Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - "Kürt diasporası"nın tehciri
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtlere tehcir!
"Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı
nasıl uyduruldu
ALİ ÖZSOY
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin hayırsız "Hayır" kampanyası
ÖZGÜR ERDEM
İşte AKP Türkiyesi:
Memurun itiraz hakkı var generalin yok
KAYA ATABERK
Batıya Kürt göçü ve Türklerin doğal tepkisi
OKAN İŞBECER
BBP bölünüyor mu?
TUĞRUL ÇELİK
Kendi kaleminden
Fidel ve Küba Devrimi
TEVFİK KAYMAZ
Anatarantika Birliği'ne
tam üyelik
TÜRKKAYA ATAÖV
Afrika'nın kendi geçmişi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
"Kürt diasporası"nın tehciri
FAHAMET YALÇINKAYA
İnsanlar ve hayvanlar
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (30)
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
"Kürt diasporası"nın tehciri

Kürt diasporası kavramı

Yukarıda başlıkta belirtildiği gibi “Kürt diasporası” kavramı Izady’nin 90’lı yıllarda Amerikan Kongresi’ne yaptığı açıklamalarda getirdiği bir terminolojidir. Bu kavram, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ı kapsayan Pan-Kürt devletinin kurulmasının koşullarının 90’lı yıllarda olanaklı olmadığını vurgulamaktaydı. Ama altına, “böyle bir devletin kurulabilme şartı Birinci Dünya Savaşı öncesi koşulların gelmesiyle mümkün olabilir” diyerek, gelecekteki Körfez Savaşı’nı Birinci Dünya Savaşı koşulları olarak ortaya koymuştu. Burada Pan-Kürdik birleşik Kürt devleti kurulduğunda ana sorun; Kürt nüfusunun büyük bir çoğunluğunun, yarıdan fazlasının, bulunduğu Türkiye’nin batı bölgelerindeki İstanbul, İzmir, Mersin, Adana, Antakya, Bursa ve Antalya gibi bölgelerdeki Kürt nüfusunun sorunu olarak ele alınmaktaydı.

Bu sorun İsrail diasporası örneğinde olduğu gibi, yani Türkiye’nin batısında yaşayan Kürt diasporasının Güneydoğu’da kurulan Pan-Kürt devlete göçebilme ihtimalidir. Ama diğer taraftan ise ekonomik koşullar nedeniyle bu göçün gerçekleşemeyeceği ortadadır. Bu tespitten geçmişte Kürt sorunu üzerine yazdığım ilk yazıda, “Kürt komprador burjuvazisinin oluşturulması” kavramını ele alarak, İstanbul, İzmir, Mersin, Antakya limanlarında, Kürt diasporasının kontrolünde ekonomik bölgeler yaratılması projesinin Izady’nin üstü açık olarak vurguladığı bir proje olduğunu belirtmiştim.

Kendileri bugüne kadar Kürt
kimliğinin inkarı Kürtlüğün inkarı gibi bir kavramı ileri sürerken gerçekte Türklüğün reddi ortaya çıkmaktadır. İşte bu Türklüğün reddinin ortaya
çıkışının sebebi Kürt olarak ekonomik kazanımları nedeniyledir. İşte bu
ekonomik kazanımların tersine
döneceği yani Kürt olma nedeniyle Türkiye’den batı şehirlerinden
Kürdistan’a zorunlu bir göç
uygulayacağı riski olduğunda
herkesten fazla kendilerinin Türk
oldukları gerçeği hatırlanmakta ve tersine PKK’lı değil Türk bayrağı
altında mutlu yaşadıkları gerçeği
ortaya çıkmaktadır.

Kürt diasporasının amacı

Kuzey Irak’taki Kürt devletinin tek başına veya Pan-Kürdik devlet şeklinde ekonomik olarak var olabilmesi ancak, İskenderun’dan başlayarak İstanbul’a kadar giden, hatta Karadeniz limanlarını da kapsayan Kürt bölgelerinin yani Kürt komprador burjuvazisinin oluşturulduğu Kürt diasporasının egemen olduğu bölgelerin yaratılması temelinde gerçekleşebilir. Bunun kanıtlayan bir örnek Barzani’nin kıyısı olmadığı halde uluslararası deniz ticareti yapan flamayı talep ederek almış olmasıdır.

