Milli Mücadele Derneği örgütlü mücadeleyi başlatıyor
Tayyip Erdoğan bugüne kadar kimsenin yapamadığı yaptı!
Son beş yılı şöyle bir kafanızda canlandırın, neler yaşadığınızı şöyle bir hatırlayın. Sonra son elli yıla şöyle bir bakın. Son beş yılda yaşananların hangisi, elli yılın içinde yer almış? Şöyle bir düşünün! Hiçbirini bulamayacağınızdan eminim. Bu yüzden Başbakan RTE “Bizim yaptıklarımızı bugüne kadar hiç kimse yapmamış, bırakın yapmayı, düşünmeye bile cesaret edememiştir” diyor. Ve bu yapılanlardan kendisine ve partisine bir gurur payı çıkarıyor. Bunlarla övünüyor.
Aslında “Şecaat arz eden merdi kıptiden” hiçbir farkı yok. Yani övünç ve gurur payı çıkardıklarını sıralarken, gerçekte ne kadar büyük hata ve yanlış yaptığını sıralıyor. O, başkalarının düşünmeye bile cesaret edemeyeceği şeyler, öyle yapılması zor olan şeyler değil aslında.
“Ben Kıbrıs’ı gözden çıkardım”, “Ben Kuzey Irak’taki haklarımdan vazgeçtim, Bana ne Türkmen’den”, “Ben kaynak üretemiyorum, bu yüzden Türk ekonomisinin motor gücü olan kurumlarını, yabancılara ucuz pahalı demeden satıyorum” “Ben ülkemi pazarlıyorum”, “Ülkenin en büyük sorunu Kürt sorunudur” gibi yaptığını söylediği şeyler, inanın o kadar kolay yapılır ki, cemi bir günlük iştir. Bunlar aslında bir milletin asla yapmaması gereken şeyler. Bunları yapan bir milletin, insanlık aleminde, onuru, gururu, haysiyeti kalmaz. Şamar oğlanına dönersiniz ve herkes sizinle vakit geçirmek için oyun oynar. Hiçbir ciddi sorununuzu ciddiye almaz. Çünkü bazı hususlar vardır ki, onların bir millete teklif edilmesi bile düşünülemez. Eğer onlar teklif edilir ve yerine getirilirse, millet olarak uluslararası camiada esameniz bile okunmaz.
Başbakanın övünerek yaptığını söylediği bu işleri, yapmak için ille Başbakan falan olmak gerekmez. Fakat, bunları yaptığını söylemek için Başbakan olmak gerekir. Çünkü, sade bir vatandaş, bunları hadi yapar demeyeyim, düşünür ve açıklarsa, ya da yazı ile yayarsa soluğu içerde alır, O alır da, Başbakan bunlarla övünür. Bu nasıl eşitlik ilkesi, bunu da anlamak mümkün olmaz.
Hiçbir hükümet Başbakan’ın yaptıklarını yapmadı
Bu hükümetten önce 50’den fazla hükümet, ülkeyi yönetmiş, gerçekten, Başbakan’ın söylediği gibi hiçbiri, bu hükümetin yaptığı işlerin hiçbirini yapmamıştır. Dikkat ediniz, “yapmamıştır” diyorum, yapamamıştır, değil. İki kelimenin arasında bir harf fark vardır, ama bu bir harf anlayana, iki kelimenin arasındaki anlam farkını gösterir.
Yapmamak, bilerek, düşünerek, sonuçlarını dikkate alarak yapılmayan bir işi işaret eder. Yapamamak ise, yapmak istediği halde, gücü yetmediği, önüne engeller çıkarıldığı ya da birilerinden korktuğu, çekindiği için yapmamak anlamını taşır.
Başbakan, “Bizden önceki hükümetler bunların hiçbirini yapmamıştır” diyor. Aslında yapamamıştır diyecekti herhalde. Çünkü, bu yapılanlar ülkenin hayrına, güzelliğine, mutluluğuna yönelik işler ise, bunları yapmayanlar, en azından “görevi kötüye kullanmak” suçundan, yargı önüne çıkarılmalıydılar. Bu güzel işleri, bilerek yapmamak, görevi kötüye kullanmak anlamına denk gelir. Bu sözleri söyleyen insanın, bu işi de, yani yargı safhasını da gündeme getirmesi gerekmez mi? Ama, Başbakanımız öyle uygun görmüşler, yargı safhasını herhalde es geçmişler.
