![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
Bundan tam beş yıl önce 19 Ocak 2007'de Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul'da öldürülmüştü. Cinayetiyle ilgili dava ise geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği karar sonucunda Yasin Hayal, Ogün Samast'ı cinayete azmettirmekten ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldı. Erhan Tuncel'in ise aldığı cezayla tutuklu kaldığı süre karşılaştırılarak tahliye edilmesine karar verildi. Cinayetin tetikçisi olarak suçlu bulunan Ogün Samast ise daha önceden 2011'in Temmuz ayında 22 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ortada işlenmiş bir cinayet, cinayeti işleyen kişi ve onu bu cinayeti işlemeye azmettirenler vardı. Bu kişiler yakalandılar ve doğal olarak adalete teslim edildiler. Beş yıl süren mahkemenin sonunda da ceza aldılar. Fakat Hrantçı cephe alınan cezalardan da tatmin olmadı. Oysa mahkeme sanıklara verilebilecek en ağır cezaları vermiş bulunuyor. Yasin Hayal'in aldığı ağırlaştırılmış müebbet cezası bilindiği gibi Türkiye'de daha önce teröristbaşı Apo'ya verilen cezanın aynısıdır. Yani otuz bin Türk'ün katline sebep olmuş, bu cinayetlerin emrini vermiş olan Apo ile bir kişinin öldürülmesine Ogün Samast'ı azmettirmiş Yasin Hayal'in aldığı cezalar aynıdır. Bilindiği gibi Apo yargılandığı sırada, asker-sivil Türklerin öldürüldüğü olaylara katılmadığını söylediğinde ve bu cinayetlerin emirlerini verdiğini reddettiğinde kimse buna karşı çıkmamıştı. Ne de olsa teröristbaşı da olsa artık hukuk karşısındaydı. Herkesin susması, adaletin konuşması gerekirdi. Savcı iddia eder, sanık inkâr eder, hâkim de karar verirdi.
Anlaşılan o ki bir Ermeni'nin öldürülmesi, otuz bin Türk'ün öldürülmesinden daha önemli sayılmıştır. İki örnekteki ölen insan sayısının müthiş dengesizliğine karşın cezaların aynı ağırlıkta olması bile Hrantçıları tatmin etmemiştir. Mahkeme sanıkları suçlu bulmasına ve ceza vermesine karşın; Hrant Dink cinayetinin bir örgüt işi olmadığına da karar verdi. Fakat Hrantçılar, sanki dünyada işlenen tüm cinayetler muhakkak bir örgüt tarafından işleniyormuş gibi bir hava yaratıyorlar bugün. Mesele gerçekte örgüt meselesi de değildir Hrantçılar açısından. Hrantçılar çok daha geniş kapsamlı bir öç alma ve mahkûm etme planının uygulanmasını istiyorlar. İktidardan muhalefete ve her telden basına kadar da bu cephe birebir bu hedefin peşindedir. Ermenici siyaset ve basın Davanın karara bağlanmasının ertesi günü çıkan gazete manşetleri, yaratılmak istenen psikolojinin vahametini sergilemeye yetiyor: "Öldüğüyle kaldı", "Derin güç gizlendi", "Bu dava biz bitti diyene kadar bitmez" vs. Sanki davanın sonunda tüm sanıklar beraat etmiştir de bizim basın isyan etmektedir! Siyasiler de en az basın kadar Ermenici bir tavır aldı. Tayyip; "İzlediğim gerek televizyon programları, gerek okuduğum gazetelerde, kamuoyunda vicdani noktada bir rahatsızlık söz konusu" derken Bülent Arınç da "Dink olayı simge bir olaydır. Dolayısıyla bu olay üzerinde yargının çok dikkatli durması gerekirdi. Bu kararın vicdanları tatmin etmediği görülüyor. Ben de işin o tarafındayım" açıklamasını yaptı. Gerçekte Arınç, doğru bir noktaya temas etmiştir. Olay "simge" bir olaydır ve oluşturulan bu simge üzerinden Türkiye