Serap Yeşiltuna - İstiklal Harbi’nde Etnik İhanet
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Vatan mücadelesine
dört elle sarılmak
HALK SORUYOR
GÖKÇE FIRAT YANITLIYOR

Tayyip Erdoğan
kanser mi değil mi?
ALİ ÖZSOY
Mücahit gibi yaşamak, Denktaş olabilmek
Kahraman Denktaş'ın cenazesinde saf tutan
zavallı riyakarlar
KAYA ATABERK
Hrant Dink davası
yüreğimizi kanattı
NUR BOSTANCIOĞLU
Uğur Mumcu'nun katili Amerikan emperyalizmi
ESER ÖZALTINDERE
CHP'deki köstebekler ve işbirlikçi değişim modeli

ŞENER ÜŞÜMEZSOY
İzmir'de 7.2 büyüklüğünde deprem olabilir mi?

OKAN İŞBECER
Meclis'te ilk kez
bir Türk konuştu

SERAP YEŞİLTUNA
İstiklal Harbi'nde
etnik ihanet

OZAN BARAKLI
İçimiz yanıyor ama
Anayasa yapacağız

 

 

 

 

Serap Yeşiltuna
İstiklal Harbi'nde Etnik İhanet

Kurtuluş Savaşı ve ihanet dendiğinde gözümüzün önünden pek çok kare geçer…

Yüzlerce yıldır kardeşçe yaşadığımız Rumları düşünürüz…

Hani İzmir'in işgalinde "Zito Venizelos" diyerek İngiliz zırhlılarını karşılayan, Yunan bayraklarıyla Türk konu komşusuna karşı kıyama girişen, "Türkleri kesiniz, zalimleri parçalayınız" diyerek şarkılar söyleyen Rumları düşünürüz…

İlaç yardımı adı altında İngilizlerden silah toplayan…

Sonra Çerkes Ethem gelir gözümüzün önüne…

Kurtuluş Savaşı'nın başladığı günlerde çeteleri örgütleyerek Kuvayı Milliye saflarına katılan ama düzenli Ordunun kurulmasının ardından Mustafa Kemal'e karşı Yunan Ordusu'nun saflarına geçen Ethem'i…

Anzavur bir başka ihanetin adıdır…

Torunlarına kızdığı zaman en ağır hakaret olarak "Anzavurluk yapmayın!" diye bağırmayı seçen anneannemden de duyduğum en büyük hançer… İşgal altındaki Güney Marmara Yunan'a karşı mı duracak yoksa Anzavur'un başlattığı bu Çerkes ayaklanmasını mı bastıracaktır bilememiştir…

Kürtler ve Kürt ayaklanmaları ise ihanetin odak noktasıdır… II. İnönü Savaşı başladığında Koçgiri ayaklanması mı püskürtülecek yoksa Yunan Ordusu'na karşı topraklarımız mı savunulacaktır!

Sonra mütareke basını, sonra Batı yalakası Türk düşmanı münevverleri yıkılmak üzere olan Osmanlı'nın, sonra Paşaları Osmanlı Sarayı'nın, sonra daha neler neler…

Hepsi etnik kusurlu, hepsi etnik bir düşmanlığın ürünü ve hepsi de etnik ayrışmanın planlayıcısı Batı emperyalizminin kuklası…

Bölük pörçük kafamızda yer eden ihanetler ve Kurtuluş Savaşı hikayesi budur. İhaneti anlamadan, kurtuluşu ve zaferi anlamanın da pek imkanı yoktur.


Necdet Sevinç'in kitabı
vatansever Türk evlatlarının ve Türklüğün bir kez daha dirilişini ortaya seriyor. Etnik karşı duruş, etnik kıyam, etnik işbirlikçilik, etnik vatan satıcılığı, etnik piyonluk sadece 20'lerin değil bugünün de en büyük ve en acı sorunu olarak karşımızda dururken hem bu tuzağa karşı uyarıyor hem de mücadele
azmimizi biraz daha güçlendiriyor.

Temmuz ayında yitirdiğimiz Necdet Sevinç, "İstiklal Harbi'nde Etnik İhanet" adlı kitabında bu paradoksu ortaya koyuyor. Kurtuluş Savaşı gerçekten de bu ihanetlere rağmen kazanılmış bir savaştır ve o günü olduğu gibi, bugünü anlamak için de bu ihanetlerin çözümlemesini yapmak gerekir.

