Ali Özsoy Kılıçdaroğlu
ve Bahçeli'nin
hayırsız
"Hayır" kampanyası
Evetçi cephe kampanyanın başında çok zayıftı. AKP’nin oylarının düştüğü biliniyor. BBP ve SP gibi iki küçük partinin desteği %50’yi geçmelerine yetmiyordu. AKP’nin umudu her zamanki gibi Kürt oylarıydı. Kürtler doğal olarak “evet” diyecekti. Ancak iki bölücü hareket arasındaki rekabet BDP’nin “boykot” kararına yol açtı. AKP kurmayları bu yüzden çılgına döndü. Kürtlerin yoğun olarak evet oyu kullanacağı bir gerçektir ancak BDP’nin tavrı bu oranı düşürecektir. AKP ile BDP arasındaki bölücülük rekabeti bu yüzden “hayır” cephesine tarihi bir fırsat yaratmıştı.
Ancak unutulan bir gerçek vardı. “Evet” cephesinin iki gizli silahı her an devreye girebilirdi. Kim mi bu silahlar? CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu
ve MHP lideri Devlet Bahçeli...
Bu iki lider olabilecek en kötü hayır kampanyasını yürüterek AKP’nin elini güçlendiriyor. Geçtiğimiz hafta YAŞ krizinde AKP’nin açıkça “askeri de ezdik, gelecek bizim” mesajını vermesi ise tüm dengeleri alt üst etti. Normalde iyi bir muhalefet YAŞ krizini çok iyi değerlendirebilirdi. Ancak tersi oldu. AKP son iki haftada kaybetmesi kaçınılmaz olan referanduma ortak oldu.
"Hayır"ı tehlikeye atan iki adam
12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenecek olan referandumun AKP için kaçınılmaz bir hezimet olması çok yüksek bir olasılıkken şu anda başa baş bir yarışın devam ettiğini görüyoruz.
Son iki haftada gerçekleşen olaylar tıpkı Cumhuriyet Mitingleri döneminde olduğu gibi sözde muhalefetin gaflet dolu politikalarının Kürt-İslam faşizmini devirmek için ele geçen tarihi bir fırsatı faşist iktidarı daha da güçlendirecek bir sürece dönüştürdüğünü gösteriyor.
Evetçi cephe kampanyanın başında çok zayıftı. AKP’nin oylarının düştüğü biliniyor. BBP ve SP gibi iki küçük partinin desteği %50’yi geçmelerine yetmiyordu. AKP’nin umudu her zamanki gibi Kürt oylarıydı. Kürtler doğal olarak “evet” diyecekti. Ancak iki bölücü hareket arasındaki rekabet BDP’nin “boykot” kararına yol açtı. AKP kurmayları bu yüzden çılgına döndü. Kürtlerin yoğun olarak evet oyu kullanacağı bir gerçektir ancak BDP’nin tavrı bu oranı düşürecektir. AKP ile BDP arasındaki bölücülük rekabeti bu yüzden “hayır” cephesine tarihi bir fırsat yaratmıştı.
Ancak unutulan bir gerçek vardı. “Evet” cephesinin iki gizli silahı her an devreye girebilirdi. Kim mi bu silahlar? CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli...
Bu iki lider olabilecek en kötü hayır kampanyasını yürüterek AKP’nin elini güçlendiriyor. Geçtiğimiz hafta YAŞ krizinde AKP’nin açıkça “askeri de ezdik, gelecek bizim” mesajını vermesi ise tüm dengeleri alt üst etti. Normalde iyi bir muhalefet YAŞ krizini çok iyi değerlendirebilirdi. Ancak tersi oldu. AKP son iki haftada kaybetmesi kaçınılmaz olan referanduma ortak oldu.
Tayyip’ten 12 Eylül taktiği
AKP topluma şu anda şu mesajı veriyor: “Bana muhalif olanlar iktidar alternatifi olamaz. En muhalif güç Orduyu da sindirdim. Yakında hepsini tamamen ezeceğim. Bu yüzden tıpkı 1982’deki gibi evet oyu kullanın.”
