İnan Kahramanoğlu
Ulusalcılar, Şeriatçılar ve Masonlar nerede birleşiyor?
Antisemitizm mi?
Yoksa Antisiyonizm mi?
İsrail terörü ve Yahudi düşmanlığı
İsrail’in Filistin halkına karşı uzun yıllardır uyguladığı terör politikasının artık sistemli bir soykırıma dönüştüğünün son örneği Gazze saldırısı oldu.
Hamas’ın saldırılarına cevap vermek bahanesiyle Gazze’ye yönelik olarak başlatılan İsrail saldırısı sonucunda, bir ayda, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binin üzerinde Filistinli hayatını kaybetti. İsrail’in terör makinesi o kadar acımasızca işliyor ki, masum siviller ve faaliyet halindeki hastaneler bile İsrail tarafından hedef alınıyor.
Ortadoğu’da uzun yıllardır süren bu terör politikası doğal olarak İsrail’e yönelik bir tepkiyi de beraberinde getiriyor. Gerçi İsrail’in hamisi olan ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batılı emperyalist devletler, bırakın bu terörü engellemeyi, İsrail’i kınamaktan bile imtina ediyorlar ama Ortadoğu halkları başta olmak üzere bütün ezilen dünyada İsrail’e yönelik nefret her geçen gün daha da artıyor.
Ancak bu nefret beraberinde bir başka tehlikeyi de ortaya çıkarıyor: Antisemitizm.
Türkiye’deki İsrail karşıtı gösterilerin başını çeken Şeriatçılar ve onların kuyruğuna takılmayı solculuk zanneden kimi grupların ortak eylemleri de İsrail’e yönelik bir tepkinin sınırlarını aşıp Yahudi düşmanlığına kadar varıyor.
İsrail’e karşı çıkmak;
Antisemitizme savrulmadan
Yahudi düşmanlığının uzun tarihsel geçmişi düşünüldüğünde pek de yeni bir durumla karşı karşıya olmadığımız ortada. Ve yine bu uzun tarihsel geçmişi dolayısıyla Yahudi düşmanlığı pek çok farklı kesimde de kendisini gösteriyor.
Şeriatçı ve kimi sol çevrelerin yanı sıra ulusalcı çevrelerde de Batı emperyalizmine yönelik tepki bir noktadan sonra yanlış bir kanaldan ilerleyerek Yahudi düşmanlığına varıyor.
İslamcılar söz konusu olduğunda Yahudi düşmanlığı kimseyi şaşırtmıyor ve dahası İslamcılığın temel motivasyonu yalnızca Türkiye’de değil bütün Ortadoğu coğrafyasında başından beri Yahudi düşmanlığı oldu.
Ama asıl şaşırtıcı ve yanlış olan solculuk adına, ulusalcılık adına Şeriatçıların peşinde Yahudi düşmanlığı yapmak.
Tam da bu nedenle sağ ve sol arasındaki ayrımın giderek kaybolduğu ve solun sağcılaştığı bir ideolojik atmosfer içinde kimi kavramları yeniden yerli yerine oturtmak ve geleneksel sol tavrı hatırlatmak gerekiyor.
O nedenle en başta İsrail terörizmine karşı çıkmak ve İsrail’i eleştirmekle Yahudi düşmanlığının aynı şey olmadığını söyleyerek başlamak gerek.
İsrail elbette bir Yahudi devletidir ama İsrail’le Yahudilik arasında basit bir korelasyon kurup İsrail=Yahudi gibi bir denkleme ulaşmak da büyük bir yanlıştır ve bugünkü yanlış tepkilerin ve antisemitist histerinin kaynağında da bu eşitleme mantığı yatmaktadır.
İsrail bir devlet olarak altmış yıllık bir tarihe sahiptir, oysa Yahudi düşmanlığının asırlar öncesine dayanan bir geçmişi vardır. Yahudi sorununu İsrail sorunu ile aynı kefeye koyanlar tam da bu nedenle İsrail düşmanlığı gibi tarihsel olarak çok daha yeni bir ideolojik duruşla Yahudi düşmanlığı gibi binlerce yıllık bir ideolojik duruş arasında kaldıklarında, ister istemez daha güçlü kökleri olan Yahudi düşmanlığına savrulmaktadırlar.
