İnan Kahramanoğlu - Mustafa Suphi
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Deniz Gezmiş'lerin İzinde

Gökçe Fırat
Bütün Toplum
Aynı Hızda Kirleniyordu
Birinciliği Solcuya Verdiler


Özgür Billur
Deniz Gezmiş'e Kulak Verelim


Yunus Yılmaz
Deniz'lerin Mücadelesi
Devam Ediyor


İnan Kahramanoğlu
Mustafa Suphi


Özgür Erdem
Sağcılar Cambaz
Solcular Delikanlı Olur


Kaya Ataberk
Mahir Çayan ve
Bitmeyen Kızıldere


Tuğrul Çelik
TÜRKSOLU'nun Nâzım'ı

İnan Kahramanoğlu
Mustafa Suphi

Komprador solun Mustafa Suphi çarpıtması

Mustafa Suphi: Türk Solu'nun milliyetçi kökleriMustafa Suphi ve onbeş yoldaşının 28/29 Ocak 1921’de Karadeniz açıklarında katledilmeleriyle birlikte Türkiye’de sosyalist solun ilk örgütlü gücü yok edilmiş oluyordu. “Onbeşler”in katledilmesi elbetteå bir başlangıçtı, çünkü yok edilmek istenen Onbeşler’in şahsında solun temsil ettiği düşünce ve ideallerdi.

Tam da bu nedenle Türk solu Onbeşler’in katledilmesinin üzerinden geçen neredeyse doksan yıl boyunca her türlü baskı, işkence ve katliamlarla yok edilmeye çalışıldı, çalışılıyor.

Bugün katledilmelerinin ardından geçen neredeyse doksan yıl sonra bile Mustafa Suphilerin hatırlanması da herhalde yarattıkları geleneğin gücü ile ilgili olsa gerek.

Peki ama bugün Mustafa Suphilerin geleneğinin temsilcisi olduklarını iddia edenler acaba Mustafa Suphilerin yarattığı ideolojik ve eylemsel çizgiyi ne ölçüde savunmaktadırlar?

Açıkça söylemek gerekirse uzunca bir süredir Mustafa Suphilerin yarattığı gelenek, yarattıkları ideolojik duruştan tümüyle soyutlanarak katledilmelerine ağıt yakmak ve bu katliamın sorumlusu olarak da Mustafa Kemal’i ve dolayısıyla Atatürkçülüğü suçlamak olarak ortaya çıkmaktadır.

Burada ise sol içinde uzun bir süredir yaşanan ve bugün gelinen noktada Türk solunun tarihsel birikiminden ve geleneksel tavrından tümüyle kopuk bir çarpık sol anlayışı karşımıza çıkmaktadır. Bu sol kendi köksüzlüğünü gizlemek için Türk solunun bütün tarihsel değerlerini ve devrimci önderlerini utanmadan kullanmakta, onlardan nemalanmak istemektedir.

Mustafa Suphi ve onun yarattığı gelenek için de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Mustafa Suphi bugün tüm sol çevrelerin kendilerini dayandırdıkları ve sahip çıktıkları bir kaynaktır. Ancak Mustafa Suphi’nin yarattığı geleneği onun fikirleri ve mücadelesi temelinde ele aldığımızda, bugün Mustafa Suphileri sahiplenmeye çalışan çevrelerin aslında Mustafa Suphilerin savunduğu fikirlerden ve ortaya koydukları mücadeleden ne kadar da uzak olduklarını, dahası bizzat bu fikirlere karşı çıkanlar olduklarını görürüz.

Milliyetçi sol-Solcu milliyetçiler

Mustafa Suphi’nin siyasal mücadelesinin başlangıç noktası, kimilerinin pek hoşuna gitmeyecek ama, Türk Ocağı’dır. Suphi’nin yanısıra TKP’nin ikinci adamı ve genel sekreteri konumundaki Ethem Nejat da aynı şekilde Türk Ocağı kökenlidir.

Dolayısıyla Türkiye Komünist Partisi’ni kuranlar milliyetçi solculardır. Zaten o dönemin solcu aydınları ve devrimcilerinin de neredeyse tümü aynı zamanda milliyetçidirler.

Türk Ocağı çizgisinde siyasi mücadeleye başlayan Mustafa Suphi’nin süreç içinde sosyalizme varması da bu açıdan bir kopuş değil bir gelişimin sonucudur.

