Şener Üşümezsoy
Türklerin ve Çinlilerin
3000 Yıllık Savaşı
Çin-Türk savaşının
tarihsel zemini
Son günlerde Doğu Türkistan’da Çinlilerin Uygur Türklerini katletmesiyle ilgili olarak, bu savaşın 1949’da Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal ederek yeni sömürge anlamında Sinciang adını vermesiyle başladığı ileri sürülmektedir.
Oysa bu tarihi incelediğimiz zaman görüyoruz ki bu tarih 3000 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Bu 3000 yıllık sürecin olgularını çözümlediğimizde karşımıza bozkır ve dağ bölgesindeki Türk ve Moğol etnisiyle güneyde Yangçe Nehri vadisinde yerleşen Çin etnisi arasındaki savaşın tarihi görülmektedir.
Bu tarih ise bugün Kuzey Çin olarak tanımlanan Pekin’in, Doğu Türkistan’ın, İç Moğolistan’ın ve Mançurya’nın yer aldığı bölgede geçen bir savaş tarihidir. Çin’i coğrafi olarak resmettiğimizde bu 3000 yıllık bozkır halklarıyla vadi Çin halkı arasındaki savaşı daha iyi anlayabiliriz.
Çin batıdan Tibet yükseltisiyle sınırlanmaktadır. Güneyde ise Hindçini alanıyla sınırlıdır. Çin coğrafyası, Yangçe Nehri dediğimiz bugünkü Güney Çin alanında Yangçe düzlüğündeki bir coğrafyada ortaya çıkmıştır.
Kuzeyde ise Sarı Irmak diye tanımlanan, günümüzde Kuzey Çin olarak belirtilen ve Çin Seddi’nin de bulunduğu bu bölge; kuzeydeki bozkır halklarıyla güneyli Çin halkını oluşturduğu ileri sürülen vadi halkları arasındaki savaş alanıdır.
Bu anlamla bakıldığında Doğu Türkistan’ı da alan ve Tibet’in kuzeyinden başlayıp Kore’ye kadar uzanan Kuzey Çin bölgesi sanıldığı gibi Çin coğrafyası değildir.

Son günlerde Doğu Türkistan’da Çinlilerin Uygur Türklerini katletmesiyle ilgili olarak, bu savaşın 1949’da Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal ederek yeni sömürge anlamında Sinciang adını vermesiyle başladığı ileri sürülmektedir.
Oysa bu tarihi incelediğimiz zaman görüyoruz ki bu tarih 3000 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Bu 3000 yıllık sürecin olgularını çözümlediğimizde karşımıza bozkır ve dağ bölgesindeki Türk ve Moğol etnisiyle güneyde Yangçe Nehri vadisinde yerleşen Çin etnisi arasındaki savaşın tarihi görülmektedir.
Çin’i coğrafi olarak resmettiğimizde bu 3000 yıllık
bozkır halklarıyla vadi Çin halkı arasındaki savaşı
daha iyi anlayabiliriz.
|
|
Çin’in gerçek tarihi
Çin tarihinin en erken dönemlerinden günümüze değin bir analiz yaptığımızda karşımıza bugüne kadar bilinenden çok farklı bir resim çıkmaktadır. Eberhart’ın Türk Tarih Kurumu’yla yaptığı Çin belgeleri üzerindeki tarih çalışması Çin tarihi için en somut verilerden birini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan Gumilev’in Hunlar ve Eski Türkler isimli çalışmaları da Çin tarihinin ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Bu ana kaynakları okuduğumuzda Çin’in Güney Çin bölgesindeki Yangçe havzası halkının sürekli kuzeye, Sarı Irmak vadisi bölgesine doğru yayıldığını görmekteyiz. Bu bölgedeki Çin istilasına karşı duran halklar ise Türkler, Moğollar ve Tunguzlar olarak tanımlanan bozkır kuzey halklarıdır.
Çin’in MÖ 1. binyıldaki ilk hanedanı olan Şang hanedanı köken olarak Türk ve Moğol kökenli bir hanedandır.
Bunu takip eden dönemde MÖ 1. binyılın ikinci yarısındaki Çi’ler Chou Hanedanı’dır. Chou hanedanının Çi halkıdır. Hanedan halkının ana kitlesi Kuzey Çin’deki Türkler ve Moğollardır.
