Milli Mücadele Derneği
Atatürkçülerin devrimci örgütüdür

MMD sadece bir dernek değildir

Milli Mücadele Derneği’nin (MMD) kuruluş çalışmaları Türkiye’nin dört bir yanında hızla ilerliyor. MMD’nin ortaya attığı ilkeler ve yükselttiği Mücadeleci Atatürkçülük bayrağı tüm ülkede Atatürkçüler, milliyetçiler ve devrimciler safında coşku yarattı.

Ülkesini seven her Türk gibi MMD öncülerinin ve gönüllerinin de kafasındaki iki soru yanıtlanmak üzere MMD toplantılarında tartışıldı: MMD’nin görevi ne olacaktır? Son yıllarda kurulan pek çok dernek ve oluşumdan farkı nedir?

Bu sorulara yanıt verebilmek için öncelikle MMD’nin tarihsel niteliğini doğru saptamak gerekmektedir.

Bugün Türkiye’de herkes bir bölünme ve işgal edilme tehlikesinden bahsediyor. Cumhuriyet düşmanlarının emperyalist destekçileriyle birlikte çok önemli mevziler elde ettiği herkesin açıkça görebildiği bir gerçek.

Dolayısıyla Türkiye’nin geleceğinden kaygı duyan çok farklı ideolojik formasyona sahip ve çeşitli siyasi geleneklerden gelen insanlar bir Kuvayı Milliye gerekliliğini vurguluyor. Ancak yaşadığımız son dönem Kuvayı Milliye seçeneğinin olgunlaşıp, güçlendiği bir dönem olmadı. Tam tersine milli güçler açısından büyük bir kafa karışıklığı ve örgütsüzlük durumu söz konusudur.

Kuvayı Milliye’nin niteliği anlaşılamamaktadır. Kuvayı Milliye bir konferans düzenlemek, on tane dernek veya partiyi bir araya getirip platform kurmak veya milli bir konuda farklı kökenlerden gelen kimselerle ortak bir basın açıklaması yapmak değildir.

Kuvayı Milliye emperyalizme karşı vatanı ve devleti savunma ve gerekirse Kurtuluş Savaşı vermek temel programıyla ortaya çıkan tabandan gelen bir halk hareketidir. Hiçbir halk hareketi ise örgütsüz, öncüsüz, programsız ve ideolojisiz yükselemez.

Türkiye’de kurulan farklı dernek, oluşum ve platformun en büyük eksiklikleri de tam da Türk milletinin en çok ihtiyaç duyduğu öncüyü, siyasi çizgiyi ve örgütü sunmamalarıdır. Hatta tersine omurgasızlık ve siyasi muğlaklık Kuvayı Milliyecilik olarak sunulmakta ve halkı birleştirmenin tek yolu gibi algılanmaktadır.

MMD bu açıdan bir ilktir. MMD halkı emperyalizme ve iç düşmana karşı birleştirmek için en sıkı disiplinle çalışmayı ve en net Atatürkçü çizgiyle siyaset yürütmeyi şart görmektedir.

Halkı birleştirmenin yolu halkı esarete sürükleyen siyasi ve ideolojik akımlardan ayrışmaktır. Bu yüzden MMD vatanını savunmak isteyen tüm Türk evlatlarına açık bir dernektir. Ama aynı zamanda bir dernek olmanın ötesinde Atatürkçü bir siyasi önderlik ve halk hareketi için kurulmuş bir devrimci örgüttür. MMD bundan dolayı bir devrimci örgütün disiplinine, netliğine ve aynı zamanda bir halk örgütünün kucaklayıcılığına sahip olacaktır.

MMD bu açıdan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine benzemektedir. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri yıkılan Osmanlı’da Cemiyetler Kanunu çerçevesinde kuruldular. Ama İstiklâl Savaşında bir omurga işlevi gördüler. Atatürk yeri geldiğinde bu cemiyetleri halkın haklarını savunması için toplandığı dernekler olarak gördü. Yeri geldiğinde cemiyetler yerel kongrelere dönüştü. Yeri geldiğinde asker toplama merkezine, Kuvayı Milliye’nin fiili direniş örgütüne ve hatta İstiklâl Mahkemelerine dönüştü.