Eğer Başbakan, kendisinden önceki hükümetlerin “bu işleri yapmaya güçleri olmadığını, cesaret edemediklerini” yani yapamadıklarını söylüyorsa, kesin olarak doğru söylüyor. Çünkü diğer hükümetlerin, gerçekte anlayış ve algılayış olarak bunlardan hiçbir farkı yoktur. Onları, bu işleri yapmamaya iten, ayrı bir duygu ve belki de sonucu önceden görme yeteneklerinin olmasıdır. Çünkü onlar da her ne kadar Batının yetiştirdikleri olsalar dahi, herhalde içlerinde birazcık, vatan, millet, bayrak, toprak sevgisi kalmış ki, bu hükümetin yaptıklarının hemen hiçbirini yapmadılar. Ya da, bugünkü sürecin alt yapısını hazırladıkları için, yapamadılar. Çünkü toplum, henüz bu işlerin yapılabilmesi için hazırlanmamıştı. Onların görevi o kadarlıktı, o kadarını yaptılar. Yoksa bu husus Tayyip Erdoğan’ın söylediği gibi güç ya da cesaret sorunu falan değildir. Ve Tayyip Erdoğan onlardan daha fazla akıllı ve daha cesur falan da değildir. Onlar da yaptıkları işleri açıklamayı ve en az Tayyip Erdoğan kadar yaptıkları bu tür işlerden gurur duymasını bilirler. Belki de, onlar, bu hükümetten biraz daha fazla “vatansever”diler. Bununla onların gerçek vatansever olduklarını falan söylemek istemiyorum. Ama bu hususun da gözden ırak tutulmaması gerektiğinin altını çizmek istiyorum.
Sayın Başbakan’ın övündüğü işler, ben kesinlikle eminim ki, başka bir ülkede yapılsa idi, mesela Fransa’da, Almanya’da, ABD’de, o ülkenin halkı, böyle bir başbakanı, çürük yumurtalarla “sepeti koluna herkes kendi yoluna” diyerek, bando ve mızıka ile birlikte uğurlardı. Ama maalesef, ülkenin yüksek çıkarları aleyhine işler olarak niteleyebileceğimiz bu işleri yapan Başbakan bunları alenen söylüyor ve bir de bunlarla övünüyor (Ama anketler onu hâlâ Başbakan olarak gösteriyor. Tabii ki, bu anketlere ne kadar güven duyabileceğimiz de bir sorun olarak önümüzde duruyor ya, onu şimdilik bir kenara koyalım). Burada, “Milletimiz neden gereken tepkiyi göstermiyor?” diye bir soru aklımıza takılıyor. Aslında millet tepki gösterecek, ama milleti kimse doğru olarak bilgilendirmiyor. Mütareke basını ve Galata bankerlerinin kontrolü altındaki sivil toplum örgütleri, sadece yalakalık yapmakla meşguller. Bu hükümetin sunduğu nimetlerden yararlanmanın en kestirme yolu, kalemlerin istikametini hükümetin yalakalığına çevirmektir. Bu işe soyunduğunuz zaman, milleti aldatır, siyahı beyaz, eğriyi doğru gösterirsiniz. Milleti doğru bilgilendirmezsiniz. Bugünkü basın bunu yapıyor. Bu yüzden millet, gereken tepkiyi gösteremiyor. Yoksa, duygularının azaldığı ya da hükümeti onayladıkları için değil.
Kıbrıs nasıl satıldı
Yapılan işleri bir kere daha hatırlayalım. “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” bu hükümet zamanında, bu hükümetin eli ile, çeşitli tertiplerle yıkılmıştır. Artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığından söz etmek mümkün değildir. Lokmacı Üst Geçidi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne rağmen yıkıldı (Aslında bu, Tayyip Erdoğan ve Talat’ın ortak operasyonudur. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Batıcı sivil yönetimlerin güç gösterisidir).
Misak-ı Milli sınırları içerisinde olan “Kerkük ve Musul” artık Kürtlerin şehri olmuştur. Kırmızı çizgileri çizenler, hiç utanmadan, yüzleri hiç kızarmadan o çizgileri yalamışlardır. Bu hükümet döneminde, Türk askerinin başına çuval geçirilmiş, bu utanç verici, tahkir edici durum bile bu hükümetçe başarı sayılmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma çabaları Şemdinli olayları ile zirve yapmış, Türk generalleri savaş suçlusu olarak yargılanmaya çalışılmıştır.
