Ali Özsoy - Gürsel Tekin: Sosyal demokrat değil Sosyal Faşist
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

CHP'de
Kürtçü Darbe

Serap Yeşiltuna
CHP'de Kürtçü darbe hazırlığı


Ali Özsoy
Gürsel Tekin:
Sosyal demokrat değil
Sosyal Faşist


Özgür Billur
Büyük sermayenin yeni Ecevit'i: Kılıçdaroğlu


Özgür Billur
Karayalçın mı değişti, CHP mi?


Serap Yeşiltuna
CHP'nin hedefi:
Atatürkçüleri de Kürtçü yapmak


Onur Yaman
Baykal PKK'ya af istiyor

Ali Özsoy
Gürsel Tekin:
Sosyal demokrat değil
Sosyal Faşist

Gürsel Tekin:Sosyal Demokrat Değil Sosyal Faşist

“Gürsel Bey başarınızı neye borçlusunuz”

Türkiye kadar ilginç bir ülke az bulunur. Yaşanan son yerel seçimlerden sonra zaferle çıkmayan parti yok gibi.

AKP oylarını %7 civarında düşürdü ama yine açık ara birinci parti. Dolayısıyla zafer kazandı. CHP açık ara ikinci ama oylarını azıcık artırdı. Dolayısıyla seçimin asıl galibi ilan edilebilir. Diğer yandan MHP ve SP yaklaşık yüzde ikilik bir oy artışıyla epey geriden geliyorlar. Ama olsun onlar da oylarını arttırdı ya: “Gümbür gümbür geliyoruz” diyebilirler.

Ancak en garibi İstanbul hikâyesi… Bilindiği gibi seçim gecesi CHP’nin meşhur İl Başkanı Gürsel Tekin televizyona çıkıp erkenden “İstanbul’da seçimi %41 ile biz kazandık” demişti. Sonuçlar geldikçe durumun pek öyle olmadığı anlaşılıyordu. Ama adam iki saat sonra yine çıktı televizyona tekrar aynı şeyi söyledi. Sonra tabii ortalıkta gözükmedi. AKP adayı, CHP’nin adayına yaklaşık yüzde 7 fark atmıştı.

Elbette bu bir seçimdir. Kazananı da olur kaybedeni de… Ancak medyaya göre bu seçimde kazanan sadece iki isim var. Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin…

Brecht
Brecht

Brecht komünist bir devrimciydi. Hayatı Nazi’lere karşı mücadeleyle geçti. Yukarıdaki şiiri komünist parti için yazmıştır. Ancak o komünist partinin militanlarını Almanya’daki sosyal demokratlar faşistlerle birlikte katletmişti. Bu yüzden Brecht sosyal demokrasinin amansız bir düşmanıydı. Brecht’e göre sosyal demokratlar sola ve devrimciliğe o denli düşmandılar ki, Nazilerle işbirliği yapmaya çekinmeyen sosyal-faşistlere dönüşmüşlerdi.

Tabii “nasıl oluyor” diye soruyoruz. Seçim kazanmadan nasıl seçimin tek galibi olunur? Türkiye’nin seksen bir ilinde, bini aşkın ilçe ve beldesinde seçim kazanan adaylar ne oluyor peki? Onların hepsi mağlup, ama nedense Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu galip.

İyi de bizim bildiğimiz bu seçim denen meret oyla yapılan bir şey. Oyları sayıyorsunuz ve en çok sayıya ulaşan kazanıyor.

Ama olsun medyaya göre bunların önemi yok. Zaman gazetesinden tutun, Doğan medyasına kadar hepsi Gürsel Tekin’in önünde kuyruk olmuşlar: “Başarınızı neye borçlusunuz?”

Adam da başlıyor sallamaya. Ondan önce CHP halktan kopmuş. İlçe başkanları pinekliyormuş. Korku tünellerine parti hapsolmuş. Ama o halka inmiş. 100 bin yeni üye yapmış. Parti binalarında hâlâ üye kuyrukları varmış. Sempozyumlar düzenlemiş. Bilim adamlarıyla toplantı yapmış. Kılıçdaroğlu’yla birlikte 40 bin km dolaşmış vesaire vesaire…

İşin ilginci İstanbul’u “kurtardığı” yetmiyormuş gibi bir de Türkiye’yi kurtaracakmış. Baykal’ı da yanına alıp Diyarbakır’da miting yapacakmış.

