Özgür Billur
Çarşaf Açılımcısı Gürsel Tekin'in Arkasında Allah Varmış!
Gürsel Tekin’in yeni incileri
Geçtiğimiz hafta internethaber.com adlı internet sitesinde CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le üç gün süren bir röportaj yayınlandı. Yasemin Pulat adlı gazeteci “CHP’nin yeni yüzü, partiyi halka yakınlaştıran adam”ı daha yakından tanımak ve tanıtmak istemiş okuyuculara. Biz de bu ısmarlama röportajı okuyarak Gürsel Tekin hakkında yanılmadığımızı, hatta eksik bile yazdığımızı gördük.
Ardahan’ın köyünden İstanbul’a uzanan bir başarı öyküsü(!) ile başlıyor röportaj. Küçük yaşta çalışmaya başlayan Gürsel, ilk gözaltısını 13 yaşında, Orman İşletmesi araçlarının ağaç kesimi yapmasını engellemek için birkaç arkadaşıyla yolu kazıdığı için görmüş. (çevreye duyarlı, tam belediye başkanı olacak çocuk!) Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a gelmek zorunda kalan Gürsel, koşullar uygun olmadığı için üniversiteye gidememiş. Garsonluk yaparak çalışma hayatına girmiş ve bir yıl sonra da kendi işyerini kurmuş. 12 Eylül’den sonra polis kapısını çalmış Gürsel’in; ama siyasi değil bu ziyaret, işyeri ruhsatı üzerine olmadığı için. Ruhsat rüşvetle de olsa alınmış ve Gürsel’in ticari ve ardından siyasi tırmanışı devam etmiş. Ve bir gün gelmiş Gürsel, kendi deyimiyle “ruhsatın başına geçmiş”. (Tekin, il başkanı olmadan önce Kadıköy Belediye başkan yardımcısıydı.)
Kahramanımızın siyasete girişi 1984 yılında SODEP’e üye olmasıyla başlar. “Gündüzleri ticaret, akşamları siyaset” yapan Gürsel üç ay sonra gençlik komisyonu başkanı olur ve siyaset merdivenlerini hızla tırmanarak bugünlere gelir. Karşımızda “İstanbul’da AKP’yi yıkamazsam bırakırım” diyecek kadar iddialı bir il başkanı, belki de Belediye Başkanı adayı durmaktadır artık.
CHP’de ilkleri yapmak ve Baykal’a doğruları söyleyen tek kişi olmakla övünen Gürsel Tekin röportajın başında kendisine yönelik eleştirileri şöyle yanıtlıyor: “Ben geçmişe dönük bir özeleştiri yaptım. Benim arkamda bir Allah var bir de doğrularım var.”
Gürsel Tekin’in en çok övündüğü “doğru”su elbette çarşaf açılımı. Ancak bunun dışında yöneticiliğinin en güzide özelliklerini de unutmamak gerekir Gürsel Tekin’in. 16 ilçe başkanını bir çırpıda değiştiren tek il başkanıdır kendisi ve bununla gurur duymaktadır. “Cumhuriyet tarihinde sempozyum yapmış bir siyasi parti yoktur. Bunu ben yaptım” diyen Tekin, partide hemşericiliği, mezhepçililiği kaldırdığını iddia etmektedir.
Tekin’in belediye başkan yardımcılığı dönemini bilenler için bu sözlerin pek bir anlamı yoktur. Kadıköy’de pazarcıların ve işportacıların doğum yerlerine bakılırsa Gürsel Tekin’in nasıl hemşericilik, hatta etnikçilik yaptığını kolayca anlaşılır.
Din kriter olursa…
Röportajda uzunca Gürsel Tekin’in başarılarını(!) okuduktan sonra asıl meseleye, türbana geliyoruz. Gürsel Tekin bu konuda şunları söylüyor: “Herkese saygı duyacağız ve partimiz herkese açıktır. Benim seksen beş yıllık annemin yaşam biçimini değiştirmeye kimin hakkı vardır.”
Gürsel Tekin, daha önce de benzer açıklamalarda bulunmuş, hatta Ahmet Hakan’a üniversiteye türbanla girilebileceğini bile söylemişti. Ahmet Hakan, bunun üzerine Tekin’in CHP’nin Tayyip’i olduğunu ve CHP’nin ancak bu anlayışla güçleneceğini yazmıştı.