Bugünkü görevlerimiz şüphesiz çok farklıdır. Ancak MMD’ye üye olan bir kişi aslında tarihi bir misyon kuşandığının ve ileride milletin kendisine vereceği her türlü göreve hazır olması gerektiğinin bilincinde olmalıdır.

MMD var olan yapıları bölmüyor, var olan düzene karşı çıkıyor

Bu noktada bir gerçeği mutlaka vurgulamak şarttır. MMD’nin kurucularına ve gönüllülerine en çok sorulan sorulardan biri MMD’nin kime veya hangi yapıya karşı kurulduğudur.

MMD hiçbir kuruma, derneğe veya partiye karşı kurulmamaktadır. MMD Türkiye’yi parçalanma ve sömürgeleşme noktasına getiren, Atatürk öldükten sonra kurulan Batıcı ve gerici düzene karşı kurulmaktadır.

Türkiye’de bugün var olan Atatürkçülüğe, ilericiliğe veya milliyetçiliğe sahip çıktığını söyleyen çeşitli parti ve derneklerin hiçbiri kendine böyle bir misyon üstlenmemiştir. Hepsi Batıcı düzen içerisinde kendilerine göre bir görevi yerine getirmektedir. Ama hiçbiri milleti esarete sürükleyen emperyalist güdümlü düzene ve planlara karşı milleti bir bayrak altında toplamayı hedeflememektedir.

Bu yüzden MMD’ye yönelik, belli düşünce derneklerini veya belli destekleme vakıflarını bölmek gibi bir suçlama anlamsızdır. MMD kimseyi doğru bildiği yoldan alıkoymamaktadır. Kimileri Atatürkçü Düşünceyi yad etmek de serbesttir, kimileri ise büyük sermayeyle eğitim kampanyaları düzenlemekte. İsteyen vatandaş da kendine yakın gördüğü, ehven-i şer olarak değerlendirdiği bir partiye girebilir. O partiyi düzeltmek, kurtarmakla uğraşabilir.

MMD zaten bu düşüncede olan insanları, belli bir derneği veya partiyi “kurtarmak, düzeltmek” ile uğraşanları değil, Türkiye’yi kurtarmak için örgütlenmek isteyenleri bir araya getirecektir. Dolayısıyla hiçbir derneğe alternatif olma veya belli bir kitleyi bölme gibi bir durum söz konusu olamaz.

Zaten ne yazık ki şunu itiraf etmek gerekir; Türkiye’de Atatürkçülük, ulusalcılık veya ilericilik iddiasıyla kurulan onlarca hatta yüzlerce dernek ve oluşumun çok da bölünecek bir kitlesi yoktur. Her ilde yaklaşık 50-60 kişi aynı dernek, sendika ve partiler arasında mekik dokumakta ve bir takım kongre yarışlarına girmektedir.

Oysa Türkiye’de Batı karşıtı gerçek bir milliyetçi yükseliş yaşanmaktadır. Sokağa çıkmayan veya örgütlenmeyen tepkili vatandaş kitlesi mevcuttur. Bu kitle bugüne kadar belki de oy vermenin veya hiç oy vermemenin dışında hiçbir siyasi angajmanı olmamış, “sessiz çoğunluk” tabirini tam olarak hak eden büyük bir potansiyel olarak Türkiye’yi açıklığa çıkaracak örgütlenmeyi beklemektedir.

MMD’nin amacı Türk milletinin esas gövdesini temsil eden bu büyük çoğunluğa seslenmektir. Başka hiçbir kitleye değil. Artık esnafın dükkanını, vatandaşın sokağını, çalışanların işyerlerini, emekçilerin ve köylülerin evlerini ziyaret etme sırası Kuvayı Milliyecilerindir. Kimse MMD kuruluyor diye kendi küçük düzenleri ve dünyaları bozulacak diye korkmasın. MMD’nin onların düzeniyle değil, Türkiye’nin Atatürk düşmanı düzeniyle sorunu vardır.

