İnan Kahramanoğlu - Evrim Teorisi Yıkıldı mı?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Darwin ve
Evrim Teorisi

Gökçe Fırat
Gericiler Neden
Darwin'den Korkar


İnan Kahramanoğlu
Evrim Gerçeği ve
Darwin'in Zaferi


İnan Kahramanoğlu
Evrim Teorisi Yıkıldı mı?


Yunus Yılmaz
Dini Yok Eden
Darwin Değil Şeriatçılardır

İnan Kahramanoğlu
Evrim Teorisi Yıkıldı mı?

Bilim Teknik dergisine alternatif kapak önerileri

TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisine uyguladığı sansürün etkileri sürüyor. Sansür konusu bilimsel çevrelerden çok siyasi çevrelerde tartışıldı ve tartışıldığıyla da kalacak gibi görünüyor. Laik kesim her zamanki bilime sansür çığlğkları atadursun Şeriatçılar her zamanki gibi üste çıkmakta gecikmediler. Hele hele Zaman gazetesi yazarı Nedim Hazar’ın bir cümlesi vardı ki duysa Darwin bile söyleyecek söz bulamazdı. Şöyle diyor Hazar: “Rabbim isterse eşekten bile insan yaratır,” Bu söze de dense dense “yaratmış işte” denebilir. Bu tartışmalar devam ederken sanal alemden birileri ise işi gırgıra vurmakta gecikmedi. Yukarıdaki alternatif İlim ve Teknik kapaklarını hazırlayan www. bobiler. org adlı internet sitesi, ilk olarak Tayyip’in Davos çıkışı sonucu yaptığı çalışmalarla kendini göstermişti. Bu son yaptıkları çalışmalarda da yobaz kafayı yerden yere vururken güldürmeyi de ihmal etmemişler. Belki de yobaz kafanın yüzsüzlüğüne ve küfürbazlığına verilecek en iyi yanıt da budur.

“Rabbim isterse eşekten bile
insan yapar”

TÜBİTAK’taki Darwin sansürünün ortaya çıkması, bir süredir “özgürlükçü ve demokrat” takılan gericilerin uzun zamandır binbir takiyye ile yarattıkları ne varsa yerle bir ederken, Darwin’e yönelik saldırının dozunu da arttırdı.

Gerici güruh, başlangıçta faşist kimliklerini gizlemek için “Adam (Darwin) ölmüş gitmiş ne işimiz olur” ya da “Evrim zaten çürütülmüş bir teoridir” diyerek olayı geçiştirmeye çalıştılarsa da bu noktada fazla tutunmaları mümkün olmadı ve beklendiği üzere kısa bir süre içinde gerçek kimliklerine dönüp Darwin’e ve Evrim Teorisi’ne kin kusmaya başladılar.

Öyle ki, artık hatırı sayılır bir tekel konumuna yükselen tarikatçı basın yayın organlarında, üstelik de bilenlerden çok bilmeyenler, Darwin hakkında atıp tutuyor şu sıra. Bir zamanların moda tabiriyle söylersek; “ağzı olan konuşuyor”!

Hepsi bir yana, bu ağzı olanlardan birisi; Zaman gazetesi yazarı Nedim Hazar, öyle bir laf etmiş ki, duyduktan sonra insanın bu tartışmayı devam ettirme hevesi bile kalmıyor. Hazar, kendisine gelen bir okuyucu mektubunda geçen bir sözü tasdikleyerek “Rabbim isterse eşekten bile insan yapar” diye yazmış. Sakın “çüşşşş” demeyin, adam galiba haklı, Rabbim gerçekten de eşekten bile insan yapıyor!

Bu tabii işin tirajikomik yanı ama söz konusu olan Darwin gibi bilim tarihinin en saygın isimlerinden birisi ve onun 150 yıldır bütün bilimsel gelişmelerce doğrulanan ve artık rakipsiz bir teori durumuna gelen evrim kuramı olunca, insan ister istemez bir parça da olsa bilimsel bir tartışma bekliyor fakat, nafile. Gericilerin tartışma düzeyi ve “bilimsellikleri” ne yazık ki bu kadar. Daha fazlasını beklemekse, anlaşılıyor ki, saflıktan başka bir şey değil.

