Gökçe Fırat
Yılanların Öcü
Fethullahçıların öcü: 28 Şubat’ın intikamı ve Türk Ordusu’na darbe davası

PKK açısından çok daha önemli bir kazanç vardır bu operasyonda. Gözaltına alınan ve tutuklanan muvazzaf ya da emekli subaylara bakalım. Kamuoyunun pek tanımadığı isimler bunlar. Zaten genellikle rütbeleri de binbaşı, yarbay ve albay. Kimdir bu insanlar diye bakıyorsunuz, ne alakaları olabilir, neden tutuklanıyorlar. Sonra karşınıza son derece ürkütücü bir gerçek çıkıyor, bu insanların tümü Abdullah Öcalan’ı Kenya’da uçağa bindirip Türkiye’ye getiren isimler!
Görüyormusunuz Apo’nun öcünü siz... Apo’yu teslim alan Türk subaylarını bugün Ergenekon’da PKK teslim almakta ve cezaevine tıkmaktadır. |
|
Ergenekon tertibi devam ediyor ve tutuklamalar peşpeşe geliyor. Kimilerini şaşırtan operasyonu biraz daha yakından mercek altına alarak, kimin ne yapmaya çalıştığına daha yakından bakalım.
Ergenekon tertibi bir kaç farklı hedefe yöneliyor ve bu hedefler etrafında da geniş bir tertipçi ağı yaratıyor. Tertibin başında her nekadar Fethullahçılar varmış gibi gözükse de PKK da işin içinde ve Fethullahçılardan çok daha fazla etkin, hepsinin tepesinde ise ABD ve CIA bulunuyor.
Ergenekon tertibinin seyrini günümüzden geriye doğru izlediğimizde halka halka tertipçiler açığa çıkmaktadır.
2004 yılındaki Danıştay saldırısı ile birlikte başlayan Ergenekon tertibi ilk başta sözde “hükümete karşı isyan” eden bir yapılanmayı hedef belirlemişti.
Muzaffer Tekin ismi ile simgeleşen Ergenekon tertibi bu şekilde başladı.
Fakat işin boyutu geniş tutuldu, mesele Danıştay’a saldırı değildi, Danıştay’a saldırı sözde örgütün sadece bir tane faaliyetiydi. Oysa sözde örgüt “hükümeti ortadan kıldırmak için” pek çok faaliyette bulunmuştu.
Bu faaliyetlerin odağında ise Cumhuriyet Mitingleri vardı. Bu mitinglere milyonlarca insan katılmıştı ve AKP karşıtı tepkinin doruk noktasıydı. Mitingleri organize eden ADD Genel Başkanı ve eski Jandarma Genel Komutanlarımızdan Orgeneral Şener Eruygur bu nedenle Ergenekon tertibinde ikinci isim oldu.
Tertipçiler böylelikle yasal mitingleri de suç kapsamına yerleştirmiş oldular. Daha komiği ise ortada hükümeti yıkmak için hareket eden bir örgüt vardı sözde ama ne hikmetse milyonları sokağa toplayan bu örgüt hükümeti yıkmaya girişmemişti!
Fakat Şener Eruygur ismi ile birlikte başka bir senaryo imal edildi. Buna göre Türk Ordusu’nda komuta kademesini çiğneyerek darbe yapmak isteyen bir ekip hep mevcut olmuştu. Şener Eruygur da bunlardan en istekli olanıydı. Sarıkız, Ayışığı ve Eldiven kod adları ile üç darbe planlamıştı. Ve ne gariptir ki hiçbirine girişmemişti bile!


En son operasyonlarda enteresan bir gelişme yaşandı. Antalya’da bir özel harekatçı polis gözaltına alındı. Bu polisin İbrahim Şahin’e bağlı olduğu iddia ediliyor. Ancak asıl önemlisi bu polisin Şemdinli’deki kitabevi bombalaması sırasında o bölgenin özel harekat müdürü olması!
Bakın siz derin bağlantıya. Şemdinli olduğunda “Evet bu İkinci Susurluk” demiştik. Gerçekten de ilk Susurluk’ta tasfiye edilen İbrahim Şahin’le ona bağlı olduğu iddia edilen Şemdinli’nin özel harekatçısı arasında bir bağ kurulmaktadır.
