Özgür Erdem - Hem Atatürkçü, Hem Solcu Hem de Milliyetçi Parti
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Atatürkçü Parti Geliyor!

Gökçe Fırat
Atatürkçü Parti Geliyor!


İnan Kahramanoğlu
Ulusal Sol Parti ile
Devrim Yürüyüşü Başlamıştır


Ali Özsoy
"Fikri Hür, Vicdanı Hür,
İrfanı Hür" İnsanların Partisi


Özgür Erdem
Hem Atatürkçü, Hem Solcu
Hem de Milliyetçi Parti

Özgür Erdem
Hem Atatürkçü, Hem Solcu
Hem de Milliyetçi Parti

Hem Atatürkçüyüz hem solcuyuz
hem de milliyetçiyiz

Hepimiz Mustafa Kemal'iz Hepimiz Türk'üzPartimizi “Atatürkçü” olarak tanımlıyoruz...

Çünkü Türkiye’de Atatürkçü bir parti yok.

Çünkü Türkiye’de Atatürkçü çok, ama Atatürkçülerin üye olarak kendini ifade edebileceği bir parti yok.

Çünkü Atatürkçülerin gönül rahatlığıyla seçimlerde oy verebileceği bir parti yok.

Çünkü Atatürkçülerin örgütlenmesine katılabileceği bir parti yok.

Şimdi, yukarıdaki cümlelerde “Atatürkçü” kelimelerini çıkartın, “sol”u ekleyin... Sonuç aynı.

Partimiz aynı zamanda “sol” bir parti çünkü Türkiye’de “sol” bir parti yok!

“Sol”u çıkartın, “milliyetçi”yi ekleyin...

Partimiz aynı zamanda “milliyetçi” bir parti, çünkü Türkiye’de “milliyetçi” bir parti yok.

Ve şimdi tümünü birden ortaya koyarsak, Türkiye’de “hem Atatürkçü hem milliyetçi hem de solcu” olan bir parti yok. Biz işte o partiyi kuruyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk düşüncesi ülkemizi ayakta tutan üç sacayağına sahiptir:

- Atatürkçülük

- Solculuk

- Milliyetçilik

Bu sacayaklardan herhangi birini koparırsanız, ülke yıkılır.

Birini diğerinden önemsiz görür, üç sacayağından herhangi birini diğerlerinden kısa tutarsanız, denge bozulur. Ülke yine yıkılır.

Üç sacayağından birini daha önemli görüp uzatırsanız, yine denge bozulur. Ülke uçuruma ilerler.

Türkiye bu üç fikrin tümünü birden savunamayanlar yüzünden çok çekti.

Birini savunup diğerlerine burun kıvıranlar büyük zararlar verdi.

“Burun kıvırma” dönemini sona erdiriyoruz.

Atatürkçü Parti, ülkemizi Atatürk dönemindeki gibi sağlam temellere oturtmak için göreve talip oluyor.

Milliyetçiyiz dediler solculuğa burun kıvırdılar

Milliyetçi olduklarını iddia ettiler. Hatta partilerinin adını da öyle koydular. Ama milliyetçilik hariç her şeyi yaptılar.

Sol olan her şeye düşman oldular. Hatta milliyetçiliği sol düşmanlığından ibaret hale getirdiler. Ama sol düşmanlığı onları zamanla halk düşmanı yaptı. Ve böylece Türk milliyetçisi olduğunu iddia ederek yola çıkanlar Türk düşmanına dönüştü. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta öldürdükleri hep Türk evladıydı. 80 öncesinde katlettikleri devrimci gençler, öğretmenler, aydınlar hep Türk’tü...

Bizzat ABD’nin örgütlediği bir “hareket”ti onlar. Sol düşmanlıkları buradan kaynaklanıyordu. ABD’nin Türkiye’deki devrimci yükselişi durdurmak için desteklediği bu “sözde milliyetçiler”, tabii ki Amerikan karşıtı olamazdı. Peki antiemperyalist olmadan nasıl milliyetçi olunabilir ki...

Solculuğa burun kıvıran bu “ucube milliyetçilik” sonuç olarak soldan uzaklaşa uzaklaşa ABD’yle ve Kürtçülükle buluştu.

Liderleri şimdi bir Obama’nın elini sıkıyor, bir de Ahmet Türk’ün...

Yılların Amerikancılığı onları bugünkü zavallı konumlarına getirdi. ABD’nin önünde el etek öperek bugünlere geldiler.

Obama geldiğinde de kaderleri değişmedi. Meclis’te Obama Türk milletini soykırımcılıkla suçlarken sus pus oturup dinlediler.

Yetmedi, alkışladılar. Yetmedi, konuşma bitince kutlamak için birbirlerini ezdiler.

