![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Halk soruyor, Gökçe Fırat cevaplıyor Bu oldukça önemli bir mesele ve açmamız gerekiyor. Gerçekten anlaması ve kavraması güç gelişmeler silsilesi var ortada. Öncelikle Türkiye'nin ulusalcılarla Cemaatçiler arasında uzun süredir süren kavgasında nitel bir dönüşüm yaşandı. Kimileri çok kabul etmek istemese de güncel durumda bu kavgayı Cemaat'in kazandığını ve ulusalcıların tüm devlet kurumlarından tasfiye edildiğini söyleyebiliriz. Şu anda ulusalcıların devlet bürokrasisinde etkin olduğu bir kurum kalmamıştır. Peki ulusalcılardan boşalan bu alan nasıl dolduruldu? İşte önemli olan da bu soruyu doğru yanıtlamak. Çok basit bir gözlemle Refah Partisi döneminden bu yana, tüm devlet kurumlarına önemli bir tarikat sızması olduğunu görebiliriz. Bu sızma artık bir sızmanın ötesine geçmiş, tüm yapıyı ele geçirmiştir. Ancak burada dikkatten kaçan şey, devlet içine sızan tarikatların tek bir bütün olmadığını görmektir. Bilelim ki tüm tarikat ve cemaatlerin kendi içlerinde büyük bir rekabeti ve çatışması var. Bugün devlet içinde yaşanan kavganın en belirgin yanı bu. Özellikle Tayyip Erdoğan'ın hastalığı bu kavgayı yeterince gün yüzüne çıkartmış oldu. Tayyip Erdoğan sonrası dönem için şu an tarikatlar kavgaya tutuşmuş durumda. Ama tarikatların kendi iç kavgalarının tarikatlar içi bir savaş olmadığını da ayrıca iyi bilmeliyiz. Çünkü tüm bu tarikat yapılanması doğrudan dış istihbarat örgütlerinin iç kolları gibi çalışır. O halde tarikatlar savaşı aynı zamanda istihbarat örgütlerinin savaşıdır. Burada Amerika'nın tavrı belirleyicidir. Amerika ilk önce Ergenekon'la devlet içindeki ulusalcıları temizledi. Bu iş için Cemaat'e güç ve destek verdi. Ama Cemaat'in adamları Ergenekon'a Amerika'nın güvenilir adamlarını da dahil ettiler. Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanmasından sonra Cemaat'le Amerika arasında bir gizli savaş başladı. Gördüğümüz kadarıyla Amerika, Cemaat'i tümüyle kontrol ediyor gözükse bile, aynı zamanda bunların güçlendiklerinde ABD'ye tavır alacağını görmekte ve tedbir almaktadır. Fethullah'ın bir Ladin olma riski ABD için göze alınamaz. O nedenle Amerika ile Cemaat arasında bir kavga başladı. Ama kamuoyunun algılayamadığı bir kavga bu. Örneğin PKK kendisine bağlı kaçakçıları sınıra sürüyor ve burada öldürülüyorlar. CIA'nın resmi bülteni gibi çıkan Taraf gazetesi MİT'i hedef alıyor. MİT'in başındaki isim ise Cemaat'e çok yakın biliniyor. O halde PKK ve ABD'nin burada MİT içindeki Cemaatçileri hedef aldığını düşünebiliriz. Ama genellikle bizim kafamız bu tür dolambaçlı ilişkileri çözecek şekilde değil de daha fazla dolambaca sapacak şekilde çalışır. Zaten ulusalcı güçler biraz da bunun için kaybettiler bu savaşı. - İlker Başbuğ'dan sonra sırada Yaşar Büyükanıt mı var? Şemdinli olayından yargılanan askerler suçlu bulundu ve bu askerleri Yaşar Paşa savunmuştu. Dönemin Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın iddianamesi tekrar gündeme gelir mi? İlker Başbuğ'un tutuklanmasını biz önceden tahmin etmiştik. Zaten tahmin etmesi çok da zor değildi. Şimdi kimileri Tayyip Erdoğan'la anlaşan Yaşar Büyükanıt'a bir şey olmayacağını söylüyor. Ama yanılıyorlar ve AKP'yi iyi tanımıyorlar. Ergenekon'da sırada Yaşar Paşa var ve tutuklanacak. Şemdinli dosyası da gündeme gelebilir ama önemli olan 28 Nisan Muhtırası. Bu doğrudan bir darbe girişimi olarak tanımlanabilir. Kaldı ki şunu çok iyi görmemiz gerekir 28 Nisan bildirisi en çok ulusalcı kesimi vurmuştur. Bu ulusalcı muhalefetin yükselişi döneminde yapılmış en büyük baltalama faaliyetiydi. Açık bir provokasyondu. Bunun faili de Yaşar Büyükanıt'tır. - Kemal Kılıçdaroğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik fezlekeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir adım CHP'yi ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu seçmenin gözünde büyütmez mi? Seçim öncesinde MHP'ye yönelik kaset tertipleri tutmamış, ulusalcı seçmen MHP'ye sahip çıkmıştı. Buna rağmen AKP niye böyle bir adım atıyor? Bu da benzeri bir provokatif girişim. Bugüne kadar pek çok siyasi Ergenekon'a sahip çıktı, kimseye de bir şey yapılmadı. Kılıçdaroğlu'na hazırlanan fezleke bu açıdan son derece garip ve anlamsız. Ama Kılıçdaroğlu'nun CHP içinde zor durumda olduğunu biliyoruz. Liderliği sorgulanan bir isim değil gerçi ama artık herkes Kılıçdaroğlu'ndan bir lider olmayacağını anladı. Erkekler