Özgür Erdem
Fethullahçılar, Aydınlıkçılar ve Tarafçılar Türk Düşmanlığında Buluştu

Amerikancı basın Uygur Türklerini destekliyor diyenlere hatırlatma:
Taraf gazetesi Uygurların deşşetinden bahsediyor.
Habere göre ölenlerin çoğu da Han Çinlisiymiş!

Koyun can derdinde, kasap et derdinde! Yavuz Donat Çin’den bildiriyor!
Ama bambaşka bir dünyada...
Şanghay’daki fuar, Çin’le ticaretimiz... Uygur Türkleriyle ilgili tek bir satır yok. |
|
Olayların ardında ABD mi var?
Doğu Türkistan’da 3 haftadır çok açık bir katliam yaşanıyor. Ama Türkiye’de yürütülen alçakça bir propaganda bu katliamın boyutlarının anlaşılmasını engelliyor: “Olayların ardından ABD var!”
Olayların ardında ABD’nin olmadığını burada uzun uzun anlatacak değiliz. Çünkü olayların ardında ABD’nin olduğunu iddia edenler bunu kanıtlamak zorunda.
Örneğin şu sorulara yanıt verilmesi gerekir:
ABD katliamın ardından Çin’e yönelik en ufak bir eleştiride bulundu mu?
Hayır!
2008 Olimpiyatları döneminde Tibet’te yaşananların ardından ABD hem resmi olarak hem de kontrolü altında tuttuğu NGO’larla büyük bir tepki oluşturmuştu. Doğu Türkistan’da yaşanan katliam ise geçen sene Tibet’te yaşananların kat be kat üstünde. Buna karşın Doğu Türkistan’la ilgili benzer bir kampanya oluştu mu?
Hayır!
Obama’nın olaylarla ilgili en ufak bir açıklaması oldu mu?
Hayır!
ABD-Çin ilişkilerinde en ufak bir gerilim yaşandı mı?
Hayır!
Olayların ardındaki isim olarak öne sürülen ve ABD ajanı olduğu iddia edilen Rabia Kader, son katliamdan sonra ABD’den en ufak bir yardım alabildi mi?
Hayır!
Rabia Kader Amerikancıysa, tarihimizin en işbirlikçi, en Amerikancı iktidarı AKP tarafından desteklendi mi?
Hayır!
Aksine Kader’in AKP iktidarı döneminde vize bile alamadığı ortaya çıktı.
Doğu Türkistan’da yaşananlar bir ABD provokasyonuysa has Amerikancı AKP’nin Çin’e yönelik en ufak bir resmi protestosu oldu mu?
Hayır!
Tayyip’in günü kurtaran açıklamalarının dışında Türkiye resmi olarak hiçbir şey yapmadı.
Sorular elbette artırılabilir. Ama yanıtlar değişmeyecektir. ABD’nin olayların ardında olmadığı, yaşananın Çin’in Uygur Türklerini katletmesi olduğu gayet açık ve net bir şekilde görülüyor.
Çinci lobi
Öyleyse, Türkiye’deki Çinci lobiyi ortaya koymak gerekiyor.
Bu lobinin başında doğal olarak Aydınlıkçılar geliyor. Doğal diyoruz çünkü 40 yıldır Maocu adamlar. Çıkıp Doğu Türkistan’daki Çin işgaline karşı çakacak değiller ya.
Ancak Çinci lobi çok daha yaygın.
Örneğin Aydınlıkçıların etkisi altındaki kimi “ulusalcı” çevreler. Onlar da “Olayların ardında ABD var” değerlendirmesini ağızlarına sakız yapmaktan çekinmedi ve katliama sessiz kaldı. Önceki sayımızda ADD’nin konuyla ilgili açıklamasını vermiştik zaten.
Çin lobisinde yer alan diğer kesim ise ülkücüler. Onlar tabii Aydınlıkçılar kadar açıktan Çin’i savunamadılar. Usulen de olsa Uygur Türklerine sahip çıkmak zorundaydılar çünkü. Ancak olayların ardında Amerikan parmağı olabileceği konusunda Perinçek’ten hiç de geri kalmadılar.
Ancak Çin lobisinin çok göze batmayan başka üyeleri de var. Ve asıl onları deşifre etmek gerekiyor.
Yavuz Donat’tan başlayalım.
