Ulusal Parti’nin Kürt sorununa bakışı Neden idamı savunuyoruz?
TÜRKSOLU
 
 
 
Apo'yu ister asarız istersek kazığa bile oturturuz!
Günümüzün
en hümanist sloganı:
Hepsini Asacağız!
Bölücülüğe karşı
Atatürk tavrını savunuyoruz
Şeyh Sait isyanı için
Atatürk ne demişti
Ulusal Parti’den
imza kampanyası:
İdam Cezası Geri Gelsin
APO ASILSIN
Şehidine sahip çık
Türkiye
Bebek katili teröristler asılmasın mı?
Ağla sevgili yurdum...
Masum çocuğun
Serap için ağla...
Türk kızının gelinliği
beyaz kefen
AKP’nin Kürt açılımı:
Türk askerine tabut
Ulusal Parti'nin
Kürt sorununa bakışı:
Neden idamı savunuyoruz?
 

Ulusal Parti’nin Kürt sorununa bakışı:
Neden idamı savunuyoruz?

Radikal olan kim? Biz miyiz yoksa PKK mı?

Türkiye bu noktaya nasıl geldi?

Nasıl oldu da 30 yıl içinde PKK gibi bir terör örgütünün en radikal fikirleri Türk milletine kabul ettirildi de, teröristlerin asılarak cezalandırılması gibi en meşru fikir “radikal” hale getirildi? Şöyle bir düşünelim bundan 30 yıl önce PKK’nın ortaya attığı fikirler sıradan bir Türk için ne kadar radikaldi.

Türkiye’de iki ayrı millet yaşar, Kürtlerin ayrı bir dili var deseydiniz, Kürtçe yayın ve eğitim hakkı olmalı, üniversitelerde Kürtçe dersleri başlamalı deseydiniz, TRT, Kürtçe yayına başlamalı deseydiniz, Güneydoğu’daki belediyelere özerklik verilmeli, bölge kendini ayrı yönetmeli deseydiniz bu çok açık bir şekilde vatan hainliği olarak algılanırdı.

Ya da PKK ilk eylemlerine başladığında, bunun çok uzun yıllar süreceğini, terör olaylarının Türkiye’nin her yanına sıçrayacağını söyleseydiniz, askerimizin, doktorumuzun, öğretmenimizin, hemşiremizin ve onların eşlerinin, çocuklarının şehit edileceğini ve bunun bir yerinin, zamanının olmayacağını, her an her yerde PKK’nın size vurabileceğini, her yerde eylem yapacağını, polisle çatışacağını söyleseydiniz ve deseydiniz ki buna rağmen teröristbaşı Apo yakalanacak ama asılmayacak hatta affedilecek, onu önderi olarak kabul eden teröristler Meclise girecek, militanları belediye başkanı seçilecek” hiçbir Türk’e ne bunu kabul ettirebilirdiniz ne de kimse böyle bir varsayımda bulunmaya cesaret edebilirdi.

Ya da bir gün bu ülkede Atatürk’ün tüm politikalarının eleştirileceğini, Kürt ayaklanmalarına karşı aldığı tavrın faşistlik olarak ifade edileceğini, isyanları bastıran komutanlarının katliamcı, kendisinin de savaş suçlusu olarak tanımlanacağını, Dersim isyanının bir katliam hatta soykırım olarak dikte ettirileceğini ve hatta bu ülkede bir gün Şeyh Sait ve idam edilen çapulcu arkadaşlarının, Seyit Rıza’ların törenlerle anılacağını ve bu ülkenin belediye başkanlarının bunu destekleyeceğini, başbakanının buna engel olmayacağını duysaydınız bundan 30 yıl önce ne düşünürdünüz?

Bunları ancak bir PKK’lı, bir vatan haini, işbirlikçi bir terörist, bir Türk düşmanı, bir Atatürk düşmanı söyleyebilirdi değil mi? Ama bugün pek çok kişi söylüyor, yazıyor, çiziyor!

Türk milleti PKK’nın her türlü radikal fikrine alıştırıldı, alıştıkça da duyarsızlaştırıldı!

Ve bu radikal fikirler normalleşti, bu radikal fikirlere karşı alınması gereken normal tavırlar ise radikal hale getirildi.

PKK hiç geri adım attı mı? Hiç yumuşayalım dedi mi?

PKK bu radikal fikirlerini dayatırken hiç yumuşamadı. Hiç geri atmadı.

Peki ya tabanı? Onlar daha da acımasızlardı. Düşünelim, bir çatışmanın ardından, ölen askerlerimizin, sonrasında yapılan şehit cenazelerinin ve anaların feryadının ardından siz PKK destekçilerinin çıkıp da ‘durun burada bir hata var, bu evlatlarımıza yazık, analarına, kardeşlerine yazık’ dediğini duydunuz mu?