iyi bilir mahallede futbol oynarken çocuk sayısı tek olursa bir kişi fasulye olur. O fasulye ilk yarı bir takıma ikinci yarı diğer takıma oynar. Fasulyeden olduğu için de oyunun sonucuna etkisi olmaz. Kılıçdaroğlu işte böyle bir başkandır. CHP'de muhalefet tüzük kongresi için imza toplarken hazırlanan bu fezleke, çok açık bir şekilde, AKP'nin ve Cemaat'in Kılıçdaroğlu'na desteğidir. AKP, Kılıçdaroğlu'ndan o kadar memnundur ki, liderlik karizması yok olan bu Fasulyeden Başkan'a yeniden bir makyaj yapmaktadır. Kılıçdaroğlu'nun bu şekilde popülaritesi ve desteği artacaktır. Burada biraz kıvrak düşünelim, 28 Nisan Muhtırası nasıl AKP'yi güçlendirdi ise CHP içinde Kılıçdaroğlu'nun olması da AKP'yi güçlendirir. Cemaat'in tuzağı ise benzerdir. Kılıçdaroğlu'nun Aleviliği ve Dersimliliği Cemaat'in Türkiye'deki karanlık bölme girişimlerini hayata geçirebilmesi için çok önemli. O nedenle Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başından gitmesini istemezler. - Fezleke olayından sonra uluslararası basında AKP aleyhinde yazılar çıkmaya başladı. CHP'ye dönük bu dış desteği nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunlar beyhude çabalardır. Batı dünyası gayet iyi biliyor ki AKP Batı'nın karşı çıkmasına rağmen iktidarını sürdürme gücü olan bir partidir. Hatta burada denklemi tersinden kuralım. Batı AKP'ye karşı çıktıkça ve CHP'ye destek verdikçe AKP güçlenmiyor mu? O halde Batılılar bunu neden yapıyor? Batılıların amacı AKP'yi yıkmak değil tersine desteklemek. Bu desteği vermenin en iyi yolu ise AKP'ye karşı çıkmak. Batı şu anda bunu yapıyor. Ama madalyonun tersinde Batı artık gerçekten de AKP'den kurtulmak istiyor. Ama bunun zamanını Batı kendisi ayarlayacak. Batı, AKP'nin biraz daha Batı karşıtı noktaya gelmesini istiyor ve bundan sonra AKP ve Türkiye'yi Şer güç ilan edebilecek. Gördüğünüz gibi oyun içinde oyun oynanıyor. Biz de bu oyunları deşifre etmek zorundayız. - AKP iktidarı bir yandan emekli ve muvazzaf subayları hapse atarken bir yandan da BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ı Genelkurmay Başkanı'na "Onbaşı" dediği için topa tuttu ve Ordu'nun PKK'ya karşı mücadelesini yere göğe sığdıramadı, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? - Ordu'nun komutanları hapse atılırken Ordu içinde büyük bir tepki oluşuyor. AKP ve Tayyip Erdoğan zaten Ordu içinde sevilmiyor. Ama bu operasyonlarda Ordu'nun tepki vermemesi için AKP'nin Ordu karşıtı gözükmemesi gerekir, hatta Ordu'nun koruyucusu pozuna bürünmesi gerekir. İşte AKP şu anda bunu yapıyor. Akılcı bir taktik diyebiliriz buna. Diğer yandan PKK ile AKP arasındaki savaşta, AKP'nin gittikçe daha da sertleştiğini tespit etmeliyiz. KCK operasyonları kimilerinin beklediği gibi durmuyor ve genişliyor. Bu, savaşın kızıştığını gösteriyor. Tabi tüm bunların ötesinde insanın aklına başka şeyler de gelmiyor değil. Acaba diyoruz, Tayyip Erdoğan öleceğini biliyor da bari kahraman olarak mı öleyim diyor? Bugüne kadar hep PKK'ya destek verip Ordu'ya ve Türklüğe savaş açmıştı. Böyle gitse bu dünyadan tarihe hain olarak geçer. Acaba böyle geçmek istemiyor mu diye de sormadan edemiyoruz. - Tayyip Erdoğan bu söylentilere karşı kanser olmadığını açıkladı. Buna ne diyorsunuz? Bize pek inandırıcı gelmiyor. Kaldı ki bir Başbakanın inandırıcı olması için bazı resmi açıklamalar yapması gerekir. Biz isterdik ki Tayyip Erdoğan çıksın ve hastalığının tüm detaylarını açıklasın. Alsın eline raporları göstersin. Ama bunu yapmıyor. Hatta kendisi rest çekmeyi çok sever, çıksın ve desin ki getirin doktorları istediğiniz an muayeneye hazırım! Bunu da yapmıyor. Kaldı ki çok basit bir şekilde her ameliyatla ilgili bir rapor tutulur. Tayyip Erdoğan'ın bu ameliyat raporunu ve patoloji raporunu görmedik. Neden inanalım? Burada ister istemez Tayyip Erdoğan'a üzülüyoruz. Hastalığını açıklamamasının tek nedeni var, sevilmediğini gayet iyi biliyor ve hastalığını açıklayıp muhaliflerini sevindirmek istemiyor. Ama daha önemlisi, kendi çevresinde büyük bir kaos yaşanacağını biliyor. Bugün dost görünenlerin hemen kuyusunu kazacağını çok iyi biliyor. Biz yine de Tayyip Erdoğan'ın eğer kanserse bile biraz daha direnmesini ve bir-iki yıl daha yaşamaya gayret etmesini istiyoruz. Yaşarken başımıza bela oldu bari ölürken bu ülkeyi kaosa sürüklemesin.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 421 85 15 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||