İnan Kahramanoğlu - AKP ekonomiyi çökertti!
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Ekonomik Kriz Teğet mi Geçti?

İnan Kahramanoğlu
AKP ekonomiyi çökertti!


Ali Özsoy
Ekonomik kriz: Teğet geçmekten soğan edebiyatına


İnan Kahramanoğlu
Ekonomik kriz bitmiyor derinleşiyor


Özgür Erdem
Türkiye'nin Mali Tutsaklığı

İnan Kahramanoğlu
AKP ekonomiyi çökertti!

AKP ekonomiyi çökertti!“Tayyip Şov”u bırak, ekonomiye bak!

Ergenekon, Gazze ve Tayyip’in son Davos şovunun yarattığı yoğun siyasal gündem ekonomiyi geri plana atmış gibi gözükse de büyük bir ekonomik kriz kapıda bekliyor.

AKP’lilerin yaklaşan yerel seçimler öncesinde, bugüne kadar çok ekmek yedikleri “ekonomik istikrar” balonunu şişirmekten bu kez imtina etmeleri bir yana, bu bahsi açmaktan kaçınmaları bile tek başına ekonomide işlerin hiç de iyi gitmediğinin kanıtı.

Tayyip’in krizin etkilerinin ilk ortaya çıktığı günlerdeki “kriz bizi teğet geçti” ve “krizi fırsata çevirmek” türü söylemlerden çark edip “krizden en az etkilenen ülkeyiz” noktasına gelmesi de bir başka somut kanıt.

Ama elbette dahası da var. 2008 ve 2009’un ilk aylarındaki bütün ekonomik göstergeler krizin artık engellenemez bir biçimde ve büyük bir hızla kapıya dayandığına işaret ediyor.

AKP ve Tayyip’in tek yapabildikleri ise karanlıkta ıslık çalmak ya da sağa sola esip gürleyerek gündem değiştirmek olabiliyor. “Lafla peynir gemisi yürümez” deyimine nazire yaparcasına siyaseti tümüyle bir tiyatroya ve kuru gürültüye çeviren bir başbakanımız var ve hakkını teslim etmek gerek ki, Tayyip bu konuda sağcı geleneğin tüm zamanlardaki en başarılı örneği.

Davos tiyatrosunda sahnelenen oyun da bu açıdan iyi bir örnek. Bu örnek oyunculuk belki de yerel seçimler öncesi AKP için bir hayat öpücüğü olacak, en azından AKP’nin ülke ekonomisini getirdiği noktanın tartışılmasını engelleyerek ortaya çıkan tablonun halk tarafından görülmesini engelleyecek.

Ama şaşmaz bir kuraldır; yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

O nedenle AKP kısa bir süre daha halkı bu türden şovlarla kandırabilir ya da ortaya çıkan yoksulluğu erzak ve kömür dağıtarak geçiştirebilir. Ama bunun da elbet bir sonu var. Şimdi bu sona varmak üzereyiz.

AKP’liler de dahil olmak üzere herkes bu durumun farkında. Zira ekonomik göstergeler, rakamlar ve veriler kimsenin yok sayamayacağı bazı gerçeklere işaret ediyor.

Buna rağmen bir seçim arefesinde olmamız dolayısıyla bu süreçte en iyi taktik bu konuyu mümkün olduğunca gündem dışı tutmak ve mümkünse yok saymak oluyor. AKP ve Tayyip de bunu yapıyorlar; ekonomiyi krize sokan ekonomi politikalarını sorgulamak ve krize müdahale etmek yerine deve kuşu politikası izlemeyi tercih ediyorlar.

Alın size “ekonomik istikrar”!

Hatırlayacaksınız, 2007’deki genel seçimler öncesinde üfürülen “ekonomik istikrar” balonu o kadar etkili olmuştu ki, AKP’ye mesafeli duran pek çok kesim bile “istikrar bozulmasın” parolasıyla AKP’yi destekledi. TÜSİAD gibi büyük sermaye kuruluşları dahil sermaye tam kadro olarak AKP’nin arkasına geçti.