Cakasını gören, adamı Lenin zanneder. Ayaklı bir devrim makinesi… Kitleleri şaha kaldırmış. Türkiye’nin umudu…

Peki çok bahsedilen büyük başarı ne? İstanbul’da CHP’nin oylarını arttırmış. Tamam artmış. Seçime katılmayan Genç Parti’nin ve AKP’ye karşı CHP’ye giden MHP’nin oylarını toplayınca artış ortaya çıkıyor. Başka? O kadar! Ha bir de “rüzgâr yaratmış.” Ne demekse?!

CHP’de Kürt-İslam “değişimi”

Olsun yine de galip o. Dincisi, İkinci Cumhuriyetçisi mikrofonu uzatıyor. Gürsel Bey başlıyor Altı Ok’a saldırmaya. Seçimin galibi olması için bu yeterli değil mi? Bu ülkede medyanın galipleriyle halkın galipleri, medyanın değerleriyle halkın değerleri hiçbir zaman bir olmaz biliyoruz ama en azından söz konusu olan seçim olunca kaybeden bir kişi nasıl galip ilan edilebilir?

Ancak Gürsel Tekin seçim mücadelesinin değil, başka bir kavganın galibi. Bu kadar çok gündemde olmasının nedeni de bu. CHP 22 Temmuz 2007 seçimlerinden itibaren hızlı bir dönüşümün içine girdi. Buna açılımlar süreci dendi. Bu açılımlar sonunda Kürt-İslam’a düşen kalelerden biri de CHP oldu. Kürt-İslam’ın CHP kuşatmasını yürüten en önemli isimlerden biri ise Gürsel Tekindi.

Kendisi yıllarca Kadıköy Belediye’sinde görev yapmış Selami Öztürk ile birlikte bölgenin Kürt aşiretlerinin rant alanı haline gelmesine hizmet etmiş biriydi. Yıldızı İstanbul İl Başkanı olmasıyla parladı. Ancak dinci ve Kürtçü kesim onu çarşaf açılımıyla tanıdı. Bilindiği gibi Baykal Sultanbeyli’de yüzünü bile göremediği bir takım kadınlara rozet takıp, üye yapmıştı. Bunlar daha sonra defalarca tekrarlandı. Bu kadar çarşaflıyı AKP bile bulamazdı. Belli ki Gürsel Tekin tarikat desteği alıyordu. Ancak sonra bu çarşaflılar “beyleriyle” birlikte partiden istifa edince açılımın gerçek amacı belli oldu. Maksat örgütlenmek veya Gürsel Tekin’in ağzından kaçırdığı gibi “oy almak için” açılım yapmak değildi. Sadece artık CHP’nin lâiklik konusunda da Kürt-İslam’a itirazı olmadığını cümle âleme duyurmaktı.

Bu açılımları Gürsel Tekin bakın nasıl açıklıyor: “CHP’nin umut olmasını isteyenler, bu yüzden bize sık sık mesaj veriyor. Hatta Obama’nın gelişinden sonra moda olan ‘değişim’ kavramını da sıklıkla dile getiriyorlar. CHP’nin mutlaka ‘değişmesi’ gerektiğine vurgu yapılıyor.”

Evet artık Atatürk yok Obama var. Lâiklik yok çarşaf var. Milliyetçilik yok Kürtçülük var. Çünkü “değişim” bunu gerektiriyor.

Gürsel Tekin’in Zaman gazetesine söylediklerine göre bu değişim şart; çünkü CHP “halktan kopmuş.” Bunun nedeni ise yıllarca “korku tünellerinde yaşamış olmak.” Neymiş bu korku tünelleri: Türkiye’ye Şeriat gelir, Kürtler ülkeyi böler v.s.