Bu da son noktada Hitler’in Yahudi düşmanlığı ile aynı noktaya varmaktadır.
O halde soykırımcı ve terörist İsrail devleti ile hesaplaşmak ama bunu yaparken Yahudi düşmanlığına savrulmamak esas olmalıdır.
Ya İsrail, ya Hamas mı?
Bugün ulusalcı ve sol çevrelerde Yahudi düşmanlığına dönüşen politik tavır, birisi ideolojik, diğeri politik olmak üzere basitçe iki tür yanlıştan kaynaklanmaktadır.
Politik açıdan bakıldığında ulusalcı ve sol çevrelerin yanlış bir taraf tutma politikası neticesinde önemli bir savrulma yaşadıkları görülmektedir.
Bu yanlış politika İsrail terörüne karşı Hamas’ı desteklemektir. Bu ise sol değil, Şeriatçı bir tavırdır.
Hamas’ı destekleyen sol aslında Tayyip’in izinden gitmektedir. Ama Türkiye’de bile Tayyip’in izinden gidenlerin Filistin’de Tayyip’in izinden gitmesi hiç de şaşırtıcı olmamaktadır.
Hamas’ı desteklemeye gelince; burası ideolojik duruşun çarpıklaştığı yerdir. Hamas tipik bir Şeriatçı harekettir. Kadını çarşafa mahkum edip demir kafes ardına kapatan, Şeriat hukuku adı altında insanları katleden, 7 Yahudiyi öldürenin sorgusuz sualsiz cennete gideceğini propaganda eden ve çağdaşlığa tümüyle düşman bir ortaçağ ideolojisinin taşıyıcısı bir hareketi savunmak elbette sol bir tavır olamaz.
Üstelik İsrail’in yaptığı İslam düşmanlığının bir benzerini Hamas Yahudi düşmanlığı ile yapmaktadır. Dolayısıyla Hamas ve İsrail arasında sıkışıp kalmak, ikisinden birini tercih etmek gibi bir zorunluluğumuz yoktur, olamaz.
Sol, Filistin’de Hamas gibi Şeriatçıların değil, Arafat örneğinde olduğu gibi laik ve solcu hareketlerin destekçisi olabilir ancak.
Ama Hamas’a karşı çıkıp, Hamas’ın terörist ve faşist bir örgüt olduğu propagandasını yapıp İsrail’i kınamaktan imtina edenler de tam tersi ve çok daha tehlikeli bir yaklaşıma yol açmaktadırlar. Bugün antisemitizme karşı bildiri hazırlayan kimi solcuların yaptığı budur. Antisemitizmden dem vurup, İsrail’i kınayanların tümünün aslında Yahudi düşmanlığı yaptığını söylemek, ama bunu yaparken İsrail’e toz kondurmamak kabul edilebilir bir tavır değildir. Üstelik bu kesimler o kadar ileri gitmektedirler ki, Yahudi düşmanlığına karşı çıkan ama bunun yanı sıra İsrail’i de kınayanları bile Yahudi düşmanı ilan edeceklerdir neredeyse. Böyle olunca da gerçek amaçları antisemitizme karşı çıkmak mı, yoksa İsrail’i aklamak mı, bu da tartışılır hale gelmektedir.
Sol böylesi bir çelişki içinde olamaz, antisemitizmin karşısında olduğu gibi, her koşulda İsrail’in ve onun siyonist emellerinin de karşısındadır.
Yahudi düşmanlığı değil, antisiyonizm
Böylesi bir ideolojik duruşun adını koymak gerekirse bu antisiyonizmdir. Ancak hemen söylemek gerek; Yahudi düşmanlığı antisiyonizm değildir.
