Gökçe Fırat
Gericiler Neden Darwin'den Korkar
Anne tarafınızdan mı maymunsunuz
baba tarafınızdan mı?
1860 yılının Haziran ayında İngiliz Bilim Geliştirme Derneği’nin yıllık toplantısı için 700 dinleyici toplantı salonunu doldurmuştu. Darwin karşıtı fikirleriyle sivrilen Oxford Piskoposu Samuel Wilberforce konuşmasını yaparken dinleyici sıralarında oturan Huxley’e döndü ve şöyle dedi:
“Acaba dede tarafınızdan mı yoksa nine tarafınızdan mı maymundan geliyorsunuz?”
Darwin ünlü kuramı “Evrim Teorisi”ni ortaya attığından bu yana dünyanın her dininden gericilerinin hâlâ aynı zeka ve espri seviyesini aynı kelimelerle korumaları “evrim”in bir kısım insan için hiç de geçerli olmadığını ispat ediyor ironik bir şekilde...
Darwin’in yardımcılarından Tomas Henry Huxley ise bu gerici din adamına şu yanıtı verdi:
“Büyükbabamın yeteneğini çok ciddi bir bilimsel tartışmayı sırf komediye dönüştürmek amacıyla kullanan etkili ve zeki bir adam olmasındansa bir maymun olmasını tercih ederim.”
Darwin’in “Evrim Teorisi”ni ortaya koyduğu 1858 yılından bu yana gericiler cephesinde bir gelişme yok, ama ilerici cephe 1858’leri çoktan geride bıraktı. Gericiler dedelerinin maymun olmadığını söyleyedursunlar her bilimsel gelişme Darwin’i haklı çıkardı.
Bugün bilim dünyasında Darwin’in teorisi bir kuram olarak tartışılmaz, yerçekimi yasası, suyun kaldırma kuvveti, e=mc2 gibi bilimsel bir doğru olarak kabul edilir.
Buna karşı çıkanlarınsa bilim dünyasında değil sadece sirklerde yerleri olabilir ama o sirklerde bile şempanzelerle yarışmaları gerekir insanları eğlendirebilmek için...
Gericilerin Darwin’e ve “Evrim Teorisi”ne bu kadar büyük ve köklü bir düşmanlık beslemelerinin nedeni incelemeye değer bir konu ama öyle yüzeysel bir şekilde değil, çok daha derinlemesine.



Darwin, Marks ve Freud.
Tutucular, gericiler ve sömürücüler üçünden de hep korktu ve nefret etti.
İnsanın biyolojik, ruhsal ve toplumsal varoluşunun derinliklerine inerek gerçekleri buldular. |
|
Dinciler Tanrının kitabını değil
ekmek teknelerini savunuyorlar
“Evrim Teorisi”ne karşı çıkan dincilerin temel kaygısı Allah’ın kitaplarını savunmaktır. Çünkü Tevrat’ta da, İncil’de de, Kuran’da da yeryüzünün ve insanın nasıl yaratıldığı açık ve ayrıntılı bir şekilde anlatılır.
Kutsal kitaplara göre Allah yeryüzünü yani dünyayı altı günde, insanoğlunu ise “anında” yaratmıştır. Tanrı “ol” demiştir ve insan olmuştur. Bu nedenle Kutsal kitaplara göre bir “Yaradılış Hikayesi” vardır.
Ancak sadece Kutsal kitaplarda değil tüm mitolojilerde de gerek yeryüzünün gerekse insanoğlunun ortaya çıkışı benzer bir yaradılış hikayesiyle anlatılır.
İşte Darwin’in “Evrim Teorisi” bu kutsal hikâyeyi sona erdirmektedir. Eğer evrim varsa ve hele hele bu milyonlarca yıl sürmüş ve hâlâ da sürüyor ise kutsal kitaplarda yazılanlar gerçek değildir. Bu ise kutsal kitapların hiç de ilahi olmadığını yani tanrı ürünü olmadığını ortaya çıkarır. Böylesi bir durumda evrim varsa kutsal kitapların dönemi kapanmış demektir.
