![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy Kitabın en önemli özelliği bilimsel bir yöntemle Avrasyacılığı ele alması. Meşdi İsmayılov'un çalışmasının diğer bir önemli özelliği Avrasyacılık akımının ilk öncüllerinin orijinal metinlerine yer vermesi. Türk Avrasyacıları jeopolitik, ideolojik ve tarihsel sorunları basitleştirip, kolaycı bir yöntemle Türkiye'ye has bir Avrasyacılık üretmektedir. Oysa bir düşünce akımının ismini kullanarak kendi fikirlerinizi o akımın fikirleri gibi ortaya sürümezsiniz. Avrasyacılık her isteyenin istediği anlamı yükleyebileceği bir akım değildir. Neredeyse 150 yıllık bir Rus düşünce okuludur. Nasıl kafanızdan bir Marksizm üretemezseniz, Marksizmin orijinal metinleri ve tezleri sizi her fırsatta çürütecekse, kafadan bir Avrasyacılık üretip bunu da Türk ulusunun ve hatta tüm mazlum ulusların kurtuluşu olarak ortaya süremezsiniz. İsmayılov Avrasyacılık yandaşı veya karşıtı bir görüş ortaya koymamaktadır. Sadece akımı nesnel olarak analiz etmektedir. İsmayılov'a göre bu akım bir tür Rus milliyetçiliğidir. Ancak akımın ortaya çıkışına neden olan tarihsel şartlar, akımı diğer Rus milliyetçiliklerinden ayırmaktadır. Tarihsel olarak ele alındığında üç tür Rus milliyetçiliği vardır ve her üç akım Rus yayılmacılığının farklı dönemleriyle çakışmaktadır. Birinci tür milliyetçilik Batıcı Rus milliyetçiliğidir. Batıcı reformist Petro bu akımın baş temsilcisidir. Bu akıma göre Ruslar Batı medeniyetinin parçasıdır ancak "Moğol-Tatar istilacıların baskısından" dolayı Batı'nın medeniyet atılımının gerisinde kalmıştır. Ruslar Batı'yı Türklerin ve Doğu'nun akınlarından kurtarmış ama bunun bedelini geri kalarak ödemiştir. O zaman Rusya hızla Batılılaşmalı ve ayrıca Doğu halklarını asimile veya yok ederek kendini geri tutan bu unsurlardan kurtulmalıdır. İkinci tür milliyetçilik ise Rus yayılmacılığının Doğu'da Pasifik Okyanusu'na ulaştıktan sonra ortaya çıkan yeni hedefleriyle örtüşmektedir. Bu akım Pan-Slavizm'dir. Artık hedef Balkanlar, "Konstantinapolis" ve Osmanlı topraklarıdır. Ancak Rus İmparatorluğunun Batı'ya doğru genişlemesinin önüne diğer Batılı emperyalistler çıkar. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, yeni kurulan Alman Birliği ve İngiltere tehdittir. Bu yüzden Pan-Slavistler Batıcıların tam tersi bir tezle yola çıkarlar. Ortodoks-Slav Medeniyeti Batı'nın liberal, laik ve Rus düşmanı olarak algılanan medeniyetinden farklıdır. Petro Rusya'yı Batılaştırarak büyük bir hata yapmıştır. Pan-Slavistler Batı'ya karşı Ortodoks-Slav birliğini önermekle beraber, Türklere ve Doğu'ya düşmanlık açısından ilk Rus milliyetçiliğinden farklı değildirler. Üçüncü tür milliyetçilik olan Avrasyacılık ise İsmayılov'a göre Rus Çarlığı'nın yıkılma ve Rus İmparatorluğu'nun parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı dönemde ortaya çıkmıştır. Avrasyacılar iki tür milliyetçiliği de eleştirdiler. Petro döneminin Batıcı anlayışı yanlıştı. Çünkü Batı medeniyeti Rusya'yı ilerletmeyecek tersine parçalayacaktı. Hatta Petro'nun Müslümanlara yönelik asimilasyoncu ve katliamcı politikaları Rus İmparatorluğu'nun temelini parçalamıştı. Çünkü Batıcı milliyetçilik, Türkleri