Yani bunlar aslında yalan. Türkiye’yi Şeriatçı bir parti yönetmiyor mu? Türkiye’yi kasıp kavuran bölücü bir terör yok mu? Gürsel Tekin’e göre bunlar korku tüneli. Aslında yok. Toplumu korkutarak idare ediyorlar. O da CHP’yi bu tünellerden çıkarmak gibi tarihi bir misyona sahip…

Çarşaf faşizmi

Zaman gazetesinden Nuriye Akman doğal olarak sıkıştırıyor. “İyi de bu korkuları yıllarca CHP beslemedi mi?” diye soruyor.

Gürsel Tekin kıvırıyor. Baykal’ın ne kadar demokrat olduğundan bahsediyor. Aslında partisinin geçmişine, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret ediyor farkında değil.

Konu çarşafa geliyor. Doğal olarak gazetecimiz somut laf istiyor. CHP türbanı Anayasa Mahkemes’ine götüren parti değil mi? Anlaşılan Gürsel Tekin 1 yıl önce partinin üyesi değilmiş. Sanki böyle bir olay hiç gerçekleşmemiş gibi konuşuyor. Tamamen özgürlüklerden yana olduğunu vurguluyor. Soruyu duymazdan geliyor. Hatta türban konusunda bir taahhütte bulunuyor:

“Ben özgürlüklerden yanayım. Yani bir sürü sorun var, Kürt sorunu, Alevi yurttaşlarımızın demokratik hak sorunu. Bu sorunların hepsini masaya yatırsak, bütün siyasetçiler bir araya gelse, toptan bu sorunları ortadan kaldırsa olmaz mı yani. Sanki türban sorunu çözülünce Türkiye'de özgürlükler olacak. Özgürlükler o kadar geniş yelpazede ki sendikal haklar özgürlüğü ne olacak? Ölen gazeteci kardeşimizin sendikası yok, sigortası yok. bunları tartışmayacak mıyız? Tamamını yatıracağız masaya. (Soru: Türban sorunu da dahil mi?) Hepsi. Bütün demokratik hakların ve özgürlüklerin oluşması lazım...”

Gazetecinin sendika hakkının konuyla ne alakası var diyebilirsiniz. Elbette ki yok. Ama “Gürsel Başkan” onu araya sıkıştırıvermiş. Söylediği şu. Türban üniversitelerde de kamuda da serbest olsun ama Kürtler ve Alevilere de etnik, mezhepsel ayrıcalıklar tanınsın. Beyefendiyi türban kesmiyor. Bölücülüğe de özgürlük istiyor.

İyi de bunları savunman için CHP’de olmana gerek yok ki. Gir DTP’ye veya AKP’ye bu fikirleri yerinde savun. Gürsel Tekin’e göre çarşaf bir özgürlük sorunu yani kadının özgürlüğü. Oysa Gürsel Tekin bunu o kadının kocasından ve babasından öğrenmiş. Zaten Sultangazi’deki meşhur çarşaflı da “beyimle geldik” demiyor muydu?

Aslında çarşafsız ve türbansız kalabilmek hakkı bir özgürlük sorunudur. Ama Gürsel Tekin kadınlar adına konuşuyor. Ve sürekli ucuz politika yapıyor. Hemen hemen kendisiyle yapılan her röportajda annesinin ve ablasının kapalı olduğunu vurguluyor. Din üzerinden siyaset yapıyor: “Benim annem kapalı, ablam kapalı. Ben neden özgürlükleri kısıtlayan bir duruş sergileyeyim. Benim öyle bir söylemim olmaz.”

Ne yani annesi ablası kapalı olmayanlar özgürlük karşıtı mı? AKP’liler bile din üzerinden bu kadar ucuz siyaset yapmıyor. Bize ne senin anandan bacından!

Çarşaf ve türbanın artık “özgürlük” sembolü olduğu her yerde faşizm vardır. Demokrasi ve lâiklik dinsel kuralların, giysilerin ve ibadetlerin denetim altına alınmasını ve sınırlandırılmasını esas alır. Kılık kıyafet bunun başında gelir. Her türlü dinsel buyruğa sınırsız özgürlük ise Şeriatçı faşizmin ilk talebidir. Çarşafa özgürlük, Şeriata özgürlük demektir.