Obama’yı sus pus oturup dinlediler, DTP’ye ses çıkardılar mı? Tabii ki hayır. Aksine, her fırsatta DTP’lilerle samimi ilişki görüp, meşrulaştırdılar.

Atatürkçü Parti bu “sahte milliyetçiliğe” bir son vermek için kuruluyor...

Çünkü biliyoruz ki solcu olmadan milliyetçi olunamaz.

Milliyetçiyiz dediler Atatürkçülüğe burun kıvırdılar

Hiçbir zaman Atatürkçü olmadılar. O kadar ki, Atatürk’ü savunur gibi görünme kaygısını bile taşımadılar. Şeklen bile olsa Atatürk’ü sahiplendikleri görülmedi.

Atatürk’ün “Altı Ok”u yerine “Dokuz Işık”ı savundular. “Ulu Önder” Atatürk’ü bir kenara bırakıp Türkeş’i “Başbuğ” ilan ettiler.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ay yıldızlı bayrağını değil, Osmanlı’nın üç hilalli bayrağını taşıdılar.

Atatürk’ün milliyetçiliğini yetersiz görüp önce Nazi hayranı Nihal Atsız’ı, sonra da Amerikan hayranı Fethi Tevetoğlu’nu milliyetçi düşüncenin kurucusu ilan ettiler.

II. Abdühamit ve Vahdettin gibi vatan satıcısı padişahların resmini asmaktan gocunmadılar ama Atatürk’ün resmini taşımaya bir türlü elleri gitmedi.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni yetersiz buldular. Turancılığa soyundular. Ne hikmetse, savundukları Turan hep işbirlikçi oldu. Enver Paşa’ların önce Alman destekli, sonra da İngiliz destekli Turancılığını savundular. Onların Turancılığı da Amerikan destekli oldu. Yıllarca “esir Türkleri kurtaracağız” diye Rus düşmanlığı yaptılar. Çünkü ABD öyle emretmişti. Bugün ise Avrasyacılığı savunup Rusya’yı en büyük dost ilan ediyorlar. Çünkü emreden yine ABD... Yeter ki miliyetçiler gerçek Amerikan karşıtı, yani antiemperyalist olmasın.

Onlarınki Atatürk’ü küçümsemenin ötesinde Atatürk düşmanlığıydı. Çünkü Şeriatçıydılar. Türbanı savundular. Her fırsatta Şeriatçı partilerle koalisyon kurdular. Son olarak AKP iktidarının bütün Şeriatçı uygulamalarını desteklediler.

Atatürkçülükten uzak durmak onları Şeriatçıların yanına itti. Bu yüzden 10 yıl önce birinci parti oldukları bütün illeri bugün AKP’ye kaptırdılar. Atatürk’ten uzak “sözde milliyetçiliği” ezberlettikleri bütün o eski ülkücüler bugün AKP’nin tabanı haline geldi...

Atatürk düşmanı “sahte milliyetçilik” dönemi artık bitti.

Çünkü biliyoruz ki Atatürkçü olmadan milliyetçi olunamaz.

Atatürkçüyüz dediler solculuğa burun kıvırdılar

Atatürkçüyüz dediler, ama Atatürk gibi devrimcilik yapmaktan hep çekindiler. Atatürk’ün solculuğunu bir türlü anlayamadılar. Daha doğrusu solculuk yapmak işlerin gelmedi. Hayat standartlarından vazgeçemediler.

Atatürkçülüğü “mason Atatürkçülüğü”ne dönüştürdüler. Halktan kopuk, hatta halkı aşağılayan, Batıcı ve elitist bir düşünce haline soktular.

Batılı Üçüncü Dünya halklarına nasıl aşağılayarak bakıyorsa, öyle baktılar Türk insanına... Ama yalnızca Türk insanına bakışları değil, dünyaya bakışları da Batılı gibiydi. Atatürkçülüğü Batıcılığa dönüştürdüler.

Dünyanın en güzel, en özlü, en başarılı sol programı olan Altı Ok’u terk ettiler.

Devletçilikten vazgeçip özelleştirmeleri savundular.

Halkçılıktan vazgeçip elitist oldular.

Devrimcilikten vazgeçip statükocu oldular.

Laiklikten vazgeçip “çarşaf da Türk kadınının değeri” dediler.

Milliyetçilikten vazgeçip işbirlikçi oldular.

Cumhuriyetçilikten vazgeçip “çok partili demokrasi” budalası oldular.

Sağcılaştılar, Atatürk’ü kendi sağcılıklarının kalkanı olarak kullanmaya cüret ettiler.

Ve böyle böyle, ülkeyi sağcılara ve Şeriatçılara teslim ettiler.