Kenan Evren’in yarattığı korku ortamının benzerini referandumdan önce AKP yaratıyor. Bu geçerli bir taktiktir. Kenan Evren bu taktikle %92’lik oy oranına erişti. Halk muhalefet zaten ezilecek bari biz aynı akıbeti paylaşmayalım diyordu. Şimdi Tayyip bu taktiği aynen uyguluyor. %92’ye ulaşmasına gerek yoktur. Sadece ve sadece %50.1’e ulaşsa yeter.
Bu yüzden 12 Eylül’e kadar Türkiye’de baskı ortamı artacaktır. YAŞ kararları öncesi “Balyoz Davası” olarak bilinen soruşturmada tam 102 komutana yönelik yakalama kararı bunun bir örneğidir. Baykal hakkında hazırlanan tezkere başka bir örnektir. Askeri ve sivil tutuklamalar artacaktır.
Bunun yanı sıra toplumsal muhalefet susturulacaktır. İnegöl ve Dörtyol olaylarını AKP iktidarı Türk halkını bastırmak için bir fırsat olarak değerlendirmektedir. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise bu süreçte her türlü toplumsal muhalefeti ve hatta “hayır” kampanyası yürütmek isteyen yasal siyasi partileri bile “referandum öncesi karışıklık yaratmak isteyen provokatörler” olarak değerlendirmiş, “alacakları önlemlerin acımasız” olacağı tehdidini savurmuştur.
Bir ülkenin kolluk güçleri ancak hukuki tedbirler alabilirler. “Acımasız” olmak emniyet müdürü, kaymakam ve valilerin görev tanımı içinde yoktur. AKP tam anlamıyla faşist bir kamu idaresi kurmaktadır. Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve mahkeme kararları hiçe sayılmakta AKP’li mülki amirler sıkıyönetim komutanları gibi kafalarına buyruk yasaklar ilan etmektedir. Hayır kampanyasına yönelik engeller ve devlet mekanizmasının evet kampanyası için seferber edilmesi bunun göstergesidir.
Tayyip’in yalanları...
Tayyip Erdoğan ise tam bir faşist demagoji makinesi gibi alanları dolaşmaktadır. Muhalefet liderleri propaganda yapmakta ne kadar tutuksa, Tayyip de o kadar fütursuzca palavralar sıkmakta ve boş bulduğu meydanı yalanlarla doldurmaktadır.
Tayyip devlet mekanizmasını seferber ederek yaz sıcağında kitlesel mitingler düzenliyor. En son Aydın’da ortaya çıkan skandal devletin Valisi ve Milli Eğitim Müdürü’nün devlet memurlarına resmen Tayyip mitingine gitmeleri için genelge gönderdiklerini gösterdi.
Muhalefet Tayyip’i tüm devlet olanaklarını “evet” için seferber etmekle suçluyor.
Peki, ama o zaman muhalefet partileri neden kendi partilerinin tüm olanaklarını seferber etmiyor?
Tayyip Tayyipliğini yapıyor. Sen ne yapıyorsun?
Tayyip miting meydanında bol keseden sallıyor. Eğer yeni değişikliğe evet dersek, vatandaş MİT’e gidip kendisi hakkındaki dosyayı isteyecekmiş. Sonra da orada yanlışlıklar varsa tashih edebilecekmiş.
Tayyip hızını alamıyor. Yeni değişikliğe evet dersek çocuklar, sakatlar ve yaşlılar yaşayacakmış. 12 Eylül’den hesap sorulacakmış. Gerçek demokrasi kurulacakmış.
Tayyip “evet” oyu çıkarsa gerçekleşecek olanların tam tersini vaat etmektedir. Bu ise şaşırtıcı olarak gözükebilir ama geçerli bir propaganda yöntemidir. Nazi rejiminin ünlü propaganda bakanı Goebbels’un yalan hakkında ünlü bir sözü vardır: “Eğer bir kişi yalan söyleyecekse, büyük bir yalan söylemeli ve bu yalana hep sadık kalmalıdır.”