AB süreci de, hani o çok övündükleri AB süreci de, fiilen sona ermiştir. Davul zurnalarla, havai fişeklerle kutladıkları “AB ile müzakere sürecinin başlaması” AB Başkanlar Kurulu tarafından durdurulmuştur. Meclis’ten paket paket çıkardıkları ve milleti içeriğinden asla haberdar etmedikleri yasaları da her halde yapacak bir şey bulurlar artık. Fener Rum Patrikliği, devletimiz içinde bir devlet statüsü kazanmış, Patrik her yerde devlet başkanı gibi karşılanır olmuştur.
Türkiye nasıl raydan çıktı
Türk dış politikası ABD ve AB’nin güdümüne sokulmuş, ülkenin içinde yeni azınlıkların yaratılmasına göz yumulmuştur. Ülkenin ekonomisi IMF ve Dünya Bankası’na ihale edilmiş, bütçe bile IMF’nin emirleri doğrultusunda hazırlanmış, memurlar ve genel bütçeden maaş alan işçiler açlık sınırını zorlamaya başlamışlardır. Türk tarımı, çiftçisi ile birlikte toz edilmiş, esnaf siftah yapmadan kepenklerini indirmeye alışmıştır. Ülkenin önemli stratejik kurumları, ucuz pahalı denmeden yabancılara ve yabancılarla iş birliği yapan yerli işbirlikçilerine, Galata bankerlerine satılmıştır.
Trenler raydan çıkarılmış, kırk kişinin ölümünün sorumlusu olarak bir makinist cezalandırılmış, altyapısı olmadan trenin hareket emrini veren bakan efendinin kılına bile dokunulmamıştır. Sağlık sistemi, sosyal güvenlik sistemi allak bullak edilmiş, içinden çıkılamaz bir kaos yaratılmıştır.
PKK terörü azgınlaşmış, bölücü başı İmralı’dan örgütünü yönetmeye devam etmiş, şehit cenazesi kaldırmaktan yorulan millete Başbakan, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!” diyerek ölümleri normal bir olay gibi göstermeye çalışmıştır.
Devlet yalan, dolan, talan ve provokasyonlarla yönetilmeye çalışılır hale getirilmiştir. Şemdinli olayları, Danıştay baskını, Umut operasyonu, Kıbrıs’taki iktidar değişikliği, provokasyonların sadece bazılarıdır. Milletin gözünün içine baka baka yalan söylemişler, talana, yağmaya göz yummuşlar hatta çanak tutmuşlardır. Balıkesir Seka Kâğıt Fabrikası, Gemlik Sümerbank tesisleri yakınlara peşkeş çekilen devlet mallarının sadece ikisidir.
Bütün bunlar pervasızca gerçekleştirilirken (aynen mütareke basını gibi) siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları, cılız birkaç protesto ile iktidarın adeta çanak tutucusu olmuşlardır. Ne meydanlar doldurulmuş ne de bu olanlar açık bir şekilde millete duyurulmuştur. Hatta iktidarın bazı yaptırımları Meclis’teki muhalefetten de onay almıştır.
Milli Mücadele Derneği’nin kuruluş gerekçeleri
Yukarıdan beri sıraladığımız, bizim unuttuklarımız, sizin hatırladığınız olayların tümü, Milli Mücadele Derneği’nin kuruluş gerekçeleridir. Milli Mücadele Derneği’nin, basındaki sesi olan TÜRKSOLU gazetesi, yapılanları zamanından önce görmüş, yazmış, uyarı görevini yerine getirmiş, fakat ne siyasi partilerden ne de sivil toplum örgütlerinden olumlu bir yankı alamamıştır.
Bu yüzden TÜRKSOLU gazetesi çalışanları, okurları ve yazarları, ülke arenasında daha güçlü tepkiler koymak üzere dernekleşmeye karar vermişlerdir.
Yani, Milli Mücadele Derneği bir gereksinimdi ve bu gidişattan kaygı duyanların kurulmasını istedikleri bir sivil toplum kuruluşudur. Yapılan altyapı çalışmaları sonucunda İstanbul, Ankara, Adana, ve Marmara bölgesi danışma toplantıları düzenlenmiş, dernek kuruluş aşamasına getirilmiştir.