Şemdinli önemli bir simge. Çünkü bu simgenin ardında başka bir iddianame var ve orada da büyük bir isim: Yaşar Büyükanıt! Demek ki tertip Şemdinli’ye doğru yol alacaktır ve burada da Yaşar Paşa’ya gelecektir sıra. |
|
Bu noktada Ergenekon tertibinin ilk büyük hedefini görmekteyiz, bu tertip Türk Ordusu içinde bir kısım emekli komutana ve belki de şu an görevde olan komutanlara açılacak bir darbe davasının ilk adımıdır.
Şimdilik iddianamede darbe teşebbüsü geçmemektedir ancak varılmak istenen yer burasıdır. Ergenekon’la birlikte Türkiye’de ilk kez bir darbe yargılaması yapılacaktır.
Tabi işin garibi bu ülkede 12 Eylül’de bir darbe yapılmıştır yani öyle girişim değil, tasarım değil, darbe hayali değil, gerçekleşmiş bir darbe!
Peki bunun üzerine giden var mı?
Elbette yok, çünkü maksat darbecilerden hesap sormak değil. demokrasiye geçmek hiç değil, mesele Amerikan planı dışında birşeyler yapmaya çalışmak.
Ancak darbe davasının tek hedefi Şener Eruygur da değil, daha gerilere gidilirse burada karşımıza 28 Şubat çıkacaktır. Nitekim son operasyonlarda 28 Şubat dönemine doğru bir gidiş görülmektedir.
Bu açılardan baktığımızda Ergenekon tertibi ile Türk Ordusu’na darbeci damgası vurulmak istenmekte ve 28 Şubat’ın intikamı alınmak istenmektedir.
Bu intikamı almak isteyen ise elbette en başta Fethullahçılardır. 28 Şubat’ta Türkiye’den kaçan Fethullah bu şekilde Türkiye’ye intikamı alarak dönecektir.
Fethullahçıların hayali 28 Şubat’ta etkin olan komutanların hapse tıkıldığı, Fethullah’ın ise dini otorite olduğu bir Türkiye’dir. Ergenekon’a bu kadar sarılmalarının nedeni budur.
Ergenekon tertibinin bu yönü yani Fethullahçıların etkin olduğu yönü yanlış bir algılamaya yol açmaktadır. Ergenekon Atatürkçülere, orduya ve tüm muhaliflere yönelmektedir ve bu işin başında da Fethullahçı bir yapılanma bulunmaktadır. Özellikle tertibin savcılığına soyunanların Fethullahçı geçmişleri ortadadır.
Ancak burada gözden kaçmaması gereken bir nokta bulunmaktadır. Fethullahçılar bu operasyonda öncü birliktir, hatta daha ziyade operasyon köpeklerini anımsatmaktadırlar.
Operasyon alanına ilkönce eğitimli polis köpekleri götürülür, bunlar koklayarak ve sezerek aranan şeyleri bulmaya çalışır. Operasyon eğer patlayıcı madde ve bomba için düzenlenmişse polis köpekleri bomba ararlar, bulduklarında sahiplerini çağırırlar ve hemen bir uzman bomba imha ekibi gelir. Danıştay’dan bu yana cephanelik, bomba vb peşinde koşah Fethullahçılar işte bu operasyonun uzman köpekleridir.
PKK’nın öcü: Şemdinli, Yaşar Paşa ve Kenya
Ama bulunan bu bombalardan gidilmek istenen yer çok farklıdır. Ki bu da operasyonun daha üst seviyesi demektir. O seviye Fethullahçıları aşmaktadır, orada PKK bulunmaktadır.
Ümraniye bombaları belki Fethullahçılar için ve elbette AKP için son derece önemliydi. Çünkü o bombalar onların sonu değil kurtarıcısıdır. AKP ve Fethullah o bombalar sayesinde ayakta durmaktadır.
Ancak asıl bombalara yeni yeni ulaşılmaktadır. Bu bombalar ise “Susurluk” bombalarıdır.
