|
Gökçe Fırat
Güvercinler, şahinler ve devekuşları

Talabani ve Apo ile kol kola olan Ahmet Türk... Sene 1993...
Şu fotoğrafı gören hiç kimse Ahmet Türk’ün “güvercin” olduğunu falan düşünmez. Tabii bir “devekuşu” değilse. |
|
Ahmet Türk için üzülenler!
Anayasa Mahkemesi 12 Aralık’ta Türk milletine müjdeli haberi verdi: DTP kapatıldı!
Tam bütün millet rahat nefes almışken, herkes evlerine bayrak asıp kutlamaya başlamışken, şu kadarcık sevinci bile bize çok gördüler.
Gazetelerden buyurun size bir manşet: “DTP’nin kapatılması PKK’ya yaradı...”
Örneğin Reha Muhtar... Bugün pek çok Atatürkçünün “ne kadar da ulusalcı” yazıyor diye (maalesef) okuduğu o Reha Muhtar da şöyle başlık atmış: “PKK’nın da istediği aynen buydu...”
Başka örnekler de var: “Güvercine yasak. Şahine özgürlük.”
Neymiş efendim, DTP kapatıldıktan sonra partinin güvercin kanadından Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’a siyaset yasağı getirilmesi yanlışmış.
Böylece, yandaşından muhalifine bütün medyada büyük bir propaganda başlıyor: “Ahmet Türk’e yazık oldu.”
Bütün televizyonlarda Ahmet Türk’le röportajlar görüyoruz. Ve hep aynı şekilde tanıtılıyor: “Kürt siyasetinin ılımlı ismi.”
İstiyorlar ki, DTP’nin kapatılmasına sevinenler, Ahmet Türk’ün milletvekilliğinin düşmesine üzülmeye başlasın!
O zaman sormak lazım...
Ahmet Türk gerçekten de ılımlıysa, DTP’nin başına nasıl geçti? DTP ılımlı bir parti mi? DTP, PKK’ya alternatif olarak “teröre karşı, sivil siyaset yürütme” amaçlı kurulmuş bir parti de Ahmet Türk o yüzden mi ılımlı?
Tabii ki hayır.
Anayasa Mahkemesi kararıyla da tescillenmiştir ki DTP, PKK’yı destekleyen bir partidir.
Bu hükmü Türk milletinin vicdanı da çoktan vermiştir.
Hatta, bugün Ahmet Türk’ün çok ılımlı olduğu palavralarını dile getirenlerden Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır bile aynı görüştedir. Bakın Ahmet Türk’ün ılımlı kanat olduğunu iddia ettiği yazısında şöyle övünüyor Ruşen Çakır: “DTP’nin Apo’nun talimatıyla kurulduğunu ilk Ruşen Çakır açıklamıştı.” Gerçekten de Vatan gazetesinin 23 Ekim 2004’teki manşeti şu: “Talimat İmralı’dan.”
Öyleyse Ruşen Çakır’a sormak lazım, Apo, kendi talimatıyla kurdurduğu bir partide ılımlı birisinin genel başkan olmasına göz yumar mı?
DEVEKUŞLARINDAN ÖRNEKLER

Cumhuriyet’ten keşke kapatılmasaydı yorumu:
“Yansımaları sıkıntı yaratacak.”


Ruşen Çakır Ahmet Türk’ü güvercin ilan eden analizini yayınlıyor ama aynı sayfada kendi kendini yalanlıyor: “DTP’nin kuruluş talimatını Apo verdi.”




Hürriyet ve Yeni Şafak ise bütün DTP’yi güvercin ilan edivermiş! Hakkari’de bir polisin DTP’liler tarafından linç edilmekten son anda kurtulmasını şöyle vermişler: “DTP’liler polisi linçten kurtardı.”
Bu kadar çarpıtma olur. Peki ayaklananlar kim?
Polisi linç etmeye kalkışanlar kim? DTP’liler değil mi!
|
|
Ahmet Türk
20 yıldır PKK’nın yasal partilerinin lideri
Öyle bir hava yaratılıyor ki, Ahmet Türk ılımlı olarak tanındığı için, PKK tarafından bir maşa olarak kullanılmış ve bir makyaj olarak DTP’nin başına konmuş!