Ama şimdi görüyoruz ki, AKP’nin yönetimindeki Türk ekonomisi sıfırı tüketmek üzere.

TÜSİAD başta olmak üzere şimdi feryat figan bağıranlara ise bu durumda söylenecek tek şey var; “istikrar, istikrar” diyordunuz ya, alın size istikrar!

“İstikrar tellalları” ağlayadursunlar, AKP kanadı ekonomideki çöküşün faturasını küresel krize bağlayarak zevahiri kurtarmaya çalışıyor. İMF ile aylardır süren ama bir türlü sonuçlandırılamayan müzakereler de yine bu amaç için kullanılıyor.

Ekonomide sahte bir iyimserlik tablosu varken bunun nimetlerinden sonuna kadar yararlanan AKP, şimdi krize yol açan politikaların faturasını başkalarına kesmeye çalışıyor.

AKP söz konusu olduğunda bu tür bir ikiyüzlülük kimseyi şaşırtmıyor tabii ama AKP’nin bu tür ayak oyunlarıyla bu faturadan kaçması da mümkün değil.

Kriz bizzat AKP’nin piyasacı yöneliminin bir sonucu. Yıllardır bütün sağ partilerin amentüsü haline gelen İMF programlarının sonucu.

AKP, Kemal Derviş’le başlayan ama esasen 1998’den beri yürürlükte olan İMF Yakın İzleme Anlaşması’nın direktifleriyle idare edilen bir ekonomi politikasının sonucu olarak Türkiye’yi bu noktaya getirdi.

Bu politika esas olarak ülkeye yabancı sermaye akışını sağlamaya yönelik bir “yüksek reel faiz-düşük döviz kuru-düşük enflasyon” parolasına dayanıyordu.

Böylelikle ülke ekonomisi yabancı sermayeye açılacak ve bu sayede iç piyasaya akan sıcak para ile ekonomide bir canlılık sağlanacaktı.

Bu politika da söylediğimiz gibi AKP’nin değil, Kemal Derviş-İMF ortak akılsızlığının ürünüydü.

O nedenle bugünlerde gazetelere ilan vererek AKP’den ekonomik krizin hesabını sormaya çalışan DSP’liler belki unutmuş olabilirler ama AKP’nin bugün uyguladığı ekonomi politikasının mimarı DSP-MHP koalisyonudur.

AKP, DSP ve MHP’nin Türk ekonomisini batıran uygulamalarının yarattığı toplumsal çöküş ortamında kök salmıştır.

Bu sahte milliyetçi koalisyonun devrilmesiyle iktidara taşınan AKP, aynı ekonomi politikasını virgülüne dahi dokunmadan devam ettirmiştir.

Bu da Türkiye’de siyaset kurumunun Batı ile olan göbek bağını gösteren bariz kanıtlardan biridir. Hükümetler, hatta farklı ideolojik duruşları olduğu iddia edilen hükümetler söz konusu olduğunda bile uygulanan ekonomi programı tektir; bu program IMF programıdır.

AKP’nin, iktidara geldiği 2002’den itibaren Kemal Derviş’in başlattığı programa olduğu gibi sahip çıkması, bir de özel olarak küresel piyasalardaki olağanüstü bir genişleme dönemine denk gelince ekonomide ortaya çıkan sahte istikrar tablosu çok daha renkli bir hâl aldı. AKP de bu sahte istikrarı oya çevirme işini en iyi şekilde yaptı. Ne de olsa hokkabazlıkta üstlerine yok.

Ancak bu tür bir yaklaşımın ülke ekonomisinde yapısal bir iyileşmeden ziyade spekülatif ve kırılgan bir ekonomik yapı oluşmasına yol açacağı çok önceden belliydi.

IMF’nin pek çok ülkede uygulanan ve krizden başka hiçbir şeye yol açmayan bu uyduruk önerilerinin olduğu gibi benimsenmesi sonuçta Türkiye’yi yeni ve ağır bir krizin eşiğine getirdi.

