" diye meydan okuyordu.

Bu sözlerinden sonra partisinin kapatılmasına yönelik dava açılınca, Baykal üzerinden laik kesimi kastederek "Gözü var ama görmüyor, kulakları var ama duymuyor" diyerek Araf suresi 179. ayeti okuyordu.

Herkes bilir ki, gözü olup görmeyen, kulağı olup duymayanların kalbi mühürlenmiştir. Artık hak ve hakikati göremezler. Daha açıkçası imana gelemezler. Tayyip bir bakıma gizliden gizliye laik kesimi dinsizlikle ve imansızlıkla suçluyordu!

(Not: Bu konuda daha fazla bilgi için bakınız: TÜRKSOLU 182. sayı, Kürt-İslamcılar Araf'ta değil, ABD ve İsrail'in tarafında)

Şeriatçıların yanlış tezleri

Daha önce bahsettiğimiz gibi Tayyip'in okumuş olduğu sure ve ayet Yahudileri, yani İsrail'in atalarını anlatan, bir ayettir. Gözleri görmeyen, kulakları duymayan, kalbi mühürlenmiş, hak ve hakikatı görmeyen Yahudilerle Tayyip işbirliği yapmaya devam ediyor. Hatta onların iyi niyetli olabileceğini düşünüyor. İçeride laik kesime göstermediği hoşgörüyü fazlasıyla Yahudi İsrail'e gösteriyor.

Aslında Tayyip'in İsrail'e göstermiş olduğu bu hoşgörüye pek şaşılmamalıdır. Çünkü bunların hocası Erbakan'da iktidara gelir gelmez İsrail ile askeri ve ticari işbirliğine imza atmamış mıydı?

Oysa Erbakan Milli Görüş kuramını ortaya atan adamdı ve görüş tamamıyla Siyonist karşıtı bir görüştü. Ama İsrail ile işbirliğine varım diyor. Yani ilkelerini çiğneyen Tayyip, belli ki bu huyunu hocası Erbakan'dan almış diyebiliriz.

Şeriatçıların temelde Siyonist ve Hıristiyan düşmanı olması gayet doğaldır. Doğal olmayan, Siyonist ve Hıristiyan düşmanıyız diye ortaya çıkanların bunlarla işbirliği yapmasıdır.

Aslında gericiler işbirliği değil de, Siyonizm düşmanlığı yapsa da hiçbir şey değişmeyecektir. Çünkü Yahudilere ve Siyonistlere olan bu düşmanlık bağımsızlık mücadelesine dönüşmemektedir.

Onun için de Tayyip gibiler, Yahudilerden bahseden ayet ve surelerle Yahudilerle mücadele etmek yerine, Milliyetçi-laik kesimle uğraşmayı uygun görüyor. Ne de olsa Yahudilerin Allah'ı var ama, bu milliyetçi-laiklerin Allah'ı yok diye düşünüyor olmalılar ki, Siyonistlerle mücadele etmek yerine milliyetçi-laiklerle mücadele ediyorlar.

Peki, o zaman teorik olarak neden şeriatçılar, Siyonizm ve Hıristiyan düşmanıdır?

Çünkü, Müslümanları bu iki dine mensup olanların ezdiğine sömürdüğüne inanıyorlar. Yani dünyayı ezenler, Yahudiler ve Hıristiyanlar; ezilenler ise Müslümanlardır anlayışı hakimdir.

İlk bakışta İsrail ve Hıristiyan batının Müslümanları ezdiği ve sömürdüğü görüşü doğru olsa da bu temelde yanlıştır. Çünkü aynı Hıristiyan batı, Latin Amerika'daki Hıristiyan halkı da sömürmektedir. İşte bu gerçek şeriatçı tezi baştan çürütmektedir. Aynı şekilde Yahudiler de Avrupa'dan kovulmadır. Daha düne kadar faşist Almanya'nın soykırımına tabi tutulmuşlardır.

Yani emperyalizm, sömürdüğü halkın dinine, soyuna bakmamaktadır. Yeter ki sömürülecek insanı, yeraltı ve yerüstü zenginliği olsun; bu emperyalistler için yeterli bir sebeptir.

Ayrıca emperyalizm bir halkın yalnızca dinini sömürmemektedir! Kültürünü, ekonomisini yani her şeyini sömürmektedir. Bu gerçekler gözardı edilerek emperyalizmle mücadele verilemez.

Bu nedenle İslamcılar, antiemperyalist, devrimci bir tavır, bir duruş gösterememektedir. Çünkü emperyalizmin bir halkı nasıl sömürdüğü tahlilini tam ve doğru yapamamıştır.

Zaten sağcı ve İslamcıların uygulamış olduğu liberal, kapitalist ekonomi modeli, şeriatçıların emperyalizme karşı mücadele veremeyeceğinin ve sömürü tezlerinin de yanlış olduğunun en büyük kanıtıdır. Oysa asıl sömürü ekonomiktir! Sağcı ve gerici oluşumlar, halkçı-devletçi bir ekonomi modeli uygulamadıkları için ülkelerini emperyalist devletlerin açık pazarı haline getirmektedirler.

İslam dinine mensup insanların yaşadığı bir millet topyekun sömürülüyorsa, bu milletin bağımsızlığa kavuşması için din temelinde kurtuluş savaşı yerine, öncelikle ulusal kurtuluş savaşı vermesi gerekiyor.

Çünkü asıl sömürülen o halkın dini değildir; milliyetidir, halkıdır, insanıdır. Sömürülen millet olunca milliyetçilik temelinde milli kurtuluş savaşı vermek de kaçınılmaz olmaktadır.

O nedenle din temelinde verilmeye çalışılan kurtuluş savaşları başarısızlıkla sonuçlanırken, milliyetçilik temelinde verilen milli kurtuluş savaşları başarı ile sonuçlanmaktadır.