Bu boyutuyla bakıldığı zaman karşımıza Çin tarihinin çarpıtılmış bir formatını görmekteyiz. Bu format da bugünkü resmi Çin açıklamalarıyla yapılan ve dünya tarafından da tartışmasız kabul edilen bir açıklama sürecidir.
Mao Zedung’un Çin Devrimi üzerine yazdığı broşürün birinci cildini Mao kendisi yazmamış; buradaki bilim dışı spekülasyonlara katılmamıştır. Çin Komünist Partisi bürokratlarına yazdırdığı Çin’deki Milliyetler adlı makale okunduğu zaman orada vurgulanan şudur:
Çin milleti esas olarak Han milletidir. Han milleti dışında diğer milliyetler olarak da Tibet milliyeti, Uygur milliyeti ve İç Moğolistan gibi milliyetler sayılmaktadır.
Bu anlamda olaya baktığımızda sanki karşımızda Çin homojen bir etnik toplulukmuş ve bu topluluk içinde çok küçük, %1-2’lerle ifade edilen, diğer milliyetler varmış söylemi durmaktadır.
Hanedanlar, Han Çinlileri ve Türkler
Bu söylem içinde karşımıza Han Çinlileri gibi bir kavram çıkarılmaktadır. Han Çinlileri dediğimiz kavram Hunların kuzeydeki Sarı Irmak ve Tarım Havzası’nı fethettikleri dönemde güneyde yani Yangçe havzasında Han Hanedanı’nda bir Çin kimliği olarak ortaya çıkmıştır.
Yazının başında da vurguladığım gibi Han hanedanı öncesi Çin’de hanedan olan Chou’lar ve bunların halkı Çi’ler esas olarak Türk ve Moğol halklarından oluşmaktadır. Keza bundan daha evvelki döneme gittiğimiz zaman Şang Hanedanı da aynı şekilde kuzey kökenli Türk ve Moğol halkından oluşmaktadır. O halde ilk defa Yangçe Irmağı çevresinde ırmak tarımı yapan halk Han Hanedanı olarak kendini toparlamış ve bu Hunların Kuzey Çin’i bütünüyle fethettikleri dönemde Han Hanedanı Yangçe ile Sarı ırmağın güney kesiminde yer almıştır.
MÖ 200’lü yıllarla MS 200’lü yıllar arasında gelişen bu sürece baktıktan sonra Çin’de Han Hanedanı tamamen dağılmış ve Çin bütünüyle parçalanmıştır. Bu süreçte M.S. 200’de başlayan Çin’in parçalanması 600’e kadar devam etmiştir ve bu dönemde kuzeyde bugünkü Tarım Havzası ve Pekin de dahil olmak üzere Sarı Irmak havzası üzerinde Tağbaç dediğimiz, Çinlilerin Topa dediği, Wei Hanedanı hüküm sürmüştür.
Tağbaçlar tümüyle Türklerden oluşmuş bir hanedandır. Ve bu hanedan döneminde Çin’in kuzey bölgesi bütünüyle Türkleşmiştir. Güney bölgesinde ise Çinlilik dağılmıştır. Çıkan isyanlarda Han Hanedanı ve Han ulusu fiziki olarak da yok olmuştur.
O yıllarda var olan 60 milyona yakın Han nüfusunun % 70’i bu ayaklanmalarda kırılmış geriye 6 milyonluk bir nüfus kalmıştır. Tağbaçların egemen olduğu bu dönemde artık Kuzey Çin denilen bölge tümüyle Türklerin egemenliğindeki bir bölgedir ve güney bölgede de Çin Hanedanı tamamen dağılmıştır.
Bunu takip eden dönemde ise 6. yüzyıllarda Göktürkler bugünkü Türkistan ve Moğolistan bölgesinde Hunların dağılmasıyla ortaya çıkan durumu yeniden değiştirmiştir. Göktürkler burada Türk etnojenezini oluşturarak bu bölgede yaşayan Hun sonrası topluluklar olan Uygurlar, Kırgızlar, Karluklar ve Basmılları yeniden Türk kimliğinde, Türk imparatorluğunda birleştirmiştir.