Donat, Sabah yazarı. Yıllarca basında Demirel’in sözcülüğünü yaptı. Ama Sabah’ın Çalık grubuna geçmesiyle birlikte o da AKP saflarına transfer oldu. Şimdi AKP’de daha çok Abdullah Gül’ün sözcülüğünü yapıyor.
Doğu Türkistan’daki katliamdan sonra Donat, Çin’e gitti.
Normal şartlarda, yüzlerce Uygur Türkünün katledilmesinden sonra bir Türk gazetesi Çin’e giderse gündemi ne olmalıdır? Tabii ki katliam.
Hatta gazetecinin Türk olmasına da gerek yok, herhangi bir gazeteci Çin’e gidiyorsa mesleki bir refleks gösterir ve katliamı merak eder, onu sorar, onu yazar.
Ancak Yavuz Donat’ın umurunda değil katliam. Bize Şanghay’ın “ışıl ışıl” gecelerinden, EXPO 2010’dan, Çin ekonomisinden, Çin turizminden falan bahsediyor…
Ve tabii Gül’ün Çin ziyaretinden.
İşte Çin lobisinin gücü de buradan geliyor.
Siz Abdullah Gül’ün, yani Cumhurbaşkanının, yani Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etme görev ve yetkisine sahip birisinin, Çin’i Doğu Türkistan’daki katliamla ilgili kınadığını duydunuz mu?
Hayır.
Bu konuda bir basın açıklaması yaptı mı?
Hayır.
Futbol yazarı Vedat Okyar’ın ölümü için “derin teessüf”lerini bildiren Gül, katledilen yüzlerce Uygur Türkü için kılını bile kıpırdatmamış.
Aynı Gül, Çin’e gittiğinde 3.5 milyar dolarlık ticaret anlaşmaları imzalamış, Urumçi ziyaretindeyse Uygur Türklerine devletlerine bağlı kalmalarını salık vermişti.
Ortada çok açık bir göz boyama var. Türkiye’de bir kesim, ki AKP bu kesimin başındadır, Çin’le yaptığımız ticareti ön plana çıkararak Doğu Türkistan’daki katliama seyirci kalınmasının propagandasını yapıyor. Yavuz Donat’ın Sabah’taki dizisi bunun küçük bir örneği.
Ama bu örnek, bütün AKP’lileri ve Şeriatçıları kapsayacak şekilde genelleştirilebilir.
Aydınlıkçılar Doğu Türkistan’da Amerikan parmağı olduğunu kanıtlamak için sık sık söyledikleri bir propaganda var: “Türkiye’deki Amerikancı basın Uygur Türklerini destekliyor.” Bu da tamamen yalan ve Aydınlıkçıların ikiyüzlülüğünü ortaya koyan bir olay.
Bir kere olaylarda ölenlerin çoğunun Han Çinlisi olduğunu yazan gazetelerin başında Taraf geliyordu. Hatta Taraf “Bu da Uygurların Dehşeti” başlığıyla yaptğı bir haberde “olayların başka bir nitelik de taşıdığını” anlatıyor.
Radikal’de Cengiz Çandar da aynı teraneyi okudu: “Ama ya Urumçi’deki olaylarda ölen Han Çinlilerin ölü sayısı, gerçekten Uygurlardan fazla ise? Bu ihtimal dışı bir durum değil.”
Mesela Fethullahçılara bakalım. Zaman’da ve diğer yayın organlarında katliamı kınadılar, ama hiçbir zaman manşet yapmadılar. Birinci sayfadan sıradan bir haber gibi verdiler. Fethullahçıların önem verdiği olaylarda olduğu gibi Fethullah Gülen’in herhangi bir açıklamasını yayınlamadılar. Ölen her tarikat Şeyhi için yarım sayfa ölüm ilanları veren Fethullah, Uygur Türkleri için bunu yapmadı mesela...
Kısacası Türkiye’de Amerikancı olarak nitelendirilecek gazetelerin hiçbiri Çin’e karşı çıkmadı.
Çincilik ve Rusçuluğun esas nedeni: Amerikancılık
Ancak o çok süslü “ABD’ye karşı Türkiye-Çin-Rusya ittifakı” söylemlerinin ardında çok derin bir Amerikancı plan var. Asıl o planı ortaya çıkarmak gerekiyor. Çünkü her ne kadar Türkiye’deki Rusçuluk ve Çincilik gelişiyorsa da, Türkiye’yi esas sömüren ülke ABD’dir. Ve Türkiye de halen ABD hakimiyeti altındadır.