Altı Ok Atatürk devrimcilerinin ideolojisidir

MMD’nin diğer oluşumlar ve tüm siyasi hareketlerden en önemli farklarından bir diğeri ise Atatürk’ün devrimci ilkelerinin, devrimci örgütü olmasıdır. Yani MMD Altı Ok’un örgütü olarak hem söylem, hem eylem, hem de ideolojiyle ortaya çıkan tek örgüttür.

Bugün CHP dahil hiçbir parti Atatürk’ün devrimci ve antiemperyalist geleneğine sahip çıkmamaktadır. Altı Ok’tan yani Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik İlkelerinden hiç taviz vermeden, bir tanesini alıp geri kalanını reddetmeden veya çarpıtmadan savunan tek yapılanma MMD olacaktır.

MMD Türkiye’nin 21.yy’da da tüm sorunlarından ve darboğazlarından kurtulup, yeniden Tam Bağımsız, Atatürkçü ve çağdaş bir ülke olmasını yine Altı Ok’un eksiksiz uygulanmasında görmektedir. Altı Ok bu anlamda MMD için hem Atatürkçülüğün içini dolduran bir ideolojik rehber, hem de Türkiye’yi kurtaracak siyasal programdır.

Oysa ne CHP ne de Atatürkçülük adına ortaya çıkan çeşitli dernek ve oluşumlar böyle bir misyon üstlenmemektedir. Hatta Altı Ok’un revize edilmesi veya ilkelerinin önemli bir kısmının terk edilmesini açıkça savunmaktadırlar.

Dolayısıyla MMD aynı zamanda bir ideoloji hareketidir. Atatürk’ün ölümünden beri Atatürkçü gelenek yaratılamamıştı. Türkiye’de, Atatürk düşmanı tüm akımların gericilerin, ırkçıların, bölücülerin, liberallerin ve dış kaynaklı pek çok akımın geleneği vardır. Bir partileri kapanırsa, kurulan yenisinin etrafında toplanırlar. Söylem ve eylem birliktelikleri bitmez.

Oysa Atatürkçüler toplumda çoğunluk bile olsalar hep dağınık ve örgütsüz oldular. Ya toplumu uyarmak için mücadele verirken şehit edilen aydınlar olarak sivrildiler ya da yıllarca sürgünlere ve haksızlıklara direnmek pahasına ilkelerinden ve dürüstlüklerinden taviz vermeyen devlet görevlileri olarak üzerlerine düşeni yerine getirmeye çalıştılar.

Oysa bugün Türkiye resmen Kürt-İslam egemenliği altında, parçalanan ve Ilımlı Hilafete dönüşen bir ülke görünümündedir. Artık Atatürkçü bir siyasi hareket ve gelenek halkın karşısına kurtarıcı olarak çıkmalıdır. Atatürkçülerin kendi ideolojileri ve örgütleri etrafında kenetlenmeleri gerekmektedir.

Altı Ok bayrağını yükselten MMD bu misyonu üstlenmektedir. “Altı Ok bir parti amblemi” veya “Altı Ok dersek yanlış anlaşılırız” diyenler iyi niyetli olsalar da bugün Türkiye’nin gerçeğini görmemektedir.

Türk halkı eğer Kuvayı Milliye talebiyle birleşme aşamasına geldiyse, gerçek Kuvayı Milliyecilerin yani Atatürk devrimcilerinin ve milliyetçilerinin halkı etrafında toplayacak kutsal değerlere sahip çıkması gerekmektedir. Türk Bayrağıyla yürümenin “provokasyon”, Atatürk’ün Altı Ok’una sahip çıkmanın “radikallik” veya “demodelik” olarak nitelendirildiği bir düzende, elbette ki gerçek Atatürkçülerin bu bayraklara ve değerlere sahip çıkıp, halkın özlediği hareketi yaratması gerekmektedir.

Kimse bu değerlere karşı çıktığı için veya içini boşaltmaya çalıştığı için değerlerimizi bırakacak değiliz. Zaten güçlü bir MMD’nin var olduğu Türkiye’de herkes Altı Ok’un ne demek olduğunu çok iyi anlayacaktır.