Bu dönemde Güney Çin’de Tang Hanedanı dediğimiz bir hanedan kurulmuştur. Tang Hanedanı 6. yüzyılda ortaya çıkmış ve 8. ve 9. yüzyıla kadar iktidarda kalmıştır. Tanglar döneminde Çinliler bugünkü Türkistan’a ve Doğu Türkistan’a doğru bir kuşak boyunca ilerlemiş ve Kuzey Çin’deki egemenliklerini kurmuşlardır.
Tang Hanedanı sonrasında ise Göktürk Devleti’nin yıkılmasıyla bugünkü Tarım Havzası’nın etrafında Uygurlar iktidara gelmiştir. Uygurların egemenliğinden sonra Moğol hanedanı olan eski Sienpilerin torunları olan Kıtaylar bugünkü Sarı Irmak vadisi boyunca Çin’de iktidara gelmiş ve bunların batıya doğru devamı ise Batı Türkistan’da Karakıtaylar olarak gelmiştir.
Yani Uygurlar sonrası yine iktidara gelen etnik grup Çinliler olmamış Tang Hanedanı’nın kuzeyinde yer alan ve Tang Hanedanı’nı güneye sıkıştıran Kıtaylar veya Kitanlar egemen olmuştur.
Bunların Uygurlarla beraber devam eden kesimi ise Karahıtaylar dediğimiz iktidarı kurmuştur. Karahıtaylar bütünüyle Türkleşmiş bir hanedandır ve daha sonra Altınordu’daki birçok kabile Kıtaylardan gelmiştir.
İşte bu dönemde yeni bir olgu olarak Tang Hanedanı’nın dağılması sonrası Song Hanedanı ortaya çıkmıştır. Songlar döneminde güneyde Songlar yer alırken, bunların kuzeyinde Kıtaylar yer almaktadır. Keza bu Song Hanedanı Kıtaylara karşı ittifak olarak Gürcen dediğimiz Tunguz kökenli Kore’nin kuzeyindeki halkla bağlantıları kurarak; Gürcenleri Kıtaylar üzerine yönlendirmiştir. Kıtay Hanedanı, bir başka isim olanak Leo Hanedanı olarak anılmaktadır ve Batı Leo da Karakıtaylara verilen isimdir.
Mançurya’dan ve kuzeyden gelen Gürcenler, Moğolların dediği şekliye Curcenler, burada Karakıtayların ve Kıtayların egemen olduğu Kuzey Çin bölgesini fethetmişler ve Altınhanlar ismini almışlardır. 13. yüzyılda iktidarda bulunan Altınhanlar döneminde Songlar, Güney Çin’de Yangçe’ye hapsedilmiş bir durumda kalmışlardır.
Cengiz Han ve Türk akını
Bu dönemde Cengiz Han Moğolları bütün Türk kabilelerini birleştirerek İran, Avrupa ve Rusya’ya doğru büyük bir akına çıkarmıştır. Bu akını yöneten halklar Tatarlardır. Ağırlıklı olarak Tatarlardan oluştuğu için tüm bu Türk topluluklarının oluşturduğu orda Tatarlar olarak adlandırılmıştır. Anadolu’da ve İran’da İlhanlılar, Rusya’da Altınordu ve Batı Türkistan’da Çağataylar olmuşlardır.
Çin’de ise Kubilay Han Çin’i fethetmiş ve Çin’i fethettiği süreçte herkesin sandığının tersi Cengiz’in Moğolları ve Tatarlarından önce Doğu Türkistan ve Batı Türkistan’daki Karakıtaylar iktidar olmuştur. Bu süreçte Uygur Türkleri Cengiz ordasında yer alarak onun en önemli kültürel kimliklerini sürdürmüştür.
Cengiz, 1200’lü yılların başlarında Çin Seddi’ni de aşarak Karakıtaylar’ın egemen olduğu Kuzey Çin bölgesini fethetmiştir. Fakat bu dönemde artık Kıtaylar değil Gürcenlerin Kim Hanedanı egemendir. Yani Çin’le yapılan savaşta Cengiz Han’ın orduları Çin’le değil bu bölgede egemen olan batıda Karakıtaylar, doğuda ise Kimler olmuştur.
