22 Temmuz seçim sonuçlarını pek çok kesim şaşkınlıkla karşıladı. Türkiye’de 1950 ile başlayan sağ iktidarların son aşamasıydı bu. %47’lik AKP oyuna diğer sağ partilerin oylarını da eklediğinizde neredeyse %70’i geçiyor.
Elbette bunun üzerine çokça yazılacak, değerlendirme yapılacaktır. Burada sol partilerin eksiklikleri öne çıkartılabilir ya da sağcı güçlerin arkasındaki dış destek.
Bunların hepsi de önemli doğrulardır.
Ancak Türkiye’nin toplumsal yapısını analiz ederken, gerçek mesele üzerine nedense hiç eğilinmez.
Bu, ülkenin tabusudur.
En son Türk Tarih Kurumu Başkanı Halaçoğlu’nun yaptığı gibi, bu ülkenin nüfus yapısı üzerine bir fikir beyan etmek isterseniz, ne ırkçılığınız kalır ne bölücülüğünüz; oracıkta ipinizi çekiverirler.
Ancak ülkemizin toplumsal yapısı üzerine ve geleceğimiz üzerine konuşacaksak işe nüfus yapımızla ve bu nüfus yapımızın değişimiyle başlamalıyız.
İnsan hakları, halkların kardeşliği gibi vicdani kategorileri bir kenara bırakıp, doğrudan rakamlara bakarak, ülkemiz nereye gidiyor bunu değerlendirmemiz artık zorunluluk halini almıştır.
Teorinin, hikâyenin yerini biraz çıplak gerçeğin alması gerekmektedir.
Türkiye’de bir Kürt İstilası yok diyenleri rakamlar yalanlamaktadır. Haritada görüldüğü gibi Trakya, Marmara, Ege, Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu gibi Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgede nüfus
azalmaktadır. Bu azalmaya karşın Güneydoğu’nun nüfus azalmaktadır. Bu azalmaya karşın Güneydoğu’nun nüfusu hızla artmakta, Doğu Akdeniz ve kıyı şeridinde de Kürt göçünün etkisi oranlara yansımaktadır. Büyükşehir ve sanayi merkezlerindeki nüfus artışı da, büyük oranda, Türk bölgelerden göç nedeniyle değil, Kürt göçü nedeniyledir. Haritada görüldüğü gibi, Türkiye’nin demoggrafik yapısı hızla değişmekte, Kürt nüfus
güneydoğu’dan taşarak belli bölgeleri adeta istila etmektedir.
1927 yılında Türkiye’nin etnik bileşimi
Cumhuriyetimiz 1923 yılında kuruldu. İlk nüfus sayımı ise 1927 yılında yapıldı. Bu nüfus sayımının ayrıntılı tutanakları bugün elimizde bulunmaktadır. Bu nüfus sayımında bugün için işimize yarayacak çok fazla sorunun cevabı bulunmaktadır.
Osmanlı’nın çok dinli, çok dilli, çok kültürlü kozmopolit yapısını devralan Cumhuriyet, bir ulus devlet projesine başlarken, elindeki insan malzemesinin de dökümünü çıkartmış oluyordu böylece.
Nüfus sayımı bugün için en önemli meselemiz olan Kürt meselesi açısından önemli bulgular ortaya koymaktadır.
Şimdi bu rakamların incelemesine geçebiliriz.
1927 nüfus sayımında vatandaşlara ana dili sorulur. Ana dili sorusuna Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Çerkesce, Rumca, Arapça, Yahudice gibi cevaplar alınır ve kaydedilir.
Buradan çıkan sonuçlar Türkiye’nin etnik bileşimini vermektedir. Her dilin bir etnik grubu simgelediği varsayılırsa Türkiye’de 11.777.810 Türk, 1.184.446 Kürt, 134.273 Arap, 119.822 Rum, 95.901 Çerkes, 68.900 Yahudi, 64.745 Ermeni bulunmaktadır. Toplam nüfus ise 13.648.270’tir.
Bu rakamlar incelendiğinde Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan nüfusun %88’inin Türk olduğu, bundan sonra gelen en kalabalık grubun ise %8.5 ile Kürtler olduğu görülür. Araplar ve Rumlar yaklaşık %1’er, Yahudi ve Ermeniler ise %0.5’erlik bir paya sahiptir.