Eskiden Ecevit “özgürlükçü lâiklik” derdi. CHP’nin yeni söylemi bu bile değil. Gürsel Tekinlerin yeni “özgürlükçü” ve “açılımcı” CHP’sinde lâikliğin artık “l”si bile yok.

Laikliği sandviç sanan zihniyet

Gürsel Tekin’in akıl dolu saptamalarından biri laiklik ile ilgili. Bu seçimde hiç lâiklikten bahsetmemişler o yüzden partileri daha başarılı olmuş. Bir sürü türbanlı belediye başkanı adayları varmış. Böylelikle oylarını muhafazakâr bölgelerde %200 arttırmışlar.

İnsaf diyoruz! Bu adam rüya mı görüyor. CHP’nin Türkiye’de ve İstanbul’da oy aldığı tüm bölgeler yine klasik Atatürkçü lâik kesimleri barındıran sahil kesimleri. Tüm basın seçimlerden sonra aynı manşeti atmış: “CHP denize sıkıştı.” Ama Gürsel Tekin kendi hayalinden efsaneler yaratmaya devam ediyor. Seçim gecesi “seçimleri kesinlikle biz kazandık” diye uyduruvermesini kendisine soranlara “o an çok heyecanlıydım” diye yanıt veriyor. Anlaşılan heyecanı bitmemiş. Saçmalamaya devam ediyor.

Gürsel Tekin’e göre bu seçim sosyal demokrat kimliklerini ön plana çıkarmışlar. Lâiklik de bu kimliğin içinde yer almıyor. Çünkü ona göre lâiklik halk için önemsiz: “Millet aç. Beklenti başka. Aç insana lâiklik desen hikâye geliyor. Aç sağlık sorunu var bunu duymak istiyor adam.”

Klasik gerici söylemi... Onlara göre lâikler halka yabancı ve düşman. Hatta ne diyorlar “80 yıllık Cumhuriyet lâiklik diye diye halkı aç bıraktı.”

İyi de Gürsel Tekin lâikliği sandviç mi zannediyor? Lâikler halkı lâiklik ile beslemek gibi bir çaba içinde mi sanki? Veya Atatürkçüler şöyle mi diyor: “Yaşasın halk aç kalsın, biz de lâik kalalım.” Bu cehalet düzeyinde siyasetin adı da “sol” politika oluyor. Toplumların açlığı sömürü meselesidir. Sömürü ise sadece ekonomik araçlarla yapılmaz. En büyük araçlar siyaset, ideoloji ve din gibi üstyapı araçlarıdır. Lâiklik yoksulluktan kurtulmak ve toplumsal kurtuluş için bir numaralı şartı yani gericilikten kurtulmayı sağlar.

Elbette gerici ve faşist diktatörlükler de halkın karnını-gerektiği kadar- doyurur. Zaten açlığın insanları öldürecek hadde ulaştığı bir yerde düzen kendini ayakta tutamaz. Hiçbir sömürü düzeni de kendini bu denli riske atmak istemez. Böyle anlarda devrim gerçekleşir.

Ama Gürsel Tekin, Melih Gökçek ve Kadir Topbaş’a özenmiş. Solculuğu fakirlere sandviç, döner, sadaka dağıtmak zannediyor. Hani Recep Tayyip diyor ya “esas sosyal demokrat biziz” diye. Gürsel Tekin bunu ciddiye almış.

O zaman soruyoruz. Madem emekçilerin durumu seni bu kadar üzüyor. Yoksulluğu ve sınıf ayrımını önemsiyorsun. Lâiklikten vazgeçmekten başka ne öneriyorsun? CHP’nin şu açılımları arasına devletçiliği, halkçılığı sokmaya var mısın? Sosyal demokrasi palavralarını bırak. Devlet ekonomiye müdahale etsin, özelleştirilen fabrikalar kamulaştırılsın, insanlara sadaka değil iş verilsin diyebiliyor musun?

Seçimden bir gün sonra Kılıçdaroğlu’yla Gürsel Tekin çıkmış televizyonda kükrüyorlar: “Kadir Topbaş’ın ensesindeyiz. İstanbul’da bir kişi bile aç kalırsa sorumlusu o.”

