Başbakan Erdoğan’ın “Terör sorunundan bağımsız bir Kürt sorunu vardır” sözü, aslında tam da PKK’nın ne demek istediğinin iyi bir ifadesi. Eğer Kürt sorunu ile PKK sorununu, yani terör sorununu birbirinden ayırırsanız, meselenin nasıl ortaya çıktığı da ortadan kayboluverir.
O halde hemen soralım; PKK’dan önce nasıl bir Kürt sorunu vardı?
Bugün Türkiye’nin Kürt sorunu vardır diye tonlarca laf dökenlerin bu soruya verecekleri bir cevap yoktur, çünkü PKK’dan önce, en azından bir 50 yıl Kürt sorunu diye birşey yoktu bu ülkede. Kürt sorunu, PKK ile, yani terörle birlikte ortaya çıktı. Çünkü PKK terörü, varolduğunu iddia ettiği Kürt sorununu çözmek için başladı.
O halde Başbakan ne demek istediğinin farkında mı?
PKK teröründen bağımsız bir Kürt sorunu varsa ve siz bu sorunu PKK sorunundan ayırarak, demokratikleşme yolu ile çözeceğiz diyorsanız bunun ne anlama geldiğini de açık seçik ortaya koymalısınız.
Bu şu anlama gelir:
1- Türkiye’de Kürtlere demokrasi tanınmamıştır. Bu nedenle Kürt sorunu bir demokratikleşme sorunudur.
2- Kürtler demokrasi istemektedir.
3- PKK, Kürtler demokrasi istediği için ortaya çıkmıştır.
4- PKK terör uygulamıştır ama bunu da demokratik hakların elde edilmesi için yapmıştır.
5- O halde PKK terörünü ortadan kaldırmanın yolu açıktır: Devlet teröre engel olmak için demokratikleşecek, PKK ise demokratikleşmenin önünü açmak için terörü bırakacaktır.
6- Böylelikle Demokratik Cumhuriyet’e gidilecektir.
7- Terörden vazgeçmiş bir terör örgütüne siyaset yolu açmak, onun bir daha teröre başvurmasına engel olacak bir yöntemdir. Bu nedenle PKK’ya siyasi af çıkarılacaktır.
8- PKK terörden vazgeçip siyaset yapacağına göre, PKK’ya bağlı militan güçleri yatıştırmak için bu örgütün elebaşısı da hapisten çıkarılabilir, yani Apo affedilebilir.
9- Böylelikle Türkiye gücünü kanıtlamış olur. Terör örgütünü terörden vazgeçirmiş olur!
Başbakan’ın Türkiye’yi getireceği yer tam da burasıdır.
Başbakan, çok açık bir şekilde PKK’yı siyasallaştırmaya ve Apo’yu hapisten çıkarmaya çalışmaktadır.
Devlet silah bırak demez, teslim ol der!
Kurtuluş Savaşı’na katılanların
bölgelere göre oranı
Türkiye’de açıktan Kürtçülük yapamayanların önemli bir tezi
Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle Kürtlerin birlikte verdiğidir. Böylelikle denilmek istenir ki, ülkenin kurtuluşu ve kuruluşuna katılan Kürtlerin hakkı sonradan tanınmamıştır.
Gizli Kürtçülerin diğer propagandaları gibi bu da tümüyle yalandır. Yukarıdaki haritada Kurtuluş Savaşımızda şehit düşen askerlerin hangi askerlik şubesine kayıtlı olduklarını gösteriyor. Hiçbir işgal olmamasına karşın, yani savaşa katılmalarının önünde hiçbir engel olmamasına karşın en az katılım Güneydoğu’dan olmuştur.
Oysa işgal altındaki Marmara ve Ege bölgesinden bile insanlar savaşa katılmıştır. Kaldı ki Kurtuluş Savaşı’na katılmayan Kürtler çıkardıkları isyanlarda bu devleti yıkmak için savaşmaktan ve ölmekten çekinmemişlerdir. Kürt isyanlarında ölenlerin sayısı
Kurtuluş Savaşı’nda ölenlerin on mislidir!
Terörü engellemenin yolu eğer teröristin istediklerini yapmaksa, doğrusu Başbakan’ın yöntemi en iyi sonuç verecek yöntemdir. Tüm istediklerini yaptıran bir terör örgütü, bu noktadan sonra niye silahlı mücadele versin ki!