Darwin gericilerin uykularını kaçırmaya devam ediyor

Darwin’e ve Evrim Teorisi’ne yönelik gerici saldırının giderek artan dozu “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” sözünü akla getiriyor. Sansürcü faşist kafa sanki tartışma Darwin’in sansürlenmesiyle çıkmamış gibi sağa sola küfürler yağdırmaya kadar vardırıyor işi.

Söyledikleriyse, hakaret ve küfürleri saymazsak, teolojinin ve dinci gericiliğin yüz yıldır değişmeyen sloganlarından ibaret.

Halkın bilim konusundaki cehaletinden de faydalanmaktan geri durmayan gericiler, bu lakırdıları bilimsel birer gerçekmiş gibi sunmaya çalışarak “Evrimin uydurma bir hipotez olduğunu” ve “Bilim dünyası tarafından da artık kabul görmediğini” iddia ediyorlar.

Bu fikre nasıl vardılar bilmiyoruz ama Evrim Teorisi yaşamın ve canlıların kökeni konusunda 150 yıldır bilim dünyasının dikkate aldığı tek teori olma özelliğini koruyor. Bilim dünyasında bu konuda başka bir alternatif teori de bulunmuyor zaten.

Kaldı ki, aradan geçen 150 yıllık süre bir teorinin sınanması için de oldukça uzun bir süre. Ama tabii bu gerici için yeterli olmuyor.

Oysa Darwin’den önce Lamarck başta olmak üzere pek çok bilimadamı da aynı konu üzerinde benzer teoriler geliştirmişlerdi ama bunların tamamı çürütüldü ve bugün sadece bilim tarihi derslerinde kendilerine yer bulabiliyorlar. Evrim Teorisi ise tam tersi bir biçimde bilimsel gelişmenin bugünkü aşamasında, moleküler biyoloji ve genetiğin ulaştığı son noktada bile sürekli olarak doğrulanan bir teori durumunda ve evrimsel biyolojinin şu noktadan sonra Darwin’in teorisi dışında bir yola girebileceğini gösteren en ufak bir kanıt bile yok bugün ortada.

Gericinin dayanılmaz cahilliği!

Ama tabii gerici için bilimin neyi kabul edip etmediğinin de hiç önemi yok. O kendi kurgu dünyasında Evrim Teorisi’nin gerçek olamayacağına öylesine inanmıştır ki, önüne koyacağınız tonla bilimsel kanıtın bile bir anlamı olmayacaktır.

Gericiler, Evrim Teorisi’ni kanıtlayan sayısız örneği görmezden gelip bazı uydurma kanıtlarla ve çarpıtmalarla teorinin geçersizliğini çürütmeye çalışırlar ama aslında kanıt bunların umurunda bile değildir. (Tevfik Fikret, Tarih’i Kadim’in de bu anlayışı şöyle hicveder; “Beşerin böyle dalâletleri var; putunu kendi yapar, kendi tapar!”)

O nedenle böylesi bir tartışmanın sonucunda yaratılışçıların ikna olmasını beklemek gibi bir beklenti içinde olmamak gerek.

Zaten yaratılışçıların her konuda kendilerini kurtaracak alternatifleri de var. Bunların en sıradanları Darwin’e küfredip “insan maymundan gelmiş olamaz” diyerek bilinen klişeleri tekrarlarken, biraz daha akıllı geçinenleri bilimin katettiği gelişmeleri de göz önünde bulundurarak Evrim Teorisi’nin yaratılış inancı ile çelişmediğini söylerler. Bir zamanlar “bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” diyen sağcı kafanın bir başka versiyonudur bu; “Evrim diye bir şey varsa, onu da Tanrı yaratmıştır!”

Anlaşılıyor ki, bunlar için teori bir adım daha ilerleyip yasa halini alsa bile bu, evrenin ve insanın bir yaratıcı eliyle meydana getirildiği gerçeğini değiştirmez. Her şey gibi insanın evrimi de Kutsal Kitap’ta vardır zaten!

E, o zaman bilime, bilimsel araştırmalara ne gerek var, bizim caminin imamı kutsal kitaptan okuyuversin şu yazanları da bilim dünyası büyük bir zahmetten kurtulsun, değil mi ama!

