Özgür Billur
Eskiden Sapıktınız da
Şimdi mi Hidayete Erdiniz?
Son dakika açılımları
CHP, laiklik karşıtı açılımlara tam gaz devam ediyor. Türban, çarşaf, Kur’an kursu, tarikat derken şimdi de türbe ve hac açılımı da geldi.
Türbe açılımı Kastamonu’dan. Belediye Başkan adayı Müjgan Alagöz ve parti yöneticileri Şeyh Şaban-ı Veli türbesini ziyaret ettiler, koç kesip dua ettiler.
Hac açılımı ise Balıkesir’in Sındırgı ilçesinden. Belediye Başkan adayı Özgür Ertuğrul, eğer seçilirse yaşlı insanları bedava hacca göndereceğini vaat etti. Ertuğrul’un internet sitesi ve seçim broşüründe hacı adayları ile çektirdiği fotoğrafları koydu.
Bu açılımı öğrenince aklımıza CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın, hacca gidecek bir vatandaşa “Araplara paranı kaptırma. Bakarsın Muhammed orada seni yalnız bırakmaz” sözleri geldi.
Geçtiğimiz hafta CHP’nin Sultanbeyli belediye başkan adayı Osman Nuri Bedir, Kadiri tarikatının İstanbul’daki liderlerinden Abdülhafız Aydın’a parti rozeti taktı. Tören salonunda Deniz Baykal’ın resimlerinin yanındaki afişte şu ifade yazılıydı: “Hakk’a ve halka hizmete hazır mısınız?”
İnsanları Allah’a hizmet edecek CHP’ye oy vermeye çağıran bu afiş, Türk siyasi hayatında ilk defa sol ve Atatürkçü olduğunu söyleyen bir parti tarafından kullanılmaktadır. Demokrat Parti’den beri tipik sağ ve şeriatçı partilerin kullandığı bu sloganı artık CHP de benimsedi. Ne diyelim hayırlı olsun!
CHP’ye hak vermek gerekir belki de. Bir tarikat lideri CHP’ye katılırken herhalde Atatürk’ün şu sözü duvara asılamazdı: “Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
Abdülhafız Aydın, Kadiri tarikatına bağlı İstanbul’da 30 bin, Sultanbeyli’de ise 9 bin seçmen olduğunu ve bu insanları temsilen CHP’ye katıldığını belirttikten sonra şöyle konuştu: “CHP’de daha iyi hizmet vereceğimi düşünüyorum. Burada dini siyasete alet etmeyeceğiz.”
Güler misin, ağlar mısın? Adam hem tarikat lideri olduğunu söylüyor, hem de dini siyasete alet etmeyeceğini…
Bu katılımdan sonra, CHP İl Başkanı Gürsel Tekin’in 24 Kasım 2008’de yaptığı bir açıklama geldi aklımıza. Ne diyordu Tekin: “Cemaatler arasında bir tartışma yaşanıyor. Pek çok cemaat kendisine sığınacak bir liman arıyor. Bu liman neden CHP olmasın?”
Anlaşılan kendisine sığınacak liman arayan ilk cemaat Kadiri tarikatının cemaati. Bakalım sırada hangi cemaatler var? Gürsel Tekin ipucu vermişti konuşmasında: “Bazı il teşkilatlarımız yaptıkları ön araştırmalarda Süleymancı, Melami, Halveti-Şabani cemaatlerinde AKP’den ve Gülen Cemaatinin kendi tabanlarına yönelik müdahalelerinden rahatsız oldukları ifade ediliyor.”
Baykal: “Kur’an kursuna karşı çıkmak sapıklıktır”
Deniz Baykal, bu yazıyı yazarken henüz tarikat açılımıyla ilgili bir destek açıklaması yapmamıştı. Ancak Kuran kursu açılımına tepki gösterenlere söylediği sözler var ki akıllara zarar. Bakın ne diyor: “Kuran öğretilsin demek din istismarı sayılır mı? Hiç olur mu? Bu çok tehlikeli bir laiklik anlayışı. Hangi sapık zihniyet böyle anlar? Böyle anlayanı tedavi etmek lazım.”
Evet yanlış okumadınız, Baykal, Kur’an kursuna karşı çıkan laik anlayışı sapıklık olarak nitelemektedir. En son Şevki Yılmaz gibi azılı şeriatçılardan böyle sözler duymuştuk! Baykal, Şevki Yılmaz’dan doğan boşluğu doldurmak istiyor olmalı!
Şimdi bir kısım CHP’li itiraz ediyor biliyoruz, devamını da okuyun o konuşmanın diye. Okuyoruz: “Dinini öğrenmek her vatandaşın hakkıdır. Biz diyoruz ki, bu işi mahalle arasından, kenardan köşeden çıkartalım. Tarikatlara, cemaatlere bırakmayalım. Diyanet İşleri’nin katkısıyla, sadece ezberini değil, doğru yorumunu, bilinçli aktarımını verelim.”