Saray ve çevresinde başlayan ihanet

Kitap Mondros ve işgalle başlar.

İlk ihanet Saray'ın ihanetidir. Vatanı, Ordu'yu, milleti tamamen müttefiklerin eline teslim edenler, sadece Türk milletine ihanetle kalmaz, koca bir vatan toprağını gözden çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda bir Kafkas Federasyonu'nun, bir Çerkes devletinin de sözünü vermeye çalışırlar İngilizlere…

Amiral Caltroph ile Rauf Orbay arasındaki bu gizli görüşmenin ayrıntılarını bulabilirsiniz kitapta.

İşgal sonrasında öyle bir çaresizlikle karşı karşıyadır ki Türkler, Osmanlı'nın paşaları devlet kademelerinde tek bir Türk bırakmadığı için, bu kademeleri batıya yaranmak adına tamamen azınlıklarla doldurdukları için savunmasızdır aynı zamanda.

Durumu şöyle özetler Necdet Sevinç kitabında:

"İzmir Yunan birlikleri tarafından işgal edildiğinde İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Rum asıllı Timo Leon Efendi, Özlük İşleri Genel Müdürü Ermeni Ohannes Efendi'dir… Yunan Ordusu Afyonkarahisar'a doğru ilerlerken Afyon Mutasarrıfı ise Klodos Anastas adında bir Rum'dur."

Türk'e de yalnızca direnmek kalır… Kurtuluş Savaşı böyle bir ihanetle başlar böyle de devam eder…

Rumların kıyamını hepimiz dinlemişizdir büyüklerimizden…

İzmir'in işgaliyle birlikte başlayan vahşet görüntülerini Amerikan subaylarının raporlarıyla daha da acı biçimde gözler önüne sermiştir Sevinç:

"Bir subay üst makamlara verdiği bir raporunda arabalar dolusu ölü Türk'ün getirilerek denize atıldığından, bütün Türk dükkanlarının yağmalandığından, morglarda kime ait olduğunun tespiti için bekleyen kesik kol ve bacaklardan, ‘çok yaşa Yunanistan' diye bağırmayan bir Türk subayının kafasının nasıl uçurulduğundan ve Rumların tecavüzlerine uğrayan Türk kızlarından bahsedilmektedir."

Bu işgali "vatanla, devletle, millet ve milli haysiyetle rabıtaları bulunmayan Arnavut asıllı bir Başvekil ile Gürcü Harbiye Nazırı, Kürt Vali ve soyu sopu hakkında herhangi bir kayda rastlamadığımız Nadir Paşa'nın sebep olduğu bir vahşet ve utanç tablosu" olarak niteleyen yazarın kitabında ayrıntısıyla bulacaksınız bu süreci.

Sonra Damat Ferit'in Mustafa Kemal'e engel olmak için azınlıkları nasıl örgütlediğini, İngilizlerle nasıl bir işbirliği yaptığını, nasıl bir Türk düşmanı olduğunu okuyacaksınız. "Ermenilerin hakkını arayan Ferit ve takımının aklına evlerinden sökülüp atılan ve çoğu yollarda telef olan 400 bin Balkan Türkünün hakkını aramak gelmemiştir." diyen yazar bu hükümetin sadece Atatürk'le değil tüm milliyetçilerle nasıl da uğraştığını anlatır ve Malta sürgünlerini de anlatır kitabında…

Sonra öbek öbek örgütlenen ihanetler ve hainler alacaktır tarih sahnesindeki yerini…

İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Derneği, Teali İslam Cemiyeti tamamı etnik kusurlu ve İngilizlerin kışkırtmasıyla harekete geçen Kuvayı Milliye düşmanları tarafından örgütlenecek, Mustafa Kemal'e karşı düşmanlığa başlayacak ve dini de alet ederek "katleri vaciptir" söylemiyle saldırıya geçeceklerdir…

Kürtler Kurtuluş Savaşı'na katıldı mı?

Ancak asıl ihanetler Kurtuluş Savaşı'nın en ateşli günlerinde gerçekleşecektir ve bu düpedüz etnik bir ihanetler zinciridir.

