Yunus Yılmaz - Deniz'lerin Mücadelesi Devam Ediyor
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Deniz Gezmiş'lerin İzinde

Gökçe Fırat
Bütün Toplum
Aynı Hızda Kirleniyordu
Birinciliği Solcuya Verdiler


Özgür Billur
Deniz Gezmiş'e Kulak Verelim


Yunus Yılmaz
Deniz'lerin Mücadelesi
Devam Ediyor


İnan Kahramanoğlu
Mustafa Suphi


Özgür Erdem
Sağcılar Cambaz
Solcular Delikanlı Olur


Kaya Ataberk
Mahir Çayan ve
Bitmeyen Kızıldere


Tuğrul Çelik
TÜRKSOLU'nun Nâzım'ı

Yunus Yılmaz
Deniz'lerin Mücadelesi
Devam Ediyor

Deniz Gezmiş THKO Mahkemesi'nde

Kendilerini İkinci Ulusal Kurtuluş Şavaşçıları olarak niteleyen Deniz’ler “Kurtuluş savaşı Türkiye halkının emperyalizme ve
onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır… Kurtuluş savaşı, ezilen uluslar adına Türkiye halkının emperyalizme ilk ve güçlü şamarıdır” diyerek, kurtuluş savaşını bu şekilde niteliyorlardı. Resimde Sıkıyönetim Mahkemesi’ne slogan atarak giren başta Deniz olmak üzere THKO’lular görülüyor.

Deniz’ler neyin kavgasını verdi?

“1971 Türkiye’si, bir avuç sermaye çevresinin çıkarı uğruna Amerika’ya her türlü imtiyazın verildiği ve Türkiye halkının yarı-bağımlı durumda olduğu bir ülke olmuştur” (Deniz Gezmiş, Savunma, İleri Yayınları, s:159)

Evet, Deniz Gezmiş 1970’li yılların Türkiyesi’nde Türkiye’nin durumunu böyle özetliyordu. Peki, bugünkü durum 70’li yıllardan farklı mı? Şüphesiz farklı değil. Öyleyse Deniz’lerin haklı kavgasını emperyalizme karşı olan tüm yurtseverlerin sürdürmesi gerekmektedir. Bu mücadelenin sürdürülmesi için de önce Deniz’leri anlamak gerekmektedir. Anlamak için de neden yola çıktıklar sorusunun cevabının öncelikle verilmesi gerekiyor.

Oysa, Deniz’ler bunun cevabını mahkemede vermiş oldukları savunmada çok açık ve net ifade etmişlerdi:

“Türkiye’de bugün acil, temel ve halledilmesi zorunlu ve önemli mesele, Amerikan emperyalizmi meselesidir… Bizler ölsek de, kalsak da bu kavga devam edecektir. İki kere ikinin dört olduğuna nasıl inanıyorsak, Amerikan emperyalizmi ve uşaklarının alt edileceğine de öyle inanıyoruz… Gülerek, alay ederek ve bazen acıyarak maroken koltuklarda rahatınızı kaçıran bu kavga ne anarşist adını taktığınız beş-on kişinin, ne birkaç öğrencinin, ne de kandırılmış kişilerin kavgasıdır.

Bu kavga otuz beş milyon nüfuslu Türkiye halkının bağımsızlık ve kurtuluş kavgasıdır.

Bugün beş-on, yarın yüz, öbür gün bin ve bir gün gelecek milyonlar karşınıza dikilecektir. Bu kavganın önüne geçilemez, set çekilemez ve durdurulamaz. Kökü Amerika’nın ve uşaklarının erişemeyecekleri kadar derinliklerdedir.

Bizler, Amerikan boyunduruğu altındaki yoksul Türkiye’nin çocuklarıyız. Açlık ve sefaletin içinden bu yaşa kadar gelmemiz şans eseridir. Yaşadığımız sürece bağımsızlık ve kurtuluş bayrağını elimizde taşıyacağız.