Atatürkçü Parti bu “sahte Atatürkçülüğe” bir son vermek için kuruluyor...

Çünkü biliyoruz ki solcu olmadan Atatürkçü olunamaz.

Atatürkçüyüz dediler milliyetçiliğe burun kıvırdılar

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başladı ihanet çizgisi. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan Çanakkale Boğazı’ndan düşman gemisini geçirmemesiydi. Ama onlar 1946’da Amerikan zırhlısı Missouri’nin İstanbul’a gelişini sevinç gözyaşlarıyla karşıladı. Ve Türkiye’nin geleceğini o zırhlıya yükledi...

Onlar Atatürk’ü sonuna kadar ödün vermeden savunamazdı. Çünkü antiemperyalist olamıyorlardı. Avrupacıydılar, Amerikancıydılar. Bir türlü milliyetçi tavır alıp emperyalizme meydan okuyamadılar.

Batılı efendilerini görünce dizlerinin bağı çözülüverirdi. Bu yüzden Vahdettin’den de, Sivas Kongresi’ndeki mandacılardan hiçbir farkları yoktu.

Milliyetçiliği küçümsediler. Zamanla Türk milliyetçiliğinin düşmanı kesildiler. “Etnik kimlik şerefimizdir.” dediler. Gün geldi PKK’yı meclise taşıdılar. Gün geldi DTP’yle ve AKP’yle Kürtçülük yarışına girdiler.

Böylece Türkiye’nin adım adım emperyalizmin güdümüne girmesine seyirci kaldılar. Bundan da hiç rahatsızlık duymadılar. Hatta memnun kaldılar.

Ve Obama Türkiye’ye geldiğinde, konuşmasını alkışlayanlar arasında yerlerini aldılar.

Milliyetçi olamayan bu “sahte Atatürkçülük” dönemi artık bitti.

Çünkü biliyoruz ki milliyetçi olmadan Atatürkçü olunamaz.

Solcuyuz dediler Atatürkçülüğe burun kıvırdılar

Eskiden bütün solcular Atatürkçüydü. Solcu olmak için Atatürkçü olmak yeterliydi. 68 Gençliği bunun en güzel temsilcisiydi. Deniz’ler Türk bayrağıyla yürüyüş yapar, hep Atatürk resmi taşırdı. Solculuk demek “II. Kurtuluş Savaşçısı” olmak demekti.

Sonra emperyalizm nifak tohumları ekmeye başladı. Bir virüs salındı Sol’un içine. Deniz’ler “Mustafa Kemal Yürüyüşü” yaparken Perinçek’ler “Maocu” olduğunu ilan etti.

Virüs yavaş yavaş Sol içinde yayıldı. Atatürkçülük küçümsenip Marksizm-Leninizm benimsenmeye başlandı.

Bunun peşi sıra, 12 Mart döneminde 68’in Atatürkçü liderleri, Deniz’ler, Mahir’ler, bir bir ortadan kaldırıldı. Böylece Sol’un Atatürk yolundan sapmasını engelleyecek kimse bırakılmamış oldu.

Atatürk’ten kopan Sol, hızla halktan da koptu. Atatürk düşmanlığı onları zamanla halk düşmanı yaptı. Atatürk’ü küçümsemekle kalmayıp Türk milletini de küçümsemeye başladılar. 12 Eylül’de ihanet ettiklerinde, hainliklerinin faturasını millete kestiler.

Bugün çok marjinaller. Ama sol düşünceye verdikleri zarar inanılmaz. Atatürkçülükle solculuğun birbirinden bu kadar ayrı görülmesi, Türkiye’de “ucube” bir solculuğun oluşmasına neden oldu.

Atatürkçülüğü ayaklar altına aldılar. Bu, solculuğu da ayaklar altına almalarına neden oldu.

“Devrimci” işçi sendikasıyız dediler, 1 Mayıs’ı illa Taksim’de kutlarız dediler, ama kutlamaya işçi katamadılar.

Solcuyuz, demokratiz dediler ama AKP’nin faşist uygulamalarına ses çıkarmadılar. Hatta desteklediler.

Halkı örgütlemeyi, köye gitmeyi, fabrikada işçiyle buluşmayı çoktan unuttular.

Atatürk’ten beslenmediler, solculuğu Atatürk’ten öğrenmediler, AB fonlarından beslenir hale geldiler.

Atatürkçü Parti işte bu “sahte solculuğa” bir son vermek için kuruluyor...

Çünkü biliyoruz ki Atatürkçü olmadan solcu olunamaz.