Ergenekon tertibinde son operasyonların hedefi PKK ile mücadele dönemidir. Denilmektedir ki bu ülkede Kürtlere karşı faili meçhul cinayetler işlendi, insanlar yok edildi ve kuyulara atıldı.
Burada öne çıkan isim ise Veli Küçük Olmaktadır. Eekli Tuğgeneral Veli Küçük Jandarmadaki görevi sırasında PKK ile mücadelede etkin olmuş bir isim. Kendisinin JITEM’in kurucusu olduğu iddia edilmektedir.
JITEM’e saldıran ise PKK’dır. Çünkü JTEM PKK’nın faaliyetlerine büyük darbe vurmuştur. Fakat önemli olan PKK’nın JITEM’le mücadelesi de değildir. PKK en fazla geçmişin öcünü almak istemektedir.
Çok daha önemli bir plan vardır gözlerden kaçan. Şimdi devlet sokakları kazıp silah ve bomba arıyor. Bir süre sonra ise kuyular kazılacak ve ceset aranacak: Faili meçhullerin cesetleri.
Kimileri ne güzel işte temizleniyoruz,İtalya’da da aynısı oldu, Arjantin kendi cuntasını yargıladı ve toplu mezarları açtı, aynısını Şili de yaptı diyebilir. Ama örnekleme hiç de benzer değil. Arjantin’de, Şili’de toplu mezarlar açıldığında Arjantinli ve Şilililerin cesetleri çıkmıştı. Yani suç insanlığa karşı bur suçtu, darbe suçuydu aynı zamanda. Ama iş Türkiye’ye gelince durum değişecek, çünkü Türk Ordusu’nun gömdüğü Kürt cesetleri olmuş olacak! Bu ise bir darbe ve insanlığa karşı suç kapsamını aşarak soykırım suçuna girecektir.
Ergenekon tertibinin en önemli amacı da budur, Türk devletini Kürtlere soykırım yapan bir devlet konumuna düşürüp yargılamaktadırlar. Bu ise bizim uzunca bir süredir söylediğimiz Güney Afrika modelidir. Güney Afrika’da da aynısı yapılmış, zencilerin toplu mezarları açılmıştı. Devlet zencilerden özür dilemişti. Şimdi Türk devleti Kürtlerden özür dileyecektir.
Bu ise Türkiye’nin bölünmesinin en önemli adımıdır. Bir yandan Ermeniler’le soykırım meselesinde boğuştuğumuz yetmezmiş gibi bir de Kürt soykırımı gelmektedir.
Görüldüğü gibi Fethullahçılarınki küçük hesaptır büyük hesabı PKK sormaktadır. Ama PKK’nın bu tertipteki rolü ve kazancı çok daha büyüktür.
En son operasyonlarda enteresan bir gelişme yaşandı. Antalya’da bir özel harekatçı polis gözaltına alındı. Bu polisin İbrahim Şahin’e bağlı olduğu iddia ediliyor. Ancak asıl önemlisi bu polisin Şemdinli’deki kitabevi bombalaması sırasında o bölgenin özel harekat müdürü olması!
Bakın siz derin bağlantıya. Şemdinli olduğunda “Evet bu İkinci Susurluk” demiştik. Gerçekten de ilk Susurluk’ta tasfiye edilen İbrahim Şahin’le ona bağlı olduğu iddia edilen Şemdinli’nin özel harekatçısı arasında bir bağ kurulmaktadır.
Şemdinli önemli bir simge. Çünkü bu simgenin ardında başka bir iddianame var ve orada da büyük bir isim: Yaşar Büyükanıt! Demek ki tertip Şemdinli’ye doğru yol alacaktır ve burada da Yaşar Paşa’ya gelecektir sıra.
PKK açısından çok daha önemli bir kazanç vardır bu operasyonda. Gözaltına alınan ve tutuklanan muvazzaf ya da emekli subaylara bakalım. Kamuoyunun pek tanımadığı isimler bunlar. Zaten genellikle rütbeleri de binbaşı, yarbay ve albay. Kimdir bu insanlar diye bakıyorsunuz, ne alakaları olabilir, neden tutuklanıyorlar. Sonra karşınıza son derece ürkütücü bir gerçek çıkıyor, bu insanların tümü Abdullah Öcalan’ı Kenya’da uçağa bindirip Türkiye’ye getiren isimler!