Türkiye ABD hegemonyası altında ama aynı zamanda Türkiye’de gelişen büyük bir Amerikan karşıtlığı da var. Özellikle ABD’nin Irak işgalinden, sözde Kürt devletini desteklemesinden ve hele hele 11 askerimizin başına çuval geçirmesinden beri Türk milletinin Amerikan karşıtlığı arttı. O kadar ki bu konuda dünyanın bir numarası olduk. Bizzat Amerikan kuruluşların yaptığı araştırmalarda ABD’den nefret eden Türklerin oranı %92’lere vardı. Ve bu karşıtlık hep %85 ile %90 arasında seyretti.
Amerikan karşıtlığının bunca yükseliği bir ülkede ABD’ye karşı Çin ya da Rusya’ya dayanma stratejisi bir tür mandacılıktan başka bir şey değildi. Amerikan karşıtı bir millete pompalanan Rusya ve Çin hayranlığı, Amerikan karşıtlığının antiemperyalist bilince ulaşmasının önündeki en büyük engeldi. İşte Amerikancı planın ta kendisi budur: “Türk milleti Amerikan karşıtı olsun, ama kesinlikle antiemperyalist olmasın.” Sonuçta antiemperyalizm olmayınca da Türkiye o kapitalist-emperyalist sistemden kopuşunu bir türlü gerçekleştiremez. Ve o sistem içinde kaldığı sürece ABD hakimiyetinden asla kurtulamaz.
Üstelik yüzlerce yıldır Türk yurdunu işgal eden Rusya’yla Çin’i Türk milletine dost olarak kabul ettirmesi de zordur. Ve antiemperyalist olamayan insanlar da üç emperyalistten birini, yani ABD, Rusya ve Çin’den birini seçmek zorunda kaldığında, “kötünün iyisi” diyerek hep ABD’nin yanında yer alacaktır. Üstelik “bir büyük güce dayanma” stratejisini Türkiye’nin kurtuluşu için önerirseniz, büyük güçler arasındaki “en büyüğü” seçmek stratejik olarak aslında en mantıklısıdır.
Halbuki izlenmesi gereken strateji “kötülerden birini seç” değil, “kötülerin tümüne karşı çık” olmalıdır. Yani antiemperyalist olunmalıdır. ABD’nin korkulu rüyası kesinlikle budur. Türkiye’de Çincilik ve Rusçuluğun engellediği şey Türkiye’deki Amerikan hakimiyeti değil, ABD’nin en büyük korkusu olan Türk milletinin antiemperyalist olmasıdır.
ABD’nin daha da büyük korkusu ise, Tataristan’dan Doğu Türkistan’a, Musul-Kerkük’ten Yakutistan’a bütün Türk dünyasında Türklerin birlik olmasıdır. “Türk Birliği” emperyalizme vurulacak en büyük tokatlardan biridir. Ve emin olun bunu ABD de Rusya da Çin de asla kabul edemez. Çünkü o tokat tümünün birden suratına inecektir.
Dünyanın neresinde olursa olsun Türk’ü öldürene, Türk’ün katledilmesine sessiz kalana o tokadı indirmek ise biz Türk Solcularının bir numaralı hedefi olmalıdır.
Çin ve Rusya Türkiye’yi nasıl sömürüyor
Çin lobisinin ardında onlarca yıllık Maoculuğun ötesinde bir şey var.
Birincisi Türk düşmanlığı. Her tür konuda, Kıbrıs’tan Kürt bölücülüğüne, Ermeni meselesinden Yunan meselesine, yani bütün önemli sorunlarımızda Türkçü değil de Türk karşıtı konumlananların Doğu Türkistan’daki katliamı da görmezden gelmesi gayet doğal.
Ama çok daha önemli bir ikinci gerçek var. O da Çin-Türkiye ilişkilerindeki dengesizlik. Daha doğrusu Çin-Türkiye ticaretindeki dengesizlik.
Bir uluslararası ekonomi kuralıdır. Bir ülkeyle yaptığınız dış ticarette ithalatınız ihracatınızdan çoksa açık verirsiniz. Buna dış ticaret açığı denir. Ve açık çok büyürse, bu ticaretten öte bir “sömürü” ilişkisine dönüşür.
Bir de bu bağlamda bakalım Türkiye-Çin ilişkilerine.
Bugün Türkiye-Çin ticaretinde durum bizim aleyhimize. Üstelik 1’e 11 gibi çok büyük bir oranda. Yani Çin’den 11 dolarlık mal alıyorsak ancak 1 dolarlık mal satabiliyoruz.