Solcuyuz dediler milliyetçiliğe burun kıvırdılar

Eskiden bütün solcular milliyetçiydi. Çünkü solculuk demek antiemperyalist olmak demekti. Ve emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir milletin milli bayrağı, emperyalizme karşı çıkmanın da sembolü sayılıyordu.

60’larda solculuk milliyetçilikle iç içe geçmiş, kitleselleşmişti. Amerikan askerleri denize dökülmeye, Amerikan büyükelçilerinin arabaları yakılmaya başlanınca ABD duruma müdahale etme gereği hissetti. Başka bir nifak tohumu daha ektiler solculuğun içine. Emperyalizm yine aynı taşeronları kullandı. Solculuğun içine Atatürk düşmanlığını sokanlar, enternasyonalizm virüsünü de bulaştırdı. Milliyetçilik küçümsendi, Türk bayrağı bir kenara bırakıldı.

Aynı taşeronlar sonra Kürtçülük virüsünü de saldı Sol’un içine... Türk milliyetçiliğinden kopanlar hızla Kürtçülüğün etkisine girdi. Ve tabii ABD’nin de...

Milliyetçiliği terk edince PKK’nın kuyruğuna takıldılar. “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganıyla başladılar... Gün geldi Kürtçe slogan attılar, gün geldi “Hepimiz Ermeniyiz” dediler, gün geldi “Hepimiz Türk’üz” diyenleri ırkçılıkla suçladılar...

Ve Türk’ten koptular.

Antiemperyalizmden koptular.

O çok sevdikleri Kürtçülerin lideri Obama geldiğinde el pençe divan duranların arasında yer almaktan gocunmadı. Onlar da o Kürtçü lideri desteklemekten gocunmadı. Deniz’lerin hayatı “6. Filo defol” eylemleriyle geçmişti. Onlar ise “Obama defol” diye basın açıklaması bile yapmadı.

ABD’nin Ortadoğu’daki işgal ordusunun taşeronu Kürtleri destekleyerek aslında Amerikan Ordusu’na yazılmış oldular. Atatürkçü Parti bu işte “sahte solculuğa” bir son veriyor...

Çünkü biliyoruz ki milliyetçi olmadan solcu olunamaz.

Taşlar yerine oturacak...

Atatürkçü Parti “sahtecilik” dönemine bir son veriyor.

Obama karşısında dizilen sahte Atatürkçülüğü, sahte milliyetçiliği ve sahte solculuğu tarihin çöplüğüne göndermek için geliyoruz.

Amerikan dolarlarıyla beslenip, seçim dönemlerinde “milliyetçi” söylemlerle oy toplamak, sonra da Kürtçülükle ve Şeriatçılıkla uzlaşma dönemi sona erdi...

AB fonlarıyla beslenme, “özgürlük” deyip “emek” deyip, “işçi” deyip, “demokrasi” deyip, “cumhuriyet” deyip, PKK’nın kuyruğuna takılma, Amerikancılığa teslim olma, Türkiye’yi sağa teslim etme dönemi sona erdi.

Atatürk’ü devlet adamlığına indirgeyen, halkla buluşmaktan korkan, hatta halkı aşağılayan, elit, solculuktan ve devrimcilikten korkan mason Atatürkçülerinin dönemi sona erdi.

Taşları yerli yerine oturtuyoruz.

Yumruğumuzu kaldırıp devrim andı içmekten çekinmiyoruz.Atatürk resmini gururla taşıyoruz.

Bayrağımızı daha daha yukarı kaldırmaktan da gocunmuyoruz.

Milletimiz sana geliyoruz...

Türk’e gerçek milliyetçilik nasıl yapılırmış onu göstermeye geliyoruz.

Gerçek Atatürk’ü getiriyoruz...

Türk’ü tekrar solculukla buluşturmaya geliyoruz...

Geliyoruz...

(Sayı 237, 25/05/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Kadir mevlam sana iki göz  vermiş
Yanlış bakma iki gözle gör beni
Kaç senedir ben siyaset yaparım
Oy atmadan düşün beni sor beni

Arıyanlar bulur görenler bilir
Oy vermiyen pişman yüreği erir
Hak etmiş diyenler doğruyu görür
Teretdütsüz kendin gibi bil beni

Arıyan yok sevenin yok bilen yok
Benim gibi sana dahip çıkan yok
Benden iyi hizmet verecekler yok
Hak adamı halk adamı gör beni

Kimseyi kıranmam gönlüm kıramaz
Sizi tanımıyan insan yaramaz
Benden başka türklük diyen olamaz
Atatürkçü milliyetçi bil beni

Sabit derki haydi yürü türkiye
Ver oyunu ulusal partiye
Selam olsun benden atatürkçüye
Ulus millet ulusalcı gör beni

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
27 Mayıs 2010


 

 
 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40