Ölürsek, kurtuluş bayrağı biraz daha yükselecektir. Hem görevimiz, hem de varlığımız sebebi olan bu kavgaya boynumuzu eğmeden devam edeceğiz.”

Sayılarının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan Amerikan emperyalizmine karşı mücadele yoluna çıkan Deniz’ler, gün gelecek, sayılarının milyonlara ulaşacağını söylüyordu. Ve bir gün mutlaka galip geleceklerine de inanıyorlardı. Tam bağımsız Türkiye hayali kuruyorlardı. İşte mücadelelerinin tek sebebi de buydu.

Bunun için de öncelikle içerideki emperyalizmin uşaklarına karşı mücadele verilmesi gerekiyordu. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi!

Kendilerini İkinci Ulusal Kurtuluş Şavaşçıları olarak niteleyen Deniz’ler “Kurtuluş savaşı Türkiye halkının emperyalizme ve onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır… Kurtuluş savaşı, ezilen uluslar adına Türkiye halkının emperyalizme ilk ve güçlü şamarıdır” diyerek, kurtuluş savaşını bu şekilde niteliyorlardı.

Vatan toprakları Deniz’lerin mücadele verdiği yıllarda fiili olarak işgal edilmese de yapılan ticari antlaşmalar ile “Serbest Pazar Ekonomisi” yalanlarıyla, ekonomik olarak sömürülmekte ve buna karşı olan devrimciler ise sokak ortasında kurşunlanmakta, kimileri ise toplum polisleri tarafından öldürülmekte veyahut göz yumulmaktaydı!

Devrimci arkadaşlarını sokak mücadelesinde kaybeden Deniz’ler de, demokrasi demokrasi, diye çığırtkanlık yapanların söz konusu devrimciler olunca hiçte demokratik olmadıklarını bu nedenle silahlı mücadele yolunu seçtiklerini söylüyordu.

Ülkenin bağımsızlığını bile savunmak suçtur. Hatta bu ülkede devrimciler Atatürkçü olmanın bedelini canlarıyla ödediler. Onlara kurşun sıkanlar ise Atatürkçü olmadıkları halde hatta açık açık Atatürk düşmanlığı yaptıkları halde vatanperver oldular.

Deniz’lere kim, neden saldırıyor?

Deniz’lere sağcı ve gericilerin neden saldırdığı ortadadır aslında. Amerikan emperyalizmi gibi güce tapıp, çanak yalayanların, bu ülkenin bağımsızlığından yana olmasını bekleyemezdik zaten. Sözde en Türkçü, milliyetçi geçinenlerinin bile bu ülkede Amerikancı olduğunu gördü bu millet. Tabii onlar sahtesiydi, gerçek milliyetçilerin ise kanları sokaklarda kurumamıştı daha.

Sonrasında da birileri çıkıp nutuk attı, bunlar anarşist, bunlar düzen bozucu diye. Kanıt olarak da Deniz’lerin silaha sarılmalarını gösteriyorlardı. Deniz’ler ise bizi meşru müdafaaya zorluyorlar, diyordu. Bir de üstüne üstlük Marksist-Leninist düzen kurmaya çalışmakla itham ediliyorlardı. Oysa, Deniz “Kemalist devrimi tamamlayacağız” diyordu.

Marks: “tarih, sınıf mücadelelerinin tarihidir” diyor. Oysa, Deniz’ler: “Toplumların tarihi, ezenler ve ezilenler arasındaki mücadelelerinin tarihidir” diyordu. Deniz’ler daha Marks’ın bu öğretisini dahi bilmiyor diyebilir miyiz? Tabii ki biliyordu, ama önemli olan bilmek değil, sosyalist birikimleri iyi yorumlamaktı. İşte bu yorumlama da o zamanki gençleri Türkiye’ye özgü sosyalizm tezine götürmüştü.

