İnan Kahramanoğlu - Ulusal Sol Parti ile Devrim Yürüyüşü Başlamıştır
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:

Atatürkçü Parti Geliyor!

Gökçe Fırat
Atatürkçü Parti Geliyor!


İnan Kahramanoğlu
Ulusal Sol Parti ile
Devrim Yürüyüşü Başlamıştır


Ali Özsoy
"Fikri Hür, Vicdanı Hür,
İrfanı Hür" İnsanların Partisi


Özgür Erdem
Hem Atatürkçü, Hem Solcu
Hem de Milliyetçi Parti

İnan Kahramanoğlu
Ulusal Sol Parti ile
Devrim Yürüyüşü Başlamıştır

TÜRKSOLU Geleneği“Sol”un ölümü

Sol bir iktidar alternatifine en çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemi yaşıyoruz bugün.

Ama çelişkiye bakın ki, sola yönelik ihtiyacın en doruk noktada olduğu bu dönem, solun en zayıf ve en aciz olduğu bir dönem aynı zamanda.

Bugün Türk halkı iki koldan bir kıskaca alınmış durumda ve sola olan ihtiyaç da tarihsel bir zorunluluk olması bir yana, güncel bir ihtiyaç olarak da buradan kaynaklanıyor.

İktidarda bulunan Kürt-İslamcı faşist hareket yalnızca toplumu ve devleti faşistleştirmekle kalmıyor, Amerikan emperyalizminin bölgesel jandarmalığına soyunup ülkenin bağımsızlığını da peşkeş çekiyor.

Böylesi bir dönemde ise hem Amerikancılığa karşı antiemperyalizmin bayraktarlığını yapacak hem de ülke içindeki faşistleşme sürecine karşı demokrasiyi, lâikliği ve cumhuriyetin temel kazanımlarını koruyacak bir sol, her geçen gün daha da acil bir ihtiyaca dönüşüyor.

Ama vahimdir; bu ihtiyaca cevap vermek bir yana bu iddiayı dillendiren tek bir sol parti dahi yok bugün.

Sol adına ortalıkta gezinen ama gerçekte AKP faşizmin aklayıcılığına ve Amerikan emperyalizmin işbirlikçiliğine soyunan bir kısım zevatı da sol olarak sayamayacağımıza göre solun bir ölüm-kalım eşiğine geldiğini ve ölmek üzere olduğunu da tespit etmek durumundayız.

Ulusal Sol’un önlenemeyen dirilişi

Bu durum tespitinden sonra çıkış yolunu da söylemek gerekirse; böylesi bir çıkış mümkündür ve bu çıkışı sağlayacak yegâne alternatif Ulusal Sol bir partinin örgütlenmesi ve iktidara alternatif hale getirilmesidir.

Ulusal Sol Parti işte bunun için kurulmaktadır.

Ulusal Sol’un Kadro ile başlayan Yön, TİP ve Dev-Genç ile devam eden yolculuğunun Ulusal Sol bir parti noktasına gelmesi ise hem Türkiye hem de Ulusal Sol akım açısından tarihi bir dönemece işaret etmektedir.

TÜRKSOLU, 2002 yılından beri sürdürdüğü ideolojik üretimle Atatürkçülüğün, milliyetçiliğin ve sosyalizmin ideolojik birlikteliğini sağlayarak özlenen sol anlayışın yaratılması yolunda önemli bir ideolojik atılım yapmıştır. Sadece son beş yılda -artık bunlara ne kadar sol diyebilirsek- sol içindeki temel tartışmanın Ulusal Sol üzerinden dönmesi ve ana saflaşmanın bu eksene oturmuş olması da bunu göstermektedir.

Bugün sol içinde bir tarafta Komprador Sol, diğer tarafta Ulusal Sol durmaktadır, ama bunun da ötesinde Komprador Sol içindeki mücadelede bile, birileri diğerlerini ulusalcı olmakla suçlamaktadır. ÖDP içindeki bölünmenin tarafları arasındaki tartışmaya ya da TKP ve diğer sol arasındaki tartışmaya bakın, bunu daha da net olarak görürsünüz.