PKK destekçilerinin bir kez bile PKK’ya “dur” dediğini, “yaptığınız insan haklarına aykırı”, “hümanistçe değil” dediğini duydunuz mu?

Ya da bir şehit cenazesine katıldıklarını gördünüz mü?

Duymazsınız ve görmezsiniz. Çünkü onlar hep radikaldir.

Çarşı bombalamalarını hatırlayalım ya da araba yakmalarını…

Bunlara karşı PKK’nın kendi içinden bir ses, bir itiraz oldu mu?

Hele hele son olayları hatırlayalım. Serap, Pınar, Buse gibi masum sivil kardeşlerimize, arkadaşlarımıza yaptıkları saldırılardan sonra ‘yeter artık bu kadarı da fazla’ diyen oldu mu?

Olmadı, olmadığı gibi isteklerini daha da arttırdılar. Her terör eylemi daha fazla taviz istemek için yeni bir basamak oldu.

Basamaklar birer birer çıkıldı ve her defasında daha kalabalık bir güruh katıldı.

PKK hep çok radikal, hep çok acımasız oldu ve o acımasız güruhun sayısı arttıkça arttı. Dağa çıkması gerekmiyordu artık çünkü sayıları dağlar için fazlaydı. Şehirlere yerleştiler, büyük şehirlere, sanayi kentlerine. Orada, hem dağdaki eylemlerin destekçisi hem de şehirdeki eylemlerin planlayıcısı oldular. Ölen askere sevinen bu güruh gözünü evlerdeki Türk bayrağına diker oldu.

Öyle bir sistem kurdu ki Güneydoğu’da yaşayan Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına değil, adeta belediye başkanlarının talimatlarına göre hareket eder oldu.

Telefonu, suyu elektriği fatura ödemeksizin kullanan bu insanlar, vergi ödemeden haraçla yaşayan, kapkaçla yaşayan kocaman bir güruha dönüştü.

Bu sistemin üzerine bir de kendi hukuk sistemini ekledi PKK. Öyle bir sistem ki, Türk askerinin ve masum yakınlarının yargısız infazı vardı içinde, suçu Türk olmak olan bu insanların ölüm emrini vermesi yetti PKK’nın. İdama karşıydılar sözde ama öldürme hakkı saklıydı kendi yasalarında.

Çünkü hep çok radikaldiler!

Hiç geri adım atmadılar, hiç taviz vermediler.

Kendi doğrularını da ne yazık ki bu topluma kabul ettirdiler.

Artık bu saydığımız şeylerin radikal olduğunu mu sanıyorsunuz?

Ne yazık ki hayır…

Türk toplumu bunları normal karşılamaya başladı, sorgulamaz oldu.

Peki topluma anormal olarak benimsetilmeye çalışılan ne?

Bu radikal fikirleri ve radikal eylemleri bastırmanın radikal ve aşırı olduğu!

Daha açık bir ifadeyle PKK’nın başını ezmenin, yani Apo’yu asmanın çok aşırı bir fikir olduğu, insan haklarına aykırı olduğu!

İyi de suçu sabit, üstelik bulunduğu hücreden suçunu işlemeye devam eden, örgütü yönetmeye devam eden, kanlı eylemlerin talimatını veren bir teröristbaşını asmak neden aşırı olsun?

Türkiye’nin bundan başka seçeneği hiçbir zaman olmadı ve Türk milletinin iradesi de her zaman bu yönde oldu.

Sokakta çevirip kime sorsanız “Apo asılmalı mı” diye, size “elbette” derdi ama şimdi Apo’yu asma fikrinin faşistlik olduğuna dair bir kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor.

PKK’nın başı ezilmeden sorun çözülmez: Apo asılmalı

Unutmayalım, idam cezasının kaldırılması bu ülkede sadece Apo’yu asmamak için çıkarılmış bir yasadır.

Sadece Apo’yu asmak için bile geri gelmek zorundadır.

Çünkü PKK’yı dağıtmadan, başını yok etmeden kökünü kurutamazınız. Onun dışındaki çözümlerin hepsi, açık söyleyelim, PKK’nın istediği, onu daha da güçlendirecek çözümlerdir.

“Siyasi çözüm” dediler, PKK meclise kadar girdi, hatta dağdan inen adamlarını bile milletvekili yaptılar, terör bitmediği gibi hiç olmadığı kadar arttı.

“Demokratik açılım” dediler her tür bölücü fikir yasal zeminde konuşulmaya başlandı, eylemleri daha da arttı.

“Dil” dediler, “eğitim” dediler “televizyon kanalı” dediler, istedikleri araçların hepsi daha fazla bölücü eylem fikrini savunmak için kullanıldı.