Mustafa Suphi’nin Türkçü fikirlerini reddedemeyenler, Suphi’nin bu fikirlerini bir süre sonra terk edip sosyalist olduğunu söyleyerek onun Türkçü ve sosyalist fikirlerini birbirinden kopuk iki süreç gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Ama bunu yapanlar Mustafa Suphilerin Sovyetlerdeki Türklük mücadelesini ve Mustafa Kemal öncülüğündeki Kuvayı Milliye hareketine katılmak için canlarını ortaya koyarak Anadolu topraklarına geçmelerini de açıklamak zorundadırlar.

Mustafa Suphi ve o dönemin ilk solcuları olan milliyetçi aydınların böylesi bir ideolojik duruş geliştirmeleri de şaşırtıcı değildir. Türk aydınları Osmanlı’nın batı emperyalizmi tarafından parçalandığını tespit etmekte ve bu tespitin doğal bir sonucu olarak da Batı emperyalizmine karşı antiemperyalist ve milliyetçi bir siyasal çizgi geliştirmektedirler.

Bugün antiemperyalizmi ve bağımsızlıkçılığı gericilik olarak ilan eden solcularımız çok özgün bir “sol” yarattıklarını görmelidirler, ama bunun Türk Solu’nun tarihsel geleneği ile tümüyle zıt olduğunu da bilerek.

Milliyetçiliğe düşman bugünkü solun aksine Mustafa Suphi ve TKP’nin kurucu kadrosu antiemperyalist milliyetçilerdir ve bunu da açıkça ifade etmektedirler. Örneğin Mustafa Suphi İttihat ve Terkaki tarafından sürgüne gönderildiği Sinop’tan yazdığı bir makalede Türklüğün önemini şu sözlerle anlatmaktadır: “Türklük... Türklük... Fakat bir Türk bundan ne anlıyor? Ruhunun derinliklerinde gizlenen bir his, bir benlik, Rum ve Acemden hariç, Osmanlılıktan başka, müslümanlıktan evvel bir benlik; öyle bir benlik ki, onu, dünyaya düştüğü andan itibaren döktüğü kanların iziyle... ilk damlasına, ilk gördüğü toprağa, ilk türkü söylediği ocağa kadar sürükleyip götürüyor”

Her fırsatta Türk Solu’nu milliyetçilik ve Kemalistlikle suçlayan ve Türk lafını telaffuz eden herkesi de faşist ve ırkçı ilan eden sol acaba Mustafa Suphi’nin bu sözlerine ne der?

Ermenici değil, Türkçü sol!

Bugünkü “Hepimiz Ermeniyiz”ci solun aksine Ermeni meselesinin en canlı olarak yaşandığı 1920’li yıllarda Mustafa Suphi’nin TKP’si Ermeni meselesinin emperyalizmin kışkırtmasıyla gerçekleştiğini söylemekte ve Taşnakların Müslüman ve Türk köylerine yönelik yaptığı katliamlardan bahsetmekteydi.

TKP’nin Kasım 1920’de yayınladığı bildiride Ermeni meselesinde Ankara hükümetinden yana açıkça tavır alınmakta ve Ermeni meselesini kışkırtan emperyalist güçlerin esas amacının Anadolu’yu arkadan vurmak olduğu belirtilmekteydi.

Ermenilerin Türk köylerine yönelik saldırı ve katliamlarının artması üzerine de Mustafa Suphi bizzat devreye girerek Müslüman bölgelerde görev yapan Kızıl Ordu içindeki Ermeni unsurların temizlenmesini sağlayarak Türklere yönelik daha büyük çaplı katliamların önüne geçmiştir.

TKP’nin kuruluş kongresinde konuşan TKP delegesi Nazmi de özellikle İngilizler ve Taşnaklar tarafından kışkırtılan Ermenilerin “Van ve Bitlis’te Müslüman halkı kesmeye, evlerini yıkmaya, mallarını yağmaya” başladıklarını anlatmış ve “Bütün siklet-i dava Türk halkı üzerinedir” sözleriyle emperyalist devletlerle Ermeniler arasındaki ittifakın esas hedefinin Türk Milleti olduğunu söylemiştir.

