Türkkaya Ataöv - 1915: Ermeni saldırıları ve tehcir
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Ermeni Meselesi

Özgür Erdem
Atatürk: Ermeni Soykırımı Yok Türk Soykırımı Var


Özgür Erdem
Ermenistan sınırını açtırmayız!


Onur Yaman
Ermeni Açılımı:
AKP Teslimiyetçiliği


Özgür Erdem
Azeriler burada
Ermeniler nerede?


İnan Kahramanoğlu
Ermeni protokolü
Ermeni Manifestosu


Ali Özsoy
Azerbaycan'ı savunmak Türkiye'yi savunmaktır


Türkkaya Ataöv
1915: Ermeni tehdidi
masal değil, gerçekti!


Türkkaya Ataöv
1915: Ermeni saldırıları
ve tehcir


Hüseyin Adıgüzel
Asıl Ermeniler
Türklerden özür dilemelidir!

Türkkaya Ataöv
1915: Ermeni saldırıları ve tehcir

Birinci Dünya Savaşının daha başlangıcında, Üçüncü, Dördüncü ve Altıncı Osmanlı Orduları ilk seferberlik hazırlıklarının sonunda doğuda Kafkas ve güneyde de Suriye ve Irak cephelerinde yerlerini aldılar. Her birinin savunma alanları genişti ve her birinin artlarında destek merkezleri vardı. Kalabalık silâhlı Ermeni kümeleri, yalnız Türk askerlerine değil, bu hedefler kadar önemli olan lojistik merkezlerine de birden ve sık saldırılar düzenlediler ve çarpışan Türklerin destek yollarını büyük ölçüde egemenlikleri altına aldılar. Bu gerçeğin bütün çıplaklığıyla bilinmeli ve Ermenilerin cephelerden uzak yerlere sürülmeleriyle bağlantısı açıkça görülmelidir.

Şimdi, bu üç Osmanlı ordusunun da durumlarına ayrı ayrı bakalım. 3. Ordunun daha 1914 Yazında oluşturulan lojistik merkezi önce Erzurum'da, sonra da daha güvenli olan Erzincan'da kurulmuştu. Ekmek için fırınları, gereç koruncakları, onarım işlikleri, temel eğitim yerleri, amele taburları, taşınabilir hastahaneleri, (at, katır, öküz ve deveden oluşan çok sayıda) hayvan için bakım birimleri, taşıma araçları ve tren vagonları vardı.

Ermeni alaylarıyla berkitilmiş olan Çarlık Rusyası ordularıyla sıcak çatışmalar 1 Kasım 1914'de başladığında, geriden desteği cephelere ulaştırma ve yaralıları bakım yerlerine hemen taşıma zorlukları hemen belirdi. İlk aylarda 3. Ordu hizmetinde 106.608 asker ve 53.794 hayvan bulunuyordu. Kafkas cephesindeki Ruslarla ilk büyük çatışma bize 33.000 ölü, 10.000 yaralı ve 7.000 savaş tutsağına patladı. O denli ki, daha yaşlılar ya da çok gençlerden yeniden askere alma girişimleri başladı. Ama bunu da Sarıkamış'ta çoğu ölmüş ve yaralı toplam 58.000 askerimizin savaş-dışı kalması izledi. Rusların Malazgirt, Tortum ve Van saldırıları 3. Orduyu daha güç durumlara soktu. Kuzeydeki Sıvas-Erzincan-Erzurum yolu bozuk ve dondurucuydu.

Muş ve Bitlis'te silahlı Ermeni çetelerinden bir küme.

Muş ve Bitlis'te silahlı Ermeni çetelerinden bir küme.

Kuzeydeki 3. Ordunun Sarıkamış girişiminin başarılı olmaması gibi, güneyde 4. Ordunun Süveyş Kanalı'nı aşıp Mısır'ı İngilizlerin elinden alma “hesabı da çarşıya uymadı”. Bu orduya geriden yardım edecek bir lojistik ağı vardı, ama kuzeydekine göre çok daha uzun mesafeyi kapsayan taşıma işini üstlenecek olan demiryolunda sakıncalar bulunuyordu. Gerçi, tren çizgisi Pozantı'dan uzakta Medine'ye değin uzanıyordu, ama arada iki kopukluk söz konusuydu: Pozantı'da 54 ve biraz ileride Osmaniye'de de 36 kilometrelik iki ayrı bağlantısızlık. Taşınacak olanları önce vagonlara koymak, ilk kesintide indirip hayvanlara yüklemek, yeniden vagonlara taşımak, ikinci kesintide bir daha indirmek, gene hayvanların sırtına yerleştirmek ve daha ileride vagonlara istiflemek zorunluluğu vardı.