Dünyanın her yerinde terörle mücadele, teröristle silahlı mücadeledir. Devlet, kendisine silah çeken teröristlerle savaşırsa devlet olarak kalabilir. Yok eğer kendine silah çeken örgütle silahlı mücadele etmiyor, onu ikna etmeye çalışıyor, onunla pazarlığa oturuyorsa, orada bir devletten değil ancak bir örgütten sözedilebilir. Şu an Başbakan Türkiye’yi tam da böyle bir durumun içine sokmuştur.
Terör, elbette kendisine dayanak olacak belli toplumsal, ekonomik sorunları kullanır. Bunları kullanarak kendi terörünü meşrulaştırmaya çalışır.
Bu durum elbette PKK açısından da geçerlidir. PKK da, kendi terörü için belli bazı gerekçeler ortaya sürmektedir. Başbakan ise, bu gerekçelerin doğru olduğunu kabul etmekte, devlet geçmişte hata yaptı demektedir. O halde, PKK sizin gözünüzde bir meşruiyet, haklılık kazanmış demektir. PKK ile anlaşamadığınız tek nokta, bu haklılığın ifadesi için seçilen yoldur. Şiddetten vazgeçen PKK, her şeyin çözümüdür.
Kamuoyunda kendine aydın diyen PKK yardımcısı ve yatakçısı bir grubun PKK’ya ısrarlı ateşkes çağrılarının altında böylesi bir psikoloji oluşturma güdüsü vardır. PKK, silah bırakılmaya davet edilebilecek, yüce bir örgüt konumuna getirilmektedir.
Oysa PKK silahlı bir örgüt değil terör örgütüdür. Ona en fazla, teslim ol çağrısı yapılabilir. Silah bırak, acziyetin göstergesidir. Nitekim teröristler bu çağrılardan sonra iyice şımarmaktadır.
Tüm Türkiye’ye ve o PKK yatakçılarına da soralım a zaman: PKK silah bırakmazsa ne olur? Bundan kendileri mi zarar görür, Türk devleti mi!
Elbette PKK. PKK zaten yirmi yıldır silah kullanıyor. Silah kullanmak PKK’nın kaybedeceği savaşa devam etmesi demektir. PKK’nın kaybetmesini ve bitmesini istemeyenler, sözde silah bırakma çağrısı ile PKK’yı kurtarmaya çalışmaktadırlar.
Kimse Türkleri ve Türk devletini saf yerine koymaya kalkmasın. O halde biz de PKK’ya şöyle bir çağrı yapalım: Madem Kürtlerin demokratik haklara kavuşmasını istiyorsun, devlet demokrasinin önünde engel olarak seni görüyor, sen devlete teslim ol, devlet de demokratik hakları tanısın!
Ama PKK’nın terörist elebaşıları, silahın kendi güvenceleri olduğunu söylemektedirler. O halde siz demek ki demokrasi için değil, kendi örgütsel varlığınızı korumak için çalışıyorsunuz. Bir de devletin, Türk ordusunun operasyonları durdurmasını istiyorsunuz.
Ama bu komedi çok fazla bu haliyle devam edemez. Bunu Başbakan da anlayacaktır. PKK terörü, silahla bastırılacak, eşkıya gebertilecek ve sorun morun kalmayacaktır. Türk ordusunun da, Türk milletinin de buna misliyle gücü vardır. Görecekler...
Gerçek sorun:
Türklerin Kürtleşmesi
Kurtuluş Savaşı’nda savaşmayan Kürtler Cumhuriyet kurulunca Türklerle nasıl savaştı…
Fakat buraya nasıl geldiğimizi sorgulamamız gerekmektedir. Türkiye bugün bir Kürt sorununu, hem de Başbakanın ağzından ortaya koyuyorsa, bir yerlerde yanlış yapıldı demektir.
Bizce de bir Kürt sorunu vardır, o da Türklerin Kürtleşmesi sorunudur. Cumhuriyet’in ilanından bugüne, bir dönem ivme kaybetse de, Türkler Kürtleştirilmektedir.
Tarihi olgular ve rakamlarla bu durumu ortaya koyalım. Cumhuriyet ilan edildikten dört yıl sonra 1927 yılında nüfus sayımı yapılır. O nüfus sayımında 11 milyonluk Türkiye’nin 1 milyonu Kürtçe konuşmaktadır. Kabaca Türkiye’nin %10’u Kürttür. Bu Kürt nüfusun, yani 1 milyonun yarısı Güneydoğu’da oturmaktadır, kalan yarısı ise tüm Türkiye’ye dağılmış durumdadır. Kürtlerin büyük çoğunluğu Güneydoğu’da yaşamaktadır ama Güneydoğu’nun bile %25’i Türktür.