Daha sonra Hülagü döneminde Güney Çin de fethedilmiştir. Bu dönemde Kubilay Hanedanı, Yuan Hanedanı ismini almıştır. Yuan Hanedanı döneminde Çin, Tatarların Avrupadan Çin’e kadar olan egemenliği sayesinde, Pax-Mongolica (Moğol Barışı) denilen dönemde en büyük gelişimini göstermiştir.
Bu dönemdeki Yuan Hanedanı esas olarak Moğollardan oluşmuş bir hanedandır ve karşımızda yine Çinli bir etnojenez sözkonusu değildir.
Dünya sistemindeki gerileme sonrası Çin’e egemen olan Moğollar’ın deniz sisteminden ayrılmalarıyla gerileme başlamış ve Moğollar bu bölgeden çekilerek tekrar Moğolistan’a döndüğünde, Çin’de Ming Hanedanı öne çıkmıştır.
Songları takip eden Ming Hanedanı Çin kökenli bir hanedandır. Mingler bu bölgede 15. ve 16. yüzyıllara kadar iktidarda kalmıştır. Ama tekrardan kuzeydeki Gürcenlerin torunu olan ve bugün Mançular olarak tanımlanan iktidar Çin’i tekrar fethetmiş ve egemenliğini oluşturmuştur. Bu, 1912’de Japonların Çin’i ve Mançurya’yı fethetmesiyle Çin İmparatorluğu’nun yıkılması dönemine denk düşmektedir.
Türkler Çin’i yönetiyor
Burada Han iktidarını ve Hanları mutlaklaştırarak Çin’in mutlak bir Han ulusu olduğu iddiasının ne kadar köksüz olduğunu görüyoruz. Çin’in hanedanlarına baktığımız zaman Çin’in gerçek Çinli olan hanedanları olan Hanlar, Yangçe’de sınırlı kalmış, öte yandan Hunlar Kuzey Çin’i yönetmiştir.
Hunların Sienpiler tarafından yıkılmasıyla Han Hanedanı Kuzey Çin denilen bölgeye ve Doğu Türkistan’a doğru ilerlemiştir. Hun gerilemesini takip eden bu dönemde Güney Çin’den Hanlar kuzey bölgesini istila etmişlerdir.
Daha sonra ise Türk kökenli Tağbaçlar kuzeyden gelerek Doğu Türkistan, Türkistan ve Kuzey Çin denilen bölgeleri fethederek burada Tağbaç iktidarını oluşturmuştur. Çin’in Han bölgesi bütünüyle parçalanmış ve bu parçalanma sonucu Han dönemi ve vadi iktidarlarını oluşturan topluluklar 3-4 parçaya bölünmüştür. Han ulusu da fiziki olarak tarihten silinmiştir.
Tağbaçlar dönemini takip eden dönemde önce Güney Çin’de Sui Hanedanı dediğimiz bir hanedanlık ortaya çıkarken, Tağbaçlar esas Pekin’i kontrol etmektedir. Yani Çinliler güneyde marjinal bir konumdayken Türkler Çin’i kontrol etmektedirler.
Daha sonraki dönemde Tağbaçların kuzeyden gelen Juan Juanlar tarafından yenilmesiyle Güney Çin’de Tang Hanedanı ortaya çıkmıştır. Tanglarla Hanlar arasında dört yüz yıllık etnojenezin durduğu ve Çinliliğin bölgeden silindiği bir süreç yaşanmıştır.
Tanglar Yangçe vadisindeki tarımcı Çinli toplukları yeniden biçimlendirmiş ve Göktürklerin kuzey bölgedeki egemenliklerinin dağılması sonucu bu bölgeye doğru ilerlemiştir. Tangların bu ilerleme sürecinde Arap ordularına Batı Türkistan’da yenilmeleri sonucu Müslümanlığın bölgeye girmesiyle Çinliler bu bölgeden tekrar silinmiştir.
Bunu takip eden dönemde Kuzey Çin dediğimiz bölgeye 6. ve 9. yüzyılda Uygurlar egemen olmuş, daha sonra Kıtaylar hanedan olarak egemen olmuşlardır.