Benzer bir örnek de Evrim düşüncesinin Darwin’den çok daha önce hatta bazı İslam filozofları tarafından da ortaya konmuş olduğu iddiasıdır. Bu bir ölçüde doğrudur ama Darwin sadece evrim düşüncesini tekrarlamakla kalmamış bunu canlıların oluşumuna uyarlamış ve “doğal seleksiyon” başta olmak üzere bu evrimsel dönüşümün mekanizmalarını göstermiştir. O nedenle sadece felsefi bir tasavvurdan öte somut ve bilimsel bir teori ortaya koymuştur Darwin. Darwin’i önemli yapan da zaten bu mekanizmayı bulmuş olmasıdır, yoksa evrim fikrinden bahsetmesi değildir.

Kaldı ki, bu tez de gericileri vurur. Zira bin yıl önce bile evrim düşüncesini ortaya atan ve tartışabilen bir toplumun bugün gelinen noktada bilimi ve aklı reddeder bir noktaya varması, dinci tehlikenin boyutlarını gösterir sadece.

Buradan da anlaşılıyor ki, Evrim Teorisi’ni destekleyen sayısız kanıt bile ortaya konsa yaratılışçının dogmalarını sarsmak mümkün olmayacaktır. Zira o, her olgu ve durum karşısında “işin içinden sıyrılmanın teorisi”ni çoktan yapmıştır.

Dolayısıyla Evrim tartışması bu saatten sonra ancak gericilerin yalanlarını gözler önüne sermek gibi bir amaç varsa anlamlı olacaktır.

“Yaratılış” ne zaman “teori” oldu?

Bu noktada gericinin uyduruk tezlerine eğilmek ve bunlara ışık tutmakta yarar var.

Gericiler cahil halkı kandırmadaki hünerlerinden aldıkları cesaretle bilim alanına giriyorlar ama burada çuvallamaları kaçınılmaz oluyor. Başlangıç olarak Evrim Teorisi’nin karşısına bir başka “teori” konuluyor; “Yaratılış Teori”si. Sanırsınız ki bir tarafta bilim dünyasınca kabul gören Evrim Teorisi, diğer tarafta ise yine en az onun kadar kabul gören bir başka teori, “Yaratılış Teori”si var. Hangisini isterseniz onu kabul edersiniz! Hatta bir adım daha ileri gidip biyoloji derslerinde “Yaratılış Teorisi”nin de okutulması gerektiğini söyleyenler bile var.

Bu isteklerin temelinde ise basit bir çarpıtmanın bilimsel bir kılıf altında savunulması yatıyor. Çarpıtma o kadar basit ve zavallı ki, buna saldırmak bile anlamsız geliyor; bir kere yaratılış bir teori değildir. Teori, bilim literatüründe; “Tekrarlanan çok sayıda gözlem ve deneylerle, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğruluğu büyük ölçüde kabul edilmiş hipotez” olarak tanımlanıyor. Yaratılış ise, deney ve gözlem yoluyla sınanması mümkün olmadığı gibi deney ve gözleme değil, inanca dayanır. Dolayısıyla, evet, evrim doğruluğu büyük ölçüde kanıtlanmış bir teoridir ama bunun karşısına konulmaya çalışılan yaratılış bir teori değildir. Yaratılış için ister dogma deyin ister inanç, ama teori demek büyük bir sahtekârlıktır.

Uyanık gerici böylesine bir laf oyunuyla Evrim ve Yaratılış’ı aynı seviyeye getirmekte ve halka dönüp “bizim teorimiz doğru” demektedir. Ama bilim literatüründe bu ve benzeri uydurmalara teori değil, safsata deniyor. Bu safsataları savunanlara ise şarlatan.

Tanrının evrimi!