4. Orduyu sıkıştıran (ve Ermenilerin içinde önemli görev aldıkları) başka bir nedenin daha sözünü etmek gerek. Britanya savaş gemileri İskenderun Körfezi yakınlarında dolaşıyor ve 4. Ordunun tasarılarını bozuyorlardı. Bu kıskaç İngilizlerin Filistin'den Sina Yarımadasına doğru inmiş olan 4. Orduyu ardından çevreleme girişimiydi. İngiliz askerlerinin, belki Fransız donanmasının ve kesinlikle Ermeni taburlarının desteğiyle, Adana toprağına dökme olasılığı Damokles'in kılıcı gibi sallanmaktaydı. Sarıkamış ile Süveyş'teki gerilemeler Irak'ta Basra'dan kuzeye tırmanmağa çalışan İngilizleri durdurma çabası içindeki 6. Orduyu da etkilemişti.

Bu noktada Ermeni azınlığın Türklerin tüm düşmanlarıyla işbirliği içinde ve ellerinde tabancadan tüfeğe ve kılıçtan topa değin türlü savaş gereçlerinin bulunduğu gerçeğinin üstünde durmak gerekir. Bu gerçeğin görmezden gelinemez kanıtları Ermenilerin yalnız Hınçak ve Daşnak terörist örgütleri değil, Rus, İngiliz, Fransız, Alman ve kuşkusuz Osmanlı ve Ermeni kaynaklı açıklama, buyruk, teşekkür, anı kitabı, bilimsel yayın, savaş tarihi incelemeleri, itiraflar ve fotoğraflarda bol sayıda vardır. Türklere karşı savaşan Ermenilerle onların Ruslar, İngilizler ve Fransızlarla her yönden yakın bağları yadsınamaz biçimde ortadadır. Ermeniler, kendi itiraflarıyla toplam “200.000'lik” ya da “200.000'den fazla” silâhlı kişiden oluşan ordular kurdular ve Türklere karşı ya bağımsız birimler olarak ya da Rus, İngiliz ve Fransız orduları içinde Kafkas, Sina ve Suriye cepheleriyle bunların çevrelerinde çarpıştılar.

Gerçekleri sıralayalım: Ermeni azınlık ve onun ileri gelenleri yabancılardan silâh, askerî eğitim, para, yiyecek ve giyecek almadı mı? Böylece donanarak Türk ve öteki Müslüman mahallelerine, köylerine ve kentlerine saldırmadılar mı? Geniş çapta toplu kıyımlar yapmadılar mı? Baltalama ve kundaklama eylemlerini sıklaştırmadılar mı? Kimi resmî kamu görevlileri öldürülmedi mi? Öyle ki, kimi kanlı eylemleri Rus ve Fransız subayları bile protesto etmediler mi? Bu olaylar, üstünde durmağa değmeyecek önemsiz eylemler sayılabilir mi? Ermeni çevrelerinde silâh barınakları, birkaç dilde şifre anahtarları ve Rus altını ele geçirilmedi mi? Ermeni azınlık başkaldırmadı mı? Onların saldırıları ve toplu kıyımları yoğunlaşmadı ve artmadı mı? O derecede önemli olan, üç ordunun da dayandığı ulaşım yolları yeni ve çok büyük ölçüde Ermeni tehdidi, tehlikesi, giderek egemenliği altına girmedi mi? Savaşan Türkler, onların komutanları ve İstanbul'daki üst düzey yöneticileri bunları ister istemez çok ciddiye aldılar, almak zorundaydılar.

Ermeni kökenli Amerikalılarla dostlarım 1926’da Newyork’ta yayınladıkları bu kitap 143’üncü sayfasında Birinci Dünya Savaşında “200.000’in üstünde Ermenin savaştığını” belirtmektedir.

Ermeni kökenli Amerikalılarla dostlarım 1926’da Newyork’ta yayınladıkları bu kitap 143’üncü sayfasında Birinci Dünya Savaşında “200.000’in üstünde Ermenin savaştığını” belirtmektedir.