Ancak Evrim düşmanlarının derdi elbette ki kutsal kitaplar değildir. O kutsal kitaplar olmasa, din adamlarına da yer yoktur. Darwin dönemini ele alacak olursak Oxford Piskoposu sadece kitabı değil kiliseyi de terketmek zorunda kalacaktı ki bu da onun ekmek kapısını terk etmesi demekti.
Dinin her dönem için en büyük geçim kapısı, rant alanı olduğunu düşünürsek din adamlarının Evrim’e bu kadar düşman olmalarının nedenini çok daha iyi kavrayabiliriz.
Fakat Evrim teorisinin çok daha özel bir yönü vardı. Bir kısım din adamı, bir kısım kilise ve hatta bazı Müslüman din adamları da bir süre sonra çark ettiler: Evrim’in aslında kitapta yazdığını, evrimi sağlayanın bizzat Allah olduğunu, evrimin Allah öyle istediği için gerçekleştiğini vaaz etmeye başladılar.
“Peki neden 1858’de Darwin bu teoriyi ortaya atana kadar hiçbir din adamı çıkıp da bunun kutsal kitaplarda olduğunu, Allah’ın evrimi kurguladığını söylemedi?” diye soru sorarsanız din adamlarına bir cevap veremezler.
Ne hikmetse bir bilim adamı bunu ortaya atana kadar hiçbir dinin din adamının evrimden haberi bile yoktu!
Ama dincilere yine de sığınacak bir kapı açalım, bizim ülkemizde mollalar bilmezler belki ama aslında Darwin de din adamı sayılır: Cambridge’teki Rahip Okuluna gitmiş ama din adamı eğitimini yarıda bırakmıştır!
Gericinin bilim anlayışı:
Jeolojiye evet biyolojiye hayır!
“Evrim Teorisi”nde asıl dikkati çeken nokta hep insanın kökeni oldu. İnsan maymundan mı evrilmişti yoksa yeryüzüne insan olarak, yani ademoğlu olarak mı gönderilmişti?
Oysa “Evrim Teorisi”, yeryüzünün üzerindeki tüm maddelerle birlikte bir evrim sürecinden geçtiğini ve geçmekte olduğunu ortaya koyar.
Yeryüzündeki toprak, kayalar, denizler evrim geçirerek oluşmuştur. Bugün üzerine bastığımız toprak milyonlarca yıllık bir evrim sonucunda oluşmuştur.
Dolayısıyla evrimin ilk halkası jeolojiyle ilgilidir. Fakat din adamları jeolojik evrime karşı çıkmamışlardır. Ne de olsa insan değil topraktır evrim geçiren.
Hatta botanik ve zooloji bilim dalları gelişirken bile din adamlarının direnişi gelişmemiştir. Üstelik botanik ve zooloji genellikle din adamlarının bir ek uğraşı olarak gelişmiş ve bilim dalına dönüşmüştür daha sonra.
Yine Darwin insan dilinin kökenlerine gitmiş, dilin de evrildiğini açıklamıştır. Filolojinin gelişmesi din adamını hiç de rahatsız etmemiştir.
Evrimin tek halkası rahatsız etmektedir tutucuları ve din adamlarını; insanın kökeni.
Onlara göre Adem ve Havva ortak anamız ve babamızdır ve insanoğlu da buradan çoğalmıştır. Fakat maymundan gelmeyi kabul etmeyen ve bir gurur meselesi yapan tutucu, nasıl olup da Adem ve Havva’dan türediğini bir türlü aklına getirmemektedir.
Eğer Darwin haklı olursa hepimiz insanlaştık demektir ve bu hiç de kötü bir şey değildir; en azından bugün insanız demektir.
Ama eğer Yaradılış Hikayesi doğru ise, atalarımızın ya kendi kızkardeşleriyle, ya anneleriyle, ya babalarıyla, ya oğullarıyla birleşmiş olması gerekir!
Fakat gerici için bunun önemi yoktur. O anası ile birlikte olmayı bile düşünür ama maymundan geldiğini asla kabul edemez...