MMD üyeliği büyük ayrıcalık ve sorumluluk yükler

MMD öncülerinin ve gönüllülerinin kafaları bu konularda kafaları çok nettir. “Ne Yapmalı?” sorusunun yanıtı zaten TÜRKSOLU ve İleri Dergilerinin oluşturduğu ortak bilinçle büyük oranda aydınlatılmıştı.

Ancak “Nasıl Yapmalı?” sorusu hepimizin önünde olan ve belki de her gün tekrar tekrar doğru yanıtını bulmamız gereken bir sorudur.

MMD üyeleri öncelikle şunu çok iyi bilen insanlardır: MMD üyesi olmak büyük ciddiyet isteyen, Türk milletinin önünde bize büyük ayrıcalık ve saygınlık kazandıran ama bundan belki de bu saygınlıktan kat kat fazla sorumluluk yükleyen bir öncülük görevidir.

MMD tüm halkı harekete geçirmeyi ve birleştirmeyi hedefler. Ama MMD üyeleri öncülük niteliğini taşıyan seçkin insanlardır. Seçkinlikleri servetlerinden, mesleklerinden veya mevkilerinden gelmez. Seçkin olmaları halkın üstünde oldukları anlamına da gelmez.

Tersine MMD üyeleri büyük fedakârlıkları üstlenerek, kendi rahat hayatlarının ötesinde bir Kuvayı Milliyecinin, Atatürk devrimcisinin hayatını seçmiş insanlardır.

Bu yüzden MMD’ye üye olanlar daha önce üye oldukları dernek veya partilerde uğradıkları hayal kırıklıklarının gelecekte yaşanıp yaşanmayacağına hiç şüphe etmesinler.

MMD sizden çalışmanızı isteyecek.

MMD sizden apartmanınızı, sokağınızı, mahallenizi, bulunduğunuz ili ve bölgenizi örgütlemenizi isteyecek.

MMD işyerinizde aynı ilkeleri savunmanızı ve yaymanızı isteyecek.

MMD sizden ayda bir iki YTL aidat isteyip, onu da alamayan bir derneğe benzemeyecek. Tersine MMD, Tekalif-i Milliye kararlarının geçerliliğini kabul edenlerin derneğidir.

MMD’ye üye olanların MMD’nin onlardan çok şey isteyeceğini bilmesi gerekir. 1919’daki Mustafa Kemal Atatürk’ün enerji ve iradesine sahip olmak zorundayız. Atatürkçülerin ve Türk milletinin örgütü yoksa örgütleneceğiz, sermayesi yoksa yaratacağız medyası yoksa kuracağız. Ta ki Atatürkçü bir düzen ve Türk milletinin yeniden egemen olduğu bir yapı kurulana dek.

Bu yüzden vatanı ve Cumhuriyeti bekleyen tehlikeleri gören herkesin mesaisi kıtsa zaman yaratacak, çevresi azsa insanları bulacak, parası yoksa etrafından toplayacak ama Kuvayı Milliye için yapılması gerekeni yapacak.

Her insanın gerçekliği ve yaşadığı koşullar farklıdır. Herkesten beklenen de farklıdır. Ancak herkes kendi koşullarını ve sınırlarını zorlayabilir. Kimi günde bir saatini, kimi haftada bir gününü kimisi ise günde 24 saat, haftada 7 gününü mesai belirleyebilir. Ama önemli olan herkesin artık “bu vatan, bu Cumhuriyet ve MMD için bugün ne yaptım” hesaplaşmasını verecek sorumluluk bilincini üstlenmesi gerekliliğini kavramasıdır.

Atatürkçüler en az Atatürk ve Türkiye düşmanları kadar disiplinli, çalışkan, fedakâr ve örgütlü olmak zorundadır. Yoksa kimsenin yakınmaya hakkı yoktur.

MMD üyelerine bu sorumlulukları yüklerken, karşılığında bir tek Türk milletine ve vatanına karşı tarihi görevimizi yerine getirme şansını ve ayrıcalığını verecektir. Kuvayı Milliye neferlerinin derneği olacak MMD’nin, sıçrama tahtası olarak kullanılan diğer kartvizit ve tabela dernek veya partilerinden farkı kısaca budur.