Mart 1915'de doğuda birbirinden uzak ve korumasız Müslüman köylerine saldırılar başladı. Bu bölgelerde Osmanlı askerinin koruma önlemleri almayışı da Ermenilerin er ya da geç ortadan kaldırılması için daha önce yapılmış bir tasarı olmadığını göstermeğe yarar. Ermeniler eylem alanını öylesine boş bulmuşlardı ki, ordudan kaçan kimi Ermeniler Türk jandarmaları öldürünce olaylar hızla tırmanmağa yüz tuttu. Van'da ayaklanan ve Müslüman mahallelerini basıp orada oturanları ya öldürüp ya da göçe zorlayan silâhlı Ermeniler 14 Nisan 1915'de bu kentin önemli bölümlerini ele geçirdiler. O sırada orada bulunan Venezuelalı (biraz gözlemci, biraz serüvenci) Rafael de Nogales (Almancası Berlin'de ve İngilizcesi New York'ta yayınlanan ve Türkçesi de bulunan) “Hilâl Altında Dört Yıl” adlı kitabında iyi silâhlanmış olan Ermenilerin topluca başkaldırdıklarını yazar. Almanların önermesiyle Türkiye'ye gelip savaş boyunca kalmış olan bu Güney Amerikalının serüvenci yanı ağır basar. Kitabının kimi bölümlerini Kaymakam Hakkı Bey çevirip eleştirmiş ve 1931'de yayınlamıştır.

İstanbul'daki ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau, Sr., kendi Dışişleri Bakanlığına 25 Mayıs 1915'e yolladığı yazanakta, “25.000 silâhlı Ermeninin Van'ın bir bölümünü ele geçirdiğini” belirtir. Kanlı ve işgâlci Ermeni eylemleri bundan sonra daha da yoğunlaşmıştır. O denli ki, Sıvas Valisi 22 Nisan 1915 tarihli iletisinde korumasız Müslüman kırsal bölge insanlarının yaşamlarının tehlikede olduğunu yazmıştır. Olaylar hemen Diyarbakır ve Zeytun gibi başka merkezlere de sıçradı. Bu çerçevede Ermeniler İskenderiye Körfezi'nde dolaşan İngiliz savaş gemileriyle temas ederek askerleri Adana ve çevresine ayak bastıkları anda, (önce 25.000, sonra da 15.000 eklemeyle) toplam 40.000 silâhlı Ermeninin yardımlarına koşacaklarını bildirmişlerdir.

Böylesine bir destek özellikle 4. Orduyu çok zor durumda bırakabileceği gibi, 3. Ordunun gerisini de yeni bir tehlikeye atacaktı. Bu bilgiler savaştan sonra Versailles toplantılarına katılan Ermeni Ulusal Kurulunun başkanı Bogos Nubar'ın belgelerini bir araya getiren V. Ghazarian adlı Ermeni yazarın kitabındadır. “Özür” imzacıları kendi kişisel kararlarını vermeden önce bu Ermeni yayınını elden geçirdiler mi? Bununla ilgili belgeleri yıllar önce yayımladım; daha sonra Türk ve elden verdiğim kimi yabancı yazarlar da yayımladılar.

Türk komutanların bu yoğun gelişmeler ışığındaki büyük kaygısı savaşmak zorunda olan üç orduyu da besleyecek lojistiğin içine düştüğü açmazdı. Ermeni silâh gücü Osmanlının tüm ulaşım yollarına egemen olmalarına yetti. Yola çıkan katarların korumaları sayıca azdı ve silâhları hafifti. Hayvanların çevresine top gibi ağır silâhlar yerleştirilemeyeceği gibi, sayıları gitgide azalan askerlere cephelerde gereksinim vardı. Ayrıca, kalabalık Ermeni kümelerinin beklenmedik anlarda saldırıları ulaşımı olanaksızlaştırmıştı. Özellikle dönüşlerde yüzlerce, binlerce yaralıyı sağ salim taşıyıp çadır hastahanelerine ulaştırmak gerekiyordu. Oysa, kuzey-doğu ve güney yolları çevresinde binlerce Ermeni tüfeği ve tonlarca dinamit Türklerin cephe çizgisine ulaşmasını ya da oradan dönüş yolunda belirmelerini bekliyordu. Örneğin, Sıvas-Erzurum lojistik geçeneği (koridoru) kullanılmaz duruma gelmişti. Uzun yollar ve geniş cephe Ermeni saldırılarına karşı savunulamıyordu. Türklerin artan korkusu Van'daki toplu kıyımın, kenti ele geçirme örneğinin ve burayı Osmanlı egemenliğinden ayırarak orada Rus askerinin desteğiyle geçici Ermenistan yönetimi oluşturulmasının Anadolu'da başka yerlere hızla yayılacağıydı.