farklı bir ortama çekilmek istenmektedir. Bir cinayet üzerinden tüm Türkleri suçlu duruma düşürecek bir Hrant Dink efsanesi yaratılmaya çalışılıyor. Başka yargılamalar için adalet-hukuk mesajları verenlerin, Hrant Dink olayında adaletin verdiği kararın vicdani tatmini sağlamadığını açıklamaları, çok güvendiklerini söyledikleri yargıyı eleştirmeleri sizce de garip değil mi? Bugün Hrantçılar, Taksim Meydanı'nda eylem yapıyorlar. Türkler ise önce evlerinde oturmaya, ardından da sanık sandalyesine millet olarak geçmeye zorlanıyor. Meselenin özü budur. Ancak tüm Türkler tutuklanırsa rahat edecekler Peki, tüm bu "vicdanları tatmin olmayanlar" güruhu ne zaman rahat eder? Yasin Hayal ve arkadaşlarının bir örgüte üye olarak bu cinayeti işledikleri yargı tarafından kabul edildiği zaman mı? Bu "örgütü", "Derin devletin" yönlendirdiği ve "Ergenekon"un bu işin içerisinde olduğu açıklandığı zaman mı? Türk Devleti ve Ordusu bu işten toptan suçlu bulunduğu zaman mı? Cevap bunların hiçbiridir. Bu saydığımız aşamaların tümü de Hrantçıların psikolojik harp stratejisinin adımları olmakla beraber onları rahatlatacak şey değildir. Onların rahatlaması için çok daha ötesi, Türk milletinin her ferdinin bu cinayetin işlenmesinden suçlu bulunması gerekmektedir. Biz tüm Türkler olarak sanık sandalyesine oturtulabilirsek istedikleri olacak. Türk milletinin tüm fertleri tutuklanırsa onlar da "vicdanen rahat edecekler". Bu plan, çok daha geniş kapsamlı ve eski bir psikolojik savaşın parçasından başka bir şey değildir. Bugün biz Türkleri suçlu olduğumuza inandırmak istiyorlar. 1915 sözde Ermeni soykırımı ile nasıl Türkler millet olarak suçlu ilan edilmek isteniyorsa, nasıl ki uydurma iddialarla Türkler, Türklüklerinden utandırılmaya çalışılıyorsa; Hrant olayıyla yapılmak istenen de odur. Dikkat edilirse olayın en başından beri "utanıyoruz", "hepimiz Ermeniyiz" sloganları atılmaktadır bu cephe tarafından. Bunların çabası hem bizim kendimizi suçlu bulmamızı sağlamaktır hem de Türklerin "ben Türk'üm" demesini engellemek. Oysa ortada bir suç varsa, o suçu işleyenlere verilmiş bir ceza da vardır. Hukukun gereği de budur. Fakat bunların derdi hiçbir şekilde hukuk falan değil Türk milletine karşı kinlerinin yarattığı ilkel ve vahşi dürtüdür. ASALA'nın cinayetlerinin hesabı da tüm Ermenilerden sorulsun! Madem bu işlerde mantık böyle işlemektedir; o zaman bizim de Türkler olarak farklı taleplerle onların karşısına çıkmamız gerekir. Bilindiği gibi Ermeni terör örgütü ASALA, özellikle 1970'li ve 80'li yıllar boyunca Avrupa'da görev yapan onlarca diplomatımıza suikastlar düzenlemiştir. Türkleri bilerek ve isteyerek hem de örgütlü eylemlerle öldürmüştür. Hrant Dink olayında mahkemenin olmadığını açıkladığı örgüt bağlantısı; ASALA'nın işlediği cinayetlerde açık bir şekilde vardır. ASALA bu cinayetleri yayınladığı örgüt bildirileriyle üstlenmiştir ve bunların tümünü de Ermeniler adına konuşarak yapmıştır. Bugün Hrant Dink için tüm Türklerden hesap sorma hakkını kendilerinde bulan birileri varsa bizim de Ermenilerin tümünün ASALA'nın cinayetlerinden sorumlu kabul edilmesini isteme hakkımız haydi haydi oluşmuş demektir! Aşiretlerin kan davası ilkelliği ve Hrantçıların öcü Hrantçı cephenin adalet anlayışı günümüzün çağdaş adalet