Türkiye’de sol hareket başından itibaren hem Amerikan emperyalizmine hem de onun Batı uygarlığına ve kapitalist değerlerine karşı çıkmıştır. Aynı şekilde siyonizm de bu Batı emperyalizminin bir ajan gücü olarak değerlendirilmiş ve antiemperyalizmle birlikte antisiyonizm de solun geleneksel duruşlarından birisi olmuştur.
Ancak bugün bu değerlerde ne yazık ki ciddi bir aşınma söz konusudur. Antiemperyalizmi reddeden sol, ister istemez siyonizme karşı da tavırsızlaşmış, zamanla da onun dümen suyuna girmiştir. Bugün antisemitizme karşı çıkmak adına İsrail’i meşrulaştıranlar işte böylesi bir politik savrulmanın sonucunda ortaya çıkmışlardır.
Bugün İsrail devleti ABD emperyalizminin bölgesel taşeronu olarak bütün ezilen halkların düşmanıdır. İsrail’in siyonist politikaları Ortadoğu’daki halkların toprak bütünlüğünü ve varlığını kendisine düşman olarak gören ve bunları yok etmeye çalışan ırkçı politikalardır. Dolayısıyla sadece antisemitizme karşı çıkmak yetmez, mutlaka antisiyonizme de ihtiyaç vardır.
Elbette bunun tersi de doğrudur. Siyonizm doğrudan emperyalizm tarafından desteklendiği ve onun himayesi altında yaşatıldığı için emperyalizme karşı çıkmadan siyonizme karşı çıkmak da bir noktadan sonra antisiyonizme değil, Yahudi düşmanlığına götürür.
O halde sol hem antisiyonist hem de antiemperyalist olmak zorundadır.
Bunun politik sonucu ise ABD-İsrail ittifakının bölgesel ve küresel politikalarına karşı çıkmaktır.
Emperyalizm sorunu mu,
Yahudi sorunu mu?
ABD ve İsrail’e karşı çıkan ulusalcı çevrelerle, Yalçın Küçük gibi isimlerin başını çektiği kimi solcularsa bu belirttiğimiz eksende bir politik karşı duruş sergiler gibi görünseler de aslında tipik bir komplocu mantık geliştirerek, Yahudi düşmanlığına savrulmaktadırlar. Sonuçta da yine Şeriatçılarla aynı safa düşmektedirler.
Bunlara göre emperyalizmden daha güçlü ve hatta onu yönlendiren bir Yahudi komplosu bulunmaktadır. Böyle olunca da dünya halklarının bir numaralı düşmanı Amerikan emperyalizmi, İsrail’in bir piyonuna dönüşmekte, bunun sonucunda ise bir yandan Amerikan emperyalizmi aklanmakta öte yandan İsrail düşmanlığı, Yahudi düşmanlığına dönüştürülmektedir.
Bu özellikle son dönemde ulusalcı kesimlerde görülen büyük bir yanlıştır ve kökeninde antiemperyalist bakış açısının kaybolması yatmaktadır.
Bunun sonucunda gelişen bir başka yanlış da Yahudi düşmanlığının yanı sıra ortaya çıkan Arap düşmanlığıdır. Tarihsel açıdan baktığımızda Şeriatçıların Arap düşmanlığı çok da şaşırtıcı değildir. Sonuçta onlar için bir tek ümmet vardır ve bu ümmet kimliğinin dışındaki tüm kimlikler -Türk ya da Arap- düşmandır. Ama Arap düşmanlığı yapan ulusalcıları anlamak mümkün değildir. Sonuçta Araplar da tıpkı Türkler gibi ezilen bir ulusun mensuplarıdırlar ve bu iki ulus aynı kaderi paylaşmaktadırlar.
Demek ki, unutulmaya yüz tutan antiemperyalist duruşu Yahudi sorunu özelinde burada yeniden hatırlatmak gerekmektedir; karşımızda bir Yahudi sorunu değil, emperyalizm sorunu vardır. Yahudi sorunu ise ancak bu emperyalizm sorunu içinde değerlendirilirse doğru analiz edilebilir.