Ulusal Sol artık sol içindeki ana kutup olma yolundadır ve üstelik karşı tarafı da dağıtarak yapmaktadır bunu.

Bu da hayatın diyalektiği olsa gerek; sol bir tarafıyla ölüme yaklaşırken diğer tarafıyla dirilişe geçmektedir.

Komprador sol çizginin bugün Ulusal Solu kendisine tek düşman ilan etmesi de bu açıdan bakıldığında son derece normaldir; çünkü bu sözde solculuk bugüne kadar Ulusal Sol bir hareket olmadığı için solun parsasını toplamıştır, ancak gerçek solun ortaya çıktığı bir dönemde bu tür bir solculuğun yaşama şansı yoktur. Nitekim şimdi tam da bu noktadayız.

İşbirlikçi sağdan işbirlikçi sola

Bu sözde solculuğun Ulusal Sola yönelik temel eleştirisi ilk günden beridir milliyetçilik ve Atatürkçülük suçlaması olmaktadır. TÜRKSOLU Atatürkçü ve milliyetçi olduğu için dışlanmakta ve yine bundan ötürü solla ilgisinin olamayacağı söylenmektedir. Ama Komprador Sol burada da kalmamakta ve Deniz Gezmiş’ten Dev-Genç ve TİP’e kadar, sol adına bugüne kalan bütün değerleri de karalayarak bu mirası da aynı şekilde reddetmektedir.

Bu reddedişin temelinde de yine bu devrimci önderlerin ve devrimci hareketlerin Atatürkçü ve milliyetçi olmaları yatmaktadır. Öyle ki; Deniz Gezmiş ve Dev-Genç, milliyetçi, darbeci, Atatürkçü ve yabancı düşmanı olarak suçlanmakta ve kimileri de çıkıp “Deniz’ler yaşasaydı Ergenekoncu olurdu”ya kadar bile götürmektedirler işi.

Komprador Sol böyle yaparak aslında kendi ölüm ilanını yazmaktadır. Ama bunun farkında bile değildir.

Gerçekten de 1968’e damgasını vuran bütün devrimci önderler ve devrimci hareketler, Atatürkçülüğü, milliyetçiliği ve sosyalizmi bir arada ve tavizsiz biçimde savunmuşlardır.

Bu dönemden Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği çıkardığınızda ortada sol adına, sosyalizm adına pek de bir şey kalmayacaktır.

Ama şunu da eklemek gerek; bu dönemde solun yaptığı en doğru şey de aslına bakarsanız Atatürkçü ve milliyetçi temelde gelişen bir sosyalist çizgi inşa etmek olmuştur.

Ulusal Sola yönelik bu Atatürkçülük ve milliyetçilik suçlaması da bu açıdan bakıldığında tarihsel bir ironidir sadece, ama Ulusal Solun bugün için halkla buluşma imkânlarını ve iktidara aday bir güç olma potansiyelini de ortaya koymaktadır.

Komprador Sol marjinal fikirleriyle hiçbir zaman böyle bir imkana sahip olmamıştır ama Ulusal Sol ideolojik duruşuyla bu potansiyeli hep taşımış ve özellikle 1960-1970 döneminde bunu kitlesel bir toplumsal harekete çevirme yolunda önemli bir adım atmıştır. Şimdi bu yarım kalan yürüyüşü tamamlamak gibi bir görev durmaktadır Ulusal Solun önünde.

Gerçekten de 1960’lardan 1970’lere giderken Türk Solunu halk içinde bu kadar güçlü kılan, sendikalardan derneklere ve öğrenci örgütlerine kadar her alanda önemli bir toplumsal güç haline getiren şey kesinlikle Atatürkçü, milliyetçi ve sosyalist bir zeminde siyaset yapmış olmasıdır.