Bu ne şimdi sol politika mı? Yani Kılıçdaroğlu seçilseydi İstanbul’da kapitalizm yıkılacak ve varoşlar merkeze, işçiler fabrikalara el mi koyacaktı?

Kimi kandırıyorsunuz beyler?! Üniversite kantininde bile bu düzeyde “solculuk” yapılmaz. Yutmazlar. Lâiklik düşmanlığının adı dünyada hiçbir zaman solculuk olmadı, olmayacak.

Kürt ayrımcılığı

Sonuçta CHP yine lâiklerden oy alıyor. İstanbul belki de bunun en bariz örneği. Ama Gürsel Tekin gibileri lâiklerin oylarının üzerinden siyasi rant kazanıp bir de üstüne üstlük ucuz din siyaseti yapıyorlar.

Bu yetiyor mu? Elbette hayır. Gürsel Tekin sadece dini değil etnik bölücülüğü de siyasete alet ediyor. Her röportajında her fırsatta Kürt olduğunu vurguluyor. Kürtlere karşı CHP’nin çok yanlış yaptığını ama artık bunun değiştiğini söylüyor.

Son röportajında ise annesinin “bir rivayete” (ne demekse) “göre hem Kürt hem Alevi” olduğunu vurguluyor. Böylelikle mezhep kartını da eline alıyor.

Bu CHP çok ilginç bir parti... Kürtten oy alamazlar ama Kürtçülük yaparlar. Dinciden oy alamazlar ama dincilik yaparlar. Partinin laik ve Türk seçmenleri ise bunu son derece doğal karşılar. Çünkü onlara kendilerinin halk değil, aslında Kürtlerin ve dincilerin halk olduğu yutturulmuştur. Hiçbir mantık silsilesi bu partinin seçmen kitlesinin psikolojisini ve tercihlerini açıklayamaz.

Gürsel Tekin’e göre aslında Baykal da Kürt sorununda çok hassas biriymiş. 18 yıl önce Kürtlere her türlü özgürlüğü vaat eden Kürt raporunu hazırlatmış. Ama önü kesilmiş. O rapora sahip çıkamamışlar. Karslı Gürsel, İstanbul’da tam on bin akrabası olduğunu ileri sürüyor. Bir insanın tabii ki o kadar çok akrabası olamaz. Bildiğiniz aşiret dayanışmasından bahsediyor. Kadıköy Belediyesi’nden sonra, Gürsel Tekin’in başkanlığıyla birlikte CHP İstanbul il örgütünde de ciddi bir Kürt istilası yaşanıyor. CHP’de yönetici olmak için Kürt olmak adeta ilk aranan şart. On bin kişinin ne işe yaradığı ortaya çıkıyor. Bölgeciliğin ve ayrımcılığın adı ne zamandan beri solculuk oldu?

Ancak aşiret ilişkilerini Gürsel Tekin o kadar çok önemsiyor ki, seçimlerden önce kendi abisi büyükşehir belediye meclisine üye adayı yapılmadı diye neredeyse istifa ediyordu. Demek ki açılım saçılım palavra, karşımızda klasik bir CHP kodamanı, siyaset rantçısı var.

Atatürk ve Ordu düşmanı Kürtçü Taraf gazetesinin en büyük gözdesi son günlerde Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu. Öyle ki Tekin istifanın eşiğine gelince en büyük tantanayı Taraf gazetesi çıkarıyor.

Atatürkçülükten ve CHP’den nefret eden bu gazete neden Gürsel Tekin ve Kılıçdaroğlu’na bu kadar hayran?

Neşe Düzel nedenini açıklıyor. Maksat Kürt bölücülüğünü desteklemek olunca CHP’yi bile ön plana çıkarıyorlar. Neşe Düzel’in hayalinde başında Kılıçdaroğlu ve Tekin’in bulunduğu bir CHP var. Ama Neşe hanıma göre buna izin vermezler çünkü bu ikili “Kürt ve Kızılbaş.”

Ama Baykal bu ikiliyi PKK’yla seçim işbirliği yapan Karayalçın ile birlikte partinin başına geçirmeye karar verdi. ABD’ye ve Kürt-İslam’a yaranmak için her şeyi yapmaya hazır. Fakat tabii ki genel başkanlığı vermeye değil. Yine de dikkat etsin. Gürsel Tekin bugün Baykal’ı yağlayıp duruyor ama burası CHP, yarın ne olacağı hiç belli değil.