Ahmet Hakan’ın ne zamandan beri CHP’yi düşündüğü meselesine hiç girmeden Gürsel Tekin’e kısa bir yanıt verelim: Annelerimizin yaşam biçimi ne zamandan beri türban ya da çarşaftır? Türk gelenek ve göreneklerinde böyle bir şey var mıdır? Türban, evet bir yaşam biçimini yansıtır, ama Türk kadının değil, şeriatın yaşam biçimini.
1960’larda Türkiye’nin gündemine giren türban, şeriatçı ideolojinin üniformasıdır. Türk kadının yaşamına sonradan giren türban kadının tutsaklığıdır. Atatürk, kadının kapanmasının toplumda tarikatlar eliyle gerçekleştiğini görmüş ve Türk kadınını bu esaretten kurtarmıştır. Kapanmak kadınlarımızın yaşam biçimi, diye düşünmemiştir. Ancak Atatürk’ün ölümünden 70 yıl sonra partisi CHP, çarşafa teslim olmuştur.
Gürsel Tekin, klasik bir sağcı gibi hareket etmektedir: Toplumun geri kalmışlığı ve tutuculuğuyla mücadele değil, onlarla uzlaşma. Hatta bu geriliği toplumun bir gerçekliği ve değeri olarak görme. Bunun sonucu ise dinin toplumdaki ve siyasetteki ağırlığının artmasıdır. Bir süre sonra din, referans haline gelmeye başlar.
Gürsel Tekin’in röportajdaki değerlendirmesi bu tespitimizi doğrulamaktadır: “Dinin önemli kriterleri vardır. Dinde insanların yaşam biçimleri çok önemlidir. Keşke bir terazi olsa sayın cumhurbaşkanımızı da, sayın başbakanımızı da, sayın Deniz Baykal’ı da o teraziye koysak da kim hangi kriterlere daha fazla uyuyor görebilsek. Övünerek söylüyorum ki, din kriterse sayın Deniz Baykal’ın yaşam biçimi onlardan daha ağır basar”
Atatürk’ün laiklik ilkesi ile din artık toplumda bir kriter olmaktan çıkmıştır. Kişinin vicdanındadır inancı ve dini. Siyasi ve toplumsal yargılar dinin kriterlerine göre yapılamaz. Zaten şeriat, toplumun dinsel buyruklara göre yönetilmesidir. Laiklikten verilecek en ufak taviz bile şeriatçılığa götürür. Türk siyasi hayatı bunun en güzel örneğidir. Merkez sağ partilerin dinciliğe verdiği tavizler sonucu bugün şeriat iktidar olmuştur.
Gürsel Tekin, yıllarca sağ partilerin üstlendiği bu misyonu CHP’ye yüklemektedir ve başarılı da olmuştur. CHP, artık çarşaf ve türbanla uzlaşarak laik bir parti olmaktan çıkmıştır. Bu uzlaşma ya da açılımın kılıfı “halkla bütünleşme” gibi sloganlardır. Ama sağ da yıllarca aynı söylemle siyaset yapmaktadır. Sonuç olarak CHP, tam anlamıyla sağ bir parti olmuştur.
Ermeni ve Alevi açılımı halka
yakınlaşmak mıdır?
Sağ bir partinin dinciliğe tavizkar politikalarının dışında esas özelliği emperyalizmin dayattığı politikaları uygulamasıdır. Emperyalizm, ezilen uluslarda milliyetçiliği bir tehlike olarak gördüğü için etnikçilik ve mezhepçiliği kışkırtır. Bugün ülkemizde Kürtçülük, Ermenicilik ve Alevicilik gibi akımların bu kadar güçlenmesinin sebebi budur.
Röportajda şöyle bir soru soruluyor: “Ermeni ve Alevi katılımları oldu. Ne yapmaya çalışıyorsunuz, CHP’yi elit bir parti imajindan kurtarıp halka yakınlaştırmaya mı çalışıyorsunuz?” Soruyu soran hanıma sormak lazım, Ermeni ve Alevilerin katılımıyla halka yakınlaşmak arasındaki nasıl bir bağ var acaba? Herhalde bu ülke halkın çoğunluğunu Alevi ve Ermeniler oluşturuyor?
Neyse soruya çok takılmayalım ve Gürsel Tekin’in cevabını dinleyelim: “Aleviler bizim toplumumuzun temel taşıdır. Onları yok sayarak biz parti olabilir miyiz? Bu ülkenin Alevisi, bu ülkenin Kürdü, bu ülkenin Lazı, Ermenisi, herkesi yer var. Sosyal demokrat parti insanları kategorilere sokar mı?”