Kıtay Hanedanı da Türkleşmiş bir Moğol hanedanıdır. Ama bu dönemde Çin’de Tangların yerine Güney Çin’de Song Hanedanı ortaya çıkmıştır. Song Hanedanı’nı sonlandıran Hülagü’nün Moğolları olmuştur. Ama Kıtay ve Karakıtayların Çin’in kuzey bölgesindeki iktidarını bütünüyle yıkan yine kuzeyden gelen bir topluluk olan Gürcenler olmuştur. Bunlar Çin hanedanıdır.
Aynı şekilde 13. yüzyılda yine kuzeydeki hanedanı tarihten silen yine kuzeyden gelen Cengiz ve Kubilay Moğolları olmuştur. Bu dönem sonrası Song Hanedanı da sonlandırılarak karşımıza yine bütün Çin’i kaplayan Yuan Hanedanı dediğimiz bir Moğol hanedanı çıkmıştır. Bunu takip eden dönemde, Mingler yine bu bölgede egemen olduktan sonra, Çin’e kuzeyden gelen Mançular 300 yıl egemen olmuştur. Japonlar Çin’deki iktidarı yıktığı zaman iktidar olan hanedan bu Mançu hanedanıdır.
Bu boyutuyla görüldüğü gibi Çindeki hanedanlardan Çinli sayılabilecekler sadece Han (M.Ö.200 - 100’ler), Tang (600-900 arasında) ve Song (1200’lü yılarda) Hanedanlıklarıdır. Bunun dışındaki tüm hanedanlar Mançu Hanedanı, Yuan Hanedanı, Kim Hanedanı, Kıtay Hanedanı, Tağbaç Hanedanı ve onun öncesi Chou Hanedanı’ndan Çi’ler gibi hanedanlar Kuzey Çin’deki Türk, Tatar, Tunguz ve Moğollardan oluşmuş hanedanlardır.
Diğer taraftan batıdaki Tibet daha az etkilenmiş bir bölge olarak Tanglar tarafından yönetilmiş; Turfan ve Tarım Havzası’na da Uygurlarla beraber yerleşmiştir.
Bu haliyle tarihe baktığımız zaman Mao Zedung “Han Hanedanı Çin’in ana ulusudur” dediği zaman, Han Hanedanı’nın tarihten kaybolduğunu görüyoruz. Diğer taraftan ise devede kulak misali küçük etniler sayılan Çinliler, Tibetliler, Uygurlar, Moğollar ve Tunguzlar gibi millet bile olmadıkları ileri sürülen milliyetler tezi de tamamen çarpıtmadır.
Çinin kuzey bölgesi bütünüyle Türk, Moğol ve Tunguzların yönetiminde olmuş; hiçbir zaman Çinlileşmemiş bölgelerdir. Buradaki Çinlileşmenin varlığını silen bir olgu olarak Cengiz döneminde yapılan ırk kanunlarına göre Moğollar, Tatarlar, Türkler, Altınhanlılar, Kıtaylar birinci sınıf vatandaşlar olurken Çinliler daima köle ve dördüncü sınıf vatandaş olmuştur. Bu nedenle de Çinlileşmeye karşı tavır göstermiştir.
Örneğin çok tipik bildiğimiz saçların atkuyruğu yapıldığı Çinli resmi aslında Çinli değil Mançudur ve Tunguzdur. Yani Gürcenlerin kolu olan Kıtaylar, Çin Hanedanı ve daha sonra Munçular bu bölgede egemen olan gruplardır. Bunların saçlarını örmesi Çinli kıyafeti değil tam tersi kuzeyli bozkır kıyafetidir.
Çin’in köleci sistemi
Bu haliyle olaya baktığımız zaman Çinlilerin Han ulusu olduğu tarih tezi çökmektedir. Peki bu neden bu kadar çok öne sürülmektedir sorusu sorulduğu zaman; Çin tarihi görüldüğü gibi kuzey bölgelerdeki bozkır halklarıyla güneydeki vadi halkları arasındaki savaş tarihidir. Bu bozkır ve dağ halklarının sürekli egemen olduğu bir tarihtir. Bu nedenle günümüzde Çin’deki ticaret ve sanayi bölgelerinin yer aldığı kıyı ve güney bölgeleri, varlığını sürdürebilmek için iç ve kuzey bölgelerde hegemonyasını kurmak zorundadır.