Oxford Piskoposu Wilberforce
ve Darwin’in yardımcısı
bilim adamı Huxley.
Dinleyiciler önünde
Evrim Teorisi’ni tartıştılar. |
|
İnsan biyolojisine yapılan arkeolojik kazı
Darwin’in buluşu tutucu ve gerici insanlara kabul edilemez geldi. Oysa aynı tutucular arkeoloji biliminin gelişmesine ses çıkarmadılar.
Arkeologlar toprağı kazdı ve kazdıkları her katmanda yeni bir uygarlık buldu, yeni insanlık buldu.
Herkes destekledi.
Hayvan ve bitki fosilleri buldu, kaya parçaları buldu, dinozorları buldu.
Herkes destekledi.
Ama Darwin arkeolojiyi bizzat insanoğlunun biyolojisine yapmaya kalktı.
On bin yıl öncesine, yüz bin yıl öncesine, milyon yıl öncesine vurdu kazmayı. Vurdukça insansı maymunlara ulaştı.
Ama insanlar bu arkelojiye dur dediler ve kazıyı durdurmaya çalıştılar. Çünkü ortaya çıkan eser insanın kökenini, maymunları işaret ediyordu.
İnsanın Evrim’i büyük bir tutuculukla, büyük bir gururla reddetmesinin nedeni aslında ne Kutsal Kitabı, ne dini, ne Allah’ı savunmaktı. Onlar sadece kendi varlıklarını, savundular. Eğer tersi olsaydı, jeolojiye ve kayaların değişimine de ses çıkartmaları gerekirdi.
Zaman geçti yeryüzünün yaşı ortaya çıkarıldı. İnsanoğlu elektriği ve ışık hızını buldu. Einstein açıktan bir sosyalistti ama Darwin kadar tepki çekmedi. Din adamları fiziğin gelişimine karşı çıkmadı. Oysa o fizik, dine ve kutsal kitaplarda yazılanlara büyük darbe vuruyordu.
Aynı şekilde kimya gelişti, matematik gelişti, diğer bilim dalları gelişti. Gelişen her bilim dalı kutsal kitapların temellerini sarstı. Ama din adamları seslerini çıkartmadılar. Çünkü onlar tanrıyı ve kutsal kitapları değil sadece kendi geçmişlerini koruyorlardı.
İnsan ruhuna yapılan arkeolojik kazı
Darwin’den sonra ikinci büyük tepki başka bir arkeoloğa gösterildi, bu da tıp kökenli bir bilim adamıydı Freud.
Darwin’in insanın biyolojik kazısını yapması gibi Freud da insanın “ruh kazısı”na başladı.
İnsana yapılan bu arkeoloji tüm gericileri hatta sıradan insanları bile ürküttü. Çünkü kazı devam ettikçe insanın ruh derinlikleri katman katman açıldıkça Darwin’in teorisine doğru yol alınıyor ve insanların hayvani dönemlerine, içgüdüsel varlıklarına gidiliyordu.
Darwin’e maymun diyen gerici Freud’a sapık dedi ve çıktı işin içinden.
Üstelik Darwin’in biyolojik materyalizmine karşı Freud ruhla ilgileniyordu. Bu, gericileri mutlu edebilirdi. İnsanın salt biyolojik bir madde değil aynı zamanda bir ruh, yani mânâ olduğunu göstermişti Freud.
Fakat Freud’un günahı daha büyüktü, o insanın maymundan geldiğini söylemiyordu, Adem ve Havva efsanesini yaratan insan ruhunun derinliklerine iniyor ve insana bu hayvani geçmişini hatırlatıyordu. Üstelik bu hayvani yanın hiç kaybolmadığını, insan ruhunun doğal bir parçası olduğunu söylüyordu.
Adem ve Havva’yı efsaneleştiren gerici sapık olmuyordu ama bunun kökenini gösteren bilim adamı sapık oluyordu gericiye göre.
Gerici kendi maymunluğuyla da kendi sapıklığıyla da yüzleşmekten korkuyordu.