Çok ikna edici değil mi? Kardeşim, siz değil miydiniz, din eğitimi topluma bırakılmalı, diyen. Baykal değil miydi, “Her din kesimi ibadet kurumu, din adamı ve din eğitimi ihtiyacını kendisi karşılamalı” diyen. CHP programında Diyanet İşlerinin kaldırılacağı yazmıyor mu?
2006 yılının ortalarında zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kur’an kurslarının hem sayısının fazlalılığını, hem de buralarda Cumhuriyet düşmanı kuşaklar yetiştirildiğini gerekçe göstererek kapatılmasını istemişti. Sezer’e destek olan tek parti CHP’ydi.
CHP milletvekili Mustafa Gazalcı, Cumhurbaşkanının arkasında olduklarını belirterek, Kur’an kursu ve İmam-Hatiplerle eğitimin dinselleştirildiğini ve Öğretim Birliği Kanunu’nun çiğnendiğini vurgulamıştı. Kaçak Kur’an kursu açanlara verilen cezaların azaltılmasını sağlayan anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuran parti de CHP’ydi.
Sadece bu değil. Yine 2006’ın Ocak ayında TBMM’de Kur’an kursu açılması üzerine CHP sert tepki göstermişti. Denizli milletvekili Mehmet Neşşar bir soru önergesi vererek şunları söylemişti: “Bu hareket Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. Bu, TBMM çatısı altında laik Cumhuriyete açık bir saldırıdır. Bu yaklaşım Türkiye Cumhuriyetini ‘ılımlı’ değil, açıkça radikal bir din devletine çevirme hevesinin yansımasıdır.”
Peki ya bugün? “Kur’an Kursuna karşı çıkmak sapıklık” oldu. CHP’de üç yılda yaşanan büyük değişim! Üç yıl sonrasını rahatlıkla tahmin edebiliyoruz. “Her ilköğretim kurumuna bir Kur’an Kursu” diye bir açılım yapıp bunu da parti programına koyarlarsa hiç şaşırtıcı olmaz. Çocuklar dinini öğrensin ki sapıtmasın!..
Geçen sene türban siyasi simge idi!
CHP’nin Kur’an Kursu, tarikat, türbe ve hac açılımı türban açılımının devamıdır. Peki ya CHP’nin bugün hararetle savunduğu çarşaf ve türban ile ilgili geçen yıl politikası neydi?
Bakın Baykal 26 Ocak 2007’de ne demiş: “Tartıştığımız konu türban değil, Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik var olmaya devam edecek midir, etmeyecek midir, konu budur.”
Türbanın basit bir örtünme sorunu değil, laikliğe yönelik bir tehdit olduğunun altını çizen Baykal şu uyarıyı da yapmıştı: “Uzun süreden beri Türkiye’de din ile siyaset ilişkisinin nasıl yanlış kurgulandığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Siyasi istismar, dinin siyasette istismarı Türkiye’de yıllardan beri yaygın bir uygulama olmuştur. Bunun sonucunda Türkiye’de çok tehlikeli açılımlar ortaya çıkmıştır.”
İşte o tehlikeli açılımları Baykal şimdi kendisi yapmaktadır. “Laiklik kıyafete indirgenemez” diyen CHP Genel Başkanı artık şunları söylemektedir: “CHP’ye oy veren türbanlılar vardır. Bizim partililerimizin eşleri arasında türbanlılar vardır. Bu çok doğaldır. Bunda bir mesele yoktur. Türbanlılar Genel Merkezdeki toplantıları izleyebilirler.”
Aynı Baykal bakın bir yıl önce ne diyordu: “Nedir bu türban? 50 yıl önce türban var mıydı? 50 yıl önce insanlar müslüman değil miydi? Yeni bir peygamber mi geldi? Getirilmek istenen Türkiye’ye yönelik projelerin bir simgesi olarak, işbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya başlanan yabancı üniformadır. Din için gelmiyor, siyaset için geliyor.”
Deniz Baykal, bu açıklamaları AKP”nin Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanmasından sonra yapmıştır. CHP, türban düzenlemesiyle iligili bu anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.
Hatırlayalım, tam bir yıl oldu. 27 Şubat’ta Önder Sav başkanlığındaki CHP heyeti, Anayasa Mahkemesi önünde başvuruyu yaptıktan sonra bir basın açıklaması da yapmıştı. Yapılan değişikliğin laik Cumhuriyete açıktan bir saldırı olduğunu vurgulayan CHP’liler, partilerinin laik Cumhuriyeti sonuna kadar savunacağını söylemişti.
Bir yılda CHP’nin geldiği yere bakın! O gün başvuruyu yapanlar arasında bulunan, şimdi CHP’nin İstanbul Belediye başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu da hidayete erenler arasına katıldı! Kılıçdaroğlu, başkan olursa, belediye kadrosunda hiçbir değişiklik yapmayacağını ve türbanlıların rahatça çalışacağını açıkladı.