Buna “Büyük Yalan” taktiği denir. Goebbels’e göre yalan sadece bir kez söylendiğinde toplumun gözünde hep yalan olarak kalır. Ancak ısrarla bin kez tekrarlandığında ortalama bilinç seviyesi ve geniş kitleler bunu doğru olarak kabul etmeye hazırdır. Goebbels Hıristiyanlığı örnek verir: “Bir şey yeterince tekrarlanırsa gerçek olur. Hıristiyanlığın en büyük gücü 2000 yıldır aynı şeyi tekrarlamasıdır.”
Kısacası Tayyip kendisi açısından doğru olanı yapıyor. “Demokrasi tramvaydır. İstediğimiz durakta ineriz” diyen hatip bugün günde bin kez demokrasi demektedir. Apo’yla masaya oturacaklarını açıkça ilan eden aynı hatip, bugün tabandaki militanlarına Türk kitlelerine “Apo hayır diyor, o yüzden evet deyin” propagandasını yapmalarını salık veriyor. Diğer yandan Kürtlere “her istediğiniz bu değişiklikte var o yüzden evet deyin” çağrısı yapıyor.
Kemal harikalar diyarında
Tayyip yalan atıyor ama attığı yalan en azından referandum ve Anayasa değişikliğiyle ilgili. Zaten oylanacak olan da bu. Peki ya Kılıçdaroğlu ne yapıyor?
“Gandi” Kemal adeta harikalar diyarındaki Alice gibi bambaşka bir dünyada yaşıyor. Yaptığı her konuşmada “kul hakkı”, “emekli maaşı”, “havuzlu villa” ve “kayısı fiyatı”ndan bahsetmekten başka bir şey yapmıyor.
Bu aklı ona kim veriyor? Halkı aptal mı sanıyorlar? Halk neyin oylanacağını bilmiyor mu? 1980’li yılların Gırgır dergisinin muhalefet düzeyini halk için daha ikna edici mi sanıyorlar?
Halk bu oylamanın Türkiye’nin rejimiyle ilgili olduğunu gayet iyi biliyor. “Evet” de “hayır” da kayısı fiyatını ve emekli maaşını değiştirmeyecek. Halk şunu çok iyi kanıksadı. Amerikancı sağ parti de gelse, Amerikancı “sol” parti de gelse kapitalizm baki kalacak ve “kul hakkı” yenmeye devam edecek. Zaten bu yüzden AKP gibi faşist bir parti iktidara gelmedi mi? “Kul hakkı” yenecek ama faşist parti kendi esaretini kabul eden yoksul kitlelere bazı “korunma” olanakları tanıyacak.
Bugün halkın önündeki tercih şu: Tek parti idaresine dayanan faşist düzen mi yoksa hukuk devleti ilkesine dayanan klasik çok partili demokrasi mi?
AKP şu koza oynuyor: Halk beni yenilmez görecek. Dikta altında ezilmemek için de iktidarın dediğini yapıp evet diyecek.
Rejim krizi yok mu?
Muhalefet ise çok aptalca bir teze inanmış durumda. Siyasi konulara girmemek, rejim krizinden ve laiklikten bahsetmemek ve sadece ekonomik zorlukları vurgulamak AKP’yi devirmek için daha iyi bir yol. Yoksa AKP mağdur rolüne bürünür ve yine oy alır.
Aslında bu tez de AKP propagandalarından biridir. Muhalefet AKP propagandasını doğru kabul etmekte ve Goebbels’in salakları gibi davranmaktadır. Oysa halk mağdur olduğu için değil güç ve otorite olduğu için AKP’ye oy veriyor.
AKP “hep ben iktidar olacağım, muhalefet hep ezilecek” tezine oynarken, muhalefet ortada hiçbir rejim krizi, laiklik ve demokrasi sorunu yokmuş gibi davranıyor. Oysa AKP’yi alt etmenin yolu tam da rejim krizine vurgu yapmaktan ve Tayyip’in Cumhuriyet rejimini yıkamayacağı gibi bizzat Yüce Divan’da yargılanacağını belirtmektir.