30 Ocak 2007 tarihinden itibaren Milli Mücadele Derneği resmen faaliyete geçmiş olacaktır.
İçinde bulunduğumuz koşullar, vatanını, milletini, bayrağını, cumhuriyetini, özgür yaşamayı seven ve neler kaybettiğinin bilincinde olan tüm milliyetçi, yurtsever, özgürlükçü vatandaşlarımızı endişeye sevk etmiş, seslerini duyurabilecek bir teşkilat çatısı altında toplanmaya adeta mecbur etmiştir. Tam bağımsız, hiçbir kuruma, kişiye ve kuruluşa bağımlı olmayan, özgür iradesini, her koşulda ve yerde ortaya koymaya hazır olan, fedakar ve çalışkan insanlarımızın bir araya gelmeleriyle kurulan Milli Mücadele Derneği, adı ile uyum içinde, tüm kötülüklerle mücadele etmek üzere kurulmuştur.
İdeolojimiz Atatürkçülüktür
Milli Mücadele Derneği’nin ideolojisi Atatürkçülüktür. Yabancı, bilhassa Batı kaynaklı hiçbir ideolojiye itibar edilmeyecek, Atatürk’ten başka bir önder, Atatürkçülükten başka bir ideoloji Milli Mücadele Derneği’nin kapısından içeriye giremeyecektir. Kemalist ideolojinin ekonomik, sosyal ve politik öğretileri, MMD’nin politikası, MMD’nin yol haritası olacaktır. Ülke yönetiminde bu ideolojinin esas olması yolunda çalışma yapmak derneğin öncelikli görevidir.
Ülkesinin geleceğinden kaygı duyan, devletin tam bağımsızlığı, milletin özgürlüğü için endişelenen, bölünmeye, parçalanmaya karşı olan, Atatürkçü ideolojiyi benimseyen, Türk milletinin Türk coğrafyasında hakim unsur olduğuna, milleti, yine milletin azim ve kararının kurtaracağına inanan ve bu uğurda, fedakarlık yaparak mücadele etmeyi görev bilen, genç-yaşlı, hanım-erkek, ruhu devrim ateşi ile yanan herkesi, Milli Mücadele Derneği’nin saflarını sıklaştırmaya çağırıyoruz.
Sosyal etkinlik derneği değiliz
Milli Mücadele Derneği, bir düşünce kulübü ya da sosyal yardım kuruluşu değildir. Emeklilerin çay içip sohbet ettikleri, gençlerin maç seyrettikleri ya da dans edip eğlendikleri, sosyal etkinlik derneği hiç değildir. Oturdukları koltuğa yapışarak ahkâm kesenlerin, lâf üreterek sorun çözeceğine inananların Milli Mücadele Derneği’nde yerleri yoktur.
Hayatından, oturduğu makamdan, ailesinin geleceğinden, endişe ederek korkanların, “Ah! Geride evlâdı iyal var” diyenlerin, Milli Mücadele ruhunu idrak edemeyenlerin bu çatı altına girmeleri mümkün olmayacaktır. Bizim çağrımız bunlara değil, Atatürk’ün devrimci anlayışını kavrayan, devrimci bir ruh taşıyan ve gerektiğinde her türlü fedakarlığı yapabilecek, Milli Mücadele’nin anlamını idrak etmiş olanlaradır. “Bir şeyler yapmak istiyorum, elimi taşın altına sokmak istiyorum” deyip de inanacakları, güvenecekleri bir çatı bulamayanlaradır.
Bizi tanıyorsunuz, beş yıldan beri hangi yolları geçerek sizlere nasıl ulaştığımızı biliyorsunuz. Biz sizi hiç aldatmadık, size hiç yalan söylemedik, sizlerle birlikte, sizlerin inanç ve güveni ile ortaya çıktık. Ülkemiz için, devletimiz için, cumhuriyetimiz için, özgürlüğümüz için verdiğimiz mücadelenin en yakın tanıkları sizlersiniz. Öyle ise daha ne bekliyorsunuz? Tam sizin istediğiniz gibi bir dernek artık var! Artık Kemalist bir dernek var! Artık, ülkesinin dertleri ile endişelenen, “önce ülkem” diyen bir dernek var! Sizleri bekliyor!