Deniz’lerin o yıllarda inandıkları Milli Demokratik Devrim (MDD) Marksist şablona dayansa da özde Türkiye’ye özgü bir sosyalizm mücadelesi vardı ama onlar o günün şartlarında bu amaca ulaşamadılar. Bu nedenle kimileri Deniz’leri tam anlamıyla Marksist-Leninist olmamakla suçladı; kimileri ise Kemalist-milliyetçi olmakla suçladı. Kimileri ise de “Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilga”dan suçladı. Yani Deniz ne İsa’ya yaranabildi ne de Musa’ya.

Fakat bunun altında yatan neden ise Deniz’lerin mücadelesini anlayamamakta yatmaktaydı. Veyahut anlamak istememekte yatmaktaydı. 12 Mart sonrası devrim yolunda ölmeyip, sağ kalmayı becerebilenler ise Deniz’lerin mücadelesini beğenmezlik ettiler. Hattâ Deniz’lerin yanında bulunup da onu anlayamayanlar vardı. Kimler mi? Sözde en yakınındakiler. 68 Kuşağının çıkmazlarını sorgulayan Uğur Mumcu, “Çıkmaz Sokak” adlı eserinde; Deniz’lerin en yakınındakilere nerede hata yaptıklarını soruyor ve geçmişe yönelik eleştirilerini okuyuculara vermeye çalışıyordu. Sözde en yakınındakilerden biri olan Mustafa Yalçıner, röportajın bir yerinde Mumcu’ya, geçmişe yönelik eleştirileri konusunda şöyle diyor: “Geçmişteki çizgimi (THKO çizgisi) küçük burjuva ihtilalcisi bir çizgi olarak değerlendirdim. Geçmişteki çizgimi tamamen değiştirdim. Şimdi savunduğumuz, tamamıyla değişik bir çizgidir” (s:104). Yani artık Kemalist değiliz, diyor anlayacağınız.

Deniz Gezmiş’i tanıyanlar, onun düşüncesini bilenler Deniz’i Kemalist olmakla suçlarken; ona düşman olanların onu açık açık değilse de gizliden gizliye Atatürkçü olmakla suçlamasına şaşmamalıyız. Çünkü Deniz, Kemalist’ti ve bunu babasına yazdığı mektupta açık açık söylüyordu. Hatta bunu Samsun’dan Ankara’ya düzenlemiş oldukları “Tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşü”nde dosta düşmana deklare etmişti.

Deniz’lere karşı olanları ise rahatsız edende buydu zaten. Ne diyeceklerdi? Deniz’leri, Atatürkçü, tam bağımsızlıkçı olduğu için astık mı diyeceklerdi. Tabii ki böyle söylemeyeceklerdi. Devrimcilerin itibarını halk nezdinde düşürmek için haksız ithamda bulundular. Neler demediler ki? Yok, Anayasayı ortadan kaldırmak istiyorlar; yok, Marksist-Leninist düzen kurmak istiyorlar diye suçladılar. Tabii ki Deniz bu mesnetsiz iddiaların hiçbirini kabul etmedi.

Tek bir şey söyledi, özetle şöyle dedi:

“Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz”

Bu mesnetsiz iddiaların yanında kimi densizler de onları Atatürkçü olmamakla suçladı. Hatta bu mesnetsiz iddialar iddianameye bile sokuldu. Bu iddialara karşı Deniz şöyle cevap verdi:

“Fikir özgürlüğünü ve Anayasa’yı paravan yapanlar önceleri Atatürkçü geçinirken, onun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar şeklinde ve sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı şeklinde bir cümle mevcuttu. Bunu kesin olarak ret ediyorum, asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverlerde bunu kabul etmez…. Bu cümle art niyetle hazırlanmıştır. Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz.”

Deniz’ler Türk milliyetçisiydi

Ancak Atatürkçü olmak için de milliyetçi olmak gerekiyor. Deniz’ler ve 68 kuşağı da bu nedenle milliyetçiydi! Zaten, Deniz’lerin mahkemede vermiş oldukları savunmada bir nevi milliyetçilik dersi veriyor.