Yani Çin’deki sömürü küresel anlamda bir analizin dışında Çin’in kendi tarihsel yapısından gelen bir sömürü biçimidir. Çin’in güney ve kıyı bölgelerinde gelişen tarım toplumları bugünkü kapitalizme doğru gelişme göstermektedir. Ama bu gelişmenin varlığı ancak gelişmemiş iç ve kuzey bölgelerin sömürüsüne dayanmaktadır.
Bu sömürü de esas olarak kıyı bölgelerde emperyalist sistemin kurduğu çokuluslu şirketleri ve Çin Kızıl Ordusu’nun kurduğu ticaret ve sanayi şirketlerinde yaşanmaktadır. Buralardaki kalkınma ve büyümenin temeli Çin’in iç bölgelerinden ve kuzey bölgelerinden gelen köle işçilerle sağlanmaktadır.
Bu köle işçilerin Çin’e maliyetleri günde bir dolar civarındadır. Bugünkü gelişmiş Çin politikasında ileri sürülenlere karşı istatistiklere bakıldığı zaman Çin’in nüfusunun % 50’sinden fazlasının günde iki doların altında bir parayla yaşamakta olduğu görülür.


Birçok kişi Çin’in ekonomik olarak dünya sisteminde yeni gelişen bir
merkez olacağını ve bu yüzden Amerika’nın bunu tasfiye etme
noktasında Doğu Türkistan’daki olayları çıkardığı ileri sürmektedir.
Oysa Çin’in bu konumuyla Amerika’nın en yakın müttefiki konumundadır. Çin, Amerika’nın kışkırtmasıyla kendini koruyan değil tersine,
Amerika’nın korumasında olan bir ülkedir. Çünkü tabiri caizse Amerika’nın kompradoru olarak Amerika adına üretim yapan Amerikan doları alan, bu dolarları Amerikan kağıtlarını alarak tekrar Amerika’ya veren bir döngü içinde yer almaktadır. |
|
Çin’in ana çelişkisi ve
Doğu Türkistan olayları
Son Doğu Türkistan olaylarının gösterdiği gibi bu bölgeden alınan işçiler koparılarak güney bölgelerdeki farikalarda köle olarak çalıştırılmaktadır. Yalnız bu bölgeden değil, iç bölgelerde de aynı olay söz konusudur. İç bölgelerle kenar bölgeleri, yani kıyı bölgelerle kara bölgeleri arasındaki çelişki Çin’in ana çelişkisini oluşturmaktadır.
Bu çelişkinin aynı zamanda etnik bir yapısı da vardır. Çin’in farklı bölgelerindeki Çinlileşme iddiasına karşılık ortak bir Çince konuşulamadığı açık bir olgu olarak Çin’i gezenler tarafından söylenmektedir. Etnik kimlik farklılıkları, Han Çinlisi dedikleri halde, birbirleriyle hiç ilgisi olmayan etnoslar olduğu ortadadır.
Bir de bunu kapitalist sömürü biçimine indirgediğimiz zaman kıyılarda bir komprador tarz, Batı emperyalizminin çok uluslu şirketlerinin Çin Kızıl Ordusu’yla birlikte kurduğu şirketlerde köle emeğiyle yani iç bölgelerden getirilmiş köle işçilerin çalıştırılmasıyla oluşturulan köleci üretim tarzına denk düşen bir üretim tarzı görülmektedir.
Siyasi yapı olarak da Komünist Partisi’nin düzeni devam ettirmek için sürdürdüğü faşizan baskılar söz konusudur.
Bu boyutuyla Tek Dünya isimli kitabında Greider’in anlattığı Çin örneğinde Çin’de başarılı olamayan işçilerden ücretlerinin kesildiğini anlatan bir tercümana “Bu eşitsizlik değil mi?” diye sorduğunda, “Daha önce insanları vuruyorlardı, ne demek” diye cevap alıyordu.