Dolaylısıyla Mustafa Suphi ve TKP’nin Türkçü-milliyetçi ideolojik duruşu sadece siyasi mücadelesinin ilk dönemlerindeki bir aşama değil mücadelesinin özüdür ve bu gerçeklik Ermeni meselesi söz konusu olduğunda da tartışılmayacak şekilde kendini göstermektedir.

Marksizm-Leninizm mi, Türk sosyalizmi mi?

Esasen o dönemde milliyetçilik ve sosyalizm arasında bir ayrım olmadığı gibi bu iki düşünce birbiriyle iç içedir. Öyleki 1900’lerin ilk çeyreğinde bütün dünya Marksist-Leninist çizgideki Sovyet devrimi ile sarsılırken Sovyet topraklarında ve hatta Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin içinde Galiyev liderliğinde bir Türk sosyalizmi akımı doğmaktadır. Galiyev’in başını çektiği ve Nerimanov, Rıskulov, Vahidov gibi ünlü Türk komünistlerinin oluşturduğu Türk komünist örgütlenmesi, Rus topraklarındaki Türk bölgelerinde ve bütün Kafkaslarda hızla güçlü bir örgütlenmeye dönüşmektedir.

Sovyet devriminin başarılmasında da Sovyet ordusu içinde sayıları yüz binlerle ifade edilen Türk komünistlerinin çok büyük payı vardır. Dolayısıyla 1920’lere gelindiğinde Sovyet devrimi içinde Marksist-Leninist ideolojinin ağırlığının yanı sıra Sovyetler içinde hakimiyet mücadelesi veren bir Türk sosyalizmi akımı ortada durmaktadır. Mustafa Suphi’nin de Sinop’taki sürgün yaşantısını terk edip Rus topraklarına vardığında yaptığı ilk şey soydaşı Türk komünistleriyle tanışmak ve onların mücadelesine katılmak olmuştur. Mustafa Suphi’nin Rus topraklarındaki iki önemli düşmanı ise Enver Paşa liderliğindeki İttihatçılar -ki bunlar Milli Mücadele hareketine de karşıdırlar- ve Stalin liderliğindeki Sovyet politbürosu olmuştur. Mustafa Suphi, Stalinci çizginin dışında bir Türk komünist örgütlenmesinin liderlerinden birisi olduğu için Stalin tarafından milliyetçilikle suçlanmaktayken Enver Paşa tarafından da Mustafa Kemal’e ve Milli Mücadeleye olan desteği yüzünden düşman olarak görülmektedir. Suphilerin Trabzon’da Enverciler tarafından katledilmesinin ve tam da bu süreçte Stalin’in Galiyev başta olmak üzere tüm Türk komünistlerini tasfiye eden kanlı katliamlara girişmesinin arkasında da bu düşmanlık yatmaktaydı.

Dolayısıyla Mustafa Suphi, Sovyet devriminin hakim Marksist-Leninist çizgisinin değil Galiyev liderliğindeki Türk sosyalizmi akımının liderlerinden birisidir.

Mustafa Suphi’nin o dönemki yazı ve konuşmaları incelendiğinde de onun ideolojik çerçevesinin temelinde Galiyev’in “Doğu Devrimi” ve “sömürgeler enternasyonali” tezlerinin etkisinde olduğu görülecektir.

Zeynullah Nevşirvanov’un TKP genel sekreteri Ethem Nejat’ın ardından yazdığı makalesinde kullandığı şu sözler aynı zamanda Mustafa Suphi ve TKP’nn diğer kadroları için de geçerli bir tespiti içermektedir: “Onun takip etmekte olduğu Türkçülük Ziya Gökalp’in mistik, skolastik idealizmle karışık propaganda yapmakta olduğu ve bir Osmanlı gazetecisi tarafından ‘kara tehlike’ diye adlandırılan ‘mürteci Türkçülük’ten tamamen ayrı idi... Bu milli sosyalizm konusuna nasıl bir bakış açısı beslemiştir bilemeyiz. Fakat bizzat kendi durumu gösteriyor ki -eğer tanımlamak mümkün ise- eski bir ‘milli sosyalist’ karşısında bulunuyoruz. Çünkü o, 1918 senesinde hem bir Türkçü, hem bir ‘milli sosyalisttir’”.