Bu dönemin siyasal manzarası içinde bir tarafta vatansever ve Kuvayı Milliyeci bir sol, karşı tarafta ise işbirlikçi ve vatan satıcısı bir sağ bulunmaktadır. İşbirlikçi sağa karşı vatan savunması ve bağımsız Türkiye mücadelesi veren sol, tam da bu nedenle halk nezdinde de güç kazanmaktadır. Nitekim gençlik hareketinin üniversiteleri aşıp bütün ülke çapına yayılması, TİP’in 15 milletvekili ile Meclis’e kadar girebilmesi ve diğer pek çok siyasal atılım bu milliyetçi ve bağımsızlıkçı çizgi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Türk Solunun 1960’lardan 1970’lere giderken Amerikan emperyalizminin bir numaralı hedefi durumuna gelmesi, Ülkücü komando kamplarında eğitilen tetikçilerin solun üzerine salınması ve sol hareketin CIA güdümündeki bu paramiliter güçlerce yok edilmeye çalışılmasının da tek sebebi yine bu milliyetçi ve bağımsızlıkçı sol çizgidir.

Emperyalizm, güçlenen ve adım adım iktidara yürüyen bağımsızlıkçı solun farkına varmış ve bunu engellemek için terör dahil her türlü yönteme başvurmaktan kaçınmamıştır.

Bugünse işler tam tersine dönmüştür. İşbirlikçi sağ yerli yerinde durmaktadır ve işbirlikçiliğe devam etmektedir ama işbirlikçi sağın karşısında o günkü gibi vatansever, milliyetçi ve bağımsızlıkçı bir sol bulunmamaktadır. İşbirlikçi sağın karşısında işbirlikçi bir sol vardır ve bu işbirlikçi sol hem AKP destekçiliğinde başa güreşmekte hem de PKK’nın kuyruğunda Kürtçülük yapıp ABD emperyalizminin dümen suyunda solculuk oynamaktadır.

Ulusal Sol Parti, işte böylesi bir ortamda işbirlikçi sağa ve işbirlikçi sola karşı bağımsızlıkçı ve antiemperyalist solu Atatürkçü, milliyetçi ve sosyalist temelde yeniden örgütlemek ve solu yeniden gerçek rotasına oturtmak için yola çıkmaktadır.

Kadro, Yön, TİP ve TÜRKSOLU: Doğrular ve yanlışlar

Ulusal Solun bu ideolojik gücü ve halkla buluşan köklü geleneği tartışmasız bir biçimde ortadadır ama bugün için bundan daha önemli olan şey bu köklü geleneği bir siyasal parti çatısı altında halkla buluşan ve toplumsal mücadele içinde kitleselleşen bir çizgiye sokmaktır.

Ulusal Solun bugüne kadarki en büyük yanılgısı, ne yazık ki bu olmuştur. Atatürkçü, milliyetçi ve sosyalist çizgide ilerleyen ama bunu bir parti çatısı altında birleştiremeyen Ulusal Sol, zamanla ya bu çizgiden sapmış ya da partili mücadele dışında yanlış yollara saparak büyük bir fırsatı boşa harcamıştır. Partisiz kalan Ulusal Sol akım, ne yazık ki bir iktidar alternatifi olamamış, kitlelerle buluşturulmayan ideolojik üretim ise zamanla yok olmaya yüz tutmuş ve bugünkü sahte sol anlayış bu boşlukta kök salabilmiştir. Demek ki, Ulusal Sol açısından en hayati adım ideolojinin kitlelerle buluşturulmasıdır. Bu ise partileşmedir, devrimci bir parti altında örgütlenmektir.

TÜRKSOLU şimdi bunu yapmaktadır ve böylelikle Ulusal Sol yürüyüş kırk yıl sonra kaldığı yerden yeniden başlamaktadır.

Ulusal Sol Parti, aradan geçen bu kırk yılın açığını, doğruları tekrarlayarak, yanlışları ise ayrıştırarak yapacaktır.