1924 ile 1938 arasında 16 tane Kürt isyanı çıkar. 1930 Ağrı isyanı devleti çok uğraştırır. İsyan bastırılır ama bölgede yeni bir isyan beklenmektedir. 1932 yılından başlanarak Türk devleti bu mesele üzerine eğilir. Başbakan İsmet İnönü, 1935 yılında Doğu gezisine çıkar. Gezide tespit ettiklerini raporlaştırarak Atatürk’e sunar.
Rapor’da bölgede Kürtlerin hızla çoğaldığı, Türk bölgelerin içine girip Türkleri zorla Kürtleştirdiği, Kürt hareketinin bir istila hareketi halini aldığı, bölgede Türk dayanak noktaları yaratılarak, bölgede hızla bir Türkleştirme seçeneğinin uygulanması önerilir.
Gerçekten de 1927 yılından 1935’e gelindiğinde Güneydoğu’da 206 bin olan Türk nüfus, 228 bine çıkmış, buna karşın 543 bin olan Kürt nüfus 765 bine çıkmıştır. Bu doğum oranları arasındaki farkla açıklanamayacak bir olgudur. Kürtler Türklerin 10 katı artmıştır. Bununsa tek bir sebebi vardır, Türkçe konuşanlar dillerini yitirmekte, Kürtçe konuşmaya başlamakta ve yavaş yavaş Kürtleşmektedir. İşte devlet, Atatürk’ün başında olduğu devlet sorunu böyle ortaya koymuştur.
Bu sorunun çözüm yolu olaraksa nüfus politikası önerilmiştir. Nüfus politikasının bir yanı, Güneydoğu’daki ağa ve şeyhlerin, Batıya iskanı ile bölgede yoğunluğun dağıtılmasıdır, diğer yanı ise özellikle mübadele ile gelen Türklerin bölgeye yerleştirilmesidir.
Bu amaçla iskan kanunu çıkar. Belli ölçülerde sonuç alınır. Nitekim 1965 yılına gelindiğinde toplam nüfus içinde Kürtçe konuşanların oranı %6’ya kadar gerilemiştir.
Cumhuriyet’ten bugüne Kürtler’in bir istila hareketi şeklinde gelişen nüfus hareketi yukarıdaki haritada görülüyor. Kırmızı renkli bölgeler, Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerle göçtüğü ve nüfus yapısını kendi lehlerine değiştirdiği bölgeler. Bu haritayı emperyalistlerin Sevr haritası ile karşılaştırdığımızda aynı bölgelerin 80 yıl öncesinde de emperyalistler tarafından paylaşılan ve Türkiye’den kopartılan bölgeler olduğunu görürüz. Kısacası emperyalistler Sevr hayallerini Kürtlere gerçekleştirtmektedirler. Fakat görülen o ki Sevr’i yırtan Ankara merkezli Milli Mücadele’den ders alan emperyalistler bu defa Ankara’yı es geçmemişler ve Kürtleri yoğun bir şekilde Ankara’ya göç ettiriyorlar. Kürt göçünün masum bir ekonomik ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünen gözlerin iki haritayı bir kez daha incelemelerini tavsiye ederiz.
Fakat 1960’lı yıllarda hızlı sanayileşme ve kentleşme ile birlikte işler yeniden tersine dönmeye başlar. Kürtçülük bir akım olarak ortaya çıkar. Büyük şehirlere ve Batı’ya akan Kürtler hemen hemen tüm bölgelerde Türklerin içinde erimek ve kaynaşmak yerine, Türklerin içinde ayrı adacıklar oluşturmaya, zamanla Türkleri tehdit etmeye ve etkisiz hale getirmeye başlarlar. Vanlılar, Diyarbakırlılır, Muşlular vs. hemşehri dayanışması gibi başlayan örgütlenme, Kürt istilacılığının başlangıcını oluşturur. Bugün tüm Batı kentlerinde, Türk’ün kafasında bir kılıç gibi sallanan Kürt tehdidi işte budur.