Tayyip Aydın’da kitlelere “Beni sonun Menderes gibi olacak diye tehdit ediyorlar” diyor. Oysa esas sorun bu uyarıyı hiçbir muhalefet partisinin yapmamasıdır. Hatta bakın Kılıçdaroğlu ne diyor: “Asla Menderes’i ağzına alma. O kul hakkı yemedi...”
İnsaf! YAŞ krizi olur, Kemal kul hakkı der. İnsanlar tutuklanır Kemal kul hakkı der. Askerler şehit edilir Kemal kul hakkı der. Her şeye kul hakkı... Partinin adını değiştir bari: KHP, Kul Hakkı Partisi...
Oysa bu oylama kayısı fiyatı değil tam da rejimle ilgili bir oylamadır. Ancak AKP’nin elindeki “demokrasi” silahını almak için tarihi bir fırsat ele geçmişken, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli özenle bu konudan yan çizmektedir.
Muhalefet liderleri sözde oylamayı “Tayyip’e hayır” referandumuna çevirmektedirler. Halbuki bunu da yapmamaktadırlar. Tayyip’in diktatörlüğünü ve bölücülüğünü vurgulamadan, sadece saçma sapan havuzlu villa polemikleriyle nasıl “Tayyip’e hayır” algısı yaratabilirler?
Oylamanın sonucu pek çok kritik meseleyi etkileyecektir. İki muhalefet lideri ise bu meseleler hakkında üç maymunu oynamaktadır: Ergenekon davası hukukun içine çekilebilecek mi? Yoksa özel yetkili faşist yargı bir örümcek ağı gibi genişleyip tüm hukuk sistemimize tamamen egemen mi olacak?
AKP ve BDP gibi demokrasi ve Cumhuriyet karşıtı ve faşist partiler dokunulmazlık mı kazanacak? Anayasa Mahkemesi hükümet komiserlerinin organı mı olacak? Yürütmenin Anayasal denetimi ve dolayısıyla Anayasa böylelikle fiilen yok mu edilecek?
HSYK ve YAŞ’ta yaşanan kriz nasıl sonuçlanacak? Bağımsız yargı mollalara mı teslim edilecek? Cumhuriyet Ordusu dağıtılacak mı?
Adım adım Anayasa’nın ilk üç maddesi ortadan kaldırılacak mı? Türkiye önce federe bir İslam devleti haline getirilip sonra da Afganistan ve Irak gibi parçalanacak mı?
Bu konular hakkında ne Kılıçdaroğlu ne Bahçeli tek bir kelime etmemektedir.
Her konuda tarafsız “Gandi”
Ergenekon konusunda Kılıçdaroğlu kelimenin tam anlamıyla tarafsızdır. Böylelikle Tayyip’in istediği olmuş “Ergenekon’un avukatı” gitmiş yerine sivil “Gandi” gelmiştir.
YAŞ krizi konusunda bakın Kılıçdaroğlu ne diyor: “Krizin olması, ülkenin iyi yönetilmediğini gösteriyor. Ülke iyi yönetilmiyor. Ülkede sorun var. Sorunlar iyi yönetilmiyor. Sayın Cumhurbaşkanının bir açıklaması var. ‘Hiçbir sorun yoktur’ diyor. Bu kadar krizin derinleştiği bir ortamı, ‘Hiçbir sorun yoktur’ diye adlandırıyorsak bu da doğru değildir.”
Bu kadar... Sorun var, sorun varsa kötüdür. Biz sorunu çözeceğiz. Bu ise iyidir.
Ne bu 23 Nisan çocuğu CHP koltuğuna mı oturmuş? Senin yorumun ne? Kimi suçluyorsun? Tehlike ne? Halka anlat. Ama yok! Kılıçdaroğlu’nun hiçbir kritik konuda hiçbir görüşü yok. Ağzından tek kelime almak imkânsız... Bir tek “kul hakkı” ve “havuzlu villalar” hariç...
