Darwin ve
Evrim Teorisi
Gökçe Fırat
Gericiler Neden
Darwin'den Korkar

İnan Kahramanoğlu
Evrim Gerçeği ve
Darwin'in Zaferi

İnan Kahramanoğlu
Evrim Teorisi Yıkıldı mı?

Yunus Yılmaz
Dini Yok Eden
Darwin Değil Şeriatçılardır
|
Yunus Yılmaz
Dini Yok Eden
Darwin Değil Şeriatçılardır

İşte bu tarz gericilerimizden AKP hükümeti döneminde de din adına bazı ibadetlerin tıbbi yararı olduğu yönünde bilimsel olmayan safsatayı öğrenme imkanımız olmuştu hatırlarsak. Örneğin 11. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında abdest suyunun alyuvarların sayısını artırmaktan, tansiyonu dengelemeye kadar birçok yararının olduğu yazılmıştı. Hattâ Diyanet İşlerinin dergisinde nazara gelen insanlara abdest suyunun içirilerek nazardan korunması yazılıyordu. İşte böyle bir din ve bilim inancı da, ancak ve ancak evrimini tamamlayamamış Şeriatçılarımızda olur.
(Yukarıdaki resimde Diyanet’in dergisindeki akıl almaz yazının sahibi Vaiz Selim Arık görülüyor.)
|
|
Gericilik ve bilim
Gerici; ilerlemeye, bilime karşıdır. Darwin’e karşı olması da aslında bilime karşı olmasının bir sebebidir. Çünkü bilim, gericinin, ilahi kitaplara sözde dayanarak uydurmuş olduğu hurafeleri yalanlıyor. Doğal olarak kimse yalancılığını ortaya çıkaranı istemez, hele gerici hiç istemez.
Gerici, yaşantısını akla ve bilime göre düzenlemez, uydurulmuş olan hurafelere göre düzenler. Yalan da olsa o, içinde bulunduğu durumdan memnundur. Cennetin kapısını aralamıştır aklı sıra, hatta cennetteki yeri garantidir bile. Çünkü o, Allah’ın işini sorgulamayarak tanrıyı kızdırmamış ve “Şirk”e düşmeyerek de kendisine vaat edileni hak etmiştir. Fakat gerici aynı zamanda doğa kanunlarını da Allah’ın ilimi, bir kudreti olarak kabul ettiği için, bilimin dini doğruladığına inanır. İnancı ile bilimin ters düşmemesi, uzlaşması aslında bir nevi işine gelmektedir. Çünkü, kendisini yalanlamasından korktuğu bilimin kendisini doğrulamasını da ister. Gerçeği, hak ve hakikate inandığını çevresine ispatlamak ve göstermek ister. Saygınlık ister, bu gerçeklik ile çevresinde dini duygularını sömürebileceği insan ister. Fakat, din ile bilimin ters düşmesi durumu gericinin işini çok da engellemez. Zaten din ile bilim ters düşse de inancını sorgulamayacak, bilimi sorgulayacaktır. İnancının yanlış olduğuna kanaat getiremeyeceği için de bilimin yalan söylediğine kanaat getirir. Bu yüzden gericimizin sıkıştığı yerde kaçışı vardır. O da inkardır.
O kıt aklınca, bilimi, inancıyla ters düşmediği yere kadar kabul eder. Bilim, insan ile maymunun ortak bir atadan türediğini söylerse, bilimi kabul etmez. İnancı insan olarak türediğini söyler çünkü! Bunu iddia edenlerin atalarını maymun olmakla itham eder, ama asıl maymunluğu kendisi yapar. İşine gelince bilim kabul etmek; işine gelmeyince de reddetmek maymunluğun ta kendisidir.
Yani gericimiz ilkel bir formdadır. Ama her şeyiyle ilkeldir; aklı, düşüncesi, eylemleri ile. Aslında inancı ve imanı da ilkeldir, ama farkında değildir. Bilime olan güveni ve inancı da ilkeldir. Bazen de din adına yaptığı ibadetin, bilimsel yararlarının olduğuna kendince inanır, mutlu olmaya çalışır.
AKP ve yükselen gericilik
İşte bu tarz gericilerimizden AKP hükümeti döneminde de din adına bazı ibadetlerin tıbbi yararı olduğu yönünde bilimsel olmayan safsatayı öğrenme imkanımız olmuştu hatırlarsak. Örneğin 11. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında abdest suyunun alyuvarların sayısını artırmaktan, tansiyonu dengelemeye kadar birçok yararının olduğu yazılmıştı. Hattâ Diyanet İşlerinin dergisinde nazara gelen insanlara abdest suyunun içirilerek nazardan korunması yazılıyordu. İşte böyle bir din ve bilim inancı da, ancak ve ancak evrimini tamamlayamamış Şeriatçılarımızda olur.