Bütün bu olayların gerçekliği tüm belgeliklerdedir. Kuşku yok ki, çok sayıda Osmanlı belgesi uyumlu silâhlı Ermeni isyanını, onların kanlı saldırılarını, Müslümanların onlar tarafından topluca kıyımlarını ve kurtulabilenlerin korku içinde kaçışlarını ortaya koymaktadır. Ancak, bunlar Ruslar, İngilizler, Fransızlar ve kimi ötekilerce de biliniyor.

Ne var ki, bilinmesine karşın, örneğin Britanya Hükûmeti adına dünya kamu oyunu, özellikle savaşta hâlâ yansızlığını sürdüren Amerika'yı, dilediği biçimde etkilemek için Türklere karşı kısaca “Mavi Kitap” diye anılan bir cilt çıkarıldı. Onda yalnız ve yalnız Ermenilerin ve Hıristiyan din yayıcıları gibi yandaşlarının mektup, yazı ve dedikodularına yer verildi. Bir tek Türk kaynağı, görüşü ya da olayı yer almadı. Zaten, savaş eşiğinde çıkarılan bir yasa da savaşılan devletlere karşı dengeli davranmayı bile uygulamada “düşmana yardım” kapsamına sokuyordu. O denli ki, Çanakkale'den ailelere yazılan mektuplarda Türklerin hakça savaştıklarına ilişkin satırların teki bile yayınlara yansımıyordu. Bu Britanya yayınını “Mavi Kitaba Yanıt” başlığıyla eleştiren kendi kitabımın İngilizcesini New York'ta ve Türkçesini İstanbul'da yayımladım (Türkçesi İleri Yayınlarından). Britanya Mavi Kitabı'nı yayıma hazırlama görevini üstlenmiş olan genç tarihçi Arnold J. Toynbee daha sonraki “Yunanistan'da ve Türkiye'de Batı Sorunu” adlı kitabında kendi yayınının bir “savaş propagandası” olduğunu yazdı (sayfa 50).

Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin kan döktüklerine ilişkin Batı çevrelerinde de birtakım şeylerin yazılması için (aşağıda sözünü edeceğim ve kural-dışı kalan bir örnek dışında) uzun süre beklemek gerekiyordu. Stephen Pope ve Elizabeth-Anne Wheal adlı iki İngiliz yazarı 2003'de basılan ve “Birinci Dünya Savaşının Sözlüğü” adlı önemli çalışmalarında “Türk ordusu seferberlik hazırlığı içindeyken, Ermenilerin doğuda Ermeni olmayan 120.000 kişiyi boğazladıklarını” yazdı ve Nisan 1915'de Van'ı ele geçirerek orada geçici yönetim kurduklarını ve 1917'den sonra “bir 50.000 daha” öldürdüklerini ekledi. Bu İngiliz kaynağı 120.000 kişinin sözünü ederken onlar için “öldürme” değil, öldürmenin daha yabanıl biçimi olan “boğazlama” sözünü seçmiştir.

Yukarıda sözünü ettiğim kural-dışı yayın o yılların bilinen yazarlarından C.F. Dixon-Johnson'un 1916'da yayımladığı “Ermeniler” adlı kitabıdır. Britanya'nın Türklerle Çanakkale, Sina ve Basra cephelerinde savaştığı bir sırada, Ermenilere ilişkin olarak “madalyonun başka bir yüzünün de olduğunu” söyleyerek hak tanırlık ve yüreklilik sergileyen bu İngiliz yazarı savaştan önceki Türk-Ermeni ilişkilerinin yorumunda da Batı çevrelerinin tek-yanlı davranmalarını örneklerle eleştirdi ve Türkler 1914'te başlayan savaşta düşman konumunda olmakla birlikte onlara karşı yansız ve doğrulukla tavır alınması gerektiğini savundu. Dixon-Johnson'un bu kitabını değerlendiren ve tanıtan kendi kitabımı da yirmi küsur yıl önce birkaç dilden yayımlamıştım. “Özür” imzacıları bize kendilerinden çok daha fazla hakça davranan bu kaynağı ya da benim onu tanıtan yayınımdan herhangi birini okudular mı?