Yani suç cezasız kaldı ve suç olmaktan çıkarıldı bu sayede.

Dolayısıyla bölünme fikri de, özerklik fikri de, diğer bütün bölücü fikirler kadar meşru hale getirildi.

Suç olarak gösterilen eylemler değişti artık, değer yargıları da…

Atatürk döneminde uygulanan politikalar, adeta PKK’nın varlığının sebebi olarak gösterilmeye başlandı.

Örneğin İngilizlerle işbirliği yapan çapulcu, hilafetçi Şeyh Sait değil de onu asan Atatürk sorgulanmaya başlandı.

Dersim Ayaklanması’nda ayaklanan Kürtler ve onların yine İngilizci elebaşısı Seyit Rıza kahraman yapıldı, Atatürk katliamcı, ayaklanmayı bastıran komutanlar savaş suçlusu oldu.

Atatürk’ün hayatı boyunca korumaya çalıştığı bağımsızlık anlayışı, ulusal bütünlük fikri, “Ne Mutlu Türküm Diyene” felsefesi, “Türkiye Türklerindir” şiarı artık demode fikirler olarak benimsetilmeye çalışılıyor.

Oysa aynı dönemin Sevr Planı, üstelik Atatürk tarafından yırtıp atılmış bu ucube taslak bugün çok yeni bir projeymiş, çok çağdaş bir tasarımmış gibi halka yutturulmaya çalışılıyor.

Atatürk’ün bölücülere, ayaklananlara karşı kullandığı en keskin ve en kesin çözüm olan idam cezası ise çağdışı ve demokrasiye aykırı olarak değerlendiriyor.

Üstelik bunu her gün yüzlerce adam idam eden ABD’nin dayatmalarına dayanarak söylüyorlar. ABD, kendi ülkesinde idam cezasını istediği zaman uyguluyor, istediği suçluya uyguluyor ama Türkiye’de Apo’nun asılmasına engel oluyor, asılması fikrine bile ambargo koydurtmaya çalışıyor.

En hümanist şey Apo’yu asmak,
En radikal duruş ise onu affetmektir

Bugün bir kısım insan çıkıyor ve idam cezasının bir insanlık suçu olduğunu iddia ediyor.

Peki eğer idam cezası olmazsa, insanlığa karşı en büyük suçu işleyen bu teröristlerin, bu çocuk katillerinin, masum sivilleri öldüren, kadınlara kurşun sıkan bu insanlık dışı canilerin cezasını kim verecek?

İdam cezası olmadığında, emperyalistlerin bölme planlarını hayata geçirmeye çalışan bu kuklaların, işbirlikçilerin cezasını kim verecek?

Asıl soru idam cezası olmazsa eğer, PKK’yı kim durduracak?

İdam cezası bir intikam değildir, “kana kan” diye sloganlar atan canilerden bile intikam almaya çalışmayacak kadar hümanist bir millettir Türkler.

İdam cezası sadece “öldüren katile değil, ölen askere hümanist olmaya çalışan” bir uygulamanın sonucudur.

Evet, hümanist olmak gerekir; o da bu topraklarda yaşayan, huzur içinde uyumak isteyen, bayrağını penceresine asıp bağımsız bir ülkede yaşamak dışında bir arzusu olmayan, çoluğuyla çocuğuyla tehdit edilmeden, darp edilmeden yaşamak isteyen, otobüse bindiğinde sağ salim evine gideceğini bilen, alışveriş merkezine girdiğinde bombalanmadan çıkacağına emin olan sıradan Türklere hümanist olmanın gereğidir.

“İnsanlık” dedikleri o yüce duyguyu Türkler için hissetsinler biraz da!

Sadece bu huzuru isteyen Türklere yaptıkları psikolojik baskıyı bitirsinler artık!

Çünkü artık Ulusal Parti var ve bu çatı etrafında Türk milleti uyanacak, kendi haklarını savunacak, ve teröristin haklarını savunmak için yana yakıla çalışan onlara cansiperane destek veren hainlerden de bunu hesabını soracak.

“Şehidine Sahip Çık Türkiye!” boş bir slogan değildir. Ulusal Parti tüm Türkiye çapında başlattığı imza kampanyalarıyla şehidine gerçekten sahip çıkmak isteyen Türk milletinin sesi oluyor.

“Şehitlere sahip çıkmak PKK’nın başını ezerek olur, bu da ancak başının asılmasıyla ve örgütün dağıtılmasıyla mümkündür.” diyor.

Bunu Türk milleti çok iyi biliyor.

İstedikleri kadar bunu radikal bir istek olarak kabul etsinler, istedikleri kadar pankartlarımızdan ürksünler, istedikleri kadar Apo’ya, Şeyh Sait, Seyit Rıza ve takipçilerine destek olsunlar Türk milletinin vicdanı haklıdan yana.