Bazı Şeriatçılarımızın evrimini tamamlayamadıklarından dolayı böyle maymunlukta yapmaları gayet doğaldır. Çünkü modern insan yani “homosapiens” olmalarına daha çok vardır! Bazı Şeriatçılarımız ise homosapiens evresine yaklaşmıştır yaklaşmasına ama bu dünyaya sap gelip sap gittikleri içinde türünün son örneği olmalarına karşın, doğal seleksiyona tabi olup, yok olup gitmişlerdir. Bunu da elimizde bulunan fosil kalıntılarından biliyoruz! Bir de maalesef günümüzde yaşayan fosiller var! Bu fosilleşme olayı ise AKP döneminde oldu. Bunlar aslında yükselen gericiliğin yarattığı mutasyon sonucunda oluştu. AKP iktidara geldiğinden beri gericilik ve Şeriatçılık faaliyetlerinde bir artış olmuştur. Bunun en son örneğini ise TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinin Mart sayısında Darwin’e uygulanan sansürle bir daha gördük. AKP’nin iktidarında TÜBİTAK’da bilime sansür uygulanıyor. Bu bile AKP’nin ne kadar gerici bir parti olduğu, Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” haline gelmiştir, kararının boşuna olmadığının da bir ispatıdır aslında.
Bu fosilleşme ve kokuşma içinde gericiler, Tayyip için “ikinci peygamber” diyebiliyor. Hatta “Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir” bile diyebiliyorlar. Ortada o kadar fosil vardır ki, hangi birine laf yetiştiresin. Bu söylemler bile AKP’nin gericiliğini göstermeye yeterde artar bile.
Kur’an-ı ilâhi olmaktan çıkartan Darwin değil, Şeriatçılardır!
Eğer AKP; gerici, dinci değilse ne diye Darwin’le uğraşır, bilimle uğraşır? Nedeni basittir aslında, daha öncede arz ettiğimiz gibi, bilim ilerledikçe Şeriatçıların safsataları çürüyor da ondan. En büyük korkuları ise “yaratılış teorisinin” çürütülmesi, eğer yaratılış teorisi çürütülürse inandıkları dinin ve o dine ait ilâhi kitabın hiç de ilahi olmadığının açığa çıkmasından korkuyorlar. Eğer böyle bir korkuları varsa bunların imanından şüphe etmemiz gerekiyor. Yani insan bağlı olduğu dinin gerçekliğinden şüphe eder mi? Yok eğer etmiyorsanız o zaman Darwin’den de korkmamanızın bir anlamı yok Oysa Darwin’den önce Şeriatçılar, kendi dinlerini ilahi olmaktan çıkararak, gökyüzünden yeryüzüne indirmişlerdir. Bunu da Kur’an’ın Allah katından gönderildiğini anlatan âyetini başka şekilde yorumlayarak yapmışlardır!
Hz. Muhammed kendine verilen görevi yerine getirmek üzere İslamiyeti Mekkeli müşriklere tebliğ etmeye başlar. Tebliği de kendine vahiy yoluyla gelen Kur’an ile yapar ve Mekkeli müşrikler de ilk defa duydukları Kur’an’ı “büyü”, “şiir” ve “insan sözü” olarak nitelerler. Kur’an da buna cevap olarak Kur’an’ın bir insan sözü olmadığının bunun Allah katından gelen ilahi bir söz olduğunu anlatmaya çalışır. Hz. Muhammed bu tebliğ sırasında çirkin iftiralara da maruz kalır. Örneğin peygamber için “mecnun (deli)”, “cin çarpmış” imasında bulunurlar. Hatta bazıları Hz. Peygamber’in çölde kafasına güneş geçtiği için böyle garip iddialarda bulunduğunu söyler. Kimileri peygamberin okuduğu Kur’an’ın “şeytan sözü” olduğunu söyler; kimileri de Kur’an içinde Hz. Peygamberden önce gelen bazı peygamberlere ait kıssalar geçtiği için, Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ı; başka kavimlerden, topluluklardan öğrendiği iddiasında bulunurlar. Yani her seferinde Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ın Allah katından gelmediği iddiasında bulunurlar.