Gürsel Tekin, herkesi saymış, ama Türkleri unutmuş herhalde! Türkiye’nin en büyük gerçekliği işte budur: Her türlü etnik kimlik ve azınlık örgütlenmektedir özgürlük adına. Ama Türk milleti yok sayılmaktadır. Bu toprakların asli unsuru olan Türkler ırkçılık ve bölücülükle suçlanırken, gerçek bölücüler ise halk diye kutsanmaktadır.
İnsanları kategorilere sokmak yanlıştır Tekin’e göre; sosyal demokrasiye aykırıdır bu. Ancak kategorileştirmeyi kendisi yapmaktadır. Türk milletini, etnik ve mezhepsel kimliklerle bölen ve onları toplumla kucaklaşmak adına teşvik eden birinin insanların kategorileştirilmesine karşı çıkması kadar çelişkili ve saçma bir durum olamaz.
Dincilerin olduğu kadar Kürt ırkçıları ve mezhepçilerin Gürsel Tekin’in arkasında yer almaları tesadüf değildir. Bu adam sadece laikliğe değil, Türk milliyetçiliğine de düşmandır. CHP’nin Kürt açılımı, partinin de Tekin’den farklı düşünmediğinin göstergesidir. CHP, sadece laikliği değil, milliyetçiği de çöpe atmıştır.
CHP’nin özeleştirisini yapma
şerefi Gürsel Tekin’e kısmetmiş!
CHP’nin Atatürk’ün ölümünden bugüne kadar uzanan sağcılaşma sürecini incelendiğinde bu partinin zaten uzun süredir Atatürkçü olmadığı ve eskiden beri diğer sağ partilerden bir farkı kalmadığı söylenebilir. Bu tespit büyük ölçüde doğrudur, fakat eksiktir. Çünkü CHP, her ne kadar Altı Ok’tan tavizlere 1940’larda başladıysa da, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde açıktan Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı safa geçmedi. Buna hiçbir parti lideri cesaret edemedi.
Ancak bugün farklı bir süreci yaşıyoruz. Gürsel Tekin’in TÜRKSOLU’nun sayfasını işgal etmesinin nedeni, CHP’nin Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı safa geçiş sürecinin en önemli aktörü olmasıdır. CHP, bugüne kadar Altı Ok’tan pek çok taviz verdi, ama hiçbir zaman karşı safta yer almadı. En azından laikliği biçimsel olsa da savundu. Ya da açıktan etnikçilik yapmadı. Ama artık özde değil sözde Atatürkçü CHP bile yok!
Gürsel Tekin’lerin CHP’si ile Kemalizme ihanet süreci tamamlanmış ve partide Atatürkçülük’ten kırıntı bile kalmamıştır. Bu gerçeği kendisi de görmektedir: “Evet ben zaten geçmişe yönelik özeleştiri yaptım. Bunlar bizim eksiklerimizdi. Birilerinin de yapması gerekiyordu. Bu da bize kısmet olduysa bundan şeref duyarım.”
Gürsel Tekin’in özeleştirisi, Atatürkçülükten uzaklaşma ve sağcılıkla ilgili değil elbette. Tersine, Atatürkçülükten kalan bir-iki hassasiyetin(türban, tek dil vs.) özeleştirisi veriliyor. CHP’de yaşanan laikliğin ve milliyetçiliğin özeleştirisi ve Atatürkçülüğe evlada dönemidir. Bu dönemin öncülüğünü yapmak, Gürsel Tekin’in deyimiyle ona kısmet olmuştur.
CHP’den medet uman Atatürkçülerin artık uyanması gerekir. Ehven-i şer, diye diye yıllarca CHP’ye destek olanların, Atatürk’ün “Ehven-i şer, şerlerin en büyüğüdür” sözünü unutmamaları gerekir. Ayrıca, yeni açılımlarla CHP’nin diğer Cumhuriyet karşıtı parti ve güçlerden ne farkı kalmıştır?
CHP, Atatürkçülerin önünde bir engel haline gelmiştir. Atatürkçü olmadığı halde kitlelerden Atatürkçülük adına oy istemekle kalmayıp, gerici politikalara kendi üyelerini de ikna etmektedir. CHP, Atatürkçülerin kaderi değildir. Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak, Altı Ok’a sahip çıkmaktır. Atatürk devrimcilerinin görevi, Altı Ok’u gerçekten savunan partiyi örgütlemektir.
(Sayı 221, 216/01/2009)
|