Ne cunta ne seçim hayalcisi, Atatürk devrimcisi olalım

Türk milletinin tüm fertleri gibi Milli Güçlerin ve MMD üyelerinin de kafasındaki en önemli sorulardan biri ise “Türkiye bekleyen tehlikeler nasıl engellenebilir?” sorusudur.

Özellikle önümüzdeki yıl çok kritik bir yıldır. Bölücü-gerici güçlerin ele geçiremediği sadece birkaç kurum kaldı. Bunlardan en önemlilerinden biri olan Cumhurbaşkanlığı da ellerine geçtikten sonra Ilımlı Hilafet rejimi yolunda çok büyük bir adım atmış olacaklar.

% 25’i aşmayan bir oy desteğiyle Türkiye’de tüm yerel yönetimleri, meclisi, hükümeti, bürokrasiyi, emniyet güçlerini, yerel yargı organlarının önemli bir kısmını ele geçiren bir Kürt-İslamcı hareketle karşı karşıyayız. Çok stratejik bir mevki olan Cumhurbaşkanlığına da kanunen seçimlere bile girememesi gereken bir hükümlüyü yerleştirmek istiyor.

Türkiye’nin büyük çoğunluğu bu gidişata karşı. Ancak bir erken seçim için yapılması gerekenler yapılamadığı ve halk örgütlü tepkisini ortaya koyamadığı için insanlar çaresizlik içinde yaşananları izliyor.

AB, Kıbrıs, K.Irak gibi konularda olduğu gibi bu çaresizlik hissi insanları olmadık çözüm yollarına ve hayallere itiyor. Kimisi küçük platformlar kurarak muhalefet örgütlemeye çalışıyor. Kimisi CHP’nin veya başka bir partinin silkinip ayağa kalkmasını umuyor. Kimi ise askerler nasıl olsa kayıtsız kalmayacaktır diye umutla bekliyor. Daha doğrusu Türk milleti boş umutlar ve hayallere sürüklenip, sonra da en büyük umutsuzluk ve hayal kırıklığı duygularıyla teslimiyete sürükleniyor.

MMD Türkiye’deki gerçek sorunun kaynağını saptamaktadır. Türkiye artık ne Ordu’nun Atatürkçü bir müdahalesiyle ne de seçim yoluyla şu veya bu partinin iktidara gelmesiyle kurtulamaz.

Türkiye’yi bu noktaya sürükleyen oyunun kuralları ve dengeler tamamen alt üst edilmek zorundadır. IMF’yle bağları koparmadan, yabancı sermayenin tüm kalelerimizi içten fethetmesine engel olmadan, AB ve Gümrük Birliği prangalarından kurtulmadan, NATO üyeliğini ve sahte ABD müttefikliğini sona erdirmeden Türkiye’nin etrafındaki kuşatmayı yarmasının imkânı yoktur.

Bugün ise hiçbir parti bunları yapamaz. Zaten Türkiye’de kurulan Batıcı çok partili sözde demokrasi oyununun kuralları buna engeldir. ABD, AB, büyük sermaye ve medyanın desteğini almayan hiçbir parti iktidara gelemez. Bu yüzden Türkiye’de “demokrasi” fiilen aşiret-tarikat diktatörlüğüne dönüşmüştür.

Türk Silahlı Kuvvetleri ise kuşatılmış durumdadır. Tüm yasal uyarı yetkileri elinden alınmıştır. Komutanları neredeyse savaş suçlusu ilan edilecektir. ABD’nin kuşatması ve PKK eliyle başlattığı fiili askeri saldırı bir yandan, iç düşmanlar diğer yandan Türk Ordusu hedef alınmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de askeri müdahale bekleyen Atatürkçüler aslında kendi asli görevlerinden kaçmaktadır.

Bizim açımızdan bunun tek anlamı vardır. Bizler hayalci değil Atatürk devrimcisi olmak zorundayız.