En başta İngiliz işbirlikçisi Kürtler ayaklanırlar, Mustafa Kemal Samsun'a çıkmadan da önce…

Hükümetin zayıf düştüğünden, Padişah'ın bölgenin muhafazasını kendisine emanet ettiğinden, Mardin'de hükümet kuracağından bahseden Ali Batı silaha sarılır. Sonrasında Hükümeti ve Ordu'yu ortadan kaldırıp devlet kurmak istediğini söyleyen Cemil Çeto'nun örgütlediği Kürt ayaklanması başlar Siirt taraflarında. Bu daha bastırılmadan bu kez Fransızların örgütlediği Milli Aşireti isyan eder ve Türkmen Karakeçili aşiretinin ileri gelenlerini asacak kadar ileri giderler.

Ve Kurtuluş Savaşı'nın en sıcak günlerinde Koçgiri İsyanı patlak verir. Bir yanda Yunan ordusu öbür yanda Kürt işbirlikçilerinin arasında direnişe devam eden Türk Ordusu diğer isyanları olduğu gibi bunu da bastırır elbette.

Bu ayaklanmalarla birlikte Necdet Sevinç kitabında çok önemli bir tartışmaya da yer vermiştir. Kurtuluş Savaşı'nı Türklerle Kürtler birlikte mi verdiler? Kürtler Kurtuluş Savaşı'na katıldı mı?

"İstiklal Harbi'nde Kürtlerin de silaha sarılıp düşmana karşı mücadele ettiklerine, zaferi birlikte kazandığımıza Türkiye Cumhuriyeti'ni birlikte kurduğumuza, dolayısıyla Kürtlerin devletin kurucu ortakları olduğuna dair iddialar nezaket icabı söylenmiş siyasi birer palavradan ibarettir. İstiklal Harbi sırasında bazı Kürt aşiretleri anlatageldiğimiz gibi isyan halindedirler. Onlar işgal kuvvetleriyle işbirliği yapmak suretiyle Türk milletine Türk vatanına ve Türk Ordusu'na ihanet etmişlerdir. Kürtlerin çoğunluğu devlete sadık kalmalarına rağmen bazı illerdeki milis kuvvetleri hariç milli mücadeleye katılmamışlardır. Anlatageldiğimiz gibi onlar Türklere karşı işgalci İngilizlerle beraberdirler.

Kürtlerin Çanakkale'de bizimle omuz omuza savaştıklarına dair iddiaların da aslı astarı yoktur. Batı illerinde binlerce şehit verilirken Van 36, Tunceli 30, Muş 8, Mardin 7, Kars 2, Adıyaman 12, Bitlis 63, Bingöl 8 şehitle en az kayıp veren iller arasındadır."

Bu açıklamalar gerçekten önemlidir. Bundan altı yıl önce Gökçe Fırat ilk kez bu tartışmayı açtığında, Kürtlerin Kurtuluş Savaşı'na katılmak şöyle dursun, ayaklanmalarıyla savaşı nasıl sekteye uğrattıklarını, işgal altında olmamalarına rağmen verdikleri şehidin azlığını il il rakamlarıyla açıkladığında kimse bu iddialara cevap verememişti ancak tartışma da hasıraltı edilmişti.

Şimdi Gökçe Fırat'tan ve bu iddiaların ilk kez yayınlandığı "İstila" kitabından her ne kadar bahsetmemiş de olsa Sevinç'in bu rakamları yeniden yayınlamış ve Türk-Kürt kardeşliği palavrasını bir kez daha gözler önüne sermiş olması anlamlıdır.

İhanetin arkasındaki ve emperyalizmin güdümündeki bu etnik karşı duruş Türkleri ne yazık ki bugüne dek hiç yalnız bırakmayacaktır.

Rumlar, Yahudiler, Ermeniler, Aznavur, Çerkes Ethem ve diğerleri…

Bunlara ek olarak, Rumların, Yahudilerin ve Ermenilerin karşı örgütlenmeleri de azımsanmayacak kadar büyüktür. Yine bu kitapta Türk düşmanı Rum papazların hikayesini, Ermeni çetelerin kaçırdığı Türk çocuklarını, Yunan Ordusu'nda 35 bin tane Türkiyeli Rum'un Türkiye'ye karşı nasıl çarpıştığını okuyacaksınız.