Peki, buradaki amaç nedir? Birincil amaç, Kerkük petrollerine el koymak ve Kürt devletinin bu petrolleri dünya pazarlarına yani Avrupa’ya pazarlayabilmektir. En yakın limanlar olan 500 kilometrede Akdeniz limanları ve İstanbul limanlarında oluşacak Kürt diasporasının elindeki özerk bölgeler veya kanton bölgeler olarak adlandırılabilecek, hukuksal kavramı tartışılabilir bölgeler aracılığıyla petrolün Avrupa’ya ulaştırılması birinci hedeftir.

İkinci hedef ise ekonomik olarak bu devletin Amerikan dolarlarıyla desteklenebilmesi geçici bir süreçtir. Amerika’nın bu bölgeden çekilmesi süreci sonrası bu bölgede ekonomik bir akışın sağlanması gerekmektedir. Bu anlamda da potansiyel olarak Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinin ekonomik olarak çok gelişmiş bir bölge gibi sunulması ve Güneydoğu’nun bu bölgeye özendirilmesi bir süreç olarak geçmişte yaşanmıştır.

Bu boyutuyla bakıldığı zaman sürekli olarak bu ekonomik ve siyasal resmi görmeden Kürt problemi üzerine yapılan tüm konuşmalar hayali bir zeminde ve havada kalan konuşmalardır. Aslında Izady’nin 90’lı yıllarda belirttiği gibi Pan-Kürdik devlet Birinci Dünya Savaşı koşullarının gerçekleştiği durumda olabilir ki, bu koşulların daha yoğun olanı Irak operasyonudur. Belki ileride İran operasyonu olacaktır.

Kürt diasporasının zorunlu tehciri

Bu boyutuyla Pan-Kürt devletinin kurulabilme olanağı gözükmektedir. Ama bunun ekonomik olarak yaşayabilme olanağı söz konusu değildir. Buna tutarlı bir şekilde tavır gösteren Türk devleti, buna engel olabilir. Pan-Kürdik karasal devletinin limanlara açılımını sağlayacak Kürt diasporasının koşullarını pekiştirecek bir iktidar biçimi Türkiye’de egemen olmazsa bu devlet yaşayamaz.

Daha açık bir ifadeyle söylersek eğer Güneydoğu’da Kürdistan kurulduktan sonra doğal olarak tüm ulusal devletlerin kurulması sonrası gelişen etnik olarak tehcir ve etnik mübadele zorunlu bir olay olarak gözükmektedir. İşte bu etnik zorunluluk Kürdistan kurulduğunda İzmir, İstanbul, Mersin, Adana, Bursa, Antakya’daki “Kürt diasporası”nın zorunlu olarak tehcirini yani “Kürdistan”a geri dönüşünü sağlama durumu yaratıldığında “Kürdistan”ın kurulma koşulu ortadan kalkacağı gibi ekonomik olarak var olabilme şartını da ortadan kaldıracaktır. Bu durumda PKK’nın “Biz Türkiye’den ayrılmak istemiyoruz” tezini birçok aklı evvel unsur “Aaa, Türkiye’yle birleşmek istiyorlar” gibi algılamaktadır. Oysa buradaki tez Izady’nin de vurguladığı gibi hem Barzani’nin hem de PKK’nın esasını oluşturduğu en büyük Kürt nüfusunun İstanbul, İzmir, Mersin, Adana, Antakya, Bursa gibi iller olduğu tezidir.

Öyleyse “Kürdistan”ın artık bu bölgeler olduğu şeklindeki bir yorumla Güneydoğu’da kurulacak bir “Kürdistan”la yetinmemekte, tersine Türkiye’nin bu bölgelerinde hak iddia edebilmeleri “Türklerle Kürtler birlikte burada öldü” söylemiyle ikiz yasalarla elde edilmiştir. Sorun, herhangi bir seçimde veya nüfus sayımında batı bölgelerindeki unsurların kendilerini Kürt olarak yazdırması ve buradan hareketle ikiz yasalarda geçen halkların kendi kaderlerini tayin hakkının verilmiş olmasıdır.