Korkuyor ve gerçeğin ortaya çıkmaması için sadece kara çalıyordu.
Enteresandır gericiler hiçbir dönem ne Darwin’e karşı ne de Freud’a karşı bir bilimsel çalışma yürütemediler, onların tek bir yanlışını bile bulamadılar ama sadece tek bir şey yaptılar, birine maymun diğerine sapık dediler.
Ve bilimsel kanıtlardan daha etkili oldu bu yaftalamalar gericiliğe açık insan kitlelerinin üzerinde.
Sömürücü sisteme yapılan arkeolojik kazı
Ama Darwin’in ve Freud’un asıl tehlikeli yanı doğrudan toplumsal mücadelelerde ortaya çıktı. Benzer bir kazıyı toplumsal sınıfların tarihinde Marks başlattı.
“Sınıf arkeolojisi”nde dünyanın düzeni ortaya çıktı, bugünün işçileri ve burjuvalarının Allah’ın hikmeti olmadığı, geçmişte böylesi bir sömürünün olmadığı ortaya çıktı.
Marks, kazıda gericinin sinir sistemine vurdu kazmayı. Gericinin tek derdi, sınıflı toplumu, buna bağlı olarak ataerkil yapıyı, emekçilerin sömürülmesini ve kadının ikinci sınıf olmasını, kısacası kendi düzenini savunmaktı.
Bu düzenin kendi düzeni değil Allah’ın düzeni olduğunu iddia ediyor ve insanlara da Allah’a itaat edin diyordu.
Allah’a dua ediliyor, kiliseye ve camiye bağışlar yapılıyor, din adamları ve burjuvalar krallar gibi yaşıyor, emekçilerse sürünüyordu.
İşte “Evrim Teorisi” bu insan yapımı düzeni sarsıyordu.
Eğer Evrim varsa, sömürü sonradan ortaya çıkmış demekti. Nitekim ilk toplumlarda sınıfların, sömürünün, cins ayrımının, din ayrımının olmadığı ortaya çıkmıştı.
Sosyalizmse tüm bunları bir ideolojiye dönüştürüyor ve kapitalist düzenin tüm kavram ve kurumlarına darbeler indiriyordu.
Dertleri Evrimi yok saymak değil
Devrim’i bastırmak!
Marks en büyük şeytandı, Darwin onun temeliydi ve hep birlikte anıldılar.
Ayakların eşit olma mücadelesinde başlar buna razı olmuyordu.
Onlara göre Allah burjuvayı burjuva, işçiyi işçi olarak, din adamını din adamı olarak yaratmıştı. Ama Marks ve Darwin el ele vermiş bunu yıkmaya çalışıyordu.
Bugün gazetelere tam sayfa ilan verenler Darwin’e saldırıyı hep Marks’a ve sosyalizme saldırıyla bu nedenle birleştirmektedirler. Mesele Darwin’in “Evrim Teorisi”ni değil Marks’ın Devrim Çağrısını bastırmaktır.
Eğer Evrim varsa, insanlar bir zamanlar bugünkü gibi değillerdi demektir, sınıflar dün yoksa ve sonradan ortaya çıktıysa, yarın da ortadan kaldırılabilir.
Darwinci “Evrim Teorisi”nin Marks’ta devrimciliğe dönüşümü bu şekilde oluyordu.
Fakat din adamlarının tutucu teorisine göre böyle gelmiş böyle giderdi ve insanlar bu duruma biat etmeliydi. İnsanlık sadece çalışacak, sömürülecek, itiraz etmeyecek aksine dua edecekti.
Bu, Evrimin kadere dönüştürülmesiydi.
Ya da tersinden söylersek “Evrim Teorisi” kaderciliğin yıkılması demekti.
Tutucuların kaderciliğini besleyen ikinci olgu mucizelerin varlığıydı.
Kaderin olduğu yerde insanın bu kaderden kurtulması ancak mucizeyle olurdu. O nedenle insanlar biat etmeli, kaderlerine razı olmalı ve bir mucize beklemeliydi.