Sevinç bu tablonun korkunçluğunu şöyle ifade ediyor kitabında:

"Bu rakama, bu kitabın kapsamı dışında kalan Pontus çetelerini, Trakya ve Batı Anadolu'daki diğer Rum çetelerini, Mersin, Adana, Maraş, Gaziantep, Urfa yöresinde Fransızların emrinde Türkleri yok etmekte olan Ermeni çetelerini ve Kürt ayaklanmalarına katılanları ilave edersek ürkütücü rakamlarla karşılaşırız ki bu rakamlar kendilerini Türk hissetmeyenlerin bu vatanla hiçbir ilgilerinin olmadığını ifade eden somut göstergelerdir."

Kurtuluş Savaşı Güneydoğu'da Kürtler tarafından hançerlenirken, Güney Marmara'da da Çerkesler tarafından sekteye uğratılacaktır. Kafkasya kökenli Çerkes Anzavur Adapazarı'na kadar ilerlemiş, arkasında yine İngiliz desteği ve elinde İngiliz silahlarıyla Kuvayı Milliye kahramanlarını katletmeye çalışırken bir başka Çerkes, Ethem tarafından engellenecektir. Ancak aynı Ethem bir süre sonra Kuvayı Milliye'ye arkasını dönerek Yunan Ordusu saflarına geçecektir. Her ne kadar Çerkeslerin bir kısmı Kurtuluş Savaşı'na destek olsa da çeşitli Çerkes kongreleri toplanmış, ayrılıkçı örgütlenmeler yapılmıştır. Ayrı bir etnik ihanet olarak kayda geçirmiştir yazar kitabında…

Tüm bu ayaklanmaların yanına mütareke basınının aleyhte propagandasını, aydın olarak geçinenlerin manda yanlısı Atatürk karşıtı açıklamalarını ve yayınlarını, Kürt, Arnavut, Rum ve Ermenilerin özerkliğini ve Kuvayı Milliye düşmanlığını merkezine oturtmuş Hürriyet ve İtilaf'ın çalışmalarını da eklersek ihanet tablosu daha da net çıkar ortaya. Ali Kemal'lerin, Sait Molla'ların, Refik Halit Karay'ların etnik düşmanlıkla dolu anti "milli" söylemlerini, tüm karşı propagandalarını yine bu kitaptan okuyabilir, "150'likler" olarak vatandaşlıktan çıkarılan hainlerin aleyhte çalışmalarını ve bunun arkasındaki etnik sebepleri, Türk düşmanlığını yine buradan öğrenebilirsiniz. İskilipli Atıf Hoca'nın gerçekte neden idam edildiğini de yine buradan okuyabilirsiniz.

Necdet Sevinç'in bu çalışması Kurtuluş Savaşı'nı bir kez de bu bakış açısıyla inceliyor. İhanetleri, Kurtuluşun büyüklüğünü, verilen mücadelenin haklılığını ve her şeye rağmen vatansever Türk evlatlarının ve Türklüğün bir kez daha dirilişini ortaya seriyor. Etnik karşı duruş, etnik kıyam, etnik işbirlikçilik, etnik vatan satıcılığı, etnik piyonluk sadece 20'lerin değil bugünün de en büyük ve en acı sorunu olarak karşımızda dururken hem bu tuzağa karşı uyarıyor hem de mücadele azmimizi biraz daha güçlendiriyor.

O nedenle "İstiklal Harbi'nde Etnik İhanet" dikkatle okunmalı, çıkarılan dersler bir yerlere kaydedilmelidir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Gerçekler yoğun probaganda ve psikolojik harp saldırısı  altındaki Türk halkının bilincine bir şekilde ulaşmalı.
Türkler Anadolu'nun ana etnik unsuru olarak sürekli birlik, hoşgörü için çaba göstermiş yüzyıllarca egemen oldukları topraklarda (üstelik  bu günki gibi devletleri sınırlandıran sözde uluslar arası  hukuk, birleşmiş milletler savaş suçları gibi olgular yokken ) daha M.S.  1000  li yıllardan bu güne Anadoluyu etnik olarak tertemiz hale getirebilirlerdi. Bunun için yeterli güçleri her zaman vardı. Bu  gün halen Anadoluda  etnik olarak Türklerden başka gruplarda yaşıyorsa. demek ki Türkler bilinen tarihte en az 2000 yılı aşkındır  etnik temizliğe gitmemiştir ancak diğer küçük etnik gruplar her fırsatta ihanet etmiştir.
Anadolu bugün kültürler mozağiyi ise bunu  Türklerin barışçıl, hoşgörülü ve sabırlı olmalarına borçludur.  Çünkü diğer küçük azınlık gruplarda emperyalizmde her zaman Sevr anlaşmasında  açıkca gün  yüzüne çıktığı gibi Anadoluyu bir mozaik değil aralarında derz dolguları bile olmayan bir fayans döşeme haline çevirmek istemişlerdir.