Bu şarlatanlar “Evrim” sözcüğünü duydukları zaman şeytan çarpmışa dönüyorlar ama bırakın insanın evrimini, bizzat Tanrı inancının kendisi bile bir evrimin ürünü. Nasıl mı? Din tarihçileri ilkel kabile animizminden başlayarak Yunan ve Roma örneklerinde olduğu gibi çok tanrıcılıkla devam eden ve akabinde tek tanrılı dinlere varan bir evrimsel gelişme içinde açıklarlar dinlerin ortaya çıkışını. Daha eski çağlarda insan toplumlarının güneşten suya, topraktan ateşe kadar kontrol altına alamadıkları ya da açıklayamadıkları pek çok şeye taptıklarını da biliyoruz. Homo Sapiens olarak adlandırılan bugünkü insanın yaklaşık otuz bin yıl önce ortaya çıktığı da kanıtlanmış bulunuyor ki, böyle bir durumda modern insanın, tarihleri sadece birkaç bin yıla kadar uzanan tek tanrılı dinlerden önce yaklaşık 25 bin yıl boyunca çok çeşitli dinlere ve sayısız tanrıya tapmış oldukları ortaya çıkıyor.

Bilimin ilerlemesi ve insanın doğayı kontrol altına almasıyla bu tanrıların çoğu gözden düştüğünde ise doğal olarak, inanç alanının ve tanrı fikrinin de gerilemesi beklendi ama “evrim” tam da burada devreye girdi. Hem de yalnız “evrim” değil, “doğal seleksiyon” ortaya çıktı desek yeridir. Böylelikle zamanla ortadan kalkan dayanaksız Tanrı inançlarının yerine daha “güçlü” olan “tek tanrı” inancı ortaya çıktı ve bu durum günümüze kadar süregeldi!

Dolayısıyla Darwin’in Evrim Teorisi sadece canlıların ve insanın evrimini değil Tanrı fikrinin evrimini de açıklayan bir bakış açısı sunuyor bizlere!

“Akıllı tasarım” mı, akılsızların tasarımı mı?

Evrim teorisinin yerine konulmaya çalışılan ve “akıllı tasarım” olarak bilimsel bir kisveye büründürülmeye çalışılan uydurmadan da bahsetmek gerek. Zira bir kısım akılsız, bu “akıllı tasarımı” fena halde diline dolamış durumda.

“Akıllı tasarım”ın özü şu; Doğada müthiş bir uyum ve ahenk var, ayrıca canlı vücudunda yine benzer bir eşsiz işleyiş söz konusu. Dolayısıyla böylesi bir muazzam yapının doğal ve kendiliğinden bir şekilde oluşmasına ihtimal yoktur. O halde doğa ve insan akıllı bir tasarımın ve dolayısıyla bir tasarımcının ürünü olmak zorundadır!

Dikkat ederseniz ortada bir kanıt filan yoktur. Sadece, “Madem açıklayamadığımız ya da tam olarak kavrayamadığımız bir gerçek var, o halde bunu mutlaka bir yaratan vardır”a dayanan bir varsayımdır söz konusu olan. Bu ise aslında ilkel çağlarda güneşe bakıp şaşıran ve bunu tapılması gereken bir tanrı zanneden ilkel insan zekasının bir benzeridir. Ama insanoğlu güneşin ne olduğunu keşfedip bunun hiç de esrarlı ve anlaşılmaz bir şey olmadığını görünce tabii güneşe tapmaktan vazgeçmiştir. Buna rağmen bu hikaye pek çok olayla ilgili olarak ve benzer biçimde sürüp gitmiştir. Demek ki evrim bir gerçekliktir ama, binlerce yıl evrim geçirmeden olduğu gibi kalmayı başarabilen bazı canlı formları da pekala olabiliyormuş! Evrimin olmadığını gösteren fosil arayan bu kafa bu kadar uğraşacağına dönüp kendisini örnek gösterse yeridir hani! Kısacası “akıllı tasarım” denilen uydurmanın temelinde cehalet ve bilinemezci bir anlayıştan başka bir şey yoktur aslında.

Doğadaki çeşitlilik ve türlerin kendi içindeki farklılıklar ise aslında canlıların tek bir tornadan çıkmadığını gösteren en önemli kanıttır. Bugün insan ırkı içinde ve hatta tek tek insanlar arasında bile önemli farklılıklar vardır ki, bu farklılıklar evrimi yadsımadığı gibi aslında evrimi kanıtlayan örneklerdir.

