Özgür Billur
Büyük sermayenin yeni Ecevit'i: Kılıçdaroğlu


“Gandi’nin yükselişi” (Hürriyet)
“CHP’nin başına Kılıçdaroğlu geçmeli” (Fatih Altaylı)
Özellikle Aydın Doğan medyasının yaptığı CHP propagandasında dikkati çeken bir şey var; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun öne çıkarılması. Seçim öncesi yıldızı parlatılan Kılıçdaroğlu seçimden sonra da öne çıkarılmaya devam ediyor.
Adamla uzaktan yakından ilgisi olmadığı halde “Gandi” yakıştırması bile yaptılar. Bazı gazeteler, Hindistan’ın ulusal kahramanı, antiemperyalist lider Gandi ile Kılıçdaroğlu’nun ismini birleştirip “Gandi Kemal” şeklinde yazıyor.
|
Medyanın Kılıçdaroğlu aşkı
“Gandi’nin yükselişi” (Hürriyet)
“Sandıktan CHP’ye yeni lider çıktı” (Habertürk)
“CHP’nin başına Kılıçdaroğlu geçmeli” (Fatih Altaylı)
“Kılıçdaroğlu anketçileri ters köşeye yatırdı” (Cumhuriyet)
“AKP’ye kılıç darbesi” (Birgün)
Bunlar 29 Mart yerel seçimlerinden sonra atılan manşetlerden bazıları.
Özellikle Aydın Doğan medyasının yaptığı CHP propagandasında dikkati çeken bir şey var; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun öne çıkarılması. Seçim öncesi yıldızı parlatılan Kılıçdaroğlu seçimden sonra da öne çıkarılmaya devam ediyor.
Yukarıdaki manşetler ve benzer yorumlar neredeyse tüm gazetelerde yer alıyor. Adeta bir Kılıçdaroğlu kampanyası yürütülüyor. CHP’nin oy patlamasının (nasıl bir patlamaysa!) arkasındaki ismin Kılıçdaroğlu olduğundan tutun da, Kılıçdaroğlu’nun halkçılığı ve dürüstlüğüne kadar yazılmadık methiye kalmadı.
İnsan ister istemez medyanın bir kampanya şeklinde parlattığı isimleri hatırlıyor. Birkaçını sayalım: Kemal Derviş, Cem Boyner, Mehmet Ali Bayar, Mustafa Sarıgül, Tansu Çiller vs… 2002 yılına gidelim… Şimdi Tayyip’e yüklenen medya onu yere göğe sığdıramıyordu.
İşte Kemal Kılıçdaroğlu için de benzer bir reklam kampanyası yapılmaktadır. Adamla uzaktan yakından ilgisi olmadığı halde “Gandi” yakıştırması bile yaptılar. Bazı gazeteler, Hindistan’ın ulusal kahramanı, antiemperyalist lider Gandi ile Kılıçdaroğlu’nun ismini birleştirip “Gandi Kemal” şeklinde yazıyor.
Kılıçdaroğlu seçimden zaferle mi çıktı?
Seçim sonuçlarını bilmeyen biri bu yorumları okusa, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da oyları silip süpürdüğünü ve belediye başkanlığını kazandığını sanır. Oysa Kılıçdaroğlu’nun aldığı oy oranı %38’tir.
Bu oy oranına seçime katılmayan Genç Parti’nin %4’lük oyu ile MHP tabanının “AKP karşısındaki en güçlü adayı destekleyelim” mantığıyla verdiği en az %7’lik oranı da ekleyelim. MHP’nin İstanbul’daki oyunun –tüm Türkiye’de yükselirken- neredeyse %10 düşmesinin başka bir açıklaması yoktur.
Buradan çıkan sonuç, CHP İstanbul’da oy oranını her ne kadar arttırmış olsa da, ortada büyük bir başarı yoktur. Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin’in türban açılımını aynen benimsemişti, ama bu açılım başarısız oldu. Kılıçdaroğlu ve CHP, muhafazakâr kesimden ve varoşlardan değil, Bakırköy, Kadıköy ve Beşiktaş gibi zengin ve laik ilçelerden oy aldı.
Yani Kılıçdaroğlu’nun seçim stratejisi yanlıştı. Oy alacağını düşündüğü ve dinci açılım yapılan hiçbir yerde başarılı olunmadı.
Ekonomik kriz ve medyanın desteğine rağmen Kılıçdaroğlu belediye başkanlığını kazanamadı. Bunun adı zafer değil, yenilgidir.
Kılıçdaroğlu’ndan Ecevit yaratmak
Gerçek bu kadar açıkken Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi kurtaracak büyük bir lider olarak gösterilmesi ciddi bir manipülasyon faaliyetidir. Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına geçirmek için birileri tarafından düğmeye basılmıştır. Bir zamanlar aynı operasyon Kemal Derviş için de yapılmıştı.