Mustafa Suphi ve Atatürk’ü birleştiren milliyetçilik

Mustafa Suphi’nin İttihat ve Terakki tarafından sürgüne gönderilmesinden sonra Rus topraklarını kaçışı ve buradaki mücadelesinin hedefi de her zaman Türk Milli Mücadele hareketinin başarıya ulaşması olmuştur. Rus topraklarındaki mücadelesi ve 1921’de TKP’nin feshedilip Anadolu’ya dönüş kararı alınmasında da temel etken Anadolu’da Mustafa Kemal öncülüğünde ilerleyen Milli Mücadele’nin başarıya ulaştırılmasıdır.

TKP Merkez Komitesi kararlarında da Anadolu’da yürüyen Milli Mücadele Hareketi’nin antiemperyalist karakterine vurgu yapılmaktadır: “Avrupa ve Amerikan emperyalizmine karşı Anadolu’da başlayan milli isyan hareketi, uluslararası proletarya cephesine güç katmakta ve Batı burjuvazisinin ekonomik ve soyguncu planlarının gerçekleşmesini büyük ölçüde engellemekle, büyük bir tarihi rol oynuyor...

Bugünkü ortam ve koşullarda, bu görevlerin en önemlisi Anadolu’yu emperyalist işgale karşı savunan isyan hareketini güçlendirmek ve bu hareketi yöneten hükümeti desteklemektir”

TKP’nin Rus topraklarındaki örgütlülüğünün feshi ve Anadolu’ya geçiş kararının arkasında yatan neden işte budur.

Bu gerçekler o kadar bariz bir biçimde ortadadır ki, bugün Mete Tunçay gibi sol içinde en azılı Atatürk karşıtlarından birisi tarafından bile itiraf edilmektedir: “Mustafa Suphi’nin Ethem Nejat’la beraber Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdikleri bir mektup bence onun milliyetçiliğinin ne kadar coşkulu ve güçlü olmaya devam ettiğini gösteriyor... Bu bir enternasyonalist komünistin tavrı değildir bence. Bu milliyetçi bir adamın tavrıdır. Ve ben biraz fantezi yaparak şöyle düşünüyorum. Suphi ve grubu bir tertibe uğramayıp da o tarihte Anadolu’ya gelebilselerdi, bir kere Mustafa Kemal’in o dönemde solu biraraya getirmek için kurdurduğu resmi TKF’ye gireceğini, ikincisi belki aralarından üç tane bakan çıkaracaklarını düşünüyorum. Bu bakanlar da, muhtemelen üç tane yetenekli adam; Suphi’nin kendisi, Ethem Nejat ve Arap İsmail Hakkı olacaktı... Yani milliyetçilik bir ortak payda olarak onların işbirliği yapmalarına yol açabilirdi”.

Bu açıdan baktığımızda Mustafa Kemal liderliğindeki Kuvayı Milliye hareketinin ve Mustafa Suphi’nin liderliğindeki TKP hareketinin temel karakterinin işgal altındaki Anadolu’da antiemperyalist ve milliyetçi bir Milli Mücadele hareketi için çalışmak olduğu görülecektir. Onları birleştiren ortak payda gerçekten de milliyetçiliktir.

Dolayısıyla Türk Solu’nun Mustafa Kemal ve Mustafa Suphi’den kaynaklanan bir Milli Mücadeleci çizgisi daha o günlerde ortaya çıkmaktadır. İşgal altındaki Anadolu’yu emperyalist işgalden kurtararak bağımsızlığına kavuşturmak ve bunun gereği olarak antiemperyalist milliyetçi bir mücadele Mustafa Suphi’den ve Mustafa Kemal’den Türk Solu’na kalan en önemli ideolojik mirastır.

Mustafa Suphiler tam da bu milliyetçi çizgileri yüzünden, Rus Stalin tarafından milliyetçililik suçlanarak hedef tahtasına oturtulmuş ve tasfiyenin eşiğine gelmişlerdi. Galiyev ve Suphi liderliğindeki Türk sosyalizminin “Sosyalist Turan”ı kurmak için bütün Türk dünyasını bir araya getirme projesi içinde Anadolu stratejik anlamda oldukça önemliydi. Mustafa Suphilerin Anadolu’ya geçip Milli mücadeleye katılmalarının altında yatan bir sebep Milli Mücadeleye katılıp işgal altındaki Anadolu’yu kurtarmaksa, bir diğer hedef de Anadolu’daki Milli Mücadele hareketi ile TKP’nin temsil ettiği Türk sosyalizminin birleştirilmesi arayışıydı.