1927’den 1965’e,
1965’ten 2007’ye Kürtler
Şimdi bu rakamların günümüz açısından ne anlam ifade ettiğine gelebiliriz.
2007 yılında yapılan seçim kayıtlarına göre ülkemizin nüfusu 67.803.927’ye ulaşmıştır. Bu rakam 1927 yılı nüfusunun tam 5 katıdır. Yani 1927-2007 yılları arasındaki 80 yılda Türkiye nüfusu tam 5’e katlanmıştır.
Tüm koşullar her bir grup için aynı olsaydı, etnik gruplar arasında geçişkenlik olmasaydı, doğum oranları da aynı kalsaydı, bugün ülkemizde kaç Kürt yaşıyor olması gerekirdi peki?
O günkü Kürt nüfusunu da 5’le çarparsak 5.922.230 rakamına ulaşırız.
Yani bugün 68 milyon olan Türkiye’nin 6 milyonunun Kürt olması gerekirdi.
Tabii bu sadece bir varsayım. Çünkü 1965’ten sonra yapılan nüfus sayımlarında vatandaşlara ana dili sorulmadı.
Ancak 1965 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarından, 1927’de %8.5 olan Kürt nüfusun, 1965 yılanda %6’ya düştüğünü biliyoruz.
Yani ilk 40 yılda Kürt nüfus %8.5’ten %6’ya düşmüştür. Bu ise Kürtlerin yavaş yavaş Türk nüfus içinde erimesi anlamını taşımaktadır.
İkinci 40 yılda da yani 1965-2007 yılları arasında da aynı eğilim yaşanmış olsaydı, yine %2.5’lik bir düşüşle Kürt nüfusun %6’dan %3.5’e düşmesi gerekirdi. Bu ise 68 milyonluk ülkemizde 2.4 milyon Kürt demektir.
Nüfus artış eğrisine bakarak Türkiye’nin nüfus artışı ile Kürt nüfus artışını karşılaştıralım. 1927 sonuçlarını takip ettiğimiz mavi çizgide bugün Türkiye’de 5.9 milyon Kürt yaşamalıydı. Bu ise nüfusun %8.5’i dir.
Ancak 1965 yılında yapılan nüfus sayımında Kürt nüfus oransal olarak düşmüştür. Yeşil çizgi bu eğilimi göstermektedir. Eğer 1927 ile 1965 arasındaki azalma aynı hızla devam etseydi bugün ülkemizde 2.3 milyon Kürt yaşardı ki bu da Türkiye nüfusunun %6’sıdır.
Ancak yeşil çizgi 1965 yılı sonrasında kırılmıştır. Kırılmanın boyutları tam olarak bilinmemektedir. Kürtçülerin iddiası bugün Türkiye’de 20 milyon Kürdün yaşadığıdır. Kırmızı çizgi bu iddiayı göstermektedir. Bu iddia doğru kabul edilecek olsa bugün Kürtler Türkiye’nin %30’unu oluşturmaktadır.
Böylesi bir oran normal bir gelişme ile açıklanamaz. Ortada doğum oranları ile açıklanamayacak ölçüde bir artış sözkonusudur.
Bu ise Türklerin de hızla Kürtleşmesidir.
1965 sonrasında yukarı doğru kırılan eğri Kürt istilasının ivmesini göstermektedir.
Bölgelerde nüfus artış oranları
Ama bu varsayım modelini bir kenara bırakıp nüfusun bölgesel dağılımını incelemeye koyulduğumuzda bambaşka bir gerçekle karşılaşırız.
Şimdi bu durumu inceleyelim.
80 yıllık dönemde Türkiye nüfusu ortalama 5 kat artarken bu artış oranı bölgesel olarak farklılaşmaktadır.
Örneğin İstanbul’un nüfusu 12.5 kat, Ankara’nın nüfusu ise 10 kat artmıştır. İzmir’deki artış ise 6.4 kattır. Türkiye’nin en büyük üç kentinde nüfusun ülke genelinin üzerinde bir oranda artması son derece normaldir.
Sonuçta şehirleşme, modernleşme ve sanayileşme ile birlikte, nüfus belli büyük şehirlerde yığınsal bir şekilde artacaktır. Bu, küçük kentlerden büyük kentlere göç edilmesi anlamını taşımaktadır. İş bulmak, daha iyi geçim olanakları ve hayat standardı elde etmek isteyen yoksul yörelerin insanları büyük şehirlere göç edecektir. Tüm dünyada yaşanan toplumsal gelişme de zaten bu yöndedir.