Ama Ahmet Türk ilk kez PKK yanlısı bir partide bulunmuyor ki! Ahmet Türk bölücü hareketin yıllardır önde gelen isimlerinden biri oldu.
Unutulmuş galiba, hatırlatalım... Ahmet Türk’ün Apo’yla kol kola olduğu bir resim vardır. Hani şu Apo’nun Talabani’yle birlikte 1993’te sözde ateşkes ilan ettiği o toplantıda.
Talabani ve Apo ne kadar ılımlıysa Ahmet Türk de işte o kadar ılımlıdır.
Ahmet Türk’ün Kürt siyasetindeki misyonu zaten “PKK’nın yasal temsilcisi” olmaktır.
Önce bir yanlışı düzeltelim: PKK ve DTP farklı hareketler değildir. Türkiye’de tek bir Kürt hareketi vardır. Ve bu hareketin değişik alanlarda örgütlenmeleri vardır.
PKK bu Kürt hareketinin silahlı kanadıdır. Doğal olarak yasadışıdır.
Bölücülerin bir de silahlı olmayan, yasal olanakları kullanacak bir kanada ihtiyacı vardır. DTP işte o kanattır. Yasal bir parti olduğu için söylemi tabii ki PKK’yla aynı değildir. Ama PKK gibi Apo tarafından yönetilir ve yönlendirilir.
İşte Ahmet Türk Kürt bölücülüğünün bu yasal kanadının hep ön saflarında yer almıştır.
PKK’nın ilk yasal partisi HEP’i 1990’da kuran milletvekillerinden birisidir.
1993’te HEP kapatılınca kurulan DEP’in de genel başkanlığını üstlenmiştir. Leyla Zana’ların ünlü Meclis’te Kürtçe yemin etme eylemi Ahmet Türk’ün genel başkanlığı döneminde gerçekleşmiştir.
DEP kapatılınca kurulan HADEP’te genel başkan olmamıştır, ama bütün kongrelerde HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak’ın arkasında olduğunu göstermiş ve HADEP yönetimini desteklemiştir. O dönem seçimlere girmek için Saadet Partisi, ÖDP, Emek Partisi gibi partilerle yürütülen bütün ittifak görüşmelerinde HADEP heyetlerinde yer almıştır.
Yani HADEP’in resmi genel başkanı değildir, ama HADEP’in temsilcisidir.
HADEP kapatıldıktan sonra kurulan DTP’nin de kuruluşundan itibaren genel başkanlığını yürütmüştür.
Anlayacağınız, Ahmet Türk PKK’nın kurduğu yasal partilerin tümünde en ön saflarda yer almıştır. Hepsinin kurucusu, ikisinin de genel başkanıdır.
Bu mudur ılımlılılık?
Ahmet Türk, Apo’nun sözcüsü,
PKK eylemlerinin savunucusudur
Üstelik Ahmet Türk 1989’dan beri yürüttüğü “yasal” bölücülük faaliyetlerinde bir an bile PKK’nın çizgisinden çıkmamıştır. Sürekli Apo’nun kontrol ve denetiminde çalışmış, Apo’nun gayriresmi sözcüsü gibi davranmıştır. Bunun bir örneği yukarıda da bahsettiğimiz gibi Apo’nun 1993’te sözde ateşkes ilan ettiği toplantıdır. Bir diğerini ise Zaman gazetesine verdiği bir röportajda Ahmet Türk’ün kendisi itiraf ediyor:
“Biz rahmetli Özal’ın mesajını götürmek üzere Öcalan’la görüştük. Özal, bize ‘Akan kanın durması için çaba içinde olmanız gerekir.’ deyince, kendisine ateşkesin sürmesi için Bekaa’ya gitmeyi düşündüğümüzü söyledik. ‘Elbette’ dedi.”