CHP’nin ancak Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla büyüyebileceği propagandası açıktan yapılmaktadır. Aydın Doğan medyasının başını çektiği bu kampanyaya Turgay Ciner’den Cumhuriyet’e, Yeniçağ’dan Birgün gazetesine neredeyse tüm medya dahil olmuş durumdadır. Hatta PKK’nın yayın organlarında bile Kılıçdaroğlu’nun Kürt olması sebebiyle Kürt meselesine daha ılımlı yaklaşabileceği yorumları yapılmakta.
Herkes farklı açılardan Kılıçdaroğlu’nun propagandasını yapıyor. Ancak en çok öne çıkarılan özelliği Kılıçdaroğlu’nun “dürüstlüğü”. Seçim şarkısı da öyleydi: “Hem dürüst hem temiz bir insanoğlu”.
Dürüstlüğünün yanına halkçılığı da ekleniyor reklam kampanyasında. Bugüne kadar hiçbir CHP liderinin olmadığı kadar halkla iç içeymiş, onlardan biriymiş. Abartılı yorumların ve yalakalığın bini bir para…
İnsan bu sıfatları okuyunca Bülent Ecevit için söylenenleri hatırlıyor ister istemez. Ne deniyordu onun için de. Halkçı Ecevit, dürüst Ecevit. Bir zamanlar solun umudu halkçı ve dürüst Ecevit’ti!
Ama dürüst ve halkçı diye sunulan Ecevit solcu değildi. “Ortanın solu” kavramını yükselen antiemperyalist solun önünü kesmek için kullanan O’ydu. Kemalizmi üstyapı reformları diye küçümseyen ve reddi miras gerçekleştiren, Erbakan ile hükümet kurup Şeriatçılığın önünü açan yine Ecevit’ti. Teröristbaşı Apo ve Başbakan Tayyip’in “Türkiyelilik” deyimini ilk kez o kullanmıştı 1970’lerde.
MHP ve ANAP ile kuruduğu koalisyon hükümeti döneminde AB uyum yasalarını geçiren, idam cezasını kaldırarak Apo’yu kurtaran, IMF politikalarının dışına çıkmayan yine Ecevit’ti. “Vahdettin hain değildi”, “Faydalı tarikatlar da var (Fethullah’tan bahsediyor)” gibi veciz sözler de kendisine aittir.
Kemal Kılıçdaroğlu ile Bülent Ecevit gerçekten birbirlerine benziyorlar. Her ikisi de Kürt ve her ikisi de “dürüst”!
Fatih Altaylı ile devam edelim: “Ecevit gibi gerektiğinde sert. Ama asla ‘küstah’ değil. Konuşması didaktik değil, içten sıcak. Saf bir hali var ama enayilik türünde bir saflık değil. Dinle etnik kökenle kavgası yok… Kemal Kılıçdaroğlu ile CHP, küskün olduğu Doğu ile bile barışabilir.”
CHP’nin kurtarıcısı olarak sunulan Kılıçdaroğlu yeni bir Ecevit olmaya hazır görünmektedir. Bugüne kadar söyledikleri ve Ecevit gibi “dürüst” oluşu Kılıçdaroğlu’nun önünün açık olduğunu gösteriyor. (Kılıçdaroğlu hakkında yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasında bulunan tek kesim ise Şeriatçılar. Ama Kılıçdaroğlu “ikinci Ecevit” olduğunu Şeriatçılara da ispatlarsa hiç şüpheniz olmasın affedilecektir!)
CHP’nin Atatürkçü tabanına “kurtarıcı” olarak sunulan Kılıçdaroğlu’nu biraz daha tanıyalım. Tanıyalım ki, onun Atatürkçü değil, CHP’yi Kürt-İslamcı yapacak ekibin başındakilerden olduğu anlaşılsın!
Kılıçdaroğlu’nun bölücülüğü
Kılıçdaroğlu, Tuncelili. Bir röportajda kendisine nereli olduğu sorulduğunda verdiği cevap şu: “Dersimliyim. Ailemiz Dersim’de Cebeligiller olarak tanınır. Aşiret olarak da Kureyşan aşireti.” Kılıçdaroğlu’nun memleketine karşı özel bir ilgisinin olduğun da öğreniyoruz: “Ben tarihe çok meraklıyım, özellikle Dersim tarihine. Bu konuda çok sayıda kaynak bilgi doküman var. Emekli olunca Dersim tarihini yazmak istiyordum, maalesef buna hiçbir zaman olanak olmadı.”