Kur’an da her seferinde, Kur’an’ın Allah katından geldiğini, buna kanıt olarak da Kur’an’ın Allah katında bulunan “Levh-i Mahfuz”da (korunmuş levha) saklı olduğunu bildirir. Ve bu “Levh-i Mahfuz”a başta insan olmak üzere cin ve şeytan gibi varlıkların musallat olamadığını ve bu nedenle de Kur’an’ın insan, cin ve şeytan sözü olmasının imkansızlığını anlatır. Levh-i Mahfuza ulaşma imkanı olanların ise Cibril (Cebrail) adı verilen melek ve meleklerin ulaşabildiğini söyler ki, vahiyi Levh-i Mahfuz’dan alıp Hz. Peygamber’e ulaştıran da Cebrail’dir İslam ilahiyatına göre. Peki, Levh-i Mahfuz nedir? Tam olarak bilinmemekle birlikte, yaşamın tüm sırrının ve geçmişte ve gelecekte olanların yazılı olduğu ve Allah katında olduğuna inanılan bir levha/ekrandır diyebiliriz!
İşte bu Levh-i Mahfuz bazen ismi yazılmaksızın da Kur’an’da defalarca geçer. Vakıa Sûresi 79’da da geçer. Yani Kur’an’ın okunması için abdest alınmasının şart olarak ileri sürüldüğü iddia edilen ayette geçer! Bu ayette geçen “arındırılmışlar” veyahut “tertemiz” olmaktan kasıt abdest almak değildir. Aslında, burada Kur’an’ın titizlikle saklanan bir kitapta, yani kitapların anası olan “Levh-i Mahfuz”da saklı olduğu yazılıdır. Ve tertemizlerin dokunabileceği, yani tertemiz olan Cebrail’in dokunabileceği yazmaktadır. Daha açıkçası iyilik ve kötülük veyahut tamamıyla kötülük yapabilme özelliği fıtratında olan insan, cin ve şeytan gibiler “tertemiz” tanımlaması içine girmez. Oysa meleklerin fıtratında yalnız ve yalnız “iyilik” yapmak vardır. İşte onlar bu nedenle “tertemizdir” ve Levh-i Mahfuz’a dokunabilmektedirler. Yani özetle burada dünyada yapılması gereken bir olay değil, ilahi bir olgu anlatılmaktadır. Bunca dini bilgiden sonra gelmek istediğimiz sonuç şudur: Allah’ın Kur’an’ın bir insan sözü değil de ilahi bir kitap olduğunu anlatmaya çalıştığı ayeti siz kalkarda sözüm ona “abdest ayeti” yaparsanız sonrasında yok bu abdest tansiyona iyi geliyor, nazara iyi geliyor diye ortaya çıkarsanız Darwin’den önce bu kitapın ilahiliğini önce siz ortadan kaldırmış olursunuz! Onun için suçu Darwin’de değil, kendinizde arayın. Kaldı ki Kur’an okumak için, abdest şartı getirerek de bu kitabı okunmaz hale getiren yine bizim Şeriatçılarımızdır.
Şeriatçı kafa nasıl çalışır
Allah’ın gönderdiği ayetlerin anlamını anlamaktan yoksun Şeriatçılarımız, ayetleri kendi nefsine göre yorumlar ve anlamak istediği şekilde anlama yolunda çaba gösterir.
Kur’an insanların birbirlerine borç verdiklerinde verilen borcun yazılmasını ister, yani kayıt altına alınmasını ister. Daha açıkçası ekonominin kayıt altına alınmasını isteyerek İktisat biliminin en temel kuralını ortaya koyarken Kur’an, Şeriatçı bununla ilgilenmez. O, ayetin içindeki kadının şahitliği konusuna takılır. Yorumsal olarak iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk gelmesi sevindirir şeriatçıyı. Çünkü bu âyetle kadını sömürmesi kolaylaşacaktır. Şeriatçıya göre Tanrı kadını yarım yaratmıştır! Aklı da yarımdır. Bir nevi kadın, evrimini tamamlayamamış bir canlıdır Şeriatçının gözünde Oysa, Secde Sûresinde; “Allah her şeyi, en güzel biçimde yaratmıştır” der. Ama Şeriatçıya göre kadın istisna! Kur’an’da çok evliliğe ruhsat verilmekle birlikte en uygun evliliğin tek eşlilik olduğu önemle vurgulanır, ama Şeriatçımız dört eşlilik konusunda ısrarlıdır. Çünkü Şeriatçının belden yukarısı değil, belden aşağısı çalışır! Serkeşlik ve itaatsizlik içinde olan kadın, Sünni Şeriat yorumuna göre dövülebiliyor. Ama aynı durumdaki erkek dövülemiyor. Sünni Şeriatına göre erkeğin boşama hakkı var, ama kadının yok. Erkek gayrimüslim biriyle evlenebiliyor, ama kadın evlenemez. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz.