Bu açıdan bölgesel nüfus artışına bir göz atığımızda Trakya ve Marmara’da nüfusun 2.5-4 kat arası, Ege’de 3-4 kat arası, İç Anadolu’da 2-4 kat arasında, Karadeniz’de 1-4 kat arasında, Doğu Anadolu bölgesinde ise 2.5-4 kat arasında arttığını görmekteyiz.
Bu bölgelerdeki artış oranları Türkiye geneli olan 5 katın altındadır. Bu ise bu bölge kentlerinden büyük kentlere bir göç olduğu anlamına gelmektedir. Bunun dışında bu bölgelerde doğum oranlarında belli ölçülerde düşüş de söz konusu olabilir.
Güneydoğu
Ancak bu eğilim bir bölgede tam tersine dönmektedir. Bu bölge Güneydoğu Anadolu bölgesidir.
Diyarbakır’ın nüfusu 7, Urfa’nın 7, Mardin’in 6.2, Bitlis’in 9.3, Hakkari’nin 9.5, Van’ın 11.6 kat artmıştır.
Bu devasa artış oranlarını versek ve kentlerin adlarını söylemesek normal olarak bu bölgenin Türkiye’nin sanayi merkezi olduğu düşünülebilirdi. Ama öyle değil.
Bu bölgedeki artışın tüm ülke genelinden ayrışmasının bir açıklaması olmalıdır. Bu açıklama ise ancak bu bölgede yoğun olarak yaşayan Kürt nüfusun aşırı artışında bulunabilir.
Bu artış, dine bağlı bir doğurganlık oranı olarak görülebilir mi peki?
Eğer bu açıdan bakacak olsak, dini duyguların çok güçlü olduğu Konya, Kayseri, Erzurum gibi bölgelerde de benzer bir oran beklememiz gerekirdi. Ancak bu bölgelerde nüfus artışı Türkiye ortalaması olan 5 katın altındadır.
Demek ki bu artışı dinsel olgularla açıklayamayız.
Peki Kürt etnik grubunun, üremeye yatkınlığı gibi bir durum mu söz konusudur?
Bu da bilimsel açıdan yanlıştır. Hiçbir etnik grubun doğurganlık oranı diğer etnik gruplardan bu ölçüde farklılaşamaz.
O halde bu artışın mantıklı bir nedeni olarak geriye sadece bilinçli bir nüfus artışı kalmaktadır. Bölgede yaşayan Kürt grup, çoğunluk olma güdüsüyle, bilinçli bir şekilde aşırı ölçüde çoğalmaktadır.
Türk göçü-Kürt göçü
Eğer bu bölgede yaşayan Kürt grubun artışı sadece bu bölgede kalsa idi yine bir ölçüde anlaşılabilirdi. Ancak aynı zamanda büyük şehirlere ve kıyı şeridine doğru Kürt nüfusun çok yoğun bir göç verdiğini de biliyoruz.
Bugün Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde Kürt göçünün çok yoğun hissedildiği yerlerde nüfus artışı 8 katı bulmaktadır.
Tüm Türkiye tablosunu göz önünde bulundurduğumuzda çok net bir gerçek göze çarpar.
Trakya, Marmara, Karadeniz, Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu’dan büyük kentlere ve sanayi merkezlerine doğru bir göç yaşanmakta ve bu bölgelerde nüfus yoğunluğu azalmaktadır.
Ama yine Güneydoğu Anadolu’dan büyük kentlere ve özellikle Ege-Akdeniz kıyı şeridine çok büyük bir göç olmasına karşın, bu bölgenin nüfus yoğunluğu Türkiye genelinin iki misli artmaktadır.
Yani Kürtler hem Güneydoğu’da hem de büyük şehirler ve kıyı şeridinde hızla artmaktadır.
İşte bu olgu, sanayileşme ve göç gibi klasik sosyolojik kavramlarla açıklanamaz. Eğer sosyolojik bir eğilim olsaydı, örneğin Karadeniz bölgesinde de nüfusun aynı ölçüde artması ve Karadenizlilerin büyük şehirlerle kıyı şeridinde de hızla çoğalması gerekirdi ki, böyle bir durum yoktur.