Hedef Atatürkçü halk hareketi

Atatürk devrimciliği ise Atatürkçü bir halk hareketi yaratmak demektir. Bugün Türkiye’de eksik olan budur. Sosyolojik olarak bakıldığında toplumda yükselen bir milliyetçilik ve Atatürkçü bir çoğunluk vardır. Ama siyasal alanda Atatürkçüler en örgütsüz ve sesi en az çıkan kesimdir. Bundan dolayı Atatürkçü kurumlar ve aydınlar sürekli saldırı ve kuşatma altında kalmaktadır.

Şehit edilen aydınlarımızın, askerlerimizin veya yüksek yargı mensuplarımızın cenazelerinde toplanan yüz binler öfkeyle kabarmaktadır. Ama bu kalabalıklar siyasete ağırlığını koyamamaktadır. Bundan dolayı devran aynen dönmektedir. Utanmadan, korkmadan ve hiçbir bedel ödemeyeceklerinin farkında olarak Kürt-İslamcı güçler emperyalist efendilerinin kanatları altında kirli planlarını yürütmeye devam etmektedirler.

Atatürkçü bir halk hareketi örgütlenmelidir. Bu Türkiye’nin dengelerini değiştirecektir. Aksi takdirde Ordu’nun bile görevini yapamadığını, hatta karşı güçlerin temsilcilerinin TSK’nın bile en üst düzeyine çıkabildiğini geçtiğimiz dönemde gördük.

Eğer Atatürkçülerin sermayesi, günlük gazeteleri, televizyonları, yurtları, dershaneleri, sokak sokak köy köy çalışan ve milli meseleler söz konusu olduğunda milyonları sokağa dökebilecek bir halk örgütlenmesi olsaydı bugün Türkiye başka bir Türkiye olurdu.

O yüzden Atatürkçüler hiç kendilerini kandırmamalıdırlar. Atatürkçü halk hareketi ve örgütlenmesi oluşmadan Türkiye’yi bu kuşatmadan nihai olarak kurtaramayız.

MMD’nin ve MMD üyelerinin kısaca tek görevi bu hareketi ve örgütlenmeyi yaratmaktır. Ne cunta hayalciliği, ne de Atatürkçülerin oylarını çantada keklik gören çeşitli partilerin destekçiliği Türkiye’nin sorunlarını çözemez.

MMD “siyaset değil Kuvayı Milliye” saptamasıyla yola koyulan gerçek Atatürkçülerin örgütüdür. Zaten siyaset denen kukla oyununda da Atatürkçü bir halk hareketini ve Kuvayı Milliye’yi oluşturmak imkânsızdır.

Ama Atatürkçülerin ev ev, sokak sokak, meydan meydan Türkiye’ye sahip çıktığı ülkede zaten herkes ayağını denk alacaktır. Hizaya girecektir. Hem Türk Ordusu daha rahat görevlerini yerine getirebilecektir, hem de siyasi partiler emperyalizme, Kürtçülüğe ve şeriatçılığa dayanarak siyaset yapma günlerinin sona erdiğini net bir şekilde görecektir.

Onlar hizaya gelmese bile Atatürkçü bir iktidar kurmak için farklı yollar ve araçlar yaratmak mümkündür. Ama en önemlisi sahipsiz kalan Türk halkına sahip çıkmak ve Türk’ü oyunun kurallarını belirleyen unsur olarak yeniden söz sahibi yapmaktır.

Atatürkçü örgütlenme var olmadan “Türkiye’yi nasıl kurtaracağız” diye kafa yormak anlamsızdır. Önce kurtarıcı olarak öne atılma iradesini göstermek zorundayız.

AKP, Sevrciler ve Cumhuriyet düşmanları engellenebilir

Bu gerçekleri ve MMD’nin asli görevini saptadıktan sonra bile kafalarda soru işareti olabilir. “Türk halkının kaderine sahip çıkacağı güne kadar ne yapacağız”, “insanlara beklemelerini mi söyleyeceğiz?” diyenler olabilir.

MMD Kuvayı Milliye için uzun vadede yapmamız gerekenlerle kısa vadeli acil görevlerimiz arasında bir çelişki görmemektedir. Hatta kısa süre için de yapmamız gerekenler uzun vadeli görevimizin başarılı olması için atılması gereken en önemli adımlardır.