Ekonomide “istikrar”lı çöküş

Aslında bu IMF programları daha önce 2001 krizinde Arjantin başta olmak üzere pek çok ülkeyi krize sokan baş etkendi. Arjantin bunu gördüğü için IMF’den koparak kendi başının çaresine bakmayı denedi ve bugün büyük ölçüde başarılı olduğunu görüyoruz.

Türkiye’de ise AKP iktidarı aynı dönemde, hem de böylesi bir büyük krizin ardından iktidara gelmesine rağmen çözümü yine IMF’ye sarılmakta buldu. Şimdi 2001 krizinin üzerinden geçen sekiz yılın sonunda yeniden bir krizle karşı karşıyayız. Ve işin komiği yine IMF’ye gidip “kurtar bizi” çığlıkları atıyoruz.

Ama bütün bunlar ortadayken Tayyip iki de bir de ekrana çıkıp sanki İMF bizim kapımızı çalmış da biz de posta koyuyoruz pozunda gezinmiyor mu, insanın pes diyesi geliyor, dümenin bu kadarına gerçekten de pes!

Tayyip’in bu pişkinliği bir tarafa, 2008’i geride bırakıp 2009’un ilk çeyreğini tamamlamak üzere olduğumuz şu günlerde bütün ekonomik göstergeler Türkiye ekonomisinin “istikrar”lı bir biçimde çöküşe gittiğini gösteriyor.

Ekonomimiz gerçekten de “istikrarlı” bir biçimde çöküşe gitmektedir. Anlayacağınız ekonomi batmıştır ama olumsuz anlamda olsa da “istikrar” baki kalmıştır!

Çöküşün en önemli ve somut göstergelerinden birisi işsizlik oranlarındaki müthiş artış. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Kasım 2008 verilerine göre işsiz sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 645 binlik bir artış göstermiş. İşsizlerin sayısı da bu artışla 2 milyon 995 milyona ulaşmış. 2009’un ilk iki ayını da hesaba katarsak işsiz sayısı 3 milyonu aşmış oluyor.

Tabii bunlar resmi rakamlar, gerçek rakamların bunun çok daha üstünde olacağını söylemeye bile gerek yok.

Bu perspektifle bakıldığında Türkiye’de işsizlik oranı %25’lere dayanmış durumda, yani her dört kişiden birisi işsiz.

Ekonomik istikrarın bir diğer göstergesi olan büyüme oranlarında da tablo kapkara. IMF bile 2009 yılında Türk ekonomisinde %1,5’lik bir küçülme beklediğini açıkladı. IMF’nin yeni stand-by anlaşmasındaki 2009 yılı büyüme önerisi de % 0 (yazıyla yüzde sıfır)!

Ekonomik daralmanın 2009’da da aynı ivmeyle ve hatta hızlanarak sürmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu durumda 2009 sonunda en az 500 bin yeni işsizimiz daha olacak.

Ama kim bilir belki de bu AKP’nin işine geliyordur ya da böyle bir krizi AKP bilerek çıkartmıştır; zira krizle birlikte pirinç, mercimek ve kömür ihtiyacı olan vatandaş sayısı daha da artacak. Alın size bir sürü potansiyel seçmen!

Kriz bu kez “dip dalgası” şeklinde geliyor!

2001 krizinin daha çok finansal bir kriz olarak ortaya çıkmasına rağmen yeni kriz daha derinlerden, üretim alanından geliyor. “Dip dalgası” şeklinde!

Sanayideki daralmanın artarak sürmesi bu kez sadece finansal bir krizin değil, daha büyük ve etkisi daha uzun sürecek bir çöküşün habercisi.

Her ay açıklanan sanayi üretim endeksleri, bu alandaki çöküşün en önemli göstergesi. Özellikle imalat sanayindeki üretim düşüşü her geçen gün daha da kötü bir tablo ortaya çıkarıyor.

Sanayideki bu daralmaysa sadece bir başlangıç. Hemen arkasından sırayla hizmet ve finans sektörlerine yayılacak olan kriz etkisi tüm ekonomiyi derin bir çıkmaza sürükleyecek.

“Batan gemiyi ilk önce fareler terk edermiş” derler ya, yabancı sermaye de ülkeyi terk etmeye çoktan başladı. Demek ki AKP gemisi su almaya başlamış bile.