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve ikiz yasalar

Devrimci bir tavır olan Lenin’in “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” sömürge ve bağımlı ülkelerdeki ulusal hareketlerin emperyalizmden kopması ve emperyalizmin geriletilmesi anlamında bir devrimci projedir. Aynı şekilde Wilson’un savunduğu sömürgelerde “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” Avrupa’nın klasik emperyalist devletlerine karşı, İngiltere ve Fransa’ya karşı, Afrika ve Asya’daki devletlerin bağımsızlıklarını elde ederek Amerika’ya entegre olmasının yolunu açan bir projedir.

Ama burada bahsedilen proje, sömürgelerde ulusların kendi kaderini tayin hakkı çizgisindeki ilerici bir çizgi değildir. Tersine sömürge ve bağımlı ülkelerin ulusal devletlere dönüşmesinden sonra bu ülkelerin sistemle çelişmesinden hareketle buradaki ulusal devletleri tasfiye etme projesidir. Bunun için bu ülkelerde yeni etniler ve cemaatler yaratılıp bu etnik grupların kendi kaderini tayin hakkını savunularak, emperyalist sisteme karşı duran ulusal devletler parçalanmak istenmektedir.

İşte bu anlamda ikiz yasaların ısrarla vurgulanması, Kürt nüfusunun da nüfus sayımıyla Kürt olarak geçirilmesi ve bunun yanında Avrupa Birliği’nin Kürtleri ve Alevileri azınlık olarak vurgulamasına karşılık Kürtlerin “Hayır biz azınlık değiliz, kurucu halkız” söylemiyle ortaya çıkmalarını bir arada gördüğümüz zaman, aslında Kürtler bizden ayrılmak istemiyor söylemini ifade ettiği sanılmaktadır.

Tersine kurucu halk olarak var olmak Pan-Kürdik devletin ayrılması dışında Türkiye’de de Kürt bölgelerinin oluşturulmasının yolunu açmaktadır. Bu kantonlar şeklinde de olabilir ve yahut da Türk kavramının dışlanarak “Anadolu Cumhuriyeti”nin oluşturulduğu bölgede Türk ve Kürtlerden oluşmuş özerk bölgelerin ikili yapısının savunulması şeklinde karşımıza gelmektedir. Oysa bu açıklıkla ortaya koyulduğunda Türkiye’de buna tüm batı karşı çıkacaktır. Ama bunun yerine kardeşlik, bir arada yaşama, ayrılmak istemiyoruz söylemleriyle bu maskelenmektedir.

Türkler tepki verdikçe Kürtler geri çekiliyor

Ertuğrul Özkök “Türkler birlikte yaşamak istiyor mu?” “Kürtler ayrılmak istiyor mu?” sorusunu ortaya koyduğunda aslında bu noktanın altını kapalı olarak çizmiş durumdadır.

Bu boyutuyla bıkıldığında en büyük tepkiyi almıştır ve genel olarak biz birlikte yaşamak istiyoruz söylemine getirmektedir. Ama örneğin Hasip Kaplan “Birlikte yaşamak istiyoruz. Benim karım Türk. Oğlum Türk mü Kürt mü? Kızım Türk mü Kürt mü?” derken, daha evvel de Kürt nüfusunun nüfus sayımıyla saptanması talep edilmiştir.

Böyle bir talep Kürtlerin de kurucu bir unsur sayılıp, Türkiye’de kurucu halk olarak, kendi kaderini tayin hakkına sahip olma hakkını elde ederek BM’in ikiz yasasıyla Güneydoğu’da değil, zaten güneydoğu fiilen ayrılmış durumda iken, batıda Kürt bölgelerini oluşturma çabasıdır. Eğer “Kürdistan” kurulacak ise o zaman doğal olarak bu ulusal devlete diasporadaki tüm halkın tehcirini zorunlu hale getiren bir hareket Türkiye’nin bölünmesinin, “Kürdistan”ın kurulmasının önünde en kuvvetli engel ve Türkiye’nin yeniden tekleşmesinin (reunification) şartıdır. Bu durumda Türkiye’de bu iradeyi gösterecek bir devletin ve ordunun var olması durumunda Türkiye’nin bölünmemesinin garantisi bu iradenin gösterileceğinin ortaya koyulmasıdır.