Yine savunmasının bir bölümünde: “hangi sınıf ve zümrelerin devrimci, hangilerinin gayri milli olduklarının ve herkesin istediği gibi, istediği anlamda kullandığı ‘ulus’ kavramının ve ulus karakterinin neler olduklarını açılamak yerinde olacaktır kanısındayız” diyerek, gerçek milliyetçiliğin ve gerçek milliyetçilerin kim olduğunu ortaya koymak istiyordu.

Çünkü Deniz’ler yapılan tüm hukuksuzluklara ve karalamalara rağmen gerçek milliyetçilerin kendileri olduğunu söyleme gereği hissediyordu, bu da milliyetçiliğinden ileri geliyordu. Ve gerçek antiemperyalist mücadelenin de milliyetçilik temelinde verileceğini çok iyi biliyorlardı.

1960 yıllar aslında tüm dünyada sosyalizm rüzgarının estiği yıllardı. Gerek Latin Amerika’da, gerek Kuzey Afrika’da Ortadoğu’da ve Uzak Asya ülkelerinde milliyetçilik temelinde devrimler gerçekleşiyordu. Bu gelişmeleri gören gençlerinde bu oluşumları görmezlikten gelmesi beklenemezdi. Zaten, Amerikan emperyalizmine karşı verilen antiemperyalist mücadelelere de gençlik sessiz kalmadı. Denizler’in de içinde bulunduğu başta TMTF, ODTÜ-ÖB, ODTÜ-SFK, FKF, AYOTB ile AÜTB, 25 Mayıs 1967’de yayınladıkları ortak bildiride kısaca:

“… Amerika, özgürlüğü için savaşan Vietnam halkını yok etme çabasındadır. Gün gelecek bütün Vietnam, emperyalistlerden ve satılmışlardan arınacaktır. Çünkü dava, ölüm kalım davasıdır. Biz Türk milliyetçileri olarak şu anda oyuna getirilmiş olan, emperyalizmin yönettiği bir faşizm darbesinin kurbanı olan Yunan halkının ve kurtuluş savaşı veren Vietnam halkının milliyetçi güçleri ile dayanışma halindeyiz. Bütün dünya halkları yakın bir gelecekte, emperyalizmin ve yerli ortaklarının üstesinden gelecek, yurtlarında kendi ulusal geleneklerine uygun, halktan yana demokrasiler kuracaklardır” diyorlardı.

Evet, devrimci öğrenciler kendilerini Türk milliyetçileri olarak tanımlıyor ve destek verdikleri halklarında kendi ulusal geleneklerine uygun demokrasiler kurmalarını temenni ediyorlardı. Dünya’daki devrimci mücadelelere destek verdikleri Kıbrıs’ta Rum zulmü altında inleyen Kıbrıslı Türklere de gereken desteği vermeyi ihmal etmiyorlardı.

Deniz, o yıllarda düzenlenen bir Kıbrıs mitinginde Amerikan bayrağı yakarak dikkatleri üzerine çekiyordu. Çünkü o yıllarda bayrak yakmak pek yapılan bir şey değildi.

Fakat, Deniz’in vermek istediği asıl mesaj ise, Kıbrıslı Türklere zulmeden Rum’ların arkasında Amerika’nın olduğuydu ki, o yıllarda Amerika’nın Akdeniz’de 6. Filo denilen savaş gemilerini tutmasının nedeni; Türkiye’nin Kıbrıs’a olası bir çıkartmasına karşı caydırıcı güç olarak kullanmak istemesidir.

Ama 6. Filo’ya karşı olmayan ülkücü teröristler ve gericiler, o yıllarda 6. Filo’ya karşı oldukları için tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen olayda devrimcilere saldırıyorlardı. Bu saldırıları yapanlar sözde hep milliyetçi oldu, sözde hep Kıbrıs Türklerinin yanında oldular. Ya saldırıya uğrayanlar? Onlar ise “milliyet tanımaz” iftiralarına maruz kaldı.