Hem Bahçeli hem Kılıçdaroğlu dünyanın en aptalca yalanına inanmışlar. Onlara göre halk askeri sevmiyor. Bu yüzden askeri savunurlarsa AKP mağdur olur, oyları toplar.
Faşist diktanın en açık örneklerinden biri YAŞ sürecinde yaşandı. Başbakan emir verdi. Savcılar yakalama kararı çıkarttı. Terfiler engellendi. Bir hafta sonra karar iptal edildi. Bu darbe değildir de nedir? 12 Eylül’de evet dersek kurulacak düzene en iyi örnek burada değil mi? Bunu vurgulayamayan bir muhalefet halkı kayısıyla mı ikna edecek?
Her türlü rejim krizinde bu iki lider de ısrarlı “tarafsız”. Hatta Gandi AKP’den daha çok darbe karşıtı olduğunu ispat için TSK İç Hizmet Kanununun 35. Maddesinin bile kaldırılmasını istiyor. Tayyip daha ne ister?
Allah’ın unuttuğu köyler
Diğer yandan her iki muhalefet lideri adeta en az hayır oyu nasıl çıkar diye en garip kampanya taktikleriyle çalışıyorlar.
Tayyip mitingler yaparken, Bahçeli salon toplantıları ve konferanslar düzenliyor, partililerle konuşuyor. Kılıçdaroğlu ise Allah’ın unuttuğu köylerde dolaşıyor. Birileri onu fena keklemiş olmalı. Tamam, tabandan halkı örgütlemek güzel bir şey de, birader sen partinin genel başkanısın. Önce büyükşehirlerde, sonra illerde, sonra da vakit kalırsa ancak büyük ilçelerde miting yaparsın. Adam resmen köyde miting yapıyor. Daha şehirlere gelemedi. Gazetelerde okuyoruz: Konya’nın Çumra ilçesinin, İçeri Çumra beldesini ziyaret etmiş. Belediye başkanıyla görüşmüş. Ancak işin komik yanı belediye başkanı da MHP’li!
Bir de biz CHP’yi laik parti bilirdik. Nerede “bilmem ne dede şenlikleri” var. “Gandi” Kemal orada... Nerede “Pir falanca sultan hazretleri” yatırına türbe açılışı... “Gandi” Kemal yine orada... Birileri bu adama garip bir misyon biçmiş. Alevi köylerini dolaşmaktan başka bir şey yapmıyor. Hadi anladık o da bir oy potansiyelidir ama Alevilerin çoğu büyükşehirlerde yaşıyor. Köyde kalmış üç beş yaşlı amcaya miting yapıp ne yapacaksın?
Hem Kılıçdaroğlu hem Bahçeli AKP için bulunmaz bir nimettir. Miting konuşmalarını adeta robot gibi yapan, hiçbir karizmaya ve hitabet yeteneğine sahip olmayan bu liderler var olduğu sürece Tayyip’in işi çok kolay.
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R...