Bu durum ortaya koyulduğu zaman batı bölgelerindeki ekonomik durumunu sağlamış hiçbir diaspora Kürt unsurunun doğuya gidip “Kürdistan”a yerleşme talebi olmayacağı açıkça belirgindir. Bunun da kanıtı “biz Türklerle birlikte kaynaşmış durumdayız” söylemiyle ortaya çıkmaktadır.

İç savaştan Kürtler zararlı çıkar

Ama tersi durumda, yani bundan evvel Türkiye’de bir iç savaş çıkarsa, Türkler mi yoksa Kürtler mi kazançlı çıkar sorusuna veya tersten soralım Kürtler mi Türkler mi zararlı çıkar sorusuna PKK’nın verdiği cevap daima Kürtlerin kazançlı çıkacağıdır. Bu durum da aslında Türklerin apolitikleşmiş kardeşlik söylemi içinde bir politikayla farklılığı görememesinden kaynaklanmıştır.

Ama ne zaman ki İnegöl’de, Erzurum’da, Dörtyol’da bu şehit cenazelerine ve batı bölgelerinde Kürtlerin bu şehit cenazelerine ve mahkemelere zafer işareti yaparak çıkmalarına halkın kendiliğinden bir hareketle Kürtlere karşı tavır alması sonrası bu bölgelerde yaşayan Kürtler “Biz PKK’ya karşıyız, biz AKP’ye oy veriyoruz. Burada DTP’ye oy veren yoktur, biz aynı bayrak altında yaşamak istiyoruz” söylemine gelmiştir.

İşte bu noktada aslında ikinci çelişki Kürtler açısından yapılan Izady’nin ince taktikleriyle geliştirdiği Barzani ve PKK’yı da kapsayan söylem, Pan-Kürt devletine Kürt diasporasının entegre olması, Kürt diasporasının demokratik haklarının, hukuksal haklarının ulusal ve uluslararası olarak sağlanması projesi olarak da tanımlanan demokratik açılım, kendi resmini ortaya çıkarmıştır.

Anadolu Türksüzleştirilerek yerine Kürtler getirildi

Yani 50 yıl evvel Güneydoğu Türk yoğunluklu iken günümüzde Güneydoğu’da Türk’ten bahsetmek mümkün değildir. Bu anlamda bakıldığı zaman Güneydoğu’da bütünüyle Türksüzleştirme gerçekleştirilmiştir. Güneydoğu tarihine 100 yıl evvel baktığımız zaman bütünüyle Türk olan tarihi, bin yıl evvel mutlak olarak Türk olan tarihi, yüz yılda bütünüyle Türksüzleştirilmiş bir görüntü vermektedir.

Bu anlamda eğer bir “Kürdistan” kurulacaksa bunun önündeki yegane engel, batıdaki Kürt diasporasının yeni kurulacak “Kürdistan”a tehcirini zorunlu hale getirecek bir iktidardır. İşte bu iktidar emperyalistlerin ve Kürtlerin en çok korktuğu şeydir. Keza bu iktidarın politikasını destekleyen veya bu iktidarı oluşturacak olan halkın tepkileri, taşıma sanayisinde, otelcilikte ve ticarette gelişmiş Kürt komprador burjuvazisi olma yolundaki unsurlara bu projenin kolay olamayacağını göstermiştir. Bunun için de “kardeşlik”, “biz birlikteyiz” tezi ileri sürülmektedir.

Kürtler Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda yoktu

Oysa kurucu Kurtuluş Savaşı’nın kurucu halkı olarak ortaya çıkarılan Kürtlerin tarihini incelediğimiz zaman Batı Anadolu’da Kürtler hiçbir şekilde bu savaşta yer almamıştır. Güneydoğu’daki savaşlarda da gerek Antep, gerek Maraş’taki hareket de kesinlikle Kürtlerle ilgili bir hareket değildir. Burada “vurun Kürt uşağı” dediğimiz kavramda bile o kabile Kürt kabilesi değildir. Bunun ötesinde Güneydoğu’da Kürt unsuru olarak sunulan birçok unsur Tatar ve Türkmenlerin Şafileşmiş unsurudur. Yavuz Sultan Selim’in bu bölgedeki Türk bölgelerini Diyarbakır’dan, Van’dan, Musul’dan Kızılbaş Türkleri kovmasıyla bu bölgeye Şafilerin yerleşmiştir. Şafiler de Selçuklu döneminde gelen Türkmenlerin Şafileşmesiyle ortaya çıkmış bir guruptur. Bunların konuştuğu Farsi dil de Selçukluların konuştuğu Farsi dildir.