Evrimle kaderine başkaldıran insan mucizeyi gökte aramadı. Artık mucize değil, devrim peşindeydi.
Tüm sömürücü düzenlerin ve düzenbazların dinsel kılıf arkasına sakladıkları, mucizelerle, kaderle, kısmetle sıkı sıkıya örttüğü düzen, Evrimci arkeoloji ile artık bir antik kent gibi meydana serilmişti.
Bu kente ilk adımını atan Marks artık Promethe’leri de mitolojinin derinliklerine gönderiyor ve çalışan, yaratan, üreten insanın devrimci gücünü ortaya çıkarıyordu.
Tüm din adamları, tüm sömürücüler bu nedenle Darwin’den korkuyordu.
Çünkü Darwin’in açtığı kapıdan Sosyalizm geliyordu.
Ve devrimci mücadele sömürücü sınıfları tüm tapınaklarını ortadan kaldırıyordu.
Gericiler Darwin’den korkmayacaktı da ne yapacaktı?
Devrimci Evrim’den Gerici Evrim’e
Fakat bir süre sonra gericiler bu teorinin devrimci yanıyla savaşmaktansa her zamanki yöntemleyle bu teoriyi gericileştirmeye giriştiler.
Darwin’in Evrim şeması maymundan insana geçişi öngörüyordu ve bir basamak teorisiydi. Bu basamaklar geçmişten günümüze uzandığında maymundan insana doğru bir ilerlemeyi simgeliyordu. İlkel maymundan uygar insana geçişti bu.
Bu ilerleme düşüncesi ilk anda insanlığın ilkel komünal sistemden sosyalizme doğru olan yükselişini de çağrıştırıyordu. Ama çağrıştırdığı çok daha derin bir imge vardı. Uygar toplumun burjuvasının derinlerinde de bir maymun gizliydi: Emekçi.
Bir bakıma bu, işçilere kapitalizmde reva görülen muameleyi gösteriyordu. Daha sonra aynı sistem içine zenci de yerleştirildi, hatta açıkça maymun denilerek. Ve yine Üçüncü Dünyalı insan, doğulu, barbar denilerek aynı yere kondu.
Marks’ın toplumun ezilenleri için yaptığı bu çağrışım kapitalizmin elinde birden gerici bir evrimciliğe dönüştü ve ezilenler maymun ilan edildi. Bu gerici evrimcilikte evrim sürekliydi ama ezme ve ezilme de sürekli olacaktı. O halde hep maymunlar ve uygar insanlar toplumda birlikte yer alacaktı.
Tarihin belki de en devrimci buluşu kapitalistlerin elinde en gerici teoriye böylece dönüştürülüverdi. Oysa Darwin, evrim teorisindeki basamakların sadece zamanı gösterdiğini ve bir ilerlemeyi kastetmediğini açıkça yazmıştı. Ama ilerlemeci Marksizmin teorik açığını bulan kapitalizm buradan ilerlemeci bir reformculuk yaratmıştı bile.
Fakat kapitalistlerin bu tahrifatına çok daha büyük bir tahrifatı faşistler ekledi, onlar bazı insan gruplarını, alt insan sınıfına soktular ve bir ırklar basamağı yarattılar. Böylelikle ırkçılık doğdu ve üstelik referans olarak da Darwin’i aldı.
Oysa Darwin’in teorisi bir biyoloji teorisiydi ve insanların biyolojik varlıkları ile toplumsal varlıkları farklıydı. Fakat ırkçı faşistler insanı tamamen biyolojik yaratıklara dönüştürerek insanlığı hayvani bir sistem olan faşizme sokmaya çalıştılar.
Bugün insanlığın geleceği için çalışan sosyalistler için, Darwin ve “Evrim Teorisi”, her türden gerici dinci ideolojilere, her türden kapitalist ve sömürücü fikirlere, her türden ırkçı faşist sapıtmalara ve elbette reformcu düzen savunuculuğuna karşı, bir “Devrim Teorisi” olarak ele alınmalı ve savunulmalıdır.
(Sayı 228, 16/03/2009)
|