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yaptığımız çağrı buna en somut örnektir. Bugün Türkiye’nin sadece %25’inin egemenliğindeki bir meclis tarafından yönetilmekteyiz. Ancak bu meclisteki insanlara bile MMD görev yüklemektedir.

MMD, Kurulacak Kürt-İslam diktatörlüğünü engellemek için tüm vatanperver milletvekillerine ve özellikle CHP’nin başını çektiği muhalif milletvekillerine Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “sine-i millet” çağrısı yapmaktadır. Bu çağrıya uymak AKP muhalifi olduğunu ve Cumhuriyeti savunduğunu söyleyenler için samimiyetlerini göstermek için bir şanstır. Böylelikle meclis dışında bir halk hareketi örgütlenebilir.

AKP’nin Cumhurbaşkanlığı ele geçirmesi güçlü bir halk muhalefetiyle engellenebilir. Bu mevkiyi ele geçirseler bile Cumhurbaşkanlığı zaferleri tamamen ters tepebilir. Ancak ne yazık ki küçük siyasi hesaplar ve sahte çözüm önerilerinin bugün ağır bastığı görülmektedir.

Oysa şunu iyi bilmelidirler ki Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını engelleyemeyen bir parti, tüm siyasi emellerine ulaşmış gerici hareketi seçimle yenilgiye uğratabileceğini zannetmemelidir. Ne eski AKP seçmenleri böyle bir partiye oy verir, ne de AKP’ye karşı kararlı bir direniş bekleyen insanlar için böyle bir parti çekim merkezi olabilir.

MMD AKP’yi, Cumhuriyet düşmanlarını ve Sevr heveslilerini engellemek için tüm halkı birleşmeye çağıracaktır. Sadece CHP değil, Türk Ordusu ve gelişmelere tepkili demokratik kitle örgütleri dahil tüm kurumların görevlerini yerine getirmesi gerekir.

MMD de imza kampanyalarından tutun sokak eylemlerine kadar halkın tepkisini ortaya koyacak her türlü yöntemi kullanacaktır. Kürt-İslamcılar emellerine ulaşsalar bile rahat edemeyeceklerini anlayacaktır.

Yine önümüzdeki genel seçimlerde MMD, tıpkı Atatürkçülerin geçen yerel seçimlerde Kürt-İslamcı aday ve partilere karşı en güçlü seçeneğin desteklenmesi çağrısı yaptığı gibi AKP’yi ve bölücü partileri engellemek için çalışma yürütebilir. Ama tüm bunların hepsi siyasi partilerin kirli çıkarlar dünyasının dışında, Türkiye’nin çıkar ve ihtiyaçları çerçevesinde olacaktır.

MMD sadece Türkiye’nin ihtiyaçları için çalışır. Nasıl Atatürkçüler, 3 Kasım 2002 seçimlerinin tuzak olduğunu, Türkiye’yi bölecek, Cumhuriyeti yıkacak bir Amerikan kuklası iktidarın hazırlandığını, CHP’nin de AKP’yle birlikte bu sürece teslim olduğunu saptadı ve halkı buna göre uyardıysa, bugün de uyarılarımız aynı ağırlıkta olacaktır.

Bizler Atatürkçülerin bağımsız siyasi gücüyüz. Buna göre hareket etmeliyiz. Desteğimizin de muhalefetimizin de ancak o zaman bir anlamı olur. Zaten bu yüzden “Ordu Göreve” dediğimizde de, “Genelkurmay başkanı istifa” dediğimizde de halk doğruyu söylediğimizi anladı. Düşmanlarımız korktu ve kendi konumlarını gözden geçirdi.

Tüm Atatürkçü, devrimci ve milliyetçilerin karargahı, Türk milletinin umudu

Türkiye için tüm bu güncel sorumluluklarımız ve görevlerimiz, nihai görevlerimizi ve tarihi misyonumuzu bize unutturmamalıdır.

MMD tüm Atatürkçülerin, Türk devrimcilerinin ve milliyetçilerinin öncü karargâhıdır. Temel amacı ise Türkiye’yi yok olma noktasına getiren bu Atatürk karşıtı düzene son verip, Atatürkçü ve Tam Bağımsız bir Türkiye kurmaktır.

