Hüseyin Adıgüzel

Milli Mücadele Derneği adına
Genel Başkan Hüseyin Adıgüzel’in açıklaması
(15 Nisan 2007)


Kürt-İslam Faşizmine geçit yok

AKP’nin belirleyeceği Cumhurbaşkanı meşru değildir

Önümüzdeki bir ay içerisinde yeni Cumhurbaşkanı belirlenecek. Geçerli oyların sadece %25’ini almasına rağmen Mecliste %65 gibi büyük bir çoğunluğa sahip olan AKP yeni Cumhurbaşkanını belirleyecek çoğunluğa sahip.

Dolayısıyla karşımızda şöyle bir tablo duruyor. Aslında azınlık olan bir siyasi görüş, toplumun geri kalanı karşı olmasına rağmen yeni Cumhurbaşkanını belirlemeye kalkışıyor.

Ancak, AKP’nin belirleyeceği Cumhurbaşkanının meşruluğu bir tek bu nedenle tartışma konusu değildir. AKP halkın sadece %25’inden oy almış olabilir. Ancak daha da önemlisi, AKP Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürkçü rejimiyle bir hesaplaşma içerisindedir. Ve AKP’nin seçeceği Cumhurbaşkanının meşruluğunu tartışma konusu yapan esas nokta da budur.

AKP’nin 5 yıllık icraatına bakalım. Sonuçlar ortadadır.

1. Kıbrıs terk edilmiştir.

2. Ermeni meselesinde Türkiye Ermenistan’ın istediği her şeyi kabullenmiştir.

3. Kuzey Irak’ta Kürt Devleti fiilen kabul edilmiştir. AKP Barzani ve Talabani’yi muhattap kabul etmektedir.

4. Türkiye’de Kürtçülük meşrulaşmıştır. “Apo’ya özgürlük” sloganı atan teröristler sokakları adeta işgal etmiştir.

5. Devlette Şeriatçı kadrolaşma had safhadadır.

6. Milliyetçiliğe ve Atatürkçülüğe karşı bir tasfiye operasyonu başlamıştır.

Kısacası AKP iktidarı hem Kürtçülüğün hem de Şeriatçılığın azgınlaştığı bir Kürt-İslam rejimi kurmaktadır. Seçecekleri Cumhurbaşkanı da Kürt-İslam rejiminin diktatörü olma yolundadır.

Kimi Cumhurbaşkanı seçmek istedikleri de ortadadır: Tayyip Erdoğan.

Tayyip Erdoğan Kürt-İslam diktatörü olma hevesinde

Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sıradan bir Cumhurbaşkanlığı değişiminden öte bir şeyler ifade etmektedir. Tayyip Erdoğan Hitler ve Mussolini’ye benzer bir Faşist rejim kurma niyetindedir. Bu rejimde Türklük bilinci ve genel olarak Türkler baskı altında olacaktır. AKP’nin kurmak istediği Şeriatçı rejim Kürtçülerle birlikte bir Kürt-İslam diktatörlüğüne dönüşecektir.

Faşizm tehlikesinin güncelliği son derece yakıcıdır. Bunlar devleti değil sadece hükümeti ele geçirdiklerinde bile neler yaptılar, kimlerle kavga ettiler bir bakalım.

Danıştay’la, Yargıtay’la, Anayasa Mahkemesi’yle!

Neden?

Çünkü bunlar hukuk tanımazlar.

Hukuk bunlar için diktatörlüğe giderken kullanacakları sonra da kaldırıp atacakları bir şeydir.

Dünyanın hangi demokratik ülkesinde hukuk sistemiyle, mahkemelerle, yargıçlarla, savcılarla bu kadar kavgalı bir hükümet olmuştur acaba?

Bunlar tesadüf müdür?

Elbette değildir, faşistler hukuğu iktidara çıkan basamak olarak görürler, iktidarı ele geçirdiklerinde de iktidarı başka kimseyle paylaşmamak için o merdiveni atarlar.

Hitler’in faşizmi de böyleydi.

Hitler rejiminde anayasa, hukuk, kanunlar değil, Führer’in emirleri vardı. Führer’in emirleri doğal kanundu ve onlar uygulanırdı. Tümüyle diktatöre bağımlı bir sistem kurulmuştu.

Hitler rejiminin ilk yıllarında mahkemeler vardı.

Bizim Tayyip Erdoğan’ımızın yaptığı gibi Hitler de bu mahkemelerde solcuları yargılattırırdı. Daha doğrusu bu mahkemeler rakipleri ortadan kaldırmak için kullanılan mekanizmaydı.

Bunların en ünlülerinden birisi Reichstag yangınıdır. Alman Adalet Sarayı, Hitler’e bağlı faşist SS tugayları tarafından kundaklanmış ve sonra suç komünistlerin üzerine atılmıştır. Reichstag mahkemesinde Komünistler bunun bir Nazi komplosu olduğunu ispatlamışlardır.