EY ALLAHIM NE HİKMETİN VAR SENİN
Yumurta tavugun gıçındn çıktı
Bir tat verdin onu yedirttin bize
Kanat verdin kuşlar havada uçtu
Ey allahım ne hikmetin var senin
Aglıyana acıdın başbakan yaptın
Nasıl bir adammiş sınadın baktın
Hayıra düşürüp hayıra yazdın
Ey allahım ne hikmetin var senin
Sag dediler sol dediler dagıttın
Gökçe fırat ile ulusal yaptın
Siyasete yeni bir bayrak açtın
Ey allahım ne hikmetin var senin
Dünya adalet üstünde duruyor
Her canlı yaşayıp sonra ölüyor
Ömür derler buna gelip geçiyor
Ey allahım ne hikmetin var senin
Musayı denizde yürüten sensin
İsa yı göklere çıkaran sensin
Muhahammed'e kuran indiren sensin
Ey allahım ne hikmetin var senin
Hiç bir ulus türk halkına benzemez
Hain ırklar türk halkını istemez
Türkleri yarattın islam tükenmez
Ey allahım ne hikmetin var senin
Bayram namazında el açtık sana
Hayır getir türk milleti şanına
Referandum çıksın hayır sonuçla
Ey allahım ne hikmetin var senin
Sabit merhamet et mazlum türklere
Perişan et fırsat verme kürtlere
Hayırlı bir iş yap türk milletine
Ey allahım çok hikmetin var senin
Ozan Sabit Özdemir, Yozgat 9 Eylül 2010
" BEYAZ ADAM "
Anayasa oylamasını önümüze getirenler 365 vekille yapamadıklarını millete yutturup bölünmüş bir Türkiye'nin temellerini atmak için sinsi tasarılar peşindedir. Bu tasarılara yasallık kazandırmak için milleti kurnazlıklarına alet eden AKP, terör örgütünün isteklerini bir biçimde meşru göstermek istemektedir. Durup dururken anayasa oylamasını gündeme getirmesi Büyük Ortadoğu Projesini vekil çoğunluğuyla yürürlüğe koyamayacağını anlamış olmasındadır. Türk Milletini kandırmak AKP'nin yüklendiği bir ödev haline gelmiştir. Açıkça Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı olduğunu söyleyen bir kişinin Türkiye Cumhuriyeti' nin herhangi bir makamında görev yapması Türk Milleti adına kabul edilemez bir durumdur. Türk Milleti bu yükü taşımamalı, bu projeye ortak olmamalıdır. Aksi halde ABD 'nin amacı olan bölünmüş Türkiye'ye millet eliyle zemin hazırlanmış olacaktır. Milletin önüne konan anayasa paketi göstermelik bir pakettir. Türk Milleti'nin oğullarının, kızlarının geleceği tehdit altında
dır. Türk Milleti' nin varlığı tehdit altındadır. ABD 'nin Irak' a fiili saldırısının sonuçları ortadadır. Irak ABD' nin istilasıyla bölünmüş durumdadır. Demokrasi getireceklerini vaat edip Irak' ın asla bölünmeyeceğini söyleyen zihniyet Büyük Ortadoğu Projesi zihniyetidir. Ne yazık ki bu zihniyet kendi varlığını sürdürmek için Türk Milleti' ni kullanmaktan çekinmemektedir. Dün uyutulan Irak vardı bugün uyutulmak istenen bir Türkiye var. Türkiye uyumayacaktır. Özelleştirilen Türkiye' de Türk Mileti bayramları unutmuş ağıtlar yakmaktadır. İşsizlikten, yoksulluktan anası ağlatılmış bir Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlarının tam sayfa ilanlarına kanmayacaktır.
Milletin temiz duygularını istismar etmek için ellerinden geleni yapanlar ne yazık ki dini kullanarak milleti baskı altına almaktadırlar. Halkoylamasında evet demeyi millete ibadet olarak gösteren AKP zihniyeti Büyük Ortadoğu Projesinin süfli emellerine Türk Milleti' ni ortak etmek istemektedir. Hem siyasi, hem iktisadi, hem de manevi baskılarla Türk Milleti' ni yıldırtmaya çalışan Büyük Ortadoğu Projesinin temsilcileri AKP ile BDP bu projenin işbirlikçileridir. Çünkü bu iki zihniyet de bu projeyi hayata geçirmek için çalışmaktadır. Tıpkı Irak' ta iki milyon insanın hayatına mal olan demokrasicilik oyunu gibi Türkiyede de DEMOKRASİCİLİK OYUNU oynanmaktadır. Kalemlerini, siyasetlerini Türk Milleti' ne karşı bir silah gibi kullananlar bu oyunun birer figuranıdır. Asıl oğlan Irak topraklarını kan gölüne çeviren " Beyaz Adamdır."