anlayışının yakınından bile geçmez. Bununla beraber başka bir toplumsal ve tarihsel düzeyin anlayışına neredeyse birebir uyacak kadar ilkeldir. Günümüzde bir kişi suç işlediği zaman o suçun cezası mahkemeler tarafından kanunlara uygun olarak belirlenir ve devlet tarafından infaz edilir. Kimse kimsenin akrabalarından, soyundan sopundan, üyesi olduğu ulustan hesap sormaz. Yalnızca ortaçağ kalıntısı aşiretler böyle bir ilkel öç alma duygusuyla kan davası güderler. İnsanların aşiretler halinde yaşadıkları dönemde bu anlayış normaldi. Kişinin üyesi bulunduğu boydan, klandan, aşiretten ayrı düşünülmediği bu çağlarda işlenen suç da kişinin tüm soyuna mal edilirdi. Bugün Hrantçılar da çok demokrat, çağdaş ve hatta solcu olduklarını iddia eden grupların koalisyonu olarak ortaya çıksalar da aynen böyle bir aşiret ilkelliğiyle davranmaktadırlar. Adaletin suçluları cezalandırmasıyla yetinmeyip, suçlulardan yola çıkarak tüm Türkleri cezalandırmak istemektedirler. Bu da "Hrantçıların Öcü"dür. Türkiye'nin bu en demokrat ve solcu geçinenlerinin bu kadar ilkel olduğunu görmek önemlidir. Bu ilkelliğin temelinde ise bu milliyetsiz kesimin en nefret ettikleri şeyin içinden çıktıkları millet olması yatmaktadır. Nefretleri her şeyin üstündedir. Onlara hükmeden şey işte burada gizlidir. Bu yönlendirici Türk'ü yok etmenin delice cazibesidir artık. Hukuk ve adaletin değil kendi aşağılık komplekslerinin tatmininin, Türk milletinden alınacak öcün peşindedirler. Tabi ki bu kompleksli tiplerin durumlarından faydalanan da Türk milletini esir, Türk Yurdunu sömürge yapmak isteyen emperyalistlerden başkası değildir. Tarihte Türkiye'deki Ermeniler bu rolü üstlenmişti. Bugün bir Ermeni nüfus ülkemizde yaşamasa da bu kez de "hepimiz Ermeni'yiz" diyecek kadar Ermenileşenler aynı görevi hakkıyla ifa etmektedirler. Ne Türkleri mahkûm etmeyi başarabilecekler Türk cephesi her yandan saldırı altındadır. Türklük kalesinde açılacak en ufak bir gedik için bile sömürgeciler her fırsatı değerlendirirler. Hrant Dink olayının da tamamen bu çerçeveden algılanması gerekli. Karşımızdaki Ermenici-Kürtçü cephenin temel hedefinin bizim Türklüğümüzü ortadan kaldırmak olduğunu doğrulukla ve açıklıkla tespit etmemiz şarttır. Düşman esas kuvvetlerini bu noktaya yığmaktadır. Bir saldırı karşısında durabilmek için bu saldırının yoğunlaştığı noktada çok sağlam bir savunma hattının kurulması olmazsa olmazdır. Bizim de Hrantçıların saldırısı karşısında onlara Türklük cephesini sağlamlaştırarak karşı çıkmamız tek yoldur. Biz bu noktalarda sağlam durduktan sonra onlar amaçlarına asla ulaşamayacaklar. Ne Türk milletini mahkûm etmeyi başarabilecekler, ne de Türkleri "Ben Türk'üm" demekten vazgeçirmeyi… Ermenicinin, Kürtçünün, emperyalistin ne dediğinin bir önemi yok. Yeter ki biz; "Hepimiz Türk'üz, hepimiz Mustafa Kemal'iz!" diye haykırmaya devam edelim! Bu psikolojik savaş 2007'de başlatıldığında TÜRKSOLU buradaydı. Herkesin bu psikolojik saldırının atmosferine kendini kaptırdığı anda Türklüğümüzü meydanlarda bir tek biz haykırmıştık. 2012'de biz yine buradayız ve yine aynı slogan dillerimizde: "Hepimiz Türk'üz, hepimiz Mustafa Kemal'iz!"
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 421 85 15 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||