“Sosyal faşist” demagoji

Gürsel Tekin “ben hâlâ iyi bir solcuyum” diyor. Bunu neden demek ihtiyacını duymuş acaba. Kürt-İslamcı faşizmin her türlü siyasi ilkesini CHP’ye egemen kılmaya çalışan biri nedense sürekli solcu olduğunu vurgulamak istiyor.

Solculuğun dincilik ve Kürtçülük ile ne alakası var. Ama utanmazlığın sınırı yok. Sürekli bir sol vurgusu, sürekli bir örgüt vurgusu. Solu ve CHP örgütünde kalan son Atatürkçüleri yok etme sevdalısının kompleksli tavırları bunlar.

Alman devrimci sanatçısı Bertolt Brecht’in ünlü Partiye Övgü şiirinden alıntı yapıp ne denli Baykal’a ve partisine bağlı olduğunu vurguluyor:

“İki tane gözün var senin / Binlerce gözü var partinin / Her yoldaşın bildiği kendi kenti / Beş kıtanın beşini de bilir parti / Her yoldaşın vakti saati var / Partinin ise tarih saati

"Her yoldaşı yok edebilirler her an / Parti ise yedi değil binlerce can / Yığınların öncüsü o çünkü / Ve o yönetiyor cengi / Gerçeğin bilinciyle işlenmiş olan / Başyapıtların kılıncıyla...”

Brecht komünist bir devrimciydi. Hayatı Nazi’lere karşı mücadeleyle geçti. Yukarıdaki şiiri komünist parti için yazmıştır. Ancak o komünist partinin militanlarını Almanya’daki sosyal demokratlar faşistlerle birlikte katletmişti.

Bu yüzden Brecht sosyal demokrasinin amansız bir düşmanıydı. Hayatının hiçbir döneminde sosyal demokrasiyle uzlaşmadı.

Brecht’in şiirinde bahsettiği devrimci partinin militanlarını cellada göndermekten çekinmeyenler sosyal demokratların ta kendisiydi.

Brecht’e göre sosyal demokratlar sola ve devrimciliğe o denli düşmandılar ki, Nazilerle işbirliği yapmaya çekinmeyen sosyal-faşistlere dönüşmüşlerdi.

Gürsel’in solla tek bağlantısı da bu olabilir. Tarihe CHP’ye gericiliği ve bölücülüğü sokan bir sosyal faşist olarak geçecektir.

Hayatını sadece faşizm değil, oportünizm ve sosyal faşizm ile kavgayla geçiren Brecht’in adını ağzına anması klasik bir sosyal faşist yüzsüzlüğüdür.

Tahminimizce Brecht, Gürsel Tekin ve CHP yönetimi gibi açılım meraklısı fırıldaklar için ancak şunu söylerdi:

“Bir tane yüzümüz var bizim/ Binlerce yüzünüz var sizin ve partinizin…”

(Sayı 232, 13/04/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

CHP de Kürt olan MYK- yada PM üyelerini Türk şehirlerinden Milletvekili yapmak için plan yapılıyor.Kürt şehirlerinden Milletvekili olamayacağını anlayanlar,Türk şehirlerinden tepeden inme Milletvekili olmak için yollara düştüler.23-24 Ocak da Adana'nın iki merkez ilçesinin kongresine Diyarbakır'lı Mesut Değer,İzmir Bornova İlçesi kongresine de Ağrı'lı Savcı Sayan MYK görevlisi olarak bulundular.Mesur Değer'in uzun süredir Adana'dan Milvekili olmak istediği dillendiriliyor.Savcı Sayan'ın da İzmirde Ağrılılar gecesine gitmesi ve Bornova ilçe kongresine görevli gelmesi bu ihtimalleri güçlendiriyor.Savcı Sayan'ın bir İzmirliye "faşist " demesi de İzmir Büyükşehir Bld.Bşk.nın rahatsız ettiği söyleniyor.

Sedat Serin, İstanbul
26 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40