dışlarken onlara da aynı yolu açmış ve ayrılıkçılığı kışkırtmıştı. Klasik Avrasyacıların Pan-Slavistlere getirdiği eleştiri aynı minvaldedir. Pan-Slavistlerle Batı karşıtlığı ve Ortodoks medeniyetinin kendine haslığı konusunda anlaşan Avrasyacılar, Rus ulusunun Slavlığa dayandırılmasının, imparatorluğun parçalanmasına kaçınılmaz olarak hızlandıracağını düşünmektedir. Artık Rus İmparatorluğu zaten Batı dünyasına dâhil olmuş olan Batı Slavlarını topraklarına katma hayalinden vazgeçmeli, imparatorluğun gerçek omurgası olan Avrasya topraklarındaki Müslüman ve Türk halkları kazanmak için yeni tür bir pan-milliyetçilik yani Avrasyacılık felsefesine ve politikasına sarılmalıdır. Burada şu belirtilmelidir. İsmayılov'un da saptadığı gibi Türk Avrasyacıların en büyük tezi ulus devletin savunulmasıyken, aslında klasik ve modern Rus Avrasyacıları ulus-devlete karşıdır, çokuluslu imparatorluk tezini savunurlar. Çünkü onlara göre ulus devletlerin kurulması Avrasya Birliği ve İmparatorluğu tehdit etmektedir. Dugin'in Orta Asya ve Kafkas cumhuriyetlerinin er ya da geç Rusya'ya tekrar bağlanacağı düşüncesini bu çerçevede not edelim. Avrasyacılığın "medeniyeti" Klasik Avrasyacılık akımı Rus-Türk birliğini vurgulayacak, hatta Rusların saf Aryen değil Türklerle antroplojik olarak kaynaşmış melez bir ulus olduğunu bile ileri sürecektir. Ancak bu tezlerin karşılığında Türklerden istenen şudur: "İmparatorluğun onurlu bir parçası olun. Milliyetçilik yapmayın. Çünkü Rus zaten sizi de temsil etmektedir." Kısacası Avrasyacılık aslında "Türk sorununa" yeni bir Rus çözümüdür. Artık asimile olması veya yok edilmesi imkânsız olan Türk-Müslüman halklar bu çözümle tekrar imparatorluğa kazanılmak istenmektedir. Rus Avrasyacıları elbette bu tezlerini böylesine basit bir formülle değil bazı önemli tarih ve felsefe tezleriyle savunuyordu. Örneğin Klasik Avrasyacıların önemli liderlerinden Trubetskoy Avrupa'nın evrensel ve üstün medeniyet iddialarını reddediyor "üst ve alt kültürler yoktur. Sadece benzer ve farklı olanlar vardır" diyordu. İsmayılov yaptığı alıntılarla Avrasyacıların, Batı medeniyetine karşı çıkmakla birlikte, Rusları ya da Avrasyalıları Doğulu olarak tanımlamaktan da özenle kaçındığını ortaya koymaktadır. Çünkü bir kez Doğu medeniyeti kabul edildiğinde Rus egemenliği sarsılacak yerine İslam veya Türk egemenliği gelecektir. Bu yüzden Rus Avrasyacıları Avrupa ve Asya medeniyetlerinden farklı olarak bir Avrasya medeniyeti olduğunu bunun içinde Rus-Moğol ve Türk halkları bulunmakla birlikte medeniyetin öncü savunucusunun ancak Ortodoks Ruslar olabileceğini öne sürmektedir. İsmayılov, Avrasyacıların Tatar ve Moğol fetihçileri olumlaması ve hatta Cengiz Han'ı Avrasya'nın ortak değeri olarak görmesi açısından Pan-Slavistlerden ayrıldığını belirtmektedir. Örneğin Savitski Rus tarihsel bilincinin en büyük düşmanlarını şöyle savunmaktadır: "'Tatar hakimiyeti' olmasaydı Rus devleti de olmazdı. Rusya Büyük Hanların takipçisidir. Cengiz Han'ın, Timur'un devamcısıdır. Asya'nın birleştiricisidir." (syf 41.) Ancak İsmayılov'un belirttiği gibi Avrasyacılar Rus etniğinin üstünlüğü ve medenileştirici öncü rolü