Tehdidin çok daha önemli bir boyutu ise kültüreldir. Kürtler, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Türk köylerini kuşatır ve Kürtleştirir. Zayıf Türk köyü dirençsizdir. Bunu bilen Kürtler, zor yoluyla Türk köylerini istila ederler. Devlet ise buna ancak seyirci kalır.
Şehre gelen Kürt önce şehir hayatının çok dışındadır. O varoştaki zavallıdır. Türkler, memur ve işçi iken onlar ancak seyyar satıcıdır. Fakat şehirde kalma hakkı bulan Kürt derhal dayanışma grubunu oluşturur. Aynı şehirliler birbirine sırt çıkar. Böylece kentler, Kürt kabadayıların eline geçer.
İş kabadayılıkla bitmez. Bu kaba güce dayanarak, ticaret sektörüne el atarlar. Türk, işçi ve memur olarak ancak sabit gelire talim ederken Kürt, inşaattan giyime, yemekten finansa tüm ekonomik alanlarda hızla sermaye birikimi yaratır. Böylece şehir Kürtleşmeye başlar.
Kürt istilasında bir üçüncü yol ise Aleviler üzerinden etkileşimdir. Güneydoğu’nun Batıya açılan, Malatya, Erzincan, Sivas, Tokat, Maraş gibi Alevi yoğunluklu şehirlerde Kürtler Aleviler üzerinde hızla tesir ederler. Böylece geçiş bölgesinde de Kürtleşme yaşanır.
Bugün Türkiye’nin hem köyleri, hem şehirleri, hem de geçiş bölgeleri Kürtleştirilmiştir. Böyle bir noktada ortada bir Kürt sorunu, hele hele demokratikleşme sorunu olmadığı açıktır. Sorun, Türk nüfusun baskı altına alınması ve eritilmesidir. O halde çözüm, Türk’ün Türklüğünü koruması olmalıdır.
Türkoğlu Türklüğünü koru
Bugün PKK terrü ile mücadelede en önemli nokta budur. PKK, Kürtleşmeden güç almaktadır. Türkler Türklüğünü korursa PKK zayıf düşecektir. Bu ise askeri değil toplumsal bir çözümü gerektirir. Türk, kendi sorununu kendisi çözecektir.
Bunun için ilk başta yapılması gerekenlerse şunlardır.
1- Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK’ya maddi destek demektir. Türk, bu maddi desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Kürdün altında ezilecektir
2- Her Türk, Türkçe konuşmalıdır. Bunu da İstanbul şivesi ile konuşmalıdır. Dil varsa millet vardır. Ancak şehri istila eden Kürtler kendi dillerini hakim kılmaktadır. Bunlarla temas içinde Türkler de şivelerini bozmakta, Türkçe konuşsa bile adeta Kürt şivesiyle Türkçe konuşmaktadır.
TV’lerdeki Kürt dizilerinin, Kürt müziğinin, her adım başı Kürtçe müzik çalan barların, kasetçilerin, minibüslerin ortasına düşen Türk ister istemez lisanını yitirmektedir.
Buna direnmek için:
Türk, Kürt dizisi izlemez.
Kürtçe müzik dinlemez.
Kürtçe müzik çalan barlara gitmez.
Kürtçe konuşulan minibüse binmez.
Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz.
3- Türk, ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Türk medeniyeti, köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Kürtçülüğün yaşam alanıdır.
Yıllarca İstanbul’da Sivaslı, Erzincanlı, Malatyalı, Tokatlı Alevi kitlenin yarattığı köy ortamı, Kürtçülüğü güçlendirmiştir. Türk’ü saza mahkum eden köylü kafası, bugün şehirleri Kürt kültürüne teslim etmiştir.
4- Türkler, yemeklerine sahip çıkmalıdır. Türk’ün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türk’ü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir. Yemek, kültür savaşının bir parçasıdır. Mc Donaldslar ne kadar tehlikeli ise Kürt mutfağı da o kadar tehlikelidir.
Başka kültürlerin yemeklerini yiyen kültürler asimile olur. O nedenle Türk, Türk mutfağına sahip çıkmalı, başka şeyler yememelidir.
5- Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır.
Not: 30 Ağustos Zafer Bayaramı dolayısıyla asılan afişlerde şu ifade vardı: Türk ordusunun kışlası milletinin yüreğidir!
Çok doğru, Türk ordusu o zaman kışlana dön!