Milliyetçi-devrimci bir mücadeleden sonra bağımsızlığına kavuşan bir milletin, kazandığı bağımsızlığından sonra uygulamış olduğu halkçı-devletçi ekonomi modeli de bu ülkenin milliyetçi mücadelesinden gelmektedir. Yani devletçi ekonomi modeli uygulamak milliyetçiliğin kaçınılmaz bir sonucudur.

Dikkat edilirse burjuva sınıfınca gerçekleştirilmeye çalışılan sözde ulusal kurtuluş savaşları milliyetçilik temelinde devletçi bir ekonomi modeli uygulamadıkları için ülkelerini emperyalistlerin açık pazarı haline getirerek sömürülmesine müsaade etmeye devam ettirmektedirler. Bu da "tam bağımsızlığa" kavuşmaya engel bir durumdur.

İşte sağcıların çarpık antiemperyalist mücadelesinin bir benzeri de bizim İslamcılarda mevcuttur.

O nedenle gericiler, antiemperyalist bir mücadele verememektedirler. Bunun en somut örneğini ise Ortadoğu'daki Arap ülkelerinde görmekteyiz hatta en sıcak örneği ise İsrail'in Gazze'ye yapmış olduğu saldırıda görülmektedir.

Filistin'de hakimiyeti milliyetçi-devrimci El-Fetih'ten alan Şeriatçı Hamas, İsrail saldırısı karşısında hiçbir şey yapamadığı gibi daha düne kadar İsrail ile uzlaşmaya çalışan bir tavır takınıyordu. Ülkemizde Tayyip'in sergilemiş olduğu işbirlikçi tavrın bir benzerini de Hamas'ın sergilemesi gayet doğaldır. Çünkü daha önce dediğimiz gibi bunların özünde emperyalizmle mücadele yoktur.

Oysa onca Arap milleti İsrail ile savaşmaya göze alamazken bunu bir grup milliyetçi-devrimci, yani El-Fetih göze alabilmiştir.

Şimdi nerdedir Ortadoğu'daki Arap milletlerin şeriatçı tepkileri? Yahudilere olan o düşmanlık, iş savaşmaya gelince Şeriatçılar ortada yoktur.

Milli Kurtuluş Savaşı'mıza da bakacak olursak orada da birçok Şeriatçının, gericinin düşmanla savaşmak yerine Atatürk'e karşı düşmanla işbirliği içine girdiği görülmüştür.

Gericilerin bu tutumları, aslında Şeriatçıların bir bakıma değişmez kaderidir.

İsrail-Filistin arasındaki savaş aslında bir samimiyet testidir!

Günümüzde Tayyip de emperyalizme karşı verilmiş bir mücadele sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletini tasfiye etmek için emperyalistlerle işbirliği yapmıyor mu? Hatta öyle bir işbirliği yapıyor ki, onlara yaranmak için gerekirse dini değerlerini bile yozlaştırıp ikinci plana atabiliyor! Yani özetle emperyalizmle mücadele etmek gibi bir gayesi olmayanların emperyalizmle işbirliği içinde olması gayet doğaldır.

O nedenle Tayyip'in bu son saldırıda İsrail'e kızgın olması onun işbirlikçiliğini gizlemeye yetmez.

Tayyip ne kadar kendisini zorlasa da İsrail'den yana olmak zorundadır; çünkü eli mahkum. Her ne kadar yerini sağlamlaştırmak için eskisi gibi efendilerine şirin gözükmek zorunda olmasa da İsrail'e tavır alamaz.

İsrail ile Filistin arasındaki savaş aslında bir samimiyet testidir.

Maalesef Filistin'de uygulanan zulüm karşısında Tayyip samimi bir tavır takınamamıştır! Eğer Tayyip, Filistin halkına uygulanan zulüm konusunda samimi ise İsrail'e karşı askeri ve ekonomik yaptırımlar uygulaması gerekir. Ama Tayyip'in Şeriatçı zihniyeti buna yetmeyeceği gibi yüreği de yetmez.

Çünkü, Emperyalizme karşı tavır alabilmeniz için devrimci olmanız gerekir. İşte o da şeriatçılarda yoktur.

Aslında Tayyip, küçüklükten beri öğretilen Siyonist düşmanlığı doğrultusunda biraz olsun hareket etse bir şeyler, belki değişecek ama yok!

Zaten gericilik başlı başına devrimci olmaya engel bir durumdur. Vatan uğruna ölmek gericilerin, Şeriatçıların göze alabileceği bir konu değildir! Vatan uğrunda ölmek, milliyetçilerin, devrimcilerin göze alabileceği bir konudur.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk'ü dinsiz, komünist göstermeye gayret eden Şeriatçılar, halkın dini duygularını sömürerek Kemalist hareketi durdurmak istemişlerdir.

Ama boynunda idam fermanı olmasına karşın hem emperyalistlerle hem de işbirlikçi mürtecilerle ölüme kadar savaşma kararı almış Atatürk gibi bir adamı; yani adam gibi adamı, şeriatçılar içlerinden çıkartamadıkları için her daim milliyetçi-laik devrimcilere düşmandırlar.

Zaten Kurtuluş Savaşı'nın da çanak yalayıcı birkaç örümcek beyinlinin yönetimiyle başarıya ulaşması beklenemezdi.

Çünkü önce adam olmak gerekiyor. Gericiden de adam olmayacağına göre!

İşte bu nedenle Devrimciler her mücadeleden başarılı çıkarken; Şeriatçılar, gericiler yapabileceği en iyi işi yapıyor.

Nedir o? İşbirlikçilik.

(Sayı 219, 12/01/2009)

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40