Bir de geçtiğimiz seneyi hatırlayalım. PKK’lıların Apo hapishanede öldürülüyor bahanesiyle sokaklara döküldüğü o günlerde, PKK eylemlerini şöyle savunmuştu Ahmet Türk:
“Bugün bizleri buraya toplayan neden, PKK lideri sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan fiziksel şiddettir. 2006 yılında zehirlenerek yavaş yavaş öldürülmek istendi. Görüşüne uzun aralıklarla izin verilmedi. Hücrede kalmasına rağmen, hücre cezası verildi. 2008 yılının başında bu kez saçları zorla kazıtıldı. Halk yine refleksini gösterdi. Bugün ise, yönelimler fiziksel şiddet boyutuna çıkarılmıştır. Bir sonraki adım ne olacak? Ölüm mü? Abdullah Öcalan’a dönük geliştirilen her türlü politikanın Kürt halkına yönelik olduğunu, oradaki en ufak onur kırıcı, irade kırıcı uygulamanın Kürtlerin onur ve iradelerini kırmaya olduğunu hepimiz biliyor, görüyoruz.”
Fazla söze gerek yok. Görüldüğü gibi Ahmet Türk, PKK’nın “yasal” alandaki bölücü faaliyetlerini rahatlıkla teslim edebildiği bir liderdir. Apo’nun sözcüsüdür. “Yasal bölücülüğün başı”dır.
Üstelik son yıllarda değil.
1989’dan beri.
Yani 20 yıldır!
Şimdi, Ahmet Türk ılımlıdır, güvercin kanadındandır diyenlere sormak lazım. Ahmet Türk PKK’nın yasal partilerini 20 yıldır yönetiyor. Bu 20 yıl süresince:
PKK terörü arttı mı azaldı mı?
PKK’nın etkinliği arttı mı azaldı mı?
PKK’nın terör eylemleri, silahlı saldırıları ve bu eylemlerin şiddetinde herhangi bir azalma oldu mu?
PKK’nın taleplerinde herhangi bir ılımlılaşma oldu mu?
PKK bir anda barış güvercini kesilip silah mı bıraktı?
Tabii ki hayır.
PKK özellikle AKP iktidarı döneminde (ki bu dönemde Ahmet Türk de DTP lideridir) askeri gücünü hiç yitirmedi, son Tokat eyleminde de görüldüğü gibi, kanlı eylemlerine devam etti.
Peki Ahmet Türk’ün bu eylemlere yönelik herhangi bir tepkisi, eleştirisi oldu mu?
Tabii ki hayır.
Hatta her fırsatta savundu.
Öğretmenevlerinin taşlandığı, Türk bayraklarının indirildiği gösterileri, vatandaşın evine, esnafın işyerine, belediye otobüslerine molotof atılan eylemleri her fırsatta savundu. Örneğin daha geçen hafta, Türkiye’yi kan gölüne çeviren eylemleri şöyle savunmuştu:
“Bazı illerde yaşanan gösteriler devletin ve hükümetin yanlış ve haksız uygulamalarına gösterilen demokratik tepkidir ve devletin bütün kurumlarıyla buna tahammül göstermesi gerekmektedir.”
Ahmet Türk “ılımlı” değil “gerilimi artıran” bir liderdir
Peki Ahmet Türk gerçekten de ılımlı karakteriyle gerilimi azaltan bir lider mi?
Tabii ki hayır, aksine DTP’nin “gerilimi artıran” bütün eylemlerinde Ahmet Türk en ön saftadır.
Örneğin, İzmir’de konvoy kuran, bu konvoyda PKK bayrakları ve Apo posterleri açan, tek tek tüm mahallelerden geçerek İzmir halkını galeyana getiren kimdi? O konvoy, İzmir’e gelen Ahmet Türk’ü karşılamak için yapılmıştı. Ve en önde Ahmet Türk vardı.
Ve İzmir halkının haklı tepkisi olmasa, o konvoy bütün Ege bölgesini gezecekti.
Ahmet Türk bütün Ege’de mitingler, gösteriler, yürüyüşler düzenleyecekti.
Bu mudur “gerilim azaltmak”?
Peki, PKK’lıların devlet dairelerine saldırmasını, otobüsler yakmasını “demokratik tepkidir, devletin tahammül göstermesi gerekir” diye savunan Ahmet Türk İzmir’deki DTP konvoyuna gösterilen tepkiyi nasıl karşılaşmıştı: “Irkçı-sivil faşist saldırı!”
Üstelik, bir de tüm Türkiye’yi tehdit etmişti:
“Eğer bu şekilde devam ederse sadece İzmir’le kalmaz diğer kentlere de sıçrar. O zaman üzüntü verir ve zorlayıcı bir durum olur.”
Ve bu açıklamanın ardından hepimizin bildiği DTP-PKK’lıların kanlı şehir gösterileri başladı.
Bu mudur ılımlılık?
“Sayın Öcalan” açıklamasını bir eylem haline getiren, yani Apo’dan saygı duyulacak bir lider gibi “Sayın” diye ilk söz edenlerden biri de Ahmet Türk’tür. “Sayın Öcalan” açıklaması yaparak mahkemeye ilk verilenlerden biri 2006’da Ahmet Türk olmuştur.
Bu mudur ılımlılık? Bu mudur gerilim yaratmamak?
Ahmet Türk gerçekten ılımlı olsa, barış istese, PKK’ya karşı çıkardı. PKK’nın bir terör örgütü olduğunu kabul ederdi.
Var mı böyle bir açıklaması?
Tabii ki yok.
Aksine “PKK terör örgütüdür açıklaması yapamayız.” demiştir.
“PKK ile DTP’nin tabanları ortak.” buyurmuştur.
Apo’nun Kürt halkının önderi olduğunu ve muhatap kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir.
Sorun güvercin-şahin Kürtler değil Devekuşu “Türk”ler
Ancak, sorunumuz Ahmet Türk güvercin mi değil mi tartışması değil.
Çünkü, bölücülük bölücülüktür.
Biz bölücülüğe silahlı eylem yaptığı için değil, ülkemizi bölmek istediği karşı çıkıyoruz.
Bu açıdan Ahmet Türk ılımlı olmuş, güvercin olmuş, barış yanlısı olmuş bizi ilgilendirmez. Apo’nun yanına oturan, Apo’dan talimat alan, Apo’dan “Sayın Öcalan” diye bahseden herkes bizim için aynıdır.
Ancak baştan beri bahsettiğimiz gibi Ahmet Türk’ün ılımlı olmak, gibi bir kaygısı zaten yoktur. 20 yıldır Kürt siyaset sahnesinin en ön planında yer alan, PKK’nın ve Apo’nun sözcülüğünü üstlenen ve bütün açıklamalarıyla “gerginliği artıran” Ahmet Türk’ün ta kendisidir.
Vahim olan, Ahmet Türk’ün hiç de güvercin olmadığını anlatmak zorunda kalmamızdır. PKK’nın yasal bir partisinin genel başkanının ılımlı olacağını düşünmek, ondan PKK terörünü bitirmek için medet ummak, siyasi körlükten başka nedir ki?
Öyleyse karşımızdaki sorunu doğru koyalım: Sorun kimin güvercin ya da şahin olduğu değil, kimin “devekuşu olduğudur.”
Bugün ülkemizi tehdit eden en büyük tehlike nedir sizce?
Şahin bölücüler mi?
Güvercin bölücüler mi?
Hayır! Devekuşları!
Çünkü, DTP’nin ne olduğu ortadadır. Ulaşabileceği güç de sınırlıdır. Son 1-2 aydır yaşananlar DTP’nin ülkemizin batısına, Türk bölgelerine sızamayacağını göstermektedir. DTP’nin bir bölge partisi olmaktan kurtulması ve ülkemizin batısına da sızması ancak DTP’nin barışçı bir misyona sahip olduğu, DTP içindeki ılımlı kanadın desteklenmesi gerektiği söylenirse mümkündür.
Çünkü bu şekilde Türk milletinin bölücülüğe karşı direnci kırılacaktır.
DTP’nin ne olduğunu, PKK’yla ilişkilerini, ne amaçla kurulduğunu, Ahmet Türk’ün neden genel başkan olduğunu bütün Türk milleti biliyor.
Oynanan bir “iyi polis - kötü polis” oyunudur. Ahmet Türk’ü “iyi PKK’lı” haline getirip Türk milletinin bu sözde “iyi PKK”ya razı olmasını istiyorlar.
Kendileri bölücülükle mücadele etmekten korkmuş, kafalarını devekuşu gibi toprağa gömmüşler. Gerçekleri görmezden geliyorlar.
Türk milletinin de kendileri gibi yapmasını istiyorlar.
Başarılı olabilirler mi?
Türk milleti olarak 5 bin yıllık tarihimizde bütün zorlukları, işgalleri, katliamları atlattığımız düşünülürse, devekuşu olmayı hiçbir zaman kabullenmediği ortada...
(21/12/2009)
|