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R...
sizleri büyük bir heyecanla takip ediyorum uyanışın simgesi olarak görüyorum ama kendinizi biraz daha fazla ve iyi anlatmalısınız hainlerin ulusalcılığıyla ilginiz olmadığını halka ve kamuoyuna daha açık ve net aktarmalısınız insanlar ulusal kelimesini duyunca malum hainler geliyor akıllarına bunu çözmeniz gerekli
Furkan Can, Ankara 8 Ağustos 2010
merhaba..ben sanem..ben bir TÜRK çocuğuyum.ATATÜRK çocuğuyum..25 yaşında bir gencim.Değerlerimizi korumak adına,TÜRK ulusunu korumak adına gösterdiğiniz çabalara hayran kaldım.Ne yazık ki.benim düşüncelerim çok olumlu değil.ben bir türk olarak gidişattan hiç memnun değilim.türk gençliğinin uyuduğunu düşünüyorum malesef.bugünün gençleri malesef sadece bugünü düşünüyor ya da belki düşünen çok ama bastırılıyor,susturuluyor ne yazık ki!milletimiz koyun gibi güdülmeye alışmış ne yazık!ben bunu hazmedemiyorum.bizim olan bu vatanı böyle haince ele geçirmeye çalışmalarrını hazmedemiyorum..çok şşey yapmak istiyorum ama elden ne gelir birlik olamadıktan sonra!günümüz gençliği bana dokunmayan bin yıl yaşasın modunda.bunu kabullenemiyorum.bu sessizliği bozmalıyız.bir yerlerden başlamalıyız artık.hainlerin sesi hiç susmuyor peki neden biz böyle susuyoruz,yutuyoruz!!!sizi tebrik ediyorum.bu vatan için,TÜRKLER için atılacak her adımı sonuna kadar destekliyorum..çalışmalarınızın,çabalarınızın devamını diliyorum.umarım her TÜRK EVLADI gözünü açarda bu vatana sahip çıkar.
Sanem, İstanbul 7 Ağustos 2010
ulkemin icinde bulundugu durum inanin kahrediyor beni.sonuna kadar sizlerleyiz...TURKIYE TURKLERINDIR VE HEP OYLE KALACAKTIR...
Elif Acun, Aksaray 29 Haziran 2010
TÜRK OL TÜRK YAŞA TÜRKLÜĞÜ KORU
Memleketin ahvalini halini
Kükredi söyledi kamran inan
Kim nedir ne degil hepsini saydı
Türk ol türk yaşa türklüğü koru
İşte akıllı türk ben ona derim
İşte atatürkçü ben ona derim
İşte devlet adamı ben ona derim
Türk ol türk yaşa türklüğü koru
Memleketi bitlis o en iyi türk
Barzaniye dedi o en alçak kürt
Bu siyasetçi ilekaybetmez türklük
Türk ol türk yaşa türklüğü koru
Kürtler işte böyle bir türk olsunlar
Kürt agaları örnek alsınlar
Böyle kaliteli insan olsunlar
Türk ol tük yaşa türklüğü koru
Sabit derki kürtler ona imrenin
Böyle siyasetci insan dinleyin
Ömrü uzun olsun allah korusun
Türk ol türk yaşa türküğü koru
Ozan Sabit Özdemir, Yozgat 17 Haziran 2010
Üzerinde
Türk ordusunun kışlası milletinin yüreğidir!
yazan devasa bir pankart hazırlayıp silivri cezaevinin üstünden helikopterle geçirmek ne kadar hoş olurdu.
Emre Kırankaya, Kocaeli 2 Mayıs 2010
ben dediklerize inaniyorum bizim bati azerbaycanda 18 ilceden 3 u ve birinin birazicik kismi kurt gocmenlerden yerleşımleştı ama bugun pkk ve pjk urmıyenı bele kurt bılırler!!'!!!!!!
ve fars hukumetıde boyle duyuyur ama tanrı bıznendı çun kurtler(pkk ve pjk) tum eşırt ve agalarında yıgala 35000000 guney azerbaycan turkune harıf degıller ıran kurdıstan kurtlerı bele turkce konuşurlar ve turkıyedekı kurtöe aynı farsca kurtçe dıl mı var pes neden trt6 da kullanan dılı farslar ıran kurtlerınden daha ıyı bılırler?
yasasin atamiz her bela bela başımıza gelır atamızın sozlerın ızlememe sonucudu . ışıklarda uyusun amın
Aylin, İstanbul 22 Aralık 2009
Atatürk döneminde başlatılan nüfus planlama çalışmaları günümüze kadar istikrarlı bir şekilde uygulansaydı bu günleri yaşamazdık. Ne yazık ki başa gelen hükümetler her şeyi oluruna bıraktı. Oluruna bırakmakla da kalmadı milli kültürün gelişimine değil etnik kültürün gelişimine hizmet etti. Bunları palazlandırıp kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak her türlü hizmetten geri kalmadı. Bu gidişle Türk Devleti daha bir çok devletçiğe gebe bırakılacak, beceriksiz siyasilerimiz de günü kurtarma ve Batıya yaptıkları uşaklık ve yalakalığın zevkine varmaya devam edecektir.