Bu anlamda günümüzdeki Kürt kimliğini incelediğimizde bunun birkaç yüzyıl gerisinde Kürt kimliğini Türkmen kimliğiyle görmekteyiz. Bunun çok basit örneği Kürtleşme olgusu, Yavuz Sultan Selim’le yani Şafileşmeyle başlayan olgu, Abdülhamit döneminde Kürt Teali Cemiyeti ile ortaya çıkan Abdülhamit Alaylarıdır. Ama onlar da kendi kökenlerini batılıların söyledikleri gibi Hint-Avrupalı değil Pehlevi olduklarını vurgulamıştır.

Kürt Teali Cemiyeti öncesi Kürt toplumunun yapısını incelediğimiz zaman Abbas Veli’nin “Kapitalizm Öncesi İran Toplum Yapısı” eserinde karşımıza Kürt bölgelerinde egemen Aşarileri görmekteyiz. Bunlar Yavuz Sultan Selim’in verdiği fermanla bu bölgeye egemen olan ailelerdir. Aşarilere bağlı gulamlar yani paralı askerler, onlara bağlı nökerler, İlhanlı toplumunun, Tatar toplumunun toplumsal yapısıdır.

Aşarilere bağlı toprağa yerleşik Goran, Gurman, Miskin gibi köyler söz konusudur. İşte Kürt olarak tanımlananlar Goranlardır. Ama ilk zamanlar Aşariler kendilerini Kürt olarak görmemiştir. Keza Şerefname’de de Aşarilerin Halit bin Velit’ten veyahut da Abbasilerden veya Hakkari’deki Aramilerden veya Bitlis’teki Kisra İran-Sasani krallarından geldiklerini vurgulamaktadırlar. Bu boyutuyla bakıldığı zaman Güneydoğu’daki Kürt kimliği, Şafilik temelinde Yavuz Sultan Selim tarafından Kızılbaşlara karşı atılan bu kimlik, Abdülhamit tarafından yeni yapı kazanmıştır. En çok batılıların Hint-Avrupa kavramıyla ortaya çıkmıştır. Ama her aileyi incelediğimiz zaman kökeni iki nesil sonra Türkmene çıkmaktadır.

Çanakkale savaşını Türklerle Kürtler birlikte verdi söylemi ileri sürülmektedir. Oysa Diyarbakır, Van, Hakkari gibi illerden gelenlerin tümünü Kürt saymaktadırlar. Tersine bu bölgeler bütünüyle Türk özelliktedir.

Kürtlüğün ortaya çıkışı

Ama Diyarbakır’ın tarihini de, Amed olarak tarihini de, Artuklu Beyliği’nin Amed ve Hisnike kolunu oluşturmuştur. Artukoğlu, Selçuklu Türkmenlerinin komutanıdır ve Ahlât yine Sökmenlerin elindedir. Musul Aksungur Zengilerinin elindedir. Halep ise bütünüyle Türkmen kabilelerinden olan Zengilerin elindedir. Türkmenliğin Şafilik üzerinden Kürtleşmesi olgusu ancak 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Ama buna rağmen Diyarbakır’ın çok yakın tarihinde Kürt nüfusundan çok daha fazla merkezi bir Türk nüfus söz konusudur ve burada Türklük egemendir. Ama günümüzde burada Türk’ten bahsedilemez. Dolayısıyla Doğu Anadolu’dan katılan herkesin Kürt sayıldığı bir yaklaşımın hatasını bu noktada görmemiz gerekir.