Tarih bize bu önemli görevi yükledi. En kötü koşullarda bile Türk milletinin umudu olmak zorundayız. Türkiye’nin işgal edilmesi, parçalanması ve Cumhuriyet’in yıkılması amaçlanıyor. Bu emeller gerekleşmeden örgütlenmeliyiz.

Ancak Türkiye’yi yok etmek için son hamlelerini gerçekleştirseler bile, MMD o gün Kuvayı Milliye’nin fiili direnişini hemen başlatacak bir geleneğin temellerini atmalıdır. Türkiye’nin her ili ve ilçesinde hazır olmalıyız. Halkın kara günde koşacağı bir fener olabilmeliyiz.

Daha bugünden Türk topraklarına yönelik Batı destekli Kürt istilası başlamıştır. Yer yer halkın tepki gösterdiğini, değerlerine hakaret eden, bayrağını çiğneyen, tarihi topraklarına el koyan eşkıyalara karşı ayağa kalktığını görüyoruz.

MMD bugünden itibaren, ayağa kalkan halkın sahipsiz kalmaması, teslimiyet ve provokasyon cendereleri arasında sıkışıp kurban edilmemesi için köy köy, mahalle mahalle, il il Kuvayı Milliye’nin halk içinden çıkan doğal önderlerini örgütlemelidir.

TÜRKSOLU gazetesi bu açıdan bir şanstır. Çünkü “Ulusal Sol’un Karargâhı” olarak önemli bir görevi üstlenen TÜRKSOLU gazetesi ve hareketi, tüm Türkiye’de farklı illerden, farklı mesleklerden, farklı kuşaklardan ve farklı siyasi geleneklerden kopup gelen gerçek Atatürk milliyetçilerini ve devrimcilerini irtibatlandıran bir siyasi çalışma yürütmüştür.

Bu sayede Türkiye’nin her yerinde MMD’nin şubeleri açılabilecektir. İlk aşamada 40’tan fazla olacak bu merkezlerdeki herkes ise birikimli, ciddi, Türkiye’nin sorunlarını bilen ve halka doğru kurtuluş yolunu gösterebilen samimi Atatürkçü insanlardır. Çünkü İleri Dergisi, TÜRKSOLU ve İleri Yayınları ile devam eden 6 yıllık ideolojik bilinçlenme hareketi, Türkiye’nin 100 yıllık Atatürkçü ve devrimci geleneğini yeniden binlerce aydın insanla buluşturmuştur. Artık bu insanların aydınlık fikirlerinin kurtarıcılığını bekleyen, esaret zincirlerine vurulmuş emekçi Türk halkına ulaşma zamanı gelmiştir.

Tarihin akışı TÜRKSOLU’na böyle bir görev yükledi. TÜRKSOLU görevlerini devam ettirecektir. Ancak MMD’nin kurulmasıyla birlikte artık Kuvayı Milliye sadece çekirdekten gelen devrimcilerin siyasal çağrısı olmaktan çıkacak, tüm Türk milletinin halk örgütlenmesine dönüşecektir. Bu ise hepimize yepyeni görevler yüklemektedir.

TÜRKSOLU, MMD’nin her zaman yanında olan, etkinliklerini duyuran, MMD üyelerinin Türkiye sorunlarını tartışması, hepsinin birer aydın ve muhabir gibi kaleme sarılması için gerekli platformu sağlayan bir yayın organı olarak görevini devam ettirecektir.

Ordu-Millet, Halk-Aydın birliği temelinde Türk milletini birleştirmek zorundayız. Medyayı, sermayeyi, silahları tüm zenginlikleri kuşanmış sömürgeciler, Türk topraklarından kovulmalarının üzerinden daha 100 yıl geçmeden, Türk milletiyle yeniden hesaplaşmaya kararlı görülüyor.

Biz ise Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi Türk’ün “damarlarındaki asil kan”ına dayanarak yani sadece ve sadece Türk milletinin kendi özgücüyle bağımsızlığımızı ve Cumhuriyeti savunacağımıza ant içiyoruz.