Bu ise Ulusal Sol hareketin tarihsel analizinin doğru biçimde yapılması, doğru ve yanlışların tespiti ile mümkündür.

1930’ların Kadro’su bu açıdan ders çıkarılacak ilk örnektir. Türk Devriminin ideolojisini oluşturmak için çalışan ve çağının çok ilerisinde bir fikirsel üretim yapan Kadro ne yazık ki halka inecek ve toplumsal alanda örgütlenecek kadar uzun soluklu olamadı ve bir fikir hareketinden öteye geçemedi. Kadro’ya karşı çıkan sağcı ve liberal gelenek ise tersi biçimde bu süreçte halk içinde örgütlenerek devrimin altını oymaktaydı. Nitekim 1946’ya gelindiğinde Kadro’nun en büyük düşmanlarından Bayar çizgisi, CHP’den koparak Menderes’lerle birlikte DP’yi kuracak ve karşı devrimi örgütlemeye girişecekti. Kadro’nun CHP içinde yapamadığını DP yapmış ve bugünkü sağcı hegemonyanın köşe taşları daha o günlerden döşenmişti.

DP öncülüğündeki sağcı diktaya karşı 1960’larda başlayan toplumsal muhalefet Ulusal Sol açısından yeni bir çıkışın önünü açtığında bu kez Doğan Avcıoğlu öncülüğünde Yön dergisi yayınlanmaya başlamıştı.

TİP, Ulusal Solun bir başka güçlü odağıydı ve o da Yön gibi Kuvayı Milliyeci ve bağımsızlıkçı bir çizgide ilerlemekteydi.

Yön ve TİP, Atatürkçü ve antiemperyalist söylemleriyle Ulusal Sol akımın iki güçlü merkezi haline dönüşeceklerdi.

Toplumsal muhalefetin gelişmesiyle birlikte 1968’e gelindiğinde bu Ulusal Sol çizgi, Dev-Genç’in kurulmasıyla birlikte, gençlik içinde de güç kazanmaya başlayacaktı. Ancak 1960-1970 arasındaki on yıllık dönemde büyük bir atılım yapan her üç hareket de önemli bir birikim yaratmalarına rağmen kendi kendilerini yok edecek bir yola girerek önemli bir imkânın da harcanmasına neden oldular.

Yön hareketi, toplumsallaşmanın eşiğine gelindiği bir sırada toplumsal örgütlenmeye girişmek yerine zinde kuvvetlere dayanmayı ve Ordu içindeki devrimci subayların desteğiyle bir askeri müdahale seçeneğini uygulamayı tercih etti. Doğan Avcıoğlu Devrim’i işte bunun için çıkartacaktı.

Oysa Yön’de sola Atatürkçü, milliyetçi ve sosyalist bütün güçlerin toplanacağı ortak bir cepheye öncülük etmesi önerisi yapılalı daha ancak birkaç yıl olmuştu. Bu formül hayata geçirilse ve böylesi bir antiemperyalist cephe kurulabilseydi belki bugün her şey daha farklı olabilirdi.

Avcıoğlu’nun TİP’e dair eleştirileri de bu açıdan isabetliydi, ancak Avcıoğlu bu doğru eleştirileri kendisi de uygulamaya koymadı. Avcıoğlu’nun TİP’e yönelik temel eleştirisi TİP’in süreç içinde antiemperyalist mücadeleyi ikinci plana bırakarak bunun yerine klasik burjuva-proleter çelişkisini koyması ve bu nedenle büyüyeceği yerde güç kaybetmesiydi. Oysa aslolan milletçe mücadeleyi esas alacak bir ulusal hareket örgütlemekti.

Avcıoğlu TİP’e yönelik bu eleştirileri getirirken pekala TİP’in yapmadıklarını yapacak bir siyasal partinin örgütlenmesine girişebilirdi. Ama bunu yapmak yerine askeri müdahale ile iktidarı almak gibi bambaşka bir yola girmeyi tercih etti ve bu hayaller 12 Mart’a gelindiğinde faşist bir darbe ile yıkılmış oldu.