Bu boyutuyla doğuda Kars bölgesinde de Terekeme olan birçok Türkmenin de Kürt olarak algılanması bu yanlışlardan biridir. Diğeri de örneğin Tunceli bölgesindeki Alevi Türkmenlerin Zaza ve Kürt olarak algılanması tarihsel bir yanlıştır. Bu tamamen Saltukoğlu Beyliğinden gelen ve bunun devamı olarak da buna ilaveten Harzemşahların buraya yerleşmesiyle Türkmenlerden oluşmuş bir yapıdır. Buna karşılık Kızılbaşlar daima Mısırdaki Memlüklülere karşı bir politika izlediği için İlhanlıların egemenliğindeki Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Timurlar daima Mısır’daki Mısır sultanlığı Memlüklülere karşı bir tavır olarak bölünmüştür ve bu arada da Mısır’da Selahattin Eyyubi döneminde Güneydoğu’ya yerleşen Şafilik de esas olarak Kürtlüğün temelini atmıştır. Ama Selahattin Eyyubi Kürtlükle ilişkili olmadığı gibi bütün askerleri Türk olup Kürtlerle arası da hiç hoş olmayan ve Kürtlüğü hiçbir şekilde içine almayan bir komutandır. Buna rağmen Kürtler Selahattin Eyyubi’yi sahiplenmektedir.

Kürt istilası ve ekonomik gücün Kürtlere geçmesi

İşte bu noktada Güneydoğu’dan ve Doğu Anadolu’dan gelenlerin Kürt sayıldığı bir dönem gelişmiştir. “Biz Kürdüz” diyerekten ekonomik güç yapmak için sokaktaki pazarı, sokaktaki büfeyi, sokaktaki otoparkları ele geçirme politikası izlenmiştir. İşte bu noktada bugüne kadar PKK destekli bir güçle sokağı ele geçirme, kıyıları ele geçirme politikası başarıya ulaşmıştır ve hatta mafyaya karşı yapıldığı ileri sürülen operasyonun aslında Kürt komprador burjuvazisinin yaratılması için olduğunu vurguladığım nokta hayata geçirilmiştir.

Günümüzdeki çelişki de bu Kürt komprador burjuvazisi olarak Güneydoğu’dan gelen unsurların batı bölgelerinde ekonomik egemenliği ele geçirmesi bu bölgede tepkiye neden olmaktadır. İşte bu tepki sonucu ortaya aslında ekonomik temelli etnik görünümlü çatışma ortaya çıkmaktadır.

Ama burada ikinci bir hata doğudan gelen herkesin Kürt olarak yorumlanması söz konusu olmuştur. Eğer Türkiye’deki irade Kürdistan kurulacaksa biz de batı bölgelerindeki Izady’nin söylediği gibi Kürt diasporasının zorunlu bir şekilde tehcir edileceğini deklare ederek ve bunun hayata geçireceğini vurgulayarak gerçekte bölünmüş Türkiye’nin tekrar birleşmesini sağlayabiliriz. Bu olgu gerçeğin kendisidir. Herhangi bir ayrımcılık ve çarpıtma değildir ve bu anlamda gördüğümüz olgularda Kürt olarak PKK’lı olarak bir güç olduğunda ortaya çıkan tüm doğulu unsurların kendini Kürt ve PKK’lı saymaları söz konusu olmuştur.

Ama tersine döndüğü zaman PKK’ya karşı ulusal bir tepki doğduğu zaman Türklerin Kürtlere karşı bir tepkisine dönüşme noktasına geldiğinde o zaman diaspora PKK’lı ve Kürt olma kavramının kendisine ekonomik olarak katkıda bulunamadığı noktada bu kavramı reddedeceklerdir. Çünkü gerçekten kendileriyle konuştuğumuzda, ailelerini, kökenlerini incelediğimizde bir nesil öncesi farklı bir kimlik çıkmaktadır. Ama o noktada söyledikleri şudur “canım gerçek o olabilir biz Türkmen olabiliriz ama kendimizi Kürt hissediyoruz. Biz Arami olabiliriz ama Kürt hissediyoruz” demektedirler.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Tamamı doğru tespitler. Katılıyorum ama sadece bir kelime üzerinde durmak istiyorum
Bu kelime doğudan göç kelimesidir. Ben bunu " istila " olarak değiştirmek istiyorum.
Bizim bugün büyükşehirlerde yaşadığımız , alenen bir istila dır. yıllardır planlanmış ve düzenli bir istiladan bahsediyorum.