Görüyormusunuz Apo’nun öcünü siz... Apo’yu teslim alan Türk subaylarını bugün Ergenekon’da PKK teslim almakta ve cezaevine tıkmaktadır. Bu bambaşka bir dönüşümün habercisidir. Ve tertibin boyutlarını gözler önüne sermektedir.
ABD’nin öcü: 1991’in ve Avrasyacılığın hesabı
Tertibin en üst katmanında ise ABD ve CIA bulunmaktadır. ABD Türk Ordusu’ndan intikam almaktadır.
1991 yılında ABD Irak’a müdahale etti. Hedef Saddam’ı devirmek ve Kürt devletini kurmaktı. Bu plana Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Turgut Özal da ikna olmuştu. O Kürtlerin hamisi rolüne soyunalım diyordu.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. ABD Irak’a saldırmadan Türk Genelkurmay’ı buna tavır aldı ve saldırıya dahil olmadı. O dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay istifa etti. Bu beklenmedik bir gelişmeydi.
Türkiye’nin Irak’a saldırıya dahil olmamasının bedeli son derece büyüktü ABD için. Çünkü Kuzey’den yani Türkiye’den cephe açamayan ABD Saddam’ın ordusunu Güney’de yıkmıştı ama Saddam da Kuzeye yönelmiş ve ve Kürtleri dağıtmıştı. Türkiye’nin hamilik yapacağı Kürtler Türkiye’ye doğru kaçmaya başlıyordu.
Şimdi bir de planı Türkiye’yi de içine katıp yapalım. Özal’ın dediği olsa ve Türkiye de Irak’a Kuzey’den girseydi ne olacaktı? Irak daha o zaman yani 1991 yılında bitirilmiş ve Kürt devleti kurulmuş olacaktı. ABD o dönem Türk Ordusu’nun direnci nedeniyle bu planı uygulayamadı ancak 2003 yılında Irak’a saldırdı ve bu defa başarılı da oldu.
1991 ile 2003 yılları arasında tam 12 yıl geçti. ABD bu 12 yılın hesabını Türk Ordusu’ndan ve kendi planına taş koyan komutanlardan sormaktadır, işte Ergenekon bunun davasıdır.
1991 ile 2002 yılları arasında Türk Ordusu ABD ekseninden çıkarak bağımsız bir çizgiye yönelmişti. Hatta zaman zaman Avrasyacı bir eğilim bile belirdi komuta kademesinde ve Türk Ordusu’nda, yani NATO Ordusu’nda Türkiye’nin NATO’dan çıkarak Avrasya bloğuna dahil olmasını savunanlar bile çıktı.
Ergenekon’da içeri alınan ya da adı geçen komutanlara bir bakın, hepsinin de Avrasyacı olduğu görülecektir. ABD NATO çizgisinin dışına çıkan, Avrasyacılığa yönelen komutanlardan bunun da hesabını sormaktadır Ergenekon’la!
Tutuklanacak 800 kişi daha var
Tüm boyutlarıyla baktığımızda görülmektedir ki Ergenekon öyle ufak bir F tipi operasyon değildir, içinde Fethullahçıların ancak tetikçi düzeyinde kullanıldığı büyük bir Amerikancı komplodur.
Bu komploda ulaşılacak yer Türk Ordusu’nun tam teslim alınması, Türk devletine özür dilettirilmesi ve Kürdistan’ın kabullenilmesidir. Bu nedenle Ergenekon ilerlesin, sonuna kadır gidilsin tavsiyeleri tek bir amaca hizmet eder: Büyük Kürdistan’a.
Burada durup bir değerlendirme yapmak gerekir.
Yılanlar Türkiye’den, Türk Ordusu’ndan, Cumhuriyet’ten, Atatürk’ten öc alırken, Ergenekon’a karşı tavır ne olmalıdır?
1- En önemli tavır merkezi Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. TSK, kendi içindeki Avrasyacıların tasfiyesini kabul etti ve buna ses çıkartmıyorsa büyük yanlış yapar. Çünkü bu Türkiye’ye sadece Amerikancı değil aynı zamanda Kürtçü ve Fethullahçı bir ordu dayatmasını beraberinde getirir.