Sol da, Yahudi sorununu ve İsrail’in terörist ve soykırımcı kimliğini ancak emperyalist dünya sistemi ve onu oluşturan değerler çerçevesinde değerlendirebilirse tutarlı bir politik duruş sergileyebilir. Bunun dışındaki bütün yollar, solu sol almaktan çıkarır ve şimdi olduğu gibi başka siyasetlerin dümen suyuna sokar.
Hıristiyan dostu,
Yahudi düşmanı Şeriatçılar!
Türkiye’deki İslamcı hareketin durumunu bu çerçevede masaya yatırdığımızda da bu gerçekle karşı karşıya kalırız.
Bugün Tayyip’in İsrail hükümetini hedef alan açıklamaları İslamcı kesimlerde alkışlanmakta, kimi solcularımız da bu havucu yutmaktadırlar. Ama Tayyip’in Gazze saldırısı öncesinde İsrail Başbakanı Olmert ile görüşüp saldırı planına onay verip, ardından da kendi kamuoyuna dönüp İsrail’li yöneticileri suçlayan açıklamalarda bulunmasının sadece kendi gerici tabanını okşamaktan öte bir anlam ifade etmediğini söylemek gerek. Tayyip’in Davos’taki son çıkışı da yine bu eksende seçim öncesi planlanmış danışıklı bir dövüşten başka bir şey değildir.
Şeriatçı işte bu kadar yüzsüzdür. Hem katliama onay verir, hem de katliamı kınayarak bunun üzerinden rant elde etmeye çalışır.
Ama kınadıkları da sadece ve sadece İsrail’li politikacılar olabilir.
Zira bir kısım Şeriatçı yeri geldiğinde numaradan da olsa ABD düşmanlığı yaparlar ama, İsrail düşmanlığı asla! Anlayacağınız Türkiye’nin İslamcıları aslında içimizdeki İsraillilerdir! İsrail düşmanlığı yapmayıp Yahudi düşmanlığı yapmalarının sebebi de budur zaten. Tayyip’in uluslararası Yahudi kuruluşlarından ödül alıp Yahudi düşmanlığı yapması aslında bir çelişki değildir. Bunlar siyonizme dost, Yahudiye düşmandırlar.
Aslında Şeriatçı hareket hem Türkiye’de hem diğer coğrafyalarda her zaman Yahudi düşmanı olmuştur. Tayyip’in son açıklamaları da tümüyle bu Yahudi düşmanlığını ele vermektedir.
Elbette bunun antisiyonizmle ya da antiemperyalizmle ilgisi yoktur. Zaten İslamcılardan ya da AKP gibi işbirlikçi bir hareketten de kimse bunu beklememektedir. AKP bugün hem Amerikan emperyalizminin hem de İsrail siyonizminin en sadık uşağıdır.
En basitinden Türkiye’nin son on yılda İsrail’le yaptığı bütün stratejik anlaşmaların altında Erbakan ve Tayyip’in imzaları vardır.
O nedenle bugün Tayyip’i alkışlayan İslamcılara ve onların peşinden giden solculara şunu hatırlatmak gerek: İslamcılar tarihin her döneminde Yahudi düşmanı olmuşlardır, ama bunu yaparken aynı anda Hıristiyanların altına yatmaktan da çekinmemişlerdir. Yahudiye düşman ama Hıristiyan’a dost İslamcılık, bu nedenle olsa gerek, tarihin her döneminde Hıristiyan Batı emperyalizmin en yakın müttefiki olmuştur.
Aynı Şeriatçılar bugün, hilafetçi atalarının izinde yine emperyalist Batının kucağına otururken, bir yandan da Yahudi düşmanlığı yaparak zevahiri kurtarmaya çalışmaktadırlar. Ama bunların Yahudi düşmanlığı da sonuçta Hıristiyanların oluru ile olmaktadır. Sonuçta geçmişte Yahudileri Holokost’a uğratanlar Hıristiyan Batılılardır, başkası değil.