Özetle, emperyalist ülkelerin yayınlarında egemen olan eğilim Türklerin Ermeni tehdidini abarttıkları eksenindedir. Oysa, bu yaklaşım bunca belgelere yansımış olan tarih gerçekleriyle bağdaşmıyor. Anadolu'nun bir parçasını kendiliğinden “Ermenistan” sayan, ama orada yüzyıllardır azınlık durumunda kalmış olan Ermenilerin çeşitli emperyalist devletlerin destekleriyle silâhlı saldırıları toplu kıyımlara yol açmış ve üç Türk ordusunun da ulaşım yollarını tıkamış, işlemez duruma sokmuştur. Ermeni azınlığın yerini değiştirme olayı bunun sonucudur.

Önce, yurt dışındaki Ermenilerin “soykırımın başlangıcı” diye niteledikleri, daha da öte, dünyaya “Soykırım Günü” yakıştırmasıyla onaylatmak istedikleri “24 Nisan” olayına birkaç cümlelik bir gönderme yapmalıyım. Osmanlı “Dahiliye Nezareti” o tarihte 14 “vilayet” ile 10 “mutasarrıflığa” Daşnak ve Hınçak benzeri Ermeni kurumlarının kapatılması, ayrımcılarla kan dökücülerin tutuklanmaları için bir buyruk yollamış ve bu eylemlerle bağlantılı olduklarına inandığı 235 İstanbul Ermenisini de toplayıp daha çok Çankırı'ya sürmüştür. Bunlar üç-beş kişi bir arada evlere yerleştirilmiş, parası olmayanlara devlet yardımı yapılmış, ancak her gün sonunda karakola gidip kaçmadıklarını kanıtlamaları istenmiştir. Suçsuz olanlarla bağışlanan 31'i, bu arada yabancı uyruklu Ermeniler serbest bırakılmış, suçlulardan 25'i Ayaş'a ve 57'si de Zor'a taşınmış, bunlardan iki Ermeniyi öldüren Osmanlı yurttaşı Çerkez Ahmet'le yandaşı Halil cinayetten suçlu bulunarak Şam'da asılmışlardır. Bu gerçeklerin kanıtları Başbakanlık Osmanlı Belgeliğinde ve yorumu da Yusuf Sarınay'ın incelemesindedir.

Doğu Anadolu'daki kanlı Ermeni olaylarından ötürü Türklerin karşılaştıkları güçlüğün çözümü hemen onların yerlerini değiştirme seçeneğinde toplanmadı. Bu yol seçeneklerden biriydi ve olayların gelişmesi nedeniyle daha sonra uygulandı. (Yasal başkomutanlık Padişah'ta olduğu için) Başkomutan Vekili ön adını kullanan Enver Paşa 2 Mayıs 1915'de Dahiliye Nazırı Talât Bey'e (sonra Paşa) yolladığı o zamanki “çok gizli” yazıda Rusların 7 Nisan'da [13 gün eklenerek bugünkü gün bilgisiyle 20 Nisan 1915] kendi sınırları içindeki Müslüman halkları çıplak bir durumda sınırlarımız içine sürdüklerini ve hem buna tepki göstermek, hem de Van'daki Ermeni “isyan yuvası”nı dağıtmak için, ya Ermenileri Rusya içine yollamayı ve onların yerine gelen Müslümanları yerleştirmeyi ya da Ermenileri Anadolu içinde dağıtmayı önermiş, kendinin bu iki şıktan birincisini yeğlediğini belirtmiş, ancak kararı ilgili bakanın kendine, yani Talât Bey'e bırakmıştı. Üç ordunun da üst komutanı olan Enver Paşa'nın Rusya tarafından sürülen ya da kaçmak zorunda kalan Müslümanlara karşılık Ermenilerin sınır ötesine geçirilmelerini daha uygun bulduğu bu “çok gizli” yazısından da anlaşılıyor. Onları her hangi bir kıyım biçiminde ortadan kaldırmaya yönelik eski ya da yeni düşüncesinin olmadığı bu kişisel seçeneğinde de görülebilir.

Enver Paşa'nın yeğlediği seçenek Ruslarla teması ve anlaşmayı gerektirmesi nedeniyle uygulamada güçlüklerden ötürü gerçekleşemedi. Onun yerine Ermenilere yurt içinde, ama cephelerden uzak yerlere yollanarak yer değiştirilmeleri de ancak bu konunun dünyada ve geçmişte uygulanmasına bakılmasından sonra oldu. Osmanlı yöneticileri İngilizlerin ve İspanyolların Osmanlı sözlüğünde “tehcir” diye anılan yer değiştirme olayını daha önce uyguladıklarını iyi biliyorlardı.

(Sayı 219, 12/01/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40