Gençlik hareketi için de benzeri bir yanılgı söz konusuydu. Deniz’lerin Dev-Genç’le yarattıkları Atatürkçü ve sosyalist çizgi 1971’lerden itibaren bozulmaya başladı ve dış kaynaklı solculuğun etkisiyle Kuvayı Milliyeci çizgi terk edildi.

Bu kopuşun doğal sonucu ise silahlı mücadele gibi gençlik hareketini tümüyle çıkmaza sürükleyecek bir yanlış yol olacaktı.

Nitekim 12 Mart’la birlikte gençlik hareketi de en ağır biçimde ezilmişti.

Oysa Dev-Genç de tıpkı TİP gibi kitleselleşerek bir öğrenci hareketinin çok ötesine geçmişti. Köylere ve fabrikalara kadar giden devrimci gençler ülkenin dört bir yanındaki köylü mitinglerinde ve grevlerde öncü güç haline gelmişlerdi. TİP içinde tutunamayan ama yeni bir parti içinde de örgütlenemeyen gençlik hareketi, ne yazık ki, silahlı mücadeleyi seçerek arkasındaki geniş halk desteğini de kaybetti ve faşist darbe ile birlikte gençlik hareketinin de sonu getirildi.

Bundan sonrası ise 12 Eylül faşist darbesiyle solun tümüyle devredışı bırakıldığı, sağcı ve Amerikancı bir siyasal atmosfer ve kırk yıl sürecek bir alacakaranlık oldu.

Bolivar’ın solcuları ve Atatürk’ün solcuları

Bugün ise yeni bir dönemin kapıları aralanıyor; hem Türkiye hem de Ulusal Sol için.

1960’larda bütün dünyaya gerilla mücadelesini öğreten Latin Amerika’da bile Ulusal Solcular, hem de sandıktan çıkarak, neredeyse bütün kıtada iktidara geliyorlar.

Chavez, Venezüella gibi solun son derece zayıf olduğu bir ülkede %60’ları aşan bir halk desteğine ulaşmış durumda bugün.

Bu, Türk Solu açısından da dikkatle değerlendirilmesi ve örnek alınması gereken bir dönüşümdür. Chavez başta olmak üzere Latin Amerikalı devrimcilerin Bolivarcı Soldan yola çıkarak inşa ettikleri sol anlayışın bir benzerini Türk solcuları da Atatürkçü bir sol inşa ederek yapacaklardır.

Latin Amerika deneyimi, Türkiye’de sol bir iktidar umudunun hiç de hayal olmadığını, tam tersine doğru bir stratejiyle bunun aslında gerçekleştirilebilir olduğunu kanıtlamıştır.

Bolivarcı Solun iktidar stratejisi de son derece basittir aslında: Solu, antiemperyalist ve milliyetçi bir temelde ve halkçı-devletçi bir ekonomik zeminde yeniden inşa etmek ve bunu yoksul halk kitleleriyle buluşturmak. Kısacası; kendi ulusal köklerine dayanan bir sosyalizm ve bu sosyalizmi inşa edecek olan yoksul halk kitleleri.

Bu da aslında Atatürk’ün 80 yıl önce yarattığı antiemperyalist ve milliyetçi devrim modelinden başka bir şey değildir.

Ulusal Sol Parti, işte bu modeli hayata geçirecek; halkın ve devrimin partisi olarak yüz yıllık devrimci tarihimizin derslerini damıtarak Türkiye’nin düzenini devrimle değiştirecek, Atatürkçü, milliyetçi ve sol güçleri tek bir çatı altında buluşturarak Mustafa Kemal’in “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye”sini yeniden kuracaktır.

Devrim yürüyüşü başlamıştır.

(Sayı 236, 18/05/2009)

 

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamış.

 
 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 


İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40