Saygılar

Müjdat, İstanbul
12 Eylül 2010


Türkler,Demirel'in Irkçı-Malthusçu nüfus politikası ile üreme işini bitirdiler.Atatürk'ün nüfus bir milletin hayati konusudur,Almanya'yı geçip 100 milyon olmalıyızdan görüşünüde sözde ATATÜRKÇÜLER ırgalamıyor.Nüfus planlaması bir Türk soykırımıdır.

Metin, İstanbul
7 Eylül 2010


kürtlerin sahip çıktıkları amed,dersim,urfa,van vb şehir adları bile ya arabça yada rumcadır,türkler gelmeden önce biz anadoludaydık savı boştur

Mehmet Şahin, İstanbul
6 Eylül 2010


NE ÖZERKLİK NE KÜRT DEVLET OLAMAZ

kimi güneydogu kimi batıda
Kopması mümkünmü biribirinden
Kimisi türk olmuş kimi yarı kürt
Ne özerklik ne kürt devlet olamaz

Dogudan göç etmiş gelmiş batıya
İç güç kurmuş çoluk-çocuk doyura
Hangi ağa kucak açıp kayıra
Ne özerklik ne kürt devleti olmaz

Haydi farzedelim gitti doguya
İş güç yok başlarlar hırsızlıga
Bir birine düşer kıran kırana
Ne özerklik ne kürt devlet olamaz

boşa hayal kurma kürt devlet olmaz
Lafla siyasetle  bu iş yürümez
Pkk bitirilir  zerresi kalmaz
Ne özerklik ne kürt devlet olamaz

Çapulcu zihniyet körüklesede
Başka sözleri yok siyasetinde
Hangi akıl bunu kabul ederse
Ne özerklik ne kürt devlet olamaz

Sabit böldürmeyiz türk devletini
Cezasız bırakma  hevesleneni
Anayasa kitapların kitabı
Ne özerklik ne kürt devlet olamaz

Ozan Sabit Özdemir, İstanbul
1 Eylül 2010


bunlarla tek çözüm şekli tehcirdir çünkü it ile çuvala girilmez

Cumhur, İstanbul
30 Ağustos 2010


Kürt'ler biz Bizansli'lari yenip Anadolu'ye yerlestikten sonra Kuzey Irak'dan, Kuzey Iran'dan, Suuriye'den gelip Anadolu'ya yerlesmislerdir. Biz Anadolu'ya geldigimizde burada yalnizca Bizans'lilar(Rumlar), Ermeniler, Süryaniler vardi. Osmanli Anadolu'da müslüman halk çogalsin diye büyük bir hata yaparak Kürtlerin Anadolu'ya göç etmelerine izin vermis hatta topraklar vererek tesvik etmisdir..
Dolayisiyla Anadolu Kürtlerin yurdu degildir..
Bütün Kürtler anayurtlarina(Kuzey Irak'a, Kuzey Iran'a, Suriye'ye) sinirdisi edilmeliler..
Polis'e tas atan çocuk yakalandiginda aile fertlerinin hepsi T.C vatandasligindan çikarilmalidir..