Örneğin 2005’te Çin ile toplam ticaret hacmimiz yaklaşık 6 milyar dolardı. Bunun 5.5 milyar doları ithalat, 500 milyon doları ise ihracatımız. İthalat/ihracat oranı 1’e 10! Ve bu açık o günden beri artarak devam etti.
2008 yılında Çin’den 15.6 milyar dolarlık mal ithal ettik. Toplam ithalatımızda Çin mallarının payı % 7.8’di. İthalat yaptığımız ülkeler arasında Çin 3. sıradadaydı. Aynı yıl ihracatımızda Çin 29. sıradaydı. İhracatımızdaki payı % 1.1 idi. 2008 ihracatımız 1.4 milyar dolardı. Yani 1’e 10’luk oran artmış, neredeyse 11 katına ulaşmış…
Gül’ün son ziyaretinde yapılan 3.5 milyar dolarlık anlaşma da genellikle ithalat anlaşmaları. Yani 1’e 11’lik oran da hızla artacak.
Peki diğer ülkelerle durum nasıl. AB ülkeleriyle 2008’deki toplam ihracatımız 38.5 milyar dolar. Toplam ithalatımız ise 49 milyar dolar. Yine açık veriyoruz, bu Türkiye ekonomisinin genel bir sorunu zaten. Ancak oran Çin’deki gibi 1’e 11 falan değil.
ABD ile durum şöyle. Toplam 4.3 milyar dolar ihracatımız, 12 milyar dolarlık ithalatımız var. Oran 1’e 3. Yine açık veriyoruz ama Çin’le olduğu kadar değil.
Emin olun, bugün Doğu Türkistan’daki katliama sessiz kalanlar ya da Türk milletinin baskısı nedeniyle beylik laflarla geçiştirenlerin Çin’le yapılan ticarette kesinlikle bir payı vardır. Yani Uygur Türkünün davasının Çin’le ticaret için feda edildiğini görmek gerekiyor.
Tabii buna tepki gösterecek Türkiye’nin Atatürkçüleri de “olayların ardında ABD var” diye uyutuluyor.
Peki yalnızca Çin-Türkiye ilişkilerinde mi yaşanıyor bu?
Hayır…
Türkiye’de bir de Rus lobisi var.
İşin garibi Çin lobisiyle Rus lobisini birebir aynı isimler oluşturuyor.
Başı yine Aydınlıkçılar çekiyor. Ve yine aynı “Amerikan karşıtlığı” propagandasıyla. 5-6 yıldır Türkiye’de Avrasyacılık rüzgarı estiriliyor. Biz buna en başından beri hep karşı çıktık. Rusya’nın da ABD gibi emperyalist bir ülke olduğunu, Amerikan emperyalizmine karşı mücadele için başka bir emperyalistin kucağına oturmanın yanlışlığını anlattık.
Şimdi o masalın, Avrasyacılığın bir de ticaret boyutuna bakalım.
Rusya’yla yaptığımız ticarette de açık veriyoruz. Hatta en çok açığı Rusya’ya veriyoruz: Toplam ithalatımız 31,5 milyar dolar. İhracatımız ise 6,5 milyar dolar. Açık: 25 milyar dolar. Türkiye’nin toplam dış ticaret açığı ise 69 milyar dolar. Rusya ile Çin’i topladığımızda toplam açığımız 39,2 milyar dolar. Yani bütün dış ticaret açığımızın %57’si!
Ticaret ilişkilerinde bizi en çok sömüren iki ülke Amerikan emperyalizmine direnişte dost güçler olarak yutturulmak isteniyor. Milyar dolarların havada uçuştuğu bir ortamda, bu ihanetin nedeni de ortada aslında...
Peki Türkiye’de Rusçuluğu kim yapıyor? Çincilikle yapanlarla aynı. AKP örneğin. AKP iktidarında Çin’li ticaretimizin gelişmesi gibi Rusya’yla da ilerledi. İkili ilişkiler de öyle. Putin’le Tayyip ve Gül defalarca görüştü. Hatta o kadar ki Putin Türkiye’yi tam 4 kere ziyaret etti. İlk ziyareti Rus devlet başkanının (SSCB’yi de sayarsak) 32 yıl sonraki ik ziyaretiydi...
Ve yine Türkiye’nin büyük sermaye çevreleri... Onlar da Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmesinden gayet memnun. |
(Sayı 246, 27/07/2009)
|