açısından Pan-Slavistlerle birleşmektedir. Avrasyacılara göre Avrasya'da "imparatorluk kurmak" tarihsel bir kaderdir. Çünkü burası ayrı bir medeniyet havzasıdır. Bunu geçmişte Türk-Moğol imparatorları gerçekleştirmiş olabilir. Ancak bugün bunu ancak Ruslar becerebilir. İmparatorluk olmak Rusların kaderindedir. Diğer Avrasya halkları da bu yüzden Ruslarla "gönüllü birliktelik" kurmak zorundadır. Yoksa Batı veya Doğu medeniyeti onları yutar. Klasik Avrasyacıların medeniyet tezinin çelişkileri Avrasyacıların medeniyet tezinde çelişkili üç önemli nokta vardır. Birincisi Batı medeniyetine karşı çıkmak Batılı bir ulusu Batı'nın dışına çıkarmaz. Çünkü karşı çıkılan Batı değil liberal-burjuva Batı yani Batı Avrupa ve ABD'dir. Aslında Batı medeniyetinin evrensellik iddiasındaki liberal-burjuva geleneğine karşı çıkış sadece Ruslara has değildir. Bu karşı çıkışın Alman, İtalyan, Fransız ve İspanyol versiyonlarına da rastlanabilir. 19.yy'ın Avrupalı romantik milliyetçileri buna örnektir. Daha net bir örnek ise 20.yy faşizmidir. Faşizm ve Nazizm Batılıların, liberal-evrensel Batı medeniyetine karşı ırkçı ve otoriter Aryan medeniyeti kurgularına örnek olarak verilebilir. Nazizmi ve Şii köktendinciliği "muhafazakâr devrimcilik" olarak kutsayan Dugin'in görüşleri de buna örnek olabilir. İkincisi Rus imparatorluğunun muazzam geniş sınırları sadece Batı'yla rekabetin ürünü olarak görülemez. Hatta daha çok da Batı'nın sömürgeci genişlemesinin sonucudur. Sonuçta tarihe Rus değil Türk olarak bakarsak bu genişleme kesinlikle böyle gözükmektedir. Türk düşmanı Petro bu açıdan Avrasyacılardan daha gerçekçidir. Üçüncüsü "Avrasya İmparatorluğunu Moğollardan, Tatarlardan devraldık. O yüzden Ruslar da biraz Tatar ve Moğol sayılır" tezi aradaki medeniyet ve hiyerarşi sorununu görmezden gelmektedir. Bu kimileri gibi Osmanlı'yı Bizans'ın devamcısı görmeye benzer. Oysa Tatar egemenliğinde Avrasya, Türklerin ve Doğu medeniyetinin toprağıyken, Rus egemenliğinde bölgenin hiyerarşisi ve kaderi tersine dönmüştür. Cengiz Han ile Korkunç İvan'ı bir Avrasyacı aynı görebilir ama hiçbir ciddi tarihçi veya sıradan Rus ve sıradan Tatar bu ikisini eşitlemez. Çünkü zıt kutuplardadırlar. Zıt dünyalar yaratmıştırlar. Bir Yunan "Fatih Sultan Mehmet Bizans İmparatorluğunu devam ettirdi" diye sevinmez herhalde. Veya bir Tatar'ın, halkını soykırıma uğratan Korkunç İvan'ı "Nasıl olsa Cengiz Han'ın devamcısıymış" diye kutsamasını herhalde kimse bekleyemez. Avrasyacılığın "coğrafyası" Avrasyacılık açısından ikinci önemli mesele ise Avrasya'nın coğrafi anlamıdır. Türk Avrasyacıları Avrasya'nın sınırlarıyla istedikleri gibi oynamaktadır. Onlara göre Avrasya Avrupa artı bütün Asya'dır. Oysa terimin mucidi olan Rus Avrasyacıları sadece ve sadece Baltık Denizi'nden Mançurya'ya uzanan bozkır, dağ ve ormanlar sistemini Avrasya olarak adlandırmaktadır. Klasik Avrasyacılar özetle Avrasya eşittir Rus Çarlığı'nın 1914 sınırları demektedir. Neo-Avrasyacı Dugin de Avrasya eşittir dağılmadan önceki SSCB toprakları artı Doğu Türkistan demektedir. Kısacası aslında Avrasyacılara göre Avrasya Rusya demektir ve Türkiye, İran ve Çin Avrasya içinde değildir. Savitski'nin 