“Evet, üretim hatası yapan işçiler tutuklanıyor ve 1 Mayıs’ta kurşuna dizilerek üretimi baltalayanlar diyerekten topluma gösteriliyordu” şeklinde bir anı anlatılıyordu.
Bu ne kadar doğrudur, ne kadar gerçekçidir bilemem; ama Tek Dünya isimli kitabında bu anıyı anlatmaktadır.
Doğu Türkistan olaylarının arkasında ABD mi var?
Bugün Doğu Türkistan’daki olaylarda insanların taranmasının yanında, Çin yalnız etnik kimliklere değil, kendi Han ulusu kimliklerine de bunu yapmaktadır. Tienmen’de de aynı taranmalar vardır.
Buradaki mücadelede etnik Uygur kimliğinin öne çıktığı görülmektedir. Ama diğer taraftan bugün bu olaylarda provakatör olarak suçlanan Uygurluların kurşuna dizilmesi olgusu da çok somut bir olgudur. Çünkü işçilerin üretimi baltaladıkları, engelledikleri ya da başarısız oldukları öne sürülerek topluca kurşuna dizilmeleri örneklerini yaşayan toplumda bunların kurşuna dizilmesi maalesef acı bir gerçek gibi ortaya çıkacaktır.
Diğer taraftan Çin’in bu dünya sisteminde sürekli büyüdüğünü ileri süren bu yapı aslında dışa açık bir büyümenin ürünüdür. Eğer bu ürünler dış pazar tarafından absorbe edilemezse Çin’in bu üretimi kendi içinde patlayacaktır. Çünkü kendi işçisine dağıtabileceği bir ilişki yoktur. Yani Çin’de bir tüketici kitlesi sözkonusu değildir.
Daha evvel Batılı şirketler hergün bir buçuk milyon Coca-Cola satsak diyen bir imajla Çin’e tüketici bir alan olarak bakarken; Çin’in bir buçuk milyon Coca-Cola içecek bir harcaması söz konusu değildir.
Ama dünya sisteminin 1945-1970 arasındaki büyüme dönemde, 1970’lerde Japonya ortaya çıkarken 2000’den sonra Çin ortaya çıkmıştır. Özellikle 2000’den sonra bu dönemdeki büyüme esas olarak Amerikan pazarının Çin ürünlerini emmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu emmeye karşılık Amerika’nın Çin’e ödediği dolarlar Çin’i iki trilyon doların biriktiği dolar sever bir ülke konumuna dönüştürmüştür.
Diğer taraftan Çin ise borsada Amerikan hisse kağıtlarını satın alarak Amerika’nın hizmetinde bir sistem oluşturmuştur. Birçok kişi Çin’in ekonomik olarak dünya sisteminde yeni gelişen bir merkez olacağını ve bu yüzden Amerika’nın bunu tasfiye etme noktasında Doğu Türkistan’daki olayları çıkardığı ileri sürmektedir.
Oysa Çin’in bu konumuyla Amerika’nın en yakın müttefiki konumundadır.
ABD, Çin’in parçalanmasını
ister mi?
Bu müttefiklik Thomas Barnett tarafından da “Çin’i ucuza kapatmak” teziyle ileri sürülmüştür. Yani Amerikan parasının Çin’e sürekli yatırım yaptığı, Çin’deki üretimin Amerika tarafından satın alındığı yerde Çin, Amerika’nın kompradoru konumundadır. Buna karşılık Amerikan parasını alarak onu depolamaktadır. Ama eşitsiz bir ödeme söz konusudur. Kağıtlarla bu ödenmektedir.
Bu en son Doğu Perinçek’in, Çin’in dünyanın merkezi ve en büyük gelişmekte olan ülkesi olarak Amerika’dan barış satın aldığını ileri sürme noktasında ortaya çıkmıştır.
Çin bu pozisyonuyla Amerika’nın muhalifi değil, Amerika’nın desteğini oluşturmaktadır. Amerika’nın muhalifini oluşturduğunu ileri sürülen Huntington ve Brzezinski’nin tezleri olan İran-Çin-Rusya ittifakı hayali bir ittifak konumunda kalmıştır.