Böylelikle hem Anadolu işgalden kurtarılacak hem de yeni bir sosyalist ülke inşa edilerek Sosyalist Turan projesinin önemli bir ayağı kurulmuş olacaktı.

Ancak Mustafa Kemal’in davetiyle Ankara’ya geçmek için yurda giren TKP heyeti, Trabzon açıklarında Enver-Stalin işbirliği ile gerçekleştirilen bir komplo sonucunda katledildi.

Böylelikle Türk sosyalizminin ilk örgütlü hareketi ortadan kaldırılmış oldu. Mustafa Suphilerin katledilmesi ile birlikte Galiyev tarafından teorileştirilen Türk sosyalizmi akımının Türk topraklarında güçlü bir siyasal harekete dönüşmesinin de önü kesildi.

Suphilerin ardından Galiyev başta olmak üzere diğer tüm Türk sosyalistlerinin de yarattıkları tüm örgütlülükle birlikte yok edilmesi, Türk sosyalizminin Rus topraklarındaki kaynağını da ortadan kaldırıldı. Türk sosyalizmi adeta tarihten silinircesine yok edilmek istenmişti. Öyle ki Galiyev’in yazılı metinlerinin derli toplu bir biçimde ortaya çıkması için bile uzun yıllar beklemek gerekti.

Suphi’den TÜRKSOLU’na

Mustafa Suphi ve Galiyev’den neredeyse yetmiş yıl sonra TÜRKSOLU’nun milliyetçi ve solcu bir fikir akımı olarak ortaya çıkması, unutturulmaya çalışılan Türk sosyalizminin yeniden canlandırılmasında çok önemli bir dönüm noktası oldu.

1930’larda Kadro, 1960’larda ise YÖN hareketi ile önemli bir sıçrama yapan Türk sosyalizmi özellikle 1970 sonrasının hakim ideolojik atmosferi içinde etkisini büyük ölçüde yitirdi.

TÜRKSOLU’nun 2002 yılında yayın hayatına başladığı dönemde ise Mustafa Suphiler’le başlayan Türk sosyalizminin, milliyetçi sol akımın tümüyle karşısında, milliyetçiliğe, Atatürk’e ve cumhuriyete düşman, Ermenici, Kürtçü ve bölücü bir sol anlayış, sosyalizmi adeta tekeline almış durumdaydı.

TÜRKSOLU’nun bu komprador solla mücadelesi güncel politikada bu solun Amerikan emperyalizminin ve onun ülke içindeki işbirlikçisi Şeriatçı ve Kürtçü hareketin yedeği konumuna düştüğünü teşhir etmek şeklinde gelişti. Bunun yanısıra bu tür bir solun, Türk solunun tarihsel değerleri ve devrimci liderleriyle de yakından uzaktan bir ilgisinin bulunmadığının altı çizildi.

TÜRKSOLU’nun bu mücadelesinin sonunda ilk başarı Türk Solu’nun en parlak liderlerinden Deniz Gezmiş’in bu tür solculuğun tekelinden kurtarılması oldu. TÜRKSOLU’nun Deniz Gezmiş’in ısrarla saklanan Atatürkçü ve antiemperyalist çizgisini ortaya çıkaran yayınları öylesine etkili oldu ki, Deniz Gezmiş ve arkadaşları da bu sol tarafından “milliyetçi” ve “Kemalist” suçlamasıyla karşı karşıya kaldılar. Kimileri daha da ileri giderek “Deniz Gezmiş’lerin yolunun, solu Ergenekonculuğa kadar götüreceğini” bile yazabildiler. Deniz Gezmiş’i TÜRKSOLU’nun şanlı geleneği içindeki gerçek yerine oturtan mücadelenin yeni dönemdeki görevi Mustafa Suphiler’in de bu komprador solun tekelinden kurtarılması olmalıdır.

Mustafa Suphilerin emanetini gerçek sahiplerine teslim etmenin zamanıdır.

 

(Sayı 221, 11/05/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40