Aksine Karadenizliler, Egeliler, İç Anadolulular kendi bölgelerinde azalmakta, büyük şehirlerde ise artmaktadır.
Çok yaygın bir örnek, İstanbul’daki Sivas, Malatya ve Tokatlıların durumudur. İstanbul’da bu şehirlerden insanlar çok büyük bir kitle oluşturmaktadır ama kendi kentlerinde nüfus artışları Türkiye ortalamasının altındadır. Yani artan nüfusun gittiği yer büyük şehirdir. Anormal bir artış yoktur.
Kaldı ki tüm bu bölge insanları genel olarak üç büyük kente ve Bursa, Kocaeli gibi sanayi merkezlerine göçmektedir.
Ama Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde, Ordulular, Tokatlılar, Tekirdağlılar, Yozgatlılar gibi kalabalık gruplar görülmez. Buralarda Mardinliler, Vanlılar, Şırnaklılar vb. vardır hep.
Buradan tek bir sonuca varılabilir. Nüfus bileşimi Türk olan bölgeler, genel yoksulluk, olanaksızlık, iş bulma umudu, eğitim olanağı gibi sosyolojik gerekçelerle büyük şehirlere göç etmektedir.
Ancak nüfus bileşimi Kürt olan kentlerden göç sadece büyük şehirlere değil aynı zamanda kıyı şeridinin tüm kentlerinedir. Üstelik tüm bu kentlerde de nüfus Türkiye ortalamasının iki misli artmaktadır.
İşte bu durumu etnik bir program içerisinde anlayabiliriz: Kürt grubu belli bir program dahilinde çoğalmakta, belirlenmiş bölgelere göç etmektedir. Bu, Kürtlerin Türkiye’de belli bölgelerde çoğunluğu ele geçirmek üzere bilinçli bir nüfus planlamasından başka bir şey değildir.
Bölgemizde kaç Kürt var?
Burada son derece önemli birkaç yerel örnekle durumu açıklayalım.
Mesela bugün neredeyse bir Kürt kenti görünümü alan Mersin’i inceleyelim. 1927’de yapılan nüfus sayımında Mersin’in toplam nüfusu 210 bindir. Bu 210 bin insan içinde sadece 576 Kürt vardır.
Bugün Mersin’in nüfusu 1.65 milyondur yani 8 kat artmıştır.
Nüfus bileşimi değişmeden artsa bugün Mersin’de 4.550 Kürt yaşaması gerekirdi!
Ama rakam bunun 50 katıdır!
Aynı şekilde Aydın’da 1927’de 198 Kürt yaşamaktaydı, bunun bugün 891 olması gerekirdi!
Fakat Söke, Kuşadası ve Didim’i bir gözünüzün önüne getirin.
Yine en az 50 kat fazladırlar!
Tüm kıyı şeridinde benzer bir olgu gözlemlenmektedir.
Fakat büyük şehirlerde de aynı durumu görmekteyiz.
Örneğin İstanbul’da 1927 yılında 1.692 Kürt yaşıyordu. Bunun bugün 21.150’ye çıkması gerekirdi. Fakat bunun çok çok üstünde yine belki 50 kat fazla Kürt yaşıyor.
O halde tüm kıyı şeridi ve büyük şehirlerde, normal nüfus artışı içerisinde olması gereken Kürt nüfusun 50 katı yaşamaktadır!
Türklerin Kürtleşmesi
Bu, basit bir göç olgusuyla açıklanamayacak kadar büyük bir orandır.
Bu durum ancak bilinçli bir nüfus planlamasının sonucudur.
Ama aynı zamanda doğurganlık oranları ile de açıklanamayacak kadar fazladır. Normalin 50 kat üstü bir doğum oranı olamayacağına göre geriye tek bir olasılık kalmaktadır; Türkler Kürtleşmektedir.
Yani 1927 ile 1965 yılları arasında yaşanan Kürtlerin Türkler içinde erimesinin ve asimile olmasının tam tersi bir olgu söz konusudur. 1965 sonrası dönemde Türkler Kürtler içinde erimeye ve asimile olmaya başlamıştır.
Bu erimenin iki önemli örneğini hemen verelim.
1927 yılında Diyarbakır’da 56 bin Türk yaşamaktaydı. Toplam nüfusun %30’uydu bu.