Tevfik Kaymaz, Kocaeli
30 Ocak 2012


Osmanlılık ve İslamlık kimliklerine ve davalarına Türkler'den başka samimiyetle inanan başka bir millet daha olmamıştır maalesef.Çok acı şekilde tecrübe edinmişizdir geçmişte bunları..Meşrutiyet'ten sonra Mebusan Meclisi'nde bir Rum vekil çıkar kürsüye ve pis bir gülümseme eşliğinde der ki;"Benim Osmanlılığım en fazla Osmanlı Bankası'nın Osmanlılığı kadardır".Bu küstahlık tabiki en ufak bir yaptırım ile karşılık bulmaz.Pontus-Rum cemiyetlerinin,Taşnak Sütyan cemiyetlerinin,Kürt-Teali,Kürdistan Hevi,Arap Birliği,Yahudi cemiyetlerinin memlekette kol gezdiği o dönemde,kronolojik olarak bunlardan sonra var olmaya başlayan Türk Ocakları'nın kuruluşu üzerine sıkı bir kavga kopar bu meclisde.Türk Ocakları'nın kuruluşunun ırkçılık,şovenlik ve hatta şarlatanlık olduğu dillendirmesiyle kavgalar kopar.Ve hatta bazıları bu ocakların Osmanlılık aidiyeti fikrini zarara uğratacağını ifade eder,ne komik değil mi?Bugün ki vaziyete ne kadar çok benzemekde...Demek ki bizim milletimiz çabuk unutuyor.Hatta yeni nesil yakın tarihini bile bilmiyor çoğunlukla ve güncel konuları da en fazla üç gün tutuyor hafızasında.O derece ki,Tayyip'in 5 günlük ağız ve duruş değiştirmelerini sezemeyecek kadar...

Bir de bugüne göz atalım;(daha önce yazma ihtiyacı duyduğum tepkisel bir metin,'toplumsal sağduyu' ve 'ortak akıl' çağrısı yapanlara...)
"
Tehcire zorlanan Ermeniler'den,yağmacı Kürtler adına özür dilenen,Diyarbakır Cezaevi'nin insan hakları müzesi haline getirilmesi dillendirilen bir ülkede,Kuyucu Murat Paşa'nın türbesinin onarılması (İstanbul B.B. tarafından) kadar doğal bir durum olamazdı sanırım...Bu ülkede demokrasi,insan hakları,hümanizm vb. gibi olgular sadece Türk adıyla yan yana gelemez.Hırvat Kuyucu Murat,Anadolu'da bol kanlı Türk kıyımı yaparken,diğer unsurların içinin yağı erirdi ya neyse! Siz hiç Kuyucu Murat Türk kıyımı yaparken dedeleri sessiz kaldığı için vicdan azabı çektiğini beyan edip,özür dileyen Ermeni ya da Kürt ya da Rum kardeşlerimize  rastladınız mı?
Bizimkiler ise Kürt yağmacılar tarafından katledilen Ermeniler ve terörle mücadele kapsamında hakettiğinden dahi az bir muamele gören asi,emperyalizm fahişesi Kürtler için gözyaşları döker,vicdani sızı duyar,özürler dilerler...Hey gidi hey,memlekete bak!.."

Ortak akıl dedikleri,"akıl akıl gel bana takıl" hesabına dönmüş anlaşılan bunlarda..

Arif Çiçek, Elazığ
24 Ocak 2012


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...
 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 421 85 15   Adana: 0322 456 29 40