Türk milleti, Atatürk’ün uygulamalarının en doğrusu olduğunu biliyor ve bu uygulamaları yeniden hayata geçirecek, cesur bir önderlik arıyor.

Unutmayalım,

Türkler yumuşadıkça PKK sertleşiyor.

Türkler sustukça PKK’nın sesi daha çok çıkıyor.

Türkler acıdıkça PKK daha da acımasızlaşıyor.

Türkler affettikçe PKK daha da çok öldürüyor.

O nedenle, şehitlerimize gerçekten sahip çıkalım ve başlarını ezelim!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


BUGÜN TERÖR TÜRKİYE'DE HİÇ OLMADIĞI KADAR ARTIYOR.TERÖRİSTLER SADECE ASKERLERE DEĞİL,SİVİLLERE DE SALDIRIYOR,BU ÜLKENİN VE AİLELERİNİN ZAR ZOR YETİŞTİRİP BİN BİR EMEK VERİP BÜYÜTTÜĞÜ İNSANLAR BASİT BİR TERÖRİSTİN KANLI ELLERİYKLE ÖLDÜRÜLÜYOR.BU OLAYLARLA BİRLİKTE İKİ GERÇEK ORTAYA ÇIKIYOR:TÜRKSOLU İLERİGÖRÜŞLÜ BİR GAZETE OLDUĞUNU GÖSTERMİŞ OLDU.ÇOK YAŞA TÜRKSOLU,ÇOK YAŞA ULUSAL PARTİ!İKİNCİ GERÇEKSE KÜRT-İSLAMCILARIN ASKERLER ÇEKİLSE SORUN KALMAZ DİYORLARDI.ASKERLER ÇEKİLİRSE PKK DAHA DA Bİ AZAR SİVİLLERE DAHA ÇOK SALDIRIR.ULUSAL PARTİ'Yİ 2011'DE SEÇİMDE İKTİDARA TAŞIYIN 12 EYLÜL'DE REFERANDUMDA HAYIR DEYİN FAŞİZMİ ENGELLEYİN HENÜZ REŞİT OLMADIĞIM İÇİN BUNLARI YAPAMIYORUM LÜTFEN ATATÜRKÇÜ REŞİTLER SİZ YAPINIZ

Onur Karadal, Çanakkale
14 Temmuz 2010


Olmazsa olmaz bir şekilde, '(Ata)Türk mantığı ve iradesi' kapsamında hazırlanmış bulunan bu değerli broşür, önlem alınmazsa kanlı bir tarihsel dönemeç kavşağında bulunan ülkemiz ve milletimizin, daha büyük badirelerden ve eziyetlerden kurtarılması yolundaki bir siyasal belge olarak, arşivlere ve Türk ulusal hafızasına girmeyi hak ediyor...

Özer Bostanoğlu, Ankara
14 Temmuz 2010


ÜLKEMİN BUGÜNKÜ DÜŞTÜĞÜ DURUM İÇİM YAKIYOR. HER GÜN ŞEHİT OLANLAR İÇİN ANA BABALARIN BİZLERİN İÇİNİ KAVURUYOR. HER NEDENSE BAŞIMIZDAKİLERİN ÇOCUKLARI ÇÜRÜK  RAPORU VEYA BİR ŞEKİLDE SIYIRTIYOR. BU GÜNE DEĞİN ONLARIN EVLERİNE ATEŞ DÜŞTÜMÜ. ONLARCA AYDINLARIMIZ HAPİSHANELERDE OYSAKİ YAŞAMIN HER SANİYESİ ÇOK DEĞERLİ. ÇALDIKLARI ÖZGÜRLÜĞÜN HESABINI KİM VERECEK. SUÇSUZ İNSANLARI EN VERİMLİ DÖNEMLERİNDE BU ŞEKİLDE SUSTURMAK REVAMIDIR. TÜM ATATÜRKÇÜLER NİÇİN AYAKLANMIYORUZ. BİZLERİDE ATSINLAR ONLARIN YANINA. İSYAN ETTİĞİM ÇOK ŞEY VAR. DEĞİŞŞİN ARTIK BU DÜZEN. ATAMIZ KEMİKLERİNİ DAHA FAZLA SIZLATMIYALIM.

Türk partisi yalnızca ulusal partidir. Türklerin partisi olduğunu söyleyen ülkemizde bir tek Ulusal Parti var. Ve önümüzdeki seçim Türkiye’yi Kürtler mi yönetecek Türkler mi yönetecek bunun seçimi olacak. Genel seçim 2011 yılında. Az kaldı.
SAYGILARIMLA

Murat Pira, İzmir
12 Temmuz 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40