Mehmet Kemal, İstanbul
30 Ağustos 2010


Kürt Diasporasi nin Tehciri manşetli habere istinaden, benim de aklima birşeyler düştü, anilarimla ilgili..
*
Bu vesileyle, şu, Bilmem Ne Acilimlari Kepazelikleri ile vatanimizi adim adim bölünme eşigine sürükleyen, Bölün(e)mez Türkiye´mizin ayril(a)maz bölgeleri olduklari halde, Dogu ve Güneydo Anadolu´muza Türklerin; emniyetsizlik, can korkularindan göc edip, kök salamadiklari, hal böyle iken, Kürtlerin; buna orantisiz bir yogunlukla TC´nin her karişini mesken tuttuklari, binaenaleyh, plánsiz böylesi bir Kürt göcünün TC´ye kangren gibi sardigi ile ilgili bir animi anlatmama izin veriniz lütfen, Dostlar !
*
....Ízmir(im)den sonra ikinci göz agrim Manisa´ya ugradim gecenlerde şöyle bir.
*
Özlemiştim !
*
Sakinlik, huzurluk vericiligini, yemyeşil, gepgeniş bulvarlarini, civil civil cay bahcelerini, Tarzan´li ruhunu, dagini, baglarini, ne bileyim ben, herşeyini !
*
Özlemimi icime gömeydim, ugramaz olaydim, keşke !
*
şalvarli, pala biyikli babolarla.... babolarin sari/kirmizi/yeşil oyali yaşmakli, bir düzine cocuklu karilariyla.... arap fellah türbanli.... binbir badem biyiklilarla nasil da bir başkalaşmiş, başkalaştirilmiş, başkalaştirmişlar Manisa´mi, Tanrim !
*
Caddelerinde, carşilarinda yürünemiyor, tika basa, dosdolu !
*
Nefes alamiyor, hemencene otobüse atiyorum kendimi, ver elini Ízmir, diye.
*
Oh, hayat varmiş nihayet, derken, o da ne ?!
*
Bol acili, lahmacunlu, cig köfteli arabesklerin biri bitmeden, öbürü başliyor; loi, loi, loi.... yalelli, yalelli, yalelliiiii..!
*
Sabrediyorum !
*
Biter, Türk sanat müzigi calar nihayetinde şoför belki, umuduyla.
*
Yok !
*
Bitmiyor !
*
Ta Bornova´ya kadar Arabesk yavşakliklari´yla kulaklarimin, müzik zevkimin icine siciliyor, tabiiri caizse !
*
Yetti ulen yetti be, diye haykiriyorum, avazim ciktiginca..
*
" Íbo´nun son kaseti var beyim isterseniz, eyidir, gözeldir, he vallah babo ha.." demesin mi, muavin..
*
Cildiracagim, dayanamiyorum artik !
*
Bayrakli yakinlarinda dişari atiyorum kendimi, zar zor..
*
Derin bir nefes aldiktan, kurtuldum şükür falan filan derken; loi, loi, loi.... yalelli, yalelli, yalelli´ler kulaklarimi tirmaliyorlar yeniden, bir yerlerden..
*
..sagimda, önümde, arkamda durup, yolda ördek(yolcu) kapan taksilerden, dolmuşlardan, otobüslerden !
*
Her yerde onlar !
*
Her heybesini, her inegini, her kalaşnikofunu, bombasini kapan.... TC Dingo´nun Ahiri imişcesine paşa gönüllerinin estigi her yere gecekondularini kondur(t)an -Türkiyeli- babolar.... sari/kirmizi/yeşil oyali yaşmakli, bir düzine cocuklu -Türkiyeli- karilar, sadece Dogu ve Güneydogu(muz)da degiller, kuzey de, güney de, bati da, vatanin her karişindalar, vesselam !
*
Loi, loi, loi..
..yalelli, yalelli, yalelli´li Arabesk yavaşakliklari da !!

Gavur İzmirli, İzmir
26 Ağustos 2010


Dünyaya sosyal demokrat bir gözle bakarken,ırkçılığı bilmiyorduk ve herkesi TÜRK BİLİYORDUK. Ama şimdi bazıları kendilerini başka bir millet sayıyorlarsa  türk milleti niye dilini anlamadığı hain bir ırkı besliyor 90 yıldır?Geri kalma sebebimiz bunlar!Kürtlerle yaşamak istemiyoruz öyleyse,kendi milletimize faydamız yok bunlar yüzünden,YETER,ACİLEN BOŞALTSINLAR İŞGAL ETTİKLERİ YERLERİ,YA DA KURULUŞ VE KURTULUŞ ŞARTLARINDAKİ KOŞULLARDA YAŞAMAYI ÖĞRENSİNLER

Misafir, Ankara
20 Ağustos 2010


şener bey verdiğiniz bu tarihi bilgilerden dolayı size çok teşekkür ederiz.kendilerini kürt zanneden pek çok vatandaşımızın aslında türk veya türkmen olduklarını anlıyoruz.ama biz kahrolsun pkk dediğimizde bir çok kendini kürt zanneden bu insanlar savunmaya geçerek pkk ile kendilerini özdeş sayıp bize tepki gösteriyorlar.mesela abd köpeği apo asılsın diyoruz, tepki gösteriyorlar.yani bu insanlar abd ye ve emperyalistlere karşı değiller.emperyalistler bu insanlar üzerinde kendi emellerini uyguluyorlar.kahrolsun abd emperyalizmi.ne mutlu türküm diyene

Türkan, İsanbul
18 Ağustos 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 293 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40