ABD'nin çıkarları için Amerika Birleşik Devletleri Ordusunu savunanlara bir çift söz:
Milletin ordusuna
Saldırıp küfredersin
İş Coni' ye gelince
"Efendim, affedersin"
Teröriste masum der
Hem der ki suçlu asker
Amerikan taşeronu
Politik teröristler
Dil uzatma askere
Laf anlamaz maskara
Amerika' mı verdi
Aldığında tezkere
Ömer Aybat, İçel 26 Ağustos 2010
12 Eylül Anayasa Referandumu´na istinaden aklimin estigi, kalemimin yettigi ölcüde birkac satir karalamiş, Türk Solu Gazetesi gibi, Bölün(e)mez Cagdaş Laik Atatürk Türkiyesi yanliliklarindan zerre kuşku duymadigim gazeteler yayinlanmişlardi da, sagolsunlar, bir süre önce, onlari..
*
O, yayinlanan yorumumu, icerigine hicte fazla birşey katmadan, siz Türk Solu Gazetesi degerli dostlarima da sunmak istiyorum, izninizle..
*
DIşI yaldizli bir iki kelám edemezligimden, onlara birkac süslü satirlar daha ekleyemezligimden degil, gercekleri olduklari yalin halleriyle, apacik, allayip pullamadan, yalansiz dolansiz, vicdaniniz, akli seliminiz ile başbaşa birakip, HAYIR´li dogrulara varabilmenizi düşledigimdendir, sadece !
*
Dostlar !
*
Birkac hafta sonra yeniden secim var..
*
Genel secim degil, anayasa ile ilgili bir refereandum, bu sefer..
*
Bayramin son gününe de denk ge(tiri)lse,.... evimize barkimiza, coluk cocugumuza, ekmek teknemiz işimizin başina gec te var(diril)acak.... güneşten, denizden, gezmemizden, tozmamizdan feragat ta ettirilecek olsak, 12 Eylül´de referanduma gidecek, oylarimizi kullanacagiz, hep beraberce !
*
Analarimiz, babalarimiz, ninelerimiz, dedelerimiz yürüyemeyecek derecede de olsalar, yaslanip yürüyecekleri degnekleri, bastonlari olacak, yetmezse, sirtlarimiza alip, taşiyacagiz onlari oy sandiklarina, HAYIR´li aydinlik yarinlar ugruna !
*
-Din, iman, Allah, peygamber nakaratlariyla dindaşlarini habire kaz gibi yolan dinci dinsizlere; yolunacak kaz olmadigimizi gösterecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Dinci maskelerinin ardlarina saklanip, kapali kapilar ardinda devirdikleri milyonluk/milyarlik/trilyonluk ihale, şu, bu vurgunlari ile anasina, danasina, yedi düvesine köşe döndürten şark kurnazlarina; inekler gibi sagilamayacagimizi haykiracagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Rab´bin, Muhammed´in zikredilen adlariyla dindaşlarin, sizin, bizim, hepimizin, coluk cocugumuzun rizklarini yüksek kazanc vaadleriyle calan, cirpan; Kombasan, Yimpaş, Deniz Fener(ciler)le; hesaplaşacagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Her kuruşu kendi alin terimiz vergilerle alindiklari halde, bizlere avanta diye yutturulan kuru fasulye, nohut, kömür, beyaz eşyalarla oylarimizi calip, ugruna, vergilerimizi carcur edenlere; vergilerimizi geri istiyoruz diye yakalarina yapişacagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Alman´lardan, Íngiliz´lerden, Amerikali´lardan 3 misli, 4 misli daha az kazandigimiz halde, bizlere dünyanin en pahali benzinini satip, otomatikman ceplerimize el atan hirsizlardan; para cüzdanlarimizi geri isteyecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-ReceB´in şanina şan katsinlar, Van Minüt kepazelikleri daha bir katmerlensinler diye, yaşli, genc, bebe demeden gemilere tika basa doldurulup, ateşlere atilan nicelerin; hesaplarini soracagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
Ne Mutlu Türküm Diyene´leri zerre tek 1 sefercik dahi olsa agizlarina al(a)mayip, Türk´üm yerine Türkiyeli´yim zirva tanimlarini bayrak yapip, dalgalandiran soysuzlara; Hanya ve Konya´yi gösterecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
şehitlerimiz kabirlerinde ters dönsünler istenilircