|
İnan Kahramanoğlu
Türk şehirleri DTP'ye kapalı



Türkiye AKP iktidarı altındaki son sekiz yılını işte böylesi bir çarpık manzarayı sineye çekerek geçirmiştir. AKP, CHP, MHP ve neredeyse diğer bütün siyasal partilerin Türk-Kürt kardeşliği aldatmacası da bu sürece yönelik olası tepkinin dizginlenmesi için çok ustaca kullanılmıştır.
İşte şimdi bu sürecin de sonu gelmiştir. Türk’ün o engin hoşgörüsünün de elbette bir sınırı olacaktı ve şimdi o sınır aşılmıştır.
Türk milleti şimdi bu çifte standarda isyan etmekte ve bütün Türkiye’yi Güneydoğulaştırmak isteyen Kürt faşistlerine hodri meydan demektedir. |
|
DTP nihayet kapatıldı
Anayasa Mahkemesi’nde iki yıldır süren DTP kapatma davası nihayet sonuçlandı ve DTP “bölücü eylemlerin odağı olduğu” gerekçesiyle kapatıldı.
Aslına bakılırsa, kurulduğu günden itibaren terörün destekçiliğini yapan, PKK’yı bir terör örgütü olarak nitelendirip kınamak bir yana, açıkça PKK’yı ve Apo’yu muhatap olarak gösteren DTP’nin kapatılması değil, bugüne kadar kapatılmamış olması demokrasiye vurulmuş bir darbeydi.
Anayasa Mahkemesi geç de olsa bu kararı alarak terör destekçisi bu partinin demokrasinin olanaklarını kullanarak terörü güçlendirme faaliyetlerine bir son vermiştir. Karar bu açıdan bakıldığında gecikmiş ama doğru bir karardır.
Anayasa Mahkemesi’nin DTP kararında özellikle İspanya’da ETA’nın siyasi uzantısı olarak bilinen Batasuna Partisi’nin kapatılması kararının AİHM tarafından onaylanmış olmasının etkili olduğu söyleniyor. AİHM’nin sözü edilen kararı ise terör örgütüyle doğrudan bağlantılı olduğu kanıtlanan bir partinin demokrasiye tehdit olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
DTP gibi PKK’nın sözcülüğünü üstlenen bir partinin kapatılması için elbette böylesi bir emsal karara da ihtiyaç yoktu. Zira bundan önce de benzer şekilde pek çok Kürtçü parti terör odağı olma gerekçesiyle kapatılmıştır.
Ancak AİHM’nin bu kararından sonra DTP’nin kapatılmasının demokrasiye aykırı olduğu, demokratik yaşamı kesintiye uğratacağı yönündeki Kürtçü propagandanın da bütün maddi zemini çökmüş olmaktadır. Yıllardır demokrasi dendiğinde Avrupa’yı örnek gösterenler şimdi bizzat kendi silahlarıyla vurulmuşlardır.
Tabii bu gerçeklik bütün medyaya hakim olan Kürtçü propagandanın biteceği anlamına gelmemelidir. Malum Kürtçü koro tıpkı daha önceki parti kapatma davalarında olduğu gibi bu kararın da antidemokratik olduğu yolundaki bilindik propagandasına devam edecektir.
DTP de yine tıpkı bundan önce kapatılan diğer Kürt partileri örneğinde olduğu gibi yeni bir isimle kaldığı yerden bölücülüğe devam etmek ve demokrasi kisvesi altında terörün sözcülüğünü üstlenmeyi sürdürmek isteyecektir.
Nitekim Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) adıyla kurulan yedek Kürt partisi hemen devreye sokulmuştur. DTP’liler şimdilerde “sine-i millete dönmek” adı altında mazlum görünmeye çalışmaktadırlar ancak çok kısa bir süre içinde bu yeni parti çatısı altında kaldıkları yerden bölücülüğe devam etme niyetindedirler.
Türk şehirleri DTP’ye kapanıyor
Ancak DTP’nin kapatılmasıyla başlayan yepyeni bir süreç vardır ve bu süreçte işler hiç de Kürtçülerin planladığı şekilde olmayacaktır. O nedenle DTP’nin kapatılmış olmasından çok, bu yeni sürecin hangi dinamikler üzerinden ilerleyeceğini ve neyle sonuçlanacağı üzerine eğilmek gerekmektedir.
Bu yeni sürecin temel belirleyeni “parti kapatma-demokrasi” ekseni değil, bütün yurt çapında başlayan ve sokağa taşan DTP-PKK karşıtı halk tepkisidir.
DTP’ye yönelik kapatma davasını protesto etmek için aylardır sokakları işgal eden ama polis dahil hiç kimsenin müdahale etmediği Kürt faşistleri ilk kez olarak ülkenin dört bir yanında halktan gelen sert bir müdahaleyle karşı karşıya gelmişlerdir.
İzmir’de doruğa ulaşan ve haftalardır yurt çapında DTP örgütlerine yönelik olarak gelişen halkın bu kendiliğinden tepkisi ise DTP’nin bırakın yeni bir parti adı altında yoluna devam etmesini, bundan böyle Türk şehirlerinde barınmasına bile imkân tanınmayacağını göstermektedir.
DTP bu kez sadece Anayasa Mahkemesi tarafından değil bizzat halk tarafından kapatılmıştır. Ve halkın verdiği kapatma davası sonucunda DTP’nin o eski ayak oyunlarıyla hiçbir şey olmamış gibi PKK sözcülüğüne devam etmesine, Meclis’te PKK’yı temsil etmesine artık olanak yoktur. Türk milletinin DTP’ye gösterdiği müsamaha artık tükenmiştir.
Türk milleti aslında en başından itibaren PKK ile DTP’nin bir ve aynı şey olduğunun, Mehmetçiği şehit eden, sivil vatandaşları katleden, otobüsleri yakıp karakolları taşlayanların gerçek sorumlusunun PKK ile birlikte DTP ve onun yöneticileri olduğunun farkındadır. Ve bugün bu farkındalık artık teröre ve teröristlere yönelik eylemlere dönüşmektedir.
Kimileri isterlerse DTP’ye yönelik bu tepkileri o bilindik “istenmeyen görüntüler” nakaratlarıyla sıradanlaştırmaya çalışabilirler ama cin artık şişeden çıkmıştır. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ve artık teröristler açısından değil, Türkler açısından “çok güzel şeyler olacak”!
Bu yeni dönemde eskiden olduğu gibi İçişleri Bakanlığının, Emniyet teşkilatının, valilik ve kaymakamlıkların koruması altında bölücü eylemler yapılamayacak. AKP faşizminin Kürt ırkçılığına açtığı yol artık kapanmıştır.
Bundan böyle Türk şehirlerinde PKK bayrağı açan, Apo posteri taşıyan, karakol basıp eylem yapan, sokakları ateşe veren teröristlere gereken yanıtı bizzat halk verecektir. Halk elinde nesi varsa, dağdan şehre inen Kürt terörüne karşı mücadele etme kararlılığındadır. Son olarak İzmir ve Muş’ta kendisini gösteren halk tepkisi de bu sürecin çoktan başladığını göstermektedir.
Ancak bu halk tepkisinin sadece bölücü gösteri ve eylemlere yönelik olmayacağı da görülmektedir. Nitekim son haftalarda Türkiye’nin pek çok yerinde görülen PKK’ya yönelik halk tepkisi doğrudan DTP örgütlerine yönelik bir tepkiye dönüşmüştür. Bu da Türk milletinin bu bölücü eylemlerin DTP örgütleri tarafından yönlendirildiğini fark ettiğini göstermektedir. DTP bundan sonra Türk şehirlerinde değil eylem yapmak, teşkilat bile açamayacak noktaya gelecektir.
PKK artık sadece “bölge” örgütü olabilir
Bu sürecin sonunda Türk şehirlerini yakıp yıkan PKK eylemleri biteceği gibi PKK çizgisindeki bütün Kürt parti ve örgütleri Türk şehirlerinden atılacaktır.
Bu, hem PKK’nın hem de uzantısı Kürt örgütlerinin yeniden Güneydoğu ile sınırlı birer “bölge” örgütüne dönüşmeleri anlamına gelmektedir. Güneydoğu dışındaki bölgelerimiz ve illerimiz bundan böyle PKK uzantısı partilere tümüyle kapanacaktır.
Bu aynı zamanda PKK’nın yirmi yıllık siyasallaşma stratejisinin de bittiği anlamına gelmektedir. PKK’nın ve destekçisi güçlerin uzun yıllardır binbir itina ile inşa ettikleri her şey şimdi büyük bir hızla çökmek üzeredir ve PKK bunun altında kalacaktır.
Apo’nun yakalanmasından sonra iyice hızlanan bu strateji PKK’nın bir terör hareketinden siyasal bir harekete dönüştürülmesini ve Güneydoğu ile sınırlı bir bölge hareketi olmaktan çıkarılıp Kürt partileri aracılığıyla bütün Türkiye’de örgütlü bir harekete dönüştürülmesini hedefliyordu.
Nitekim 1990’larda sadece Güneydoğu’da, o da çok sınırlı bir etkiye sahip olan bölücü Kürt hareketi süreç içinde Türkiye’nin en milliyetçi bölgelerinde bile örgütlenen ve DTP örneğinde olduğu gibi Meclis’te temsil hakkı da kazanan bir siyasal harekete dönüştü.
AKP iktidarı altındaki son sekiz yılda ise hem PKK terörü gemi azıya aldı, hem de DTP’nin Meclis’e taşınmasıyla birlikte bu sürecin siyasal ayağında önemli mesafeler katedildi.
Ancak DTP’nin ısrarla PKK ile arasına mesafe koymaktan kaçınması ve açıkça PKK’yı koruyan ve kollayan açıklamalar yapması ve dağdan şehir merkezlerine inen Kürt terörü bardağı taşırdı. DTP bu zorlamayla Türk milleti ve devleti üzerinde tam bir hakimiyet kurma hayalleri kurarken bu sürecin altında kalan güç oldu.
Güneydoğu’dan gelen faşist Kürt rejimi tehdidi
DTP’ye yönelik bu halk tepkisi Türkiye’nin Güneydoğu’dan gelen bu faşist Kürt rejimi dayatmasının boşa çıkartılması açısından da oldukça önemlidir.
Bugün PKK’nın hakim olduğu Güneydoğu’da devlet otoritesi tümüyle yok edilmiş, hatta AKP’nin atadığı vali ve kaymakamlar aracılığıyla neredeyse devlet PKK’nın emrine girmiştir. PKK bölgedeki tek hakim güç konumuna gelmiş ve adeta Diyarbakır merkezli bir Kürdistan kurulmuştur.
Öyle ki, Güneydoğu’da herhangi bir Türk partisine ya da Türk örgütüne hiçbir şekilde yaşam hakkı tanınmadığı gibi bu bölgede Türk bayrağı asmak bile yasaklanmıştır. Güneydoğu’da PKK’nın hakimiyeti altında kurulan bu faşist rejimde Türk’e ait her şey sistematik bir şekilde yok edilmektedir.
Hatırlanacaktır Tayyip Erdoğan bile Diyarbakır’a giderken DTP’den adeta izin almış, ama bu izin çıktıktan sonra gittiği kentte de kapalı kepenkler ve protestolarla karşı karşıya kalmıştı.
CHP lideri Baykal’ın Güneydoğu gezisi de yine hatırlanacaktır ancak DTP’den icazet alınarak gerçekleşebilmişti.
Ahmet Türk’ün İzmir’de yaşanan olaylardan sonra Bahçeli’ye yönelik “bakalım siz Diyarbakır’a nasıl geleceksiniz” yollu tehdidi de göz önüne alındığında PKK’nın Güneydoğu’da kurduğu bu faşist rejimin niteliği daha da netleşmektedir.
DTP ve PKK’nın Güneydoğu’da kurduğu bu Türk düşmanı faşist rejimin gereği olarak Türk bölgelerinde de PKK-DTP’ye yönelik benzer bir tepkinin olması doğal olanıydı. Ancak bugüne kadar olanlar bunun tam tersidir.
Güneydoğu’yu kurtarılmış bölge ilan ederek burada adeta faşist bir diktatörlük kuran PKK, Türk şehirlerinde yıllardır istediği gibi parti örgütü açmakta, terör örgütünü destekleyen, PKK paçavralarının ve Apo posterlerinin açıldığı devlet korumalı gösteriler düzenlemektedir.
PKK, çok açık biçimde, Güneydoğu’da kurduğu bu faşist rejimi bütün Türkiye’de hakim kılma mücadelesine girişmiştir. Yıllardır büyük şehirlerimizde yaşanan ve eli silahlı ve maskeli teröristlerin gerçekleştirdiği ayaklanma provalarının bütün hedefi de bu olmuştur. AKP faşizminin desteğini arkasına alan Kürt ırkçıları bütün ülkeyi denetim altına almak ve Türk milletini tümüyle susturmak için Türkiye’yi adeta bir savaş alanına çevirmişlerdir.
Türkiye AKP iktidarı altındaki son sekiz yılını işte böylesi bir çarpık manzarayı sineye çekerek geçirmiştir. AKP, CHP, MHP ve neredeyse diğer bütün siyasal partilerin Türk-Kürt kardeşliği aldatmacası da bu sürece yönelik olası tepkinin dizginlenmesi için çok ustaca kullanılmıştır.
İşte şimdi bu sürecin de sonu gelmiştir.
Türk’ün o engin hoşgörüsünün de elbette bir sınırı olacaktı ve şimdi o sınır aşılmıştır.
Türk milleti şimdi bu çifte standarda isyan etmekte ve bütün Türkiye’yi Güneydoğulaştırmak isteyen Kürt faşistlerine hodri meydan demektedir.
Yeter! Söz Türklerindir!
Bu yeni süreç sadece DTP çizgisindeki Kürt hareketinin değil, iktidardaki AKP’nin ve muhalif rolü oynayan CHP ve MHP’nin de sonuna işaret etmektedir. Türk milleti yıllardır kardeşlik masallarıyla kendisini kandıran ve Türkiye’nin adım adım Kürt faşistlerinin eline geçmesine çanak tutan bütün siyasal partilerden hesap soracaktır.
AKP zaten Kürt açılımı adı altında PKK’lı teröristleri affetme planları yapan ve Apo’yu muhatap olarak Türk devleti ile masaya oturtmayı amaçlayan bir parti olarak Türk milletinden gereken cevabı ilk seçimde alacaktır. AKP kendi sonunu hazırlayacağını bile bile girdiği bu açılım tezgâhının altında kalacaktır.
Kürt açılımına tepki göstermek yerine “Bin yıllık kardeşlik” adı altında Kürt bölücülüğüne yönelik tepkiyi söndürmeyi hedefleyen, Türk milletinin sokakları işgal eden PKK’lı teröristlere karşı sokağa çıkmasını da yıllardır “aman provokasyon olur” gerekçesiyle engellemeye çalışan MHP de aynı şekilde gereken cevabı alacaktır.
Güneydoğu raporu ve Tunceli raporu gibi Kürtçü tezleri savunan raporlarla uzun yıllardır Atatürk’ün Kürt politikasını uygulamadan kaldıran Baykal’ın CHP’si de bu sürecin kaybedeni olacaktır.
Bu yeni süreç artık Türk milletinin yıllardır kendisini kandıran ve ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren siyaset kurumuna olan tepkisinin de ortaya çıkacağı bir süreç olacaktır.
Türk milleti artık kendi işini kendisi çözecek, ülkesini, şehrini, mahallesini, sokağını işgal eden Kürt bölücülerine karşı kendi çözümünü uygulayacaktır.
Yeter, söz Türklerindir artık!
(21/12/2009)
|