Hatırlayın, İzmir milletvekili Ahmet Ersin Meclis’te Kılık Kıyafet Kanunu’na aykırı olarak dolaşan türbanlı, çarşaflı ve sarıklılarla ilgili verdiği soru önergesinde neler söylemişti: “Laik Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine meydan okuma anlayışı ile maksatlı olarak yapılan bu davranışlara neden izin veriyorsunuz? Bu girişimler, kimleri, neye alıştırma maksadıyla yapılıyor?”
Soruyoruz CHP’lilere, bu fikirlerinizin yanlış olduğunu anlayıp çark mı ettiniz?
Yoksa dün dündür, bugün bugün mü?
CHP’nin yeni komedisi: İleri çarşaf, geri türban
Türbana, çarşafın önünü açtığı için karşı çıkan CHP, bugün Baykal’ın ağzından kara çarşafı Anadolu kadınının günlük kıyafeti, türbanı ise siyasi simge olarak görmektedir.
İşte o muhteşem (!) tespit: “Bu memleketin kadınlarının %70’i örtülüdür. Önemli bir kısmı yemeni, yazma, başörtülüdür, bir kısmı türbanlıdır, çok az da çarşaflı var. Biz yemeniye, yaşmağa düşman değiliz. Onların ezici çoğunluğunun devletle, Cumhuriyetle, Atatürk’le bir problemi yok. Türbanlılar arasında da devletle, Atatürk’le problemi olmayanlar var. Kara çarşafı bir siyasi simge olarak kullanan çok az. Simge olarak türbanı kullanıyorlar.”
Deniz Baykal’ın “zihniyet devrimi”ni en iyi anlayan kesim ise elbette şeriatçılar oldu. Tayyip’in ilk tepkisi, Baykal’n bu çizgide direnmesi gerektiğini şeklindeydi. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, çarşaf açılımı konusunda Baykal’ı kutlayarak, şimdi ikinci adımın üniversitelere başörtülülerin giriş yasağına karşı bir çıkış olduğunu söyledi.
Kur’an Kursları konusunda destek ise Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’ndan geldi. “Her mahalleye bir Kur’an kursu” açılımını hararetle desteklediğini açıklayan Yazıcıoğlu CHP’nin doğru yolda olduğunu söyledi.
En anlamlı destek ise Zaman gazetesinin Fethullah’a yakınlığıyla bilinen yazarı Hüseyin Gülerce’den oldu. Türkiye’nin gerilimden kurtulması gerektiğini belirten Gülerce: “CHP’nin çarşaf, başörtüsü açılımına uzlaşma adına destek olmamız lazım.” dedi.
Yine Zaman gazetesinden Mustafa Ünal, Baykal’ı seçim yatırımı yaptığı için eleştirenlere şu yanıtı verdi: “Velev ki seçim yatırımı olsun; CHP’nin böşörtülüllerle, çarşaflılarla barışması küçümsenmeyecek bir gelişme. Çarşafın üzerine Altıok’lu rozet Türkiye için küçük ama CHP için büyük bir adım. Baykal geri adım atmadan ileri doğru gitmeli.”
Fazla söze gerek yok. Şeriatçılar CHP’nin başarılı olmasını isterler mi? Elbette hayır! Onlar olaylara ideolojik baktıklarından kendi politikalarını ve mevzilerini güçlerdirecek her adımı desteklerler. Onlar bilirler ki, CHP’nin zaten sağ ve şeriatçı kesimden oy alma şansı yok. Alsa bile kendi gerici politikalarını savunan bir CHP niye rahatsız etsin onları?
Onların davası gericilik davası. Türkiye’de tüm kadınlar başörtülü olsun, ama iktidar CHP’nin olsun; şeriatçılar bunu bile kabul ederler. Onlar bu rejimin değişmesine ve şeriata kim hizmet ederse onu desteklerler, ister komünist, ister sosyal demokrat olsun!
Yazımızı Deniz Baykal’ın 18 Şubat 1997’de yaptığı konuşmadan bir bölümle bitirelim: “Laiklikte esas olarak dine karşı saygı açısından bir eksiklik yoktur, olamaz. Ve Türkiye’de de, laikleri böyle bir anlayış içinde bölmeye kalkışmak da fevkalade sorumsuzluktur. Kimse laikliğe karşı olanlara sempatik görüneceğim diye, laikliğin özüne zarar vermeye kalkmasın. Açıkça anlayışını ortaya koyarak herkes istediğini yapabilir, ama laikliğin sırtından bunu yapmasınlar. Sempati mesajı vermek istedikleri kesime doğrudan yönelsinler, sempatilerini versinler, ama laikliği kurban etmeden bunu versinler.”
Bu fikirlere aynen katılıyoruz ve Baykal’a sesleniyoruz: Bu yaptıklarını laiklik adına bize yutturmaya kalkma!
(Sayı 225, 23/02/2009)
|