Şeriatçı, İslam dinin barış kelimesinden geldiğini, insanlığın esenliğini, iyiliğini isteyen, hoş görü dini olduğunu, aynı zamanda adaleti emreden bir ilâhi din olduğu propagandasında bulunur. Ama kadını döver, istediği zaman boşar ve kadını yarım görür, ondan sonra da bu din ilâhi, der. Bu anlayışla kimi inandırabilirsin? Yani Allah, kadının sömürülmesine izin mi veriyor, diyorsunuz?! Kusura bakma canım kardeşim, İslam dininin ilâhi olduğundan şüphemiz yok ama senin dini anlama şeklin, yani Şeriatın, hiç de ilâhi değil! Daha önce söylediğimiz gibi Darwin’den önce bu dinin ilâhiliğini bu tarz iddialar ile sen ortadan kaldırmışsın zaten, canım kardeşim! Darwin’e vakit ve yer bırakmamışsın ki. O nedenle Darwin’e ne kızıyorsun?
Şeriatçının bilimle kavgası
Kur’an: “o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın” (Haşr Sûresi 7. âyet) der. Ama toplumların yasasını bulan Marks’a kızarız. Çünkü Marks, sermaye birikimine karşıdır. Sermaye birikimi, insanın insanı sömürdüğü düzenin oluşumuna neden olan ana etmendir. İnsanların sömürülmesine karşı olan Marks kötüdür Şeriatçımıza göre. Ama, iktidardaki Şeriatçı parti ortaya ilk çıktığında yayınlamış olduğu raporda: “Kapitalizme alternatif ekonomi rejimi yoktur” diyerek, insanların insanları sömürdüğü ve ezdiği ekonomik düzeni benimseyen AKP iyidir. Daha açıkçası Kur’an’ın onay vermediği Kapitalizmi benimser Şeriatçımız. Ama o yine de Kur’an yolunda olduğunu iddia eder. Böyledir Şeriatçımızın halleri.
Şeriatçı Darwin ve Marks düşmanı olduğu gibi Sigmund Freud’a da düşmandır, nedendir bilinmez! Psikanalizin kurucusu Freud, insanlığın bebeklikten ölüme kadar geçen ruh halinin evrimini açıklamıştır. Bebeklik döneminde, yani oral (ağız) dönemde; bebek karnın doyurulmasını ve altı kirlendiğinde temizlenmesini ister. Bu dönemde insanın sadece ilkel benliği olan “id” gelişmiştir, eski dilde “nefsi emmaresi”. İnsanoğlu ortalama 18 yaşına geldiğinde ise “ego” (benlik), eski dilde “nefsi levvame” gelişmiş olarak karşımıza çıkar. İnsanoğlu 40’lı yaşlarda kamil bir insan olmaya yaklaştığında ise “süper ego” (üst benlik), eski dilde “nefsi mutmaine”si ortaya çıkar. Bu bilimsel tespiti ortaya koymak mı sapıklıktır? Eğer Şeriatçımız biraz anlayarak Kur’an okusaydı bu evrelerin Kur’an’da da yazdığını görecekti.
Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi Şeriatçı yalnız bilimle kavgalı değildir. O kendi inandığı din ile de kavgalıdır aynı zamanda! Canlıların yasasını bulana düşmandır, toplumun diyalektik yasasını ortaya koyana düşmandır, insanın ruh evrimini ortaya koyana düşmandır. Aslında her şeye karşıdır. Bir tek kendine karşı değildir, kendi kokuşmuşluğu içinde.
Darwin’in öğretilerine inanmak inançsızlık demek de değildir. Darwin’in ortaya atmış olduğu bilimsel tahliller, eğer İslam tarihi iyi araştırılsaydı, evrimin birçok din ve bilim adamı tarafından savunulduğu görülecektir, ki bunların hiçbiri dinsiz değil, dindar insanlardır.
Mesela Mevlana da evrimcidir. Herhalde kimse kalkıp Mevlana’nın Allahsız olduğunu iddia edemez. Başka hangi evrimciler var? Erzurumlu İbrahim Hakkı var. Belki o da Allahsızdır! Başka? Kınalızade Ali Efendi, İbn-i Sina, İbn-i Haldun, İbn-i Miskeveyh, Cahız, Nazzam... İslam tarihinde de amma Allahsız(!) amma evrimci varmış ha!