Hiçbir kuruluşu bölmek parçalamak gibi bir niyetimiz yok
Milli Mücadele Derneği, hiçbir siyasi teşkilatın ya da sivil toplum kuruluşunun ne karşıtı ne de alternatifidir. Hiçbir kuruluşu bölmek, parçalamak, safları ayrıştırmak gibi bir düşüncemiz yoktur. Çünkü şu anda var olan tüm siyasi partiler ve tüm sivil toplum kuruluşları ile aramızda herhangi bir benzerlik, beraberlik ve ilişki olmadığından, onları böldüğümüz, safları ayrıştırdığımız gibi bir düşüncenin geçerli olması zaten olanaksızdır.
Biz, “Atatürk ilkeleri, Kemalizm ne demektir?” anlayanlar olarak yepyeni bir oluşumun peşindeyiz. Biz, lâf Atatürkçüleri, gardırop Atatürkçüleri, burjuva Atatürkçülerinden çok farklıyız. Biz, Atatürk gibi olmaya çalışan Atatürkçüleriz. Onun sadece sözlerini ezberlemekle Atatürkçülük yapanlardan çok farklıyız. Biz, Atatürk gibi olmaya çalışanlarla birlikte olmak istiyoruz. Çünkü, bu ülkenin şu içinde bulunduğu koşullarla bir Atatürk’e gereksinim duyduğunu herkes kabul etmektedir. İşte biz, bu ortak kabulün hayata geçirilmesi için Milli Mücadele Derneği’ni, yeni Kuvayı Milliye’yi kuruyoruz.
Yani, biz, bizimle birlikte olacak Kuvayı Milliyecileri, bu mücadelenin neferlerini arıyoruz ve onları safları sıklaştırmaya çağırıyoruz!
Milli Mücadele Derneği, Batı menşeli her türlü düşünce akımına, her türlü ideolojiye, bütünüyle Batıya karşıdır. Milli Mücadele Derneği antiemperyalisttir. Cumhuriyetin ve cumhuriyetin getirdiği tüm değerlerin sahibi ve bekçisidir. Atatürk devrimciliğini bir yaşam tarzı olarak kabul eder.
Temel ilkelerimiz
Milli Mücadele Derneği, yapacağı bütün çalışmalarında şeffaf, yani herkese açık, akılcı, gerçekçi, dürüst olacak, Türk milletinden, Türkiye Cumhuriyeti’nden, Türk bağımsızlığından ve özgürlüğünden yana tavır koyacaktır. Türk milletinin binlerce yılın süzgecinden geçerek günümüze ulaşan ortak anlaşma aracı olan Türkçemiz, her türlü yozlaştırılmaya, ikinci plana atılmaya karşı korunacak, dünya Türklüğünün anlaşma dili, ortak dili olması için çalışmalar yapılacaktır. Türk milletini millet yapan bütün kültürel değerlere saygımız vardır ve bu değerlerin yaşatılması ve korunması için gereken her türlü çalışmalar, derneğimiz programında yer alacaktır.
Milli Mücadele Derneği, tüm özgürlüklerin milletimizin hakkı olduğuna inanır. İnsan haklarının, hiçbir ayırım yapılmadan bütün insanların hakkı olduğunu ve herkesin bu haklarını en geniş özgürlük ortamında kullanmasını savunur.
Milletimizin özgür yaşama, devletimizin bağımsız olma haklarını kanının son damlasına kadar, her türlü koşul ve olanak içinde koruyacağına milletimiz önünde söz verir.
Milli Mücadele Derneği, hukukun üstünlüğü prensibini, tüm insanlığa eşit uygulandığı sürece savunur. MDD, bugünkü koşullar altında, hukukun üstünlüğü prensibi, mazlum insanlara acı çektirme aracı haline getirildiği için tüm insanlara eşit uygulanması yolunda mücadele edecektir.
Milli Mücadele Derneği’nin en önemli görevlerinden birisi, içinde yaşadığımız sosyal, ekonomik ve politik yapının Türk milletinin psikolojisine, sosyal yapısına uygun hale getirilmesi mücadelesi olacaktır. Bu mücadele bozuk düzenin değiştirilmesi, eğitim, sağlık, ekonomik ve politik temel haklardan tüm insanlarımızın yararlanacağı duruma getirilmesi yönünde sürdürülecektir.
Örgütlü mücadele yolu açılmıştır. Bu yola gelmek isteyen herkese kapımız açıktır.