Turgut Öz, Edirne 13 Aralık 2009
Devlet,kilit nokta olan,maliye,adliye,zabıta,karakol,hapishane vb yerlere kürt ve kürdün parasına aldanmayan adam almazsa,bu sorun çözülür,başka yolu yok gerisi hikayedir.
Murat, İzmir 24 Ekim 2009
Canim yaniyor,
Ey Türk gencligi bunlari yazarken canim yaniyor icim sizliyor kendime fasist oldun lan diyorum ama söyleyene degil söyletene yazana degil yazdirana bakin.
EY TÜRK GENCLIGI KÜRTEN UZAK DUR ASIK OLMA SANA ASIK OLMASINA MÜSADE VERME. ALCAKLIK NANKÖRLÜK KALLESLIK VIRUSUNUN KANINA GIRMESINE MÜSADE ETME. KARGAYI BESLEYIP OYDURMA GÖZÜNÜ. HAYATTA KARGALARI HIC SEVMEZDIM YAHU BU GIDISLE KÜRTLERIDE SEVMEYECEM.
Bilge, Yurtdışı 24 Ekim 2009
Kürtler türkiye cumhuriyetinin en olumsuz sorunlu dönemlerinde hep ayaklanma ve terörizim yaparak yıllara yayılan bir dönemde baş belası olmuşlardır sözde var sayalım 1915 olayları sırasında ermenileri erivana kadar göç etmeye zorlarken aynı şekilde baş belalarınıda kuzeye göç etire bilirmiydikki
Hasan Düzgün, İstanbul
Ben solcu bi insan olmama rağmen görüşleriniz, açıklamalarınız %100 doğru olmasına rağmen bana bilmediğim bir çok gerçeği daha öğretti. Yazınız için sizlere teşekkür ediyorum. Yazıyı başkalarına iletmemde bi sakınca yok sanıyorum Çünkü bunu herkesin okuması ve bilgi edinmesi gerekir.
Anonim
Türksolu 2 günde 10 şehit daha kaybettik. Ve hala açılım açılım denilebiliyor. Ben daha reşit olmamış bir öğrenciyim fakat yapılan haksızlıklar göz yumamam. İzinli bir miting düzenlesek herkesi toparlasak bu ülkede şehide değer vereninde bulunduğunu kanıtlayalım.
Sizden haber bekliyorum.
Halil Erdem, Konya
İleri dergisi ile yaklasık birkaç ay önce apartmanımıza gelen dergiyi satan-tanıtan bir bayan sayesinde tanıştım. Dergi adeta bir boşluğu doldurur pozisyonda; insanların gözünü açmak, yaşadıklarıyla yüzleşmesini ve ülkenin izlediği, bizlerin olumlu veya olumsuz olarak gördüğümüz tavır ve yolun daha iyi anlaşılabilmesini sağlıyor. Tabi bazı gözler nereye kadar açılır bilinmez ya da açılır mı diye endişe ettiğimiz gerici zihniyetler de yaşıyor Atatürk'ün kurduğu ve ilerlemek gerektiğini vurguladiği ülkemizde. Her Türk gencinin olması gerektiği gibi Atatürk'ün Altı Ok'una bağlı ve ülkenin bulunduğu durumun gayet farkındayım.Bu durumdan, iktidarın siyasete bakışı ve aldığı kararlardan büyük bir utanç duymaktayım. Atatürkçülük,sol edebiyatı ve devletçilik gibi konularda çoğu yaşıtımdan kendimi daha ileride hissediyorum. İnternet sitesi sayesinde yazıları sıkca takip ediyorum.Yazılarımı size
göndermek ve düşüncelerimi sizlerle paylaşabilmek için bana ulaşmanız beni gerçekten çok sevindirecek.
Hazal Korkmaz, Kocaeli
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ B İ Z E Y A Z I N