Bugün ise Diyarbakır’da 1.36 milyon insan yaşamaktadır. Eğer bugün de aynı oran olsaydı, Diyarbakır’da 393 bin Türk yaşıyor olacaktı!
Urfa’da 1927’de 82 bin Türk yaşıyordu ve Türklerle Kürtlerin oranı aynıydı.
Bu oranlar korunsaydı bugün Urfa’da 575 bin Türk yaşıyor olacaktı!
Ancak Güneydoğu’da böyle bir Türk nüfus artık kalmamıştır.
Çünkü Türkler, Kürtler içinde hızla erimiş ve Kürtleşmiştir.
Kuzeye doğru, yani Erzincan, Malatya, Erzurum dolaylarına çıktıkça Türk nüfusun yoğunluğu göze çarpar. Ancak buralarda nüfus artışı Türkiye ortalamasının altındadır.
Bunun dışında bu bölgelerde Kürt oranı 1927’de %15 ile %30 arasında değişmekteydi. Bugün bu bölgelerde de Kürtlerin lehine değişmiştir durum. Mesela Ağrı, Ardahan, Iğdır, Kars dolaylarında Kürtler çoğunluk olmuştur.
Kürt istilası
Genel olarak baktığımızda bugün 1927-1965 arası eğilim korunsaydı 2.4 milyon Kürt yaşıyor olacaktı demiştik. Ancak bugün sadece Güneydoğu kentlerinde 6.5 milyon insan yaşamaktadır.
Bu bölgede 1927 yılında 874 bin kişi yaşıyordu ve bunun sadece 543 bini Kürttü. Geriye kalan %30’luk bölüm ise Türk’tü. Oysa bugün bu bölgede %30’luk Türk oran korunsa 2 milyon Türk ederdi! Ancak bu durum yoktur.
Bir başka açıdan baktığımızda 1927 yılında 1.2 milyon olan Kürt nüfusun yarısı Güneydoğu’da, kalan %40’ı Doğu Anadolu’da yaşıyordu. Geri kalan %10 ise tüm Türkiye’ye dağılmıştı.
Oysa bugün sadece Güneydoğu’nun nüfusu 6.5 milyondur ki bu nüfus, 1965 eğiliminin 2.5 katı, 1927 varsayımsal sonucunun ise tümüdür.
O halde Güneydoğu dışında yaşayan Kürtler nereden çıkmıştır?
Kimi Kürtçüler Türkiye’de 20 milyon Kürt olduğunu iddia ediyorlar. Bu elbette onların iddiası ve gerçeği yansıtmıyor ama bu iddiayı 1927 rakamları ile bir karşılaştıralım.
1927 rakamlarına göre bugün Türkiye’de 6 milyon Kürde karşılık, 60 milyon Türk yaşaması gerekirdi. Eğer Kürtçülerin iddiası doğruysa, yani Kürtler 20 milyonsa, bu Kürtlerin normalin 3 katından fazla artmış olması anlamına gelmektedir.
Bu durumda bugün ülkemizde 46 milyon Türke karşılık 20 milyon Kürt yaşayacaktır ki bu, Türklerin 4 kat, Kürtlerinse 20 kat artması demektir!
Bu Kürtçü varsayım eğer doğruysa, sadece onların asıl niyetlerini ortaya koyar, bu ülkede nüfusa her 1 Türke karşılık 5 Kürt ekleniyorsa, bu durum ancak olağanüstü bir nüfus planlaması ile açıklanabilir.
Bu ise Kürt istilasıdır!
Görüldüğü gibi rakamlar son derece yalın bir gerçeği ortaya koyuyor.
Bunda ne bir ideoloji, ne bir genetik, ne bir ırkçılık bulabilirsiniz.
Herkes rakamları alt alta yazsın ve kendisi yorumlasın.
Hakikaten ülkemizde neler oluyor?
Haritada yeşil renkte gösterilen Güneydoğu illerinde nüfus artışı Türkiye ortalamasının iki misli. Türkiye genelinde 80 yılda nüfus 5 kat artarken bu bölgede 9 kat artmış. Bu artış İstanbul ve Ankara gibi şehirlerle eşit, İzmir, Bursa ve Kocaeli’nin ise üzerinde. Yani yoksul olduğu söylenen bir bölgede, Türkiye’nin en yüksek gelirli bölgelerinden bile yüksek bir nüfus artışı yakalanmış.