1923'te yazdığı bir mektupta Avrasya'nın bu coğrafi tanımının teorik temeli ortaya konmaktadır. Avrasya bir stepler, ormanlar ve dağlar sistemidir. Avrupa'yı Asya'ya bağlayan büyük bozkır bazı bölgelerde ormanlar ve dağlarla kesintiye uğramaktadır. Ancak tarihin kritik aşamalarında büyük bir imparatorluk stepleri bölen coğrafi ve siyasi engelleri aşar ve tüm bozkırın siyasi, askeri, ekonomik birliğini kurar. Avrasya bu yüzden sadece medeniyet olarak değil coğrafi ve jeopolitik olarak Avrupa ve Asya'dan ayrı olmalıdır. Bu jeopolitik ve tarihsel bir kanundur. Rusların kaderinde ise bu coğrafi-tarihsel birliği kurmak vardır. Sovyet döneminin yasaklı tarihçisi ve modern Avrasyacılığın babası Gumilev de benzer bir tez sürmekte ve bir Avrasya süperetnosundan bahsetmektedir. Gumilev Türk milliyetçilerinin son zamanlarda favorisidir. Çünkü Gumilev Avrasyacılar arasında Türk tarihsel varlığının önemine en çok vurgu yapandır. Bağımsız bir Türk medeniyetinin varlığını kabul etmeyen Batıcı ve klasik Avrasyacı tezin tersine Gumilev medeniyet yerine kullandığı süper-etno kavramında, Avrasya'daki en önemli süper-etnolardan biri olarak Türkleri saymaktadır. Ancak Gumilev Türk süperetnosunun artık tarihe karıştığını ileri sürerek, Türklüğün sadece bir dil grubu olduğunu, Türk süperetnosunun yerini Rus önderliğindeki Rus-Türk birliğinden oluşan Avrasya süperetnosuna bıraktığını savunmaktadır. Avrasyacılık ve Batı Burada kitapta yer almayan son bir tespit yapmak zorundayız. Vernadski'nin 4 dönem Avrasya imparatorluğu sınıflandırmasına baktığımızda, ilk üç dönemde büyük kıtasal birliğin Türkler tarafından sağlandığı, son dönemde ise Rusların egemen olduğunu görüyoruz. Yani ilk kez Avrasya'da Doğu'nun Batı üstünde değil, Batı'nın Doğu üstünde egemenliği kurulmuş. Avrasyacıların çokça karşı çıktıkları Batı, aslında Avrasya İmparatorluğunu Ruslara bahşeden aynı güçtür. Rus İmparatorluğu'nun Avrasya'ya egemenliğinin sağlandığı 16.yy'ın aynı zamanda Batı Avrupa'nın Amerika'yı sömürgeleştirdiği dönem olması rastlantı değildir. Dünya sömürgeci sistemi kurulunca Rusya, İngiliz sanayisiyle Avrasya hammaddeleri arasındaki zincir halkasını kurdu. Batı sömürgeciliği Asya'daki ticaret yollarını devre dışı bırakınca dünyanın tüm dengeleri değişti. Bu sayede bir yüzyıl önce dünyanın en güçlüleri ve zenginleri olan Orta Asya devletleri çökerken, Rusya Orta Asya ve Sibirya'yı hızla ve kolayca sömürgeleştirebildi. Dolayısıyla Avrasyacıların Avrasya coğrafyasındaki tarihsel Hun-Türk-Moğol-Tatar imparatorluklarıyla Rus İmparatorluğu arasında bir devamlılık ve organik bağ kurması büyük bir yanılgıdır. Aslında Rus Avrasya İmparatorluğu eşitlikçi bozkır medeniyetini taşıyan Türk İmparatorluklarının devamı değil, Batıcı, sömürgeci ve soykırımcı anti-teziydi. Bu açıdan baktığımızda Avrasyacılık çokça sanıldığı gibi Batı karşıtı değil, tersine Batıcı bir akımdır. Mazlum uluslar birliği ve Pan-Türkizm ile Avrasyacılık arasındaki uzlaşmaz çelişki Rusların bu Batılı ve emperyalist karakterinden kaynaklanmaktadır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 421 85 15 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||