2008’in son üç ayındaki yabancı sermaye çıkışı 10,8 milyar; IMF’den bugün dilendiğimiz kredinin yarısı. Tabii bu sermaye çıkışı da artarak sürecek ve bu da krizi derinleştirecek.

Piyasalar şimdilik bankaların yurtdışındaki mal varlıklarını ülke içine çekmeleriyle kısa süreli bir rahatlama yaşıyor olsalar da çok kısa bir süre içinde yabancı sermayenin kaçışının artması nedeniyle sıcak paraya sıkışacak ekonominin, döviz fiyatlarının artması ile başlayacak pek çok sorunla karşı karşıya kalacağını da söyleyelim.

Bu durumun yaratacağı psikolojik ortam ekonomideki istikrar beklentilerini de olumsuza çevirecek ki, bu da yine krizi tetikleyecek ve krizin etkilerinin daha hızlı ortaya çıkmasıyla sonuçlanacak.

AKP iktidarının Türk ekonomisine yarattığı en büyük tahribatların başında gelen dış borçlanma da bu açıdan oldukça önem kazanıyor. AKP, 2002-2009 döneminde 130 milyar dolarla devraldığı dış borcu 300 milyar dolara dayandırarak bir rekora imza atmış durumda. Aradaki 170 milyar dolarlık fark hem cumhuriyet tarihi boyunca yapılan borcu bile katlıyor hem de AKP’nin ekonomideki bu sahte istikrar tablosunun kaynağına işaret ediyor.

Üretimden spekülatif finansal alana doğru kaydırılan Türk ekonomisi bu yedi yılda dışarıdan alınan bu borçlarla ayakta tutuldu ama, şimdi yolun sonuna gelindi.

Özellikle doların birkaç ayda %25 değer kazanarak 1.70 TL’ye dayanması zaten ödenemez duruma gelen dış borcun artık tümüyle çevrilemez bir noktaya ulaşmasıyla sonuçlanacak gibi.

Bunun sonunda tıpkı Osmanlının son döneminde olduğu gibi bir Düyun-u Umumiye idaresine gidilir mi, onu da göreceğiz.

AKP’liler uzun zamandır “Yeni Osmanlı” diye bağırıyorlardı, galiba gerçekten o günlere geri dönüyoruz!

Tayyip IMF ile seve seve anlaşacak

Tayyip’inse bütün bu manzaraya karşın İMF karşısında da “diklenmeden dik durma” politikası izlediği görülüyor!

Ama Tayyip’in İsrail karşıtlığı ne kadar gerçekçi ise IMF karşıtlığı da ancak o kadar gerçekçidir.

O nedenle kimsenin şüphesi olmasın Tayyip çok yakında IMF ile seve seve imzalayacaktır o anlaşmayı. Tabii bu arada birazcık IMF karşıtlığı yapmanın, Kasımpaşalı takılmanın kime ne zararı olabilir. Üstelik, malum seçim sath-ı mailindeyiz ve IMF’ci damgasıyla seçime girmek de pek akıl kârı değil.

Ama ekonomik krizi bir yana bırakalım, yalnızca bugün IMF kapısında dilenen bir ülke manzarası ayıbı bile AKP’ye yeter. “Lider ülke oluyoruz” diyorlardı ya AKP’liler, şimdi İMF kapısında bekleyen ülkelere bir bakıp “bu mu lider ülke” diye sormak gerekiyor. İzlanda, Letonya, Ukrayna ve Macaristan herhalde dünyanın yeni süper güçleri olsa gerek; onlar da “lider ülke Türkiye” gibi IMF’den para dileniyorlar çünkü!

Evet, AKP iktidarı altında Türkiye bırakın “lider ülke” olmayı dünyanın en geri ülkeleriyle aynı ligi paylaşan ve bu ligde de kümeye oynayan bir ülke konumuna getirilmiştir ve bu başarı da yalnızca AKP’ye aittir!