ABD istedi diye kendi içinde temizlik yapan bir Ordu, bir süre sonra bu Ordu’dan Atatürkçüleri de temizlemeye başlamak zorunda kalır. Bir bakmışsınız Ordu’nun tepesine Fethullahçılar ve Kürtçüler çöreklenmiş.
Olmaz olmaz demeyin. Hilmi Özkök’ün siyasi yönünün ne olduğu ortaya çıktı.
TSK en son intihar eden subayının cenazesinde saf tutarak bir duruş sergilemiştir. Ancak bu haliyle sadece intihar eden askerlerinin cenazesinde saf tutan ve içeri alınan emekli mensuplarını ziyaret eden bir ordu olacaktır. Bu ise hiç de düzgün bir duruş kabul edilemez.
2- Bugün Ergenekon operasyonlarında tutuklanan ve tutuksuz yargılanan çok sayıda farklı kesimden insan var.
Herkes Tuncay Güney’den bahsediyor, Tuncay Güney’in ifadeleri, tv konuşmaları en büyük gündem. Kimileri bunların saçma sapan şeyler olduğunu söyliyebilir. Ama önemli olan Tuncay Güney’in pekçok kesimin içine sızmış olmasıdır.
Ancak bu çaptaki bir operasyonun sadece Tuncay Güney istihbaratıyla yapıldığını düşünmek saflık olur. Önemli olan hala deşifre olmamış ve içerde kahramanları oynayan Tuncay Günneylerin tespit edilmesidir.
Bu hareketin içindeki ajanlar kimlerdir?
Evet bu soru acilen yanıtlanmalı ve bir tedbir alınmalıdır.
3- Dışarda kalanlar açısından korkmanın, sinmenin hele hele “Ben Amerikancıyım” diye yalvarmanın bir anlamı yoktur. ABD sizi hedef almışsa istediğiniz kadar Amerikancı olun farketmez.
Bugün bazı eski komutanlar dahil pekçok kesim son derece yanlış bir özür çizgisine girmektedir. Bu kabul edilemez, çünkü operasyon genişleyecektir.
Bu operasyonun ne kadar genişleyeceğini ise Fethullah Gülen’in en yakın adamı olarak bilinen ve Zaman gazetesinde “yazarlık” da yapan Hüseyin Gülerce şöyle açıklıyor:
“İtalya örneğini hatırlayalım. İtalya'da Gladyo adında aynen bizde olduğu gibi devlet içinde yuvalanmış, devletliler tarafından korunmuş, kollanmış, kullanılmış çetenin tasfiyesinde hiç saygın maygın demeden kimleri tutukladılar ve mahkûm ettiler, hatırlayalım. Bir defa beyin takımı olarak P2 Mason Locası çıktı. Bütün masonlar zaten saygın isimlerdir, öyle değil mi? Sonra 30 general, bir eski başbakan, 4 bakan, istihbarat örgütü şefleri, gazete ve TV editörleri, medya patronları, işadamları, bankerler, 19 yüksek yargı mensubu ve 58 profesör... Hepsi itibarlı, hepsi İtalya'nın güzide ve mümtaz evlatları... Yine ünlü Corriere della Sera Gazetesi'nin genel yayın yönetmeni ve grubun patronu da örgütün üyeleri arasında çıktı. İtalya'da örgütle bağlantılı tam 900 kişi tutuklandı. Terör örgütünün başında, istihbarat şefi ile birlikte 10 yıl ceza alan İçişleri Bakanı Jose Barrionuevo vardı. Sosyalist Parti Genel Başkanı ve eski Başbakan Bettino Craxi çetenin lideri olarak tespit edildi ve 12 eski bakan ve milletvekili arkadaşıyla yargı önüne çıkarıldı. Craxi, mahkûm olduğunda Tunus'taydı ve İtalya'ya dönmedi.”
Demek ki eski başbakanlardan kuvvet komutanlarına pek çok kişi Ergenekon’a dahil edilecektir.
Şu an 100 kişilik bir Ergenekon sanığı olduğuna göre daha 800 kişi alınacak demektir ki bu da yıllar alır...
(Sayı 221, 26/01/2009)
|