Evrim gerçekten de mekanizma olarak çok karmaşık ve milyarlarca yıl süren sonsuz sayıda tepkime ve biyokimyasal reaksiyondan bahsetmektedir bizlere. Ama bu mekanizmaların da birçoğu bugün bilim tarafından ortaya çıkarılmış durumdadır. Üstelik mantık açısından baktığımızda, ki Darwin de hipotez olarak evrimi öne sürdüğünde böyle yapmıştır, ortada son derece basit bir durum söz konusudur. Hatta Darwin’in ardıllarından ve Evrim Teorisinin en ünlü savunucularından T.H. Huxley “Türlerin Kökeni”nde Darwin’in evrimsel gelişme ve “doğal seleksiyon” fikrini okuduğunda “Bunu düşünemediğim için ne kadar da aptalım” demek zorunda kalmıştır. Ancak görüyoruz ki Darwin’den 150 yıl sonra bile bunu düşünemeyen aptallar var hala!

Ve bu aptallar bütün tek tanrılı dinlerin ortak söylencelerinden birisi olan Nuh Tufanı’nda dünya üzerindeki milyonlarca canlı türünün Nuh’un gemisine bindirilerek yok olmaktan kurtulduklarına inanırlar ama milyarlarca yıl süren ve bugün laboratuvar ortamında bile kimi örnekleri gösterilebilen “doğal seleksiyon” ve “mutasyon” gibi bilimsel kanıtları yeterince inandırıcı bulmayıp reddetmeyi tercih ederler.

Darwincilik mi ideoloji, yoksa gericilik mi?

Yaratılışçıların Evrime yönelik saldırısı bilimsel bazı uydurmalar yoluyla sürse de esas saldırı Darwinci evrim anlayışını bir ideoloji olarak göstererek mahkum etmeye dayanır. Bilim alanında kalsa bu tür bir tartışmadan galip ayrılmasının mümkün olmadığını gören gerici tipik bir köylü kurnazlığına başvurarak Darwinciliği bilim alanının dışına sürerek bir ideolojiye dönüştürür. Darwin’in teorisini savunan bilim adamları ise “din düşmanı” olup çıkarlar. Bu öylesine büyük bir baskı mekanizmasıdır ki, Darwin’in kendisi bile geliştirdiği teoriyi ortaya atmak için tam yirmi yıl beklemek zorunda kalmıştır. Darwin’den önce Galileo ve Kepler gibi evrenin işleyişi ile ilgili önemli fikirler ortaya atan pek çok bilim adamı da benzer baskılara uğramış, Engizisyon terörünün hışmına uğramaktan kurtulamamıştır.

Bu da göstermektedir ki; bir ideoloji haline gelen ve insanın insanı sömürmesine dayalı düzenin kutsanmasını ve devam etmesini sağlayan bir baskı aracına dönüşen dinin ta kendisidir. Dinsel inanç vicdani bir tercih olmaktan çıkarak dincilerin nemalandıkları düzenin sigortası haline getirilmiştir. Darwin belki de en çok bu yüzden, bu gerici ve sömürücü düzenin temellerini ortadan kaldırdığı için, bu kadar yoğun bir saldırı ile karşı karşıya kalmaktadır.

Buna rağmen bilim tarihi bu tür teolojik/dinci saldırıların her şeye rağmen gerçeklerin karşısında uzun süre varlığını koruyamayacağını da gösteriyor.

Galileo, Engizisyon’da dünyanın döndüğünü söylediği için yargılandığında ölüm cezasından kurtulmak için geri adım atarken “dünya yine de dönmeye devam ediyor” demişti. Galileo’yu engizisyona gönderen ve dünyanın öküzün boynuzları üstünde durduğuna inanan gericilerin bugün esamesi bile okunmuyor ama, Galileo’nun fikirlerini, bugün O’nu engizisyona gönderen gericilerin ardılları da dahil artık herkes kabul ediyor. Darwin’de bu gerçeği şu sözlerle dile getiriyordu: “İnatla yürütülen çarpıtmanın gücü yadsınamaz; ama bilim tarihi bu gücün hiçbir alanda uzun sürmediğini göstermektedir”

Ama aklın ve bilimin, yobazlık ve hurafeye karşı açtığı savaş bugün ne yazık ki hâlâ kazanılmış değildir. Savaş devam etmektedir.

(Sayı 229, 23/03/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40