Ne diyor Mevlana: “Mineral öldüm ve bitki oldum/ Bitki öldüm ve Hayvan oldum/ Hayvan öldüm ve İnsan oldum” diyor. Peki, bizim Şeriatçılar ne zaman İnsan olacak? Buradan da anlaşılacağı gibi evrimini tamamlayamamış maymunluk yapmaya devam eden Şeriatçılarımız, Osmanlının da gerisindedir. Oysa yukarıda saydığımız insanların birçoğu din alimi. Demek ki bunlar “yaratılış teorisini” bilmiyor. İnsanların Hz. Adem ve Havva’dan türediklerini bilmiyor! Çok yazık! Ama olsun bizim Şeriatçılarımız biliyor!...
Sorun aslıda “Evrim teorisi”ne inanmak ile inançsızlığın denk tutulmaya çalışılmasıyla başlıyor. Aslında tartışılan evrim değil, inançtır. Evrim teorisine inanmak ateistlikle eş tutuluyor ve bilimsel bir safsata olduğu iddia ediliyor. Aynı şekilde “Yaradılış teorisi” ne kadar bilimsel bir gerçekliktir, o zaman onu da sorgulamamız gerekiyor. Kaldı ki, yaradılış teorisi bir bilimsel gerçeklik değil, inanç konusudur, inanmakla ilgilidir. Oysa bilim bir inanç ve inanmak konusu değildir. O nedenle bu konunun bilimsel bir zeminde tartışılmasına imkan olmadığı için, elde ne kadar ispat olsa da tartışmalar bitmez.
Darwin’i yalanlamak bilime düşer
Aslında “Yaratılış teorisi” Hıristiyan ilahiyatının geliştirdiği bir şeydir ama bizim dinciler bu Hıristiyan öğretisini öteden beri savuna gelirler. Gelirler diyoruz çünkü, Kur’an’da yeryüzündeki tüm insanların Adem ve Havva soyundan geldiği konusunda açık ve net bir ibare yoktur aslında. Ama Hıristiyan ilahiyatında vardır! O nedenle yaratılış teorisinin İslam ilahiyatına göre ne kadar dini bir öğreti ya da hurafe olduğu bilimsel olarak değil, dini olarak tartışılmalıdır.
Kur’an’da insanların bir erkek ve bir dişiden yaratıldığı yazılıdır. Yorumsal olarak buradaki erkeğin Hz. Adem, dişiden kast edilenin ise Hz. Havva olduğu rivayet edilir ama bir kere olsun bu tarz ayetlerin hiçbirinde Kur’an’ın orijinal metininde de Hz. Adem ve Havva ismi geçmez (Kur’an’da Hz. Adem ve Havva ismi geçmez demiyoruz, dikkat!). Hz. Adem’in ilk halife olduğu kesindir ama ilk insan olduğu yönünde daha önce belirttiğimiz gibi açık ve net bir şey yoktur. Açık ve net olmayan bir konu üzerinden dincilerimiz sadece ahkam kesiyor. Başka bir şey yapmıyor. Onun için bir şey iddia edilirken elde somut veriler olmalıdır, yoksa yorumun yorumu değil.
Eğer yaradılış teorisi diye ortaya atılan teori doğru ise bu derisi siyah olan insanlar nereden geldi. Hz. Adem’in teni beyaz ise bu insanlar güneşte mi yandı?! Peki, çekik gözlüler nereden geldi. Sarı tenliler nerden geldi? Yok eğer Hz. Adem siyah tenli ise bu beyaz tenli insanlar nerden geldi? Gerçi atalarımız “zenci yüzü yıkamakla ağarmaz” demiş ama… Peki, bunca dil nasıl oluştu? Eğer yeryüzündeki insanoğlunun tümünün Hz. Adem ve Havva’dan geldiğini iddia ediyorsak, ki iddia ediyoruz, o zaman Adem oğulları ve kızları enses ilişkide mi bulundu? Maalesef bu soruların birçoğuna “yaradılış teorisi”nde tam ve doyurucu cevap alamıyoruz.
Aynı şekilde Darwin’in “Evrim teorisi” de, kafamızda oluşan soru işaretlerin tümünün ortadan kalkmasına vesile olmuyor. Ama yaradılış teorisinden daha mantıklı ve bilimseldir. Kaldı ki, Darwin tahlillerini Marks ve Engels kabul etmekle birlikte birçok eleştiri de getirmiştir. Yani Darwin her şeyiyle doğrudur demiyoruz. Marks ve Lenin nasıl birçok hatalı tezler üretmiş ise aynı şekilde Darwin de üretebilir. Darwin’in evrim şablonunu açıklarken tam ve doğru olarak açıklayıp açıklamadığını yapılan bilimsel araştırmalarla öğrenebiliriz. Eğer Darwin yalanlanacak ise bırakalım da bilim yalanlasın, din değil.
(Sayı 229, 23/03/2009)
|