Üstelik bugün Filistin’de cereyan eden Yahudi-Müslüman çatışmasının dışında, açık bir savaş şeklinde olmasa da bir Yahudi-Hıristiyan çatışması da devam etmektedir. Biraz da bunun verdiği cesaretle olsa gerek Hıristiyan Haçlıya karşı çıkamayan Şeriatçı, en fazla, Batının vakt-i zamanında soykırıma uğrattığı ve bugün de kimi Batılıların hala düşman oldukları Yahudilere düşman olabilmektedir, çünkü bu kolay olanıdır.
İsrail uyanıklığı olarak “antisemitizm karşıtlığı”
Şeriatçı hareket başta olmak üzere Yahudi düşmanlığını pompalayan çevreler ve bunlara eklemlenen unsurları da kattığımızda aslında gerçekten de toplumda bir Yahudi karşıtı dalga estirilmeye çalışıldığı ortadadır. İslamcılar bunu inkâra kalksalar da durum tam olarak böyledir.
Bu gerçekten yola çıkan İsrail ise bir uyanıklık yaparak sadece Şeriatçıları değil antisiyonist kesimleri de Yahudi düşmanı şeklinde suçlamaya kadar vardırmaktadır işi.
İsrail, Yahudi düşmanlığını bir koz olarak kullanarak kendi katliamcılığını ve terörizmini gizlemeye çalışmaktadır bugün.
Elbette böylesi bir “antisemitizm karşıtlığı”nın tuzağına da düşülmemelidir. İsrail’in derdi ABD ile birlikte paylaştıkları Ortadoğu’daki hegemonyasını sürdürmektir. Bu açıdan İsrail eline geçen her fırsatta Filistinlileri katletmekte, bölge ülkelerine de aba altından sopa göstermektedir.
Buna yönelik her tür tepki ve kınamayı ise hemen antisemitizm olarak damgalamaktadır.
Aslında bir açıdan İsrail bu Yahudi düşmanlığından da faydalanmaktadır, çünkü; Nazilerin yaptığı Yahudi soykırımı bugün İsrail’in her türlü terörist girişimini meşrulaştırmanın bir aracına dönüşmüştür. İsrail bu sayede kendisini yönelik her türlü eylem ve söylemi “Yahudi düşmanı komplo” olarak göstermekte ve işin içinden çıkmaktadır.
Bu noktada şu gerçeği de tespit etmek gerek; Hittler faşizmi altında dünya tarihinin en büyük soykırımına uğrayan ve yurtlarından sürülen Yahudiler şimdi, zorla işgal ettikleri bir toprak üzerinde, bu toprakların sahibi olan Filistinlilere açık bir soykırım uygulamaktadırlar. Dün zulüm görenler bugünün zalimleri olmuşlardır.
Sol, bu gerçeklere rağmen yine de ideolojik duruşunu ve durduğu yeri doğru seçmek zorundadır. İsrail’in terörizmi, solun Yahudi düşmanlığı gibi bir yanlışa sürüklenmesinin gerekçesi olamaz. Ama bundan da ötesi solun temel görevi ABD-İsrail ittifakının ezilen halklara dayattığı sömürgeci politikalara karşı bir direniş geliştirmektir.
O nedenle meseleyi bir Yahudi sorunu olarak algılamak ve tartışmayı yalnızca bu meseleye odaklamak da doğru bir tutum değildir.
Oysa, kimi solcular emperyalizmin Türkiye’ye yönelik parçalama ve bölme programlarına karşı çıkmak bir yana, antiemperyalist politikayı da tamamen rafa kaldırdıkları için bugün bambaşka sularda yelken açmaktadırlar. Vardıkları yer ise ABD-İsrail ve AKP’nin kucağı olmaktadır.
Oysa Türk solu açısından durum son derece nettir. ABD, İsrail ve işbirlikçileri her zaman ve her koşulda düşmanımızdır. Bu antiemperyalizmin ilk kuralıdır.
Bizim yolumuz antiemperyalizmdir, oradan dünyaya bakmaya devam edeceğiz.
(Sayı 222, 02/02/2009)
|