Bunun üzerine Hitler mahkemeleri kaldırmıştır!

Ondan sonra mahkeme değil, “emir, toplama kampı, gaz odası” üçgeni kurulmuştur.

Şimdi Danıştay’da, Şemdinli’de kurulan mahkemelerde bizim faşistin foyası da ortaya çıktıkça, provokasyonlarını ellerine yüzlerine bulaştırdıkça bunlar da aynısını yapacaklardır.

Tayyip Erdoğan Kürt-İslam rejimi nasıl olacaktır?

Nasıl bir rejime gidiyoruz peki?

Onun resmi yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.

Kürt-İslam faşist diktatörlüğünde,

1)Hukuk olmayacaktır, Anayasa Mahkemesi, Yagıtay, Danıştay gibi üst mahkemeler olmayacaktır, çünkü bu rejimde Kadı hükmü verecek ve Şeriatın kestiği parmak acımaz diyecektir.

2)Meclis ve hükümet olmayacaktır, sadece faşist liderin danışmanları olacaktır. Tıpkı bugünkü gibi!

Bugün de ülkeyi hükümet değil Başbakanın danışmanları yönetmektedir.

Çünkü faşist liderler kendilerine bağlı hükümet ve bakan bile istemezler, onlardan da çekinirler, sadece danışman atarlar, çünkü o danışmanları da emir eri olarak görürler.

3)Muhalif basın olmayacaktır. Cem Uzan’ın Star medyasına yapılanlar üç yıl öncesinin küçük bir uygulamasıdır. Bugün rahatmış gibi gözüken tüm liberal medya da ortadan kaldırılacaktır.

Bu noktada Başbakan’ın son yurtdışı gezilerinin uçaktaki gazeteler kadrosuna bakın, yarının basınını görüsünüz. Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Star, TGRT gibi kurumların yanında göstermelik bir muhalif basın temsilcisi bile yoktur!

4)Hitler’i bilenler bilir. Aslında askeri bir diktatörlüktür kurduğu. Tek övüncü güçlü ordusudur. Ama bu ordunun komutanlarına da hiç güvenmemiştir. Bu komutanlar ilk başarısızlıklarında hemen idam edilmişlerdir.

Bizim Tayyibimizinse Ordu’ya zaten genetik bir düşmanlığı vardır. Yeniçeri olayları, 31 Mart vakası gibi olaylar, Kuvayı Milliye, 1960, 28 Şubat gibi tarihsel olaylar onda Ordu düşmanlığını kökleştirmiştir.

Bu nedenle onun faşist diktatörlüğünde Ordu komutanları hemen emekli edilecek, yerine Pentagon güdümlü generaller getirilecektir.

Kürt-İslam faşizmini Atatürkçüler engelleyecek

Peki Kürt-İslam faşizmi nasıl engellenebilir? Tarihte bunun örnekleri vardır. Hitler nasıl engellendiyse, Mussolini nasıl engellendiyse o şekilde engellenecektir. Faşist diktatör olma heveslisi Tayyip Erdoğan’ın sonu diğer faşist diktatörlerden farklı olmayacaktır.

Bakın Şili’den bir örnek verelim:

1972 yılında Şili’de Sosyalist Allende Devlet Başkanı seçilmiştir. Ancak CIA’nın bir darbesi ile yıkılır. CIA’cı faşistler Devlet Başkanlığı sarayını kuşattıklarında Allende gerçek bir devrimci gibi bu faşistlere teslim etmez Başkanlık Sarayı’nı. Son kurşununa kadar savaşır ve son kurşunu da kendisine sıkar.

Şili’de kanlı Pinochet faşizmi işte böyle kurulur.

Bizde ise Kürt-İslamcı faşist o saraya küstahça ilerlerken Allende tavrını alacak birileri çıkmamaktadır.

Kanlı Pinochet diktatörlüğünün Şili’ye maliyeti binlerce devrimcinin işkencelere alınması, katledilmesi, kaybedilmesidir.

Şili’de faşizme karşı mücadele bu koşullar altında verilir. O mücadelede meydanlarda analar, bayraklar ve çocuklar vardır.

Babalar ve oğullar yoktur.

Çünkü babalar hapiste, oğullar ise çoktan öldürülmüştür...

Türkiye’de de hem babaları hem de anaları ve çocukları Milli Mücadele Derneği örgütlemektedir.

Kürt-İslam Faşizmi ancak ve ancak Atatürkçülerin mücadelesiyle durdurulabilir.

Bu kararlılık ve bilinç de Milli Mücadele neferlerinde fazlasıyla bulunmaktadır.

Fotoğraf galerisi için tıklayın.