Doğu Anadolu bölgesi işe haritada mor renkte. Bu bölgede nüfus artışı Karadeniz ve İç Anadolu’dan yüksek ama Türkiye ortalamasının altında. Bunun nedeni bölgede çoğunluğun Türkler olması. Fakat tümüyle Türk olan Karadeniz ve İç Anadolu’dan daha yüksek oran, bölgede yaşayan Kürtlerin artan etkisini gösteriyor.
Kırmızı renkteki kıyı şeridi yoğun Kürt göçüne maruz kalan bir bölge. En yüksek artış Adana, Mersin ve Antalya’da. Bu bölgeler ilk Kürt göçünün hedefiydi. İkinci Kürt göçünün hedefi olan Muğla ve Aydın’da ise bir 5 yıl sonra Adana-Mersin oranı yakalanacaktır.
Yukarıdaki tabloda büyükşehirlerde ve kıyı şeridinde 1927 sonuçlarına göre bugün yaşaması gereken Kürt nüfus hesaplanmış. Ancak şu an bu hesaplamanın 50 katı bir Kürt nüfus bulunuyor bu bölgede. Bölgeler arası nüfus artış farklılıkları ise en büyük tehlikeyi işaret ediyor. Türk nüfusu kimi yerlerde 80 yıldır hiç artmıyor. En çok artan bölgelerde bile Türkiye ortalamasının altında. Bu eğilim bir 40 yıl daha devam ederse 2050 yılında Türkiye’de Türkler azınlık, Kürtler çoğunluk olacak!
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R...
ANKARAdan Turgay Turhan arkadaş; amaç SÜRÜ zihniyetli,çobanla güdülen insan yetiştirmak olsaydı 10'larca çocuk ve çokeşlilikle iş halledilirdi. Ama demokrasinin de, ALLAH'IN DA, İNSANIN OLMASI NI İSTEDİĞİ YER: NİTELİKLİ -ÜSTBİLİNÇli İNSAN OLMAK , EVRENSEL ve BİLGİ ÇAĞINI özümseyebilen, sorumluluk sahibi insan yetiştirilmesidir. Dünyayı her zaman BİR NİTELİKLİ İNSAN DEĞİŞTİRMİŞTİR. Makarnaya ,kömüre muhtaç sürü Türk milleti olamaz. Uyanalım,yeter! "BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR" demişti Ata'mız. Türk tarihi, tarih değiştiren KAĞANLAR, HAKANLAR,SULTANLAR, PADİŞAH VE İMPARATORLARLA DOLU.
İşgal ve istiladan sonra ÇILGIN TÜRKLER tarihteki yerini alır,genlerinde "asil kan"var değil mi ki! Uyumuşuz iyiniyetimizden,ama uyanır uyandırırız....
Ayşe, Adana 31 Ağustos 2010
Kürtler gerçektende her yerdeler yani bugün 81 ildede kürtler var tabii batıda parçalanmış vaziyetteler..yani ege yada iç ege bölgesindeki illerde çok yoklar şimdilik ama köpk gibi çoğaldıkları için buralarıda ele geçirebilir..istanbulda 3 milyon kürt var deniliyor bu gerçekten tehlikeli bir durum kürtün iyisi olmaz kürtleri aynı gözle görüyorum hepsinin içinde pkk sevgisi var..allah ülkemizi korusun
Mustafa, İstanbul 4 Ağustos 2010
bu sonucu her türkün bilmesi lazim 2 cocuk az en az 3-4 cocuk param yok diyenler kürtlere bir baksin adamlar isi yok yine de 5-6 cocug var.
Yasin Yağız, Gümüşhane 27 Haziran 2010
arkadaşlar şu bir gerçek kürtler birbirlerini tutuyorlar her zamn pazarlarda otobüs terminallerinde hep onlar var bildiginiz gibi türkiye elden gidiyor vede gitmekte belediyelerde onlar her yerde artık uyanmamız lazım birbirimize kenetlenmemiz lazım ben egeliyim denizlili bugün tutunda izmirden denizliye kadr her taraf kürt sahilleri hiç sormayın zaten oralar daha berbat egede afyon. kütahya ve uşak gibi bölgelerde azlar ama zamnla oralardada çogalacaklar amçları belli zaten bize düşen bizde çogalmamız lazım
Hasan Denizlili, Denizli 15 Mart 2010
Amaçları tüm Türkiye'yi ele geçirmek önceki iktidarların Atatürkçü Politikayı terk etmesi sonucudur.Hareketi geçmeli bunları saf dışı bırakmalıyız
Ne Mutlu Atatürk'ü Olanlara.