Tabii bütün bu gerçeklere rağmen AKP yine de seçimlerden istediği sonuçla ayrılabilir zira AKP’lilerde yalanın ve numaranın sonu yok.

AKP seçim öncesinde en azından mevcut durumu korumak için ne gerekiyorsa yapacak.

AKP’nin arkasındaki dış destek de burada devreye girecek. Yalnızca son birkaç ayda ülkeye giren 10 milyar doların üzerindeki kayıt-dışı paranın hangi okyanus ötesi merkezlerden AKP’yi desteklemek için piyasaya sürüldüğünü tahmin etmek hiç de zor değil. Artık ağır bir yıkım noktasına gelen ekonomideki bu kriz hali belki bu “dış”desteklerle en azından seçime kadar dondurulabilir ama seçimden sonrası kesinlikle kıyamet.

IMF ile yapılacak anlaşma taslağında da ekonomiyi kurtaracak yeni bir şey yok; gelecek kredi sayesinde döviz kurunda dönemsel bir düşüş ve sermayedarlar, özellikle de ithalatla uğraşan ve dövizle borçlanan kesimler için kısa süreli bir rahatlama dışında.

Krizin faturası ise bu tür bir anlaşma yapılsın, yapılmasın bir şekilde çalışan ve yoksul kesimlere çıkarılacak.

İşsizlik bu faturanın görünen en ağır kalemi, ama elbette bu da sadece başlangıç. IMF’nin istekleri doğrultusunda seçimlerden hemen sonra eğitimden sağlığa her türlü kamusal harcamanın kısıtlanacağı, kemer sıkma politikalarının yeniden önümüze konacağı, işsizliğin ve yoksulluğun iyice artacağı bir ekonomik tabloya herkes hazırlıklı olmalı.

Ekonomik krizi siyasal krize çevirmek

Bu tür bir çöküş aynı zamanda ekonomik krizi bir siyasi krize çevirecek potansiyeli de beraberinde getiriyor ki, AKP karşıtı mücadelenin önümüzdeki dönemki seyri açısından yeni bir fırsat da ortaya çıkıyor.

Ama CHP gibi AKP’den daha AKP’ci bir muhalefetle ya da AKP’ye karşı sol bir alternatif örgütlemek yerine yıllardır ekonomik kriz duasına çıkan ulusalcılarla AKP’yi devirmenin de imkanı yok.

AKP’nin piyasacılığının karşısına Atatürk’ün devletçi-halkçı modeliyle, AKP faşizminin karşısına milli bir direniş örgütüyle çıkmadan AKP’den kurtulamayacağımızı bilelim.

Aksi taktirde tek bir şey olur; belki bu süreç AKP’yi bitirir ama bunun alternatifi ancak bir “yeni AKP” olur.

Kimse bu sürecin kendiliğinden Atatürkçü ve sol bir iktidar çıkaracağı hayallerine kapılmasın.

AKP’nin yarattığı ekonomik krizi siyasal bir krize çevirmek; yeni dönemin devrimci görevi budur.

Bunu da sadece devrimciler yapabilir.

(Sayı 225, 23/02/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

sadece bu hükümet in işsiz bıraktıgı  yurttaşlar milyonları geçti .daha ne bekliyor uz biz solcular tek bu suç bile idamlık tır. 8500 tekel işçisine maaş veremeyen ve malboro sigarası nı 7 tl yapan bu israil uşagı hükümet degil mi .? müslüman kardeşler ne bekliyor sunuz , solcu öldürmek maharet degil maharet herkese iş herkese onurlu bi yaşam . büyükelçiye yapılan azarlama ya bile bizim müslümanlar niye suküt ediyor. nerde onur nerde müslüman ca yaşam . coni emir verince tası taragı topla israil agzına biber sürünce sus . sonra müslüman ca yaşam hakkı . bizi ancak ve ancak türk solu gibi önder parti kurtarır. onursuz yaşam tan sa  onurlu ca şehit olmak ve cihat etmek iyidir. yaşa sen türk solu onurumuz var bizim diyenlerin sesi oldun sen .

Ahmet Karasu, İstanbul
5 Şubat 2010


 

 
 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40