Bu ülkede “milliyetçi” olmak çok kolaydır. Bunun için Amerikancı olmanız yeterlidir. Bu ülkede “anarşist” ilan edilmek de kolaydır. Bunun için de Amerika’ya düşman olduğunuzun bilinmesi yeterlidir. İşte Deniz’ler ve tüm devrimcilerde bu nedenle bu saldırılara maruz kaldılar.

Deniz’ler inandıkları ideolojinin gereğini yerine getirdiler ve bu düşüncelerini de mahkemede şöyle dile getirdiler:

“Ulusal varlığımızı yok etmek isteyen emperyalizm ve yerli ortaklarına karşı, millici ve devrimci sınıfların takip etmeleri gereken Milli Demokratik Devrim stratejisi, hareketimizin çizgisidir… Bunun içindir ki, bizler; Türkiye toplumunun tarihi ve geçmişinde sağlam olan ulusal (milli) ve devrimci olan ne varsa onun mirasçısıyız”.

Deniz’lerin mücadelesi devam ediyor

Bugün kimi liboşlar tarafından artık dünyada ne ulus devletlere, ne Kemalizme, ne de sosyalizme yer olamadığı iddia edilmektedir ki, bunların birçoğu 60 yıllarda sosyalistlerdi, şimdi ise sadece dönekler.

Oysa, bugün en azından devletçi ekonomileri nedeniyle Latin Amerika’ya bakmamız bile bu iddiaların ne kadar saçma olduğunu göstermeye yeterlidir. Hatta tüm liberal ekonomi anlayışına, özelleştirmeye rağmen bugün Türkiye’yi yine de ayakta tutan “devletçi” anlayışıdır. Her ne kadar ortadan kaldırılmaya çalışılsa da! Hele ki ulus devlet anlayışı ise 21. yüzyılda hala batıda ve doğuda birçok örneğinde görüldüğü ayakta durmaktadır.

Devletçiliğin ve ulus devlet anlayışının hala geçerliliğini sürdürdüğünü görüyorsak o zaman ne diye Kemalizmden vazgeçelim. Bu Kemalizmin de geçerliliğini koruduğunu anlamına gelmektedir. Eğer Kemalizm de ayakta duruyorsa ne diye Deniz’lerin mücadelesinden vazgeçelim. Deniz’ler Kemalist değil miydi?

Demek ki, Deniz’lerin mücadelesi maddi bir zemin üzerine oturmakta. O halde bize düşen bu bayrağı tekrar yükseltmektir.

Bu da Deniz’lerin gerçek devamcısı ve savunucusu olan TÜRKSOLU ile mümkündür. Çünkü bizler, oportünist solcular gibi Deniz’leri Atatürkçü ve milliyetçi olmakla suçlamıyoruz. Asıl bu özelliklerinden dolayı onlarla gurur duyuyoruz.

Zaten Atatürkçü, milliyetçi olmayan bir solun Türkiye’de ayakta durmasına imkan yoktur. Çünkü Türkiye’de sol, işçi sınıfın içinden değil; Kemalizm’den, Emperyalizme karşı savaştan yani ulusal kurtuluş mücadelelerinden doğmuştur. Deniz’lerin mücadelesi de milli kurtuluş savaşının içinden çıkmıştır. Bu mücadele, bu savaşım hala, devam etmektedir. Tarih bunu gerektirmektedir.

O halde bize düşen, devam eden Deniz’lerin devrimci mücadelesini sürdürmektir.

 

(Sayı 235, 11/05/2009)

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

kanımızın son damlasına kadar sürdüreceğiz ve denizleri hiç unutturmayacağız

Rabiya, Adana
18 Mart 2010


 

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40