Tengri Türk'ü Korusun
Mehmet Kuş, İçel 19 Şubat 2010
Millet olmanın aşamalarını yüzlerce yıl öncesinde sağlıklı ve hakkını vererek geçiren Türk milleti bu aşamaların şu anda en üstü olan çağdaş uygarlık aşamasına ulaşmıştır. Fakat gel gelelim Türk hükümetleri, henüz aşiret aşamasından öteye geçememiş bir etnik topluluğun bir anda çağdaş uygarlık seviyesine sıçratılması için büyük çabalar harcamaktadır. Türk toplumu ise çağdaşlaşacağı halde aşiretleştirilmektedir. Bu aşiret kültürü: hükümet, medya ve sanatçı işbirlikçileri ile uygarlaşmak
isteyen Türk milletine enjekte edilmekte, Türk milletine bu ilkel kültür yaşam biçimi olarak bilinçli ve sistemli bir şekilde benimsetilmektedir.
Çağdaş uygarlık seviyesinde ilerlemek isteyen Türk milleti ilkel aşiretlik seviyesine düşürülmüştür
Turgut Öz, Edirne 15 Aralık 2009
bunlar bilinmeyen gerçekler değiller.. ailede yapılan çocuk 2 yada en fazla 3 ama kürtlerde en az 7 den başlıyor. bu şekilde devam ediyo türklerde hala azalma var 2 bile fazla geliyor artık. kürtlerde ise 7 az geliyo 8-10 en az. türkler gerilerken kürtler hızla ilerliyo bunu görmeyen bir göz yoktur işitmeyen kulak olamaz...illede devrim illede devrim... yaşanabilir türkiye için devrim şart..
Anonim, İstanbul 25 Kasım 2009
Antalyanın bir ilçesinden yazıyorum.. Şu anda turizm le ugraşan esnaf diye geçinen bir çok kişinin güneydogulu oldugu bu hızla giderse hiç bir türk işeverenin geçelim işçinin barınamıyacagı bir yer olacak burası.. bu manzarayı görmek kendi memleketimde kanıma dokunuyor
Ali Aydın, Antalya 29 Ekim 2009
Gerçegi bilip hemen Türk çocuklerı dogurmaya . nasıl olsa rızkı veren Allah diyelim ve üreyelim. inadına aşk ve inadına çocuk ve devrim. galiba ilk defa hayatımda ödp sloganı buna uyduve ben söyledim.
Adek Kabacılı, Erzincan
neden turkiyede ilceler bazinda (iller bazinda degil) haritalar hazirlanmiyor. ilcelerdeki durum ayni illerin genel gorunumu gibi irdelenmiyor. iller bazinda aldiginiz zaman il merkezi neyse ilin tamami sanki oyleymis gibi goruluyor. bu gun guney dogunun ilcelerinde ve koylrinde kurt kalmadi ki buyuk cogunlugu il merkezlerine goctu. ilce ve koylerde kalanlar turklerdir. ayrica bu gun koy koy inceleme yapildiginda turklesen kurtlerle/ kurtlesen turkler daha belirgin olacaktir. bu yerlerin eksi kayitlari devlet arsivlerinde mevcuttur, ve bu koylerden hangi ailelerin goc ettigi de bilinmektedir.
saygilarimla
Ahmet Türk, Ankara
Kürtlerin hedefi, Anadoluyu Kürt egemenliğine geçirmek.
Türkler ise rahat yaşamak,emek sarfetmeden lüks yaşamak istiyorlar.
Gelecek türkler için hiç önemli değil.
Türkler Kürtleri aptal sanıyorlar.
Halbuki,Kürtler Türkiyede her yerde çaktırmadan öne geçyorlar.Siyaset,Ekonomi vs.her yerde iddialı ve varlar.
Türklar Bin yıl evvel anadoluyu nasıl ele geçirdilerse,Kürtlerin hedefide bu gün aynı, nüfus artışı ile anadoluyu ele geçirmek.
Türklerin enerjisi bitmiş,Kürtlerin enerjisi ise zirvesindedir.
Turgay Turhan, Ankara
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ B İ Z E Y A Z I N