Ama bu somut ittifak içinden baktığımız zaman Amerika’nın en yakın müttefiki Çin’dir. Çin nedeniyle de Amerika Çin’in parçalanması, dağılması için değil bir arada tutulması için çaba göstermektedir.
Bu anlamda sanki Amerika Çin’i parçalamak için hareketler yapıyor ve Çin bu yüzden haklıdır tezi tamamen hayali bir tezdir. Çin’in parçalanma süreci kendi içindeki ekonomik eşitsizliğin zirveye çıkmasındandır.
İkincisi ise eşitsizlik dıştan para akışı devam ettiği sürece sürdürülebilir; ama dünya pazarının gerçek bir ekonomik krizde sarsılarak Çin’in mallarını satın alamadığı gün Çin sistemi bütünüyle çökecek ve bugünkü parçalanması Uygurlarla sınırlı kalan bir noktada değil tersine tarihsel süreçte gördüğümüz bir ilişki gibi gerçekleşecektir.
Bu parçalanma sürecini kavramamız için de Çin’in dünya sistemindeki gelişmesini bir patlama biçiminde sürdürmesi gerekmektedir. Bu da dünya sisteminin krize girmesi demektir.
Borsa krize girdiği zaman ben bunun bir dünya krizi olmadığını, krizin gerçek anlamda Çin’in dünya pazarına sattığı malları satamaz duruma geldiği zaman olacağını belirtmiştim.
Çünkü Çin dünyanın Arjantin, Brezilya gibi birçok ülkesinden tedarikçi olarak alış veriş yapmaktadır. Üretiminin patladığı ve bunu satamadığı zaman Çin’in krize girmesiyle bu ülkeler de krize girecektir.
İşte sorun bu boyutuyla ele alınmalıdır. Gerçekten tarihsel-ekonomik-politik bir analiz yaptığımız zaman Çin’deki olaylar Çin’in tarihsel sürecinden kaynaklanan faşist yapısının ürünü bir sistem ile açıklanabilir.
Çin, ABD’nin kompradorudur
Çin, Amerika’nın kışkırtmasıyla kendini koruyan değil tersine, Amerika’nın korumasında olan bir ülkedir. Çünkü tabiri caizse Amerika’nın kompradoru olarak Amerika adına üretim yapan Amerikan doları alan, bu dolarları Amerikan kağıtlarını alarak tekrar Amerika’ya veren bir döngü içinde yer almaktadır.
Bu anlamda Çin askeri olarak da Amerika’dan barışı almak için bu ekonomik boyun eğişi yapıyor diyen en Çinci partiler bile bu gerçeği gördükleri noktada artık Amerika’nın niçin Çin’i parçalamak gibi bir amacı olduğunu anlatmak güçleşecektir.
Keza Friedman da Çinin 2020’lerdeki krizinin bu paranın gelişinin durduğu zaman gerçekleşeceğini, kıyılarda birikmiş sermayenin Çin Komünist Partisi’nin otoritesini kabul etmeyeceğini, bunun sonucunda merkezi otoritenin dağılacağını ve bununla beraber paranın girişinin kesilmesi veya üretimin pazarlanamaması durumunda bir sistem krizinin patlamasıyla Çin’deki bu eşitsizlik nedeniyle parçalanmaların ekonomik temelli bir parçalanma olacağını; ama etnisitenin de buna yol göstereceğini dile getirmiştir.
3000 yıllık tarih sürecine baktığımız zaman kuzeydeki Türkler ve Moğollarla güneyde tarım alanındaki Yangse Çinlileri arasındaki savaş yalnızca 1949’dan bu yana değil, sürekli devam eden ve gelecekte de devam edecek bir savaştır.
Dünya sistemi içindeki konum bunu göstermektedir. İngilizler ve Japonlar Çin’e girdiği zaman Çin’de iktidar olan Hanlar değil Mançulardı ve Mançular da etnik olarak Çinli değillerdi.
Bu boyutuyla bakıldığı zaman zaten Çin etnik sorun temelinde oluşmuş bir ülkedir. 3000 yıllık bir etnik sorunun savaşı olan bir ülkedir. Ama esas sorun da ekonomik krizin Çin’i patlatmasıyla ortaya çıkacaktır.
(Sayı 247-248, 03-10/08/2009)
|