Kimsenin nereli olduğu bizi ilgilendirmiyor, ama insan bu kadar Kürt açılımı lafı duyunca ister istemez merak ediyor. Merak ettiğimiz bir başka şey daha var: Kemal Bey, 1938 İsyanı’ndan sonra Atatürk tarafından ismi Tunceli olarak değiştirilen memleketi için, niçin yalnızca PKK’lılar tarafından kullanılan Dersim adını tercih ediyor?
Kılıçdaroğlu’na bölücü dememizin sebebi doğum yeri ve onun PKK ağzı ile konuşması değil sadece. Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta Baykal ile baş başa yaptığı görüşme onun fikirlerini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Baykal’a partiyi kurultaya götürme çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu’nun gerekçesi, iktidar için bir değişim programı yapma gereği. Kılıçdaroğlu’nun değişim için parolası 4 G. (gecekondu, güneydoğu, gençler-kadınlar ve bunlara ulaşmak için geziler.)
Kılıçdaroğlu, basına yansıdığı kadarıyla Baykal’a şunları söylemiş: “İstanbul deneyimi göstermiştir ki, CHP’nin Kürt ve muhafazakâr seçmenden oy alamama gibi bir sorunu yoktur. Ancak, CHP aynı performansı bölgede gösteremiyor. Bu nedenle, parti bölgeye yönelik ilgisini daha sıcak tutmalıdır. Milletvekillerimiz ve yöneticilerimiz, bölge illerine daha sık gitmeli, halkla doğrudan temas kurmalıdırlar.”
Kılıçdaroğlu’nun kullandığı “bölge” kelimesine dikkat! Güneydoğu için bu tanımı yalnızca PKK’lılar kullanmaktadır.
Kılıçdaroğlu’nun PKK ağzıyla konuşmasının ne kadar tehlikeli olduğunu düşünürken 2008’in Kasım ayında gazetelere yansıyan bir haberi hatırlıyoruz: “CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun 8 Eylül’de Almanya’da PKK’lılar’la aynı araçta yakalandığı iddiasıyla gündeme gelen avukat Talip Doğan Karlıbel, belgesini de sundu. Belgeye göre Kılıçdaroğlu ve CHP, MKYK üyesi Ali Kılıç, Deniz Feneri e.V davasını takip etmek üzere bulundukları ülkede içinde PKK’lıların da bulunduğu HH DP 934 plakalı araçla saunadan çıktı. Ancak polis arka lambası yanmayan aracı durdurup tutanak tuttu. Araçta Nevzat Rıdvan ve Mustafa Güler adlı PKK’lılar bulunuyorlardı.” (28 Kasım 2008, Star)
Gazetelerde Alman trafik polisinin yazdığı ceza tutanağının fotoğrafı da yayınlandı. Kılıçdaroğlu bu iddiayı yalanladı. Ancak, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisi hakkında PKK’ya yataklık etmekten açtığı dava devam ediyor.
Kılıçdaroğlu’nun PKK’lılarla ilişkisi konusundaki iddialar Şeriatçı Vakit ve hükümete yakın Star gazetesinde yayınlandığı için ciddiye almayacak olan “Atatürkçü” okurlar için ciddiye alınacak bir kaynaktan Kılıçdaroğlu ile ilgili bir bilgi aktaralım:
Gazeteci Akif Bülent’in iddiasına göre, 28 Şubat’ta Batı Çalışma Grubu’nun hazırladığı bir raporda, Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü döneminde bölücü faaliyetler içinde olduğu yazılmaktadır. Bu rapora göre Kılıçdaroğlu zamanında işe alınan 10 bine yakın kişinin tamamı Alevi ve Kürt kökenli. Bunların içinde 100’e yakınının PKK üyesi olduğu tahmin edilmektedir.
Kılıçdaroğlu’nun eğitim amaçlı olarak Paris’e burslu olarak gönderildiği dönemde Paris Kürt Enstitüsü’nün müdavimlerinden olduğu iddia edilen rapor şöyle bitiyor: “Sonuç olarak, uğruna binlerce şehit verdiğimiz ülkemizin bölünmez bütünlüğünü hedef alan ve irticai faaliyetlere benzer yakın tehlike arz eden Kürtçülük, mezhepçilik ve bölücülük faaliyetlerini alenen sürdüren Kemal Kılıçdaroğlu’nun faaliyetleri için tedbir alınmalıdır.”
Bu iddiaların gerçekliğini tarih kanıtlayacak ama gözle görünen bir gerçek var ki, o da Kılıçdaroğlu’nun -ister PKK ile bağlantılı olsun ister olmasın- CHP’yi Kürtçü bir rotaya kaydırdığıdır.
Kılıçdaroğlu: “Ben umreye gitmiş biriyim”
Kürtçülük ile İslamcılık kol koladır. CHP’deki Kürt açılımını türban açılımının izlemesi tesadüf değildir. Çünkü program Kemalizm’in tasfiyesidir. Kemalizm Altı Ok’tur ve Altı Ok’un birinden verilecek taviz diğerini de tetikler. Atatürk milliyetçiliğinden kopan birinin laiklikten de, devletçilikten de halkçılıktan da kopması olağandır.
Kürtçülüğe bulaşan biri, laiklik ilkesini de çiğner. Ya da tam tersi... Bu yüzden Kürt meselesine eğilelim, “bölge”yle kucaklaşalım diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Avcılar’da başörtüsü dağıtması çok normaldir. Kamuoyundan gelen kimi tepkiler üzerine “Başörtüsü geleneğimizde var. Kimi türban, kimi başörtü, kimi fular olarak kullanır”demesi de kendi içinde tutarlıdır.
Laiklik ve milliyetçilik nasıl ki, bu ülkeyi ayakta tutan ve bağımsız-çağdaş ulus olmamızı sağlayan ilkeler ise, dincilik ve bölücülüğe verilen tavizler de Kürt-İslam ideolojisinin gereğidir.
Bugün tüm partiler gibi CHP de Kürt-İslam’ın yörüngesindedir.
Tekrar Kılıçdaroğlu’na dönelim. Kimi saf “Atatürkçüler”in Baykal’ın yerine genel başkan olarak düşledikleri ve partiyi yeniden Atatürk ilkeleri doğrultusunda yöneteceğine inandıkları Kılıçdaroğlu’nun “İnançlı biri misinizdir mesela camiye gider misiniz?” sorusuna yanıtı aynen şöyle: “İnançlı biriyimdir. Liseden beri her akşam yatmadan önce mutlaka duamı ederim. Ama bunu teşhir etmem. Elbette camiye giderim. Bunu yanlış adama soruyorsunuz. Ben Umre’ye gitmiş biriyim. 1988’de eski Sanayi Bakanı AKP’li Ali Coşkun’la birlikte.. Ali Çoşkun o zamanlar TOBB Başkanıydı, ben de Maliye’deydim. Bunu yazmayın ama...” (17 Mart 2008, Posta)
Adam bir röportajında Alevi olduğunu, hatta “dede” olduğunu söylüyor, diğerinde camiye ve umreye gittiğini!
Mesele Kılıçdaroğlu’nun etnik ya da mezhepsel kimliği değildir. İnançlı biri olması ya da umreye gitmesi de önemli değildir. Sorun bunu siyasete alet etmesidir.
Klasik sağ politikadır yaptığı. Yani dini siyasete alet etmek…
Din ve inanç kişisel bir tercihtir ve başkalarını ilgilendirmez. Yıllarca sağ politikacılar dini siyasete alet etmişlerdi. Şimdi Kılıçdaroğlu da aynı şeyi yapmaktadır.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin sonudur
Büyük basın birini çok fazla öne çıkarıyorsa, o kişinin üzerine soru işareti konulmalıdır. Ülkedeki en işbirlikçi ve Amerikancı yapıların başında gelen medya, bir kişiyi durup dururken göklere çıkarmaz.
Türkiye’deki Atatürkçüler ve solcular maalesef bu kuralı bilmediklerinden hep yanılırlar.
Bu yanılgıların bedeli çok ağır olur. Siyaset hata affetmez. Çünkü sözkonusu olan bir ülkenin kaderidir.
Sol eskiden Ecevit ile düştüğü büyük hatanın bedelini yıllarca ödedi. Sadece sol değil, tüm Türkiye ödedi. Şimdi, Kılıçdaroğlu ile yine benzer bir hata yapılmak üzeredir. Ancak bu hatanın bedeli Ecevit’inkinden daha ağır olur. Çünkü Kılıçdaroğlu Kemalizmin tasfiyesinde Ecevit’ten çok daha hızlı olacaktır.
Bunun işaretlerini çok açık biçimde vermektedir. Kılıçdaroğlu genel başkanlığında yönetilecek bir CHP, AKP’den farkı olmayan bir Kürt-İslam partisine dönüşecektir. AKP’leşen bir CHP’nin Türk siyasetinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Türkiye’de Kürtçülüğün de, şeriatçılığın da sahibi vardır. AKP bile Kürtçülükte PKK’ya yenilmiştir.
CHP’nin ne Kürtçülükte ne de İslamcılıkta AKP veya PKK’ya rakip olması mümkün değildir.
Bugün merkez sağ denilen partilerin hali ortadadır. CHP’nin sonu da farklı olmayacaktır.
Atatürk’ün partisi diye diye CHP’ye çalışan, ona oy veren insanların kendilerine gelmeleri gerekir. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu gibi bölücülerle Baykal’ı bile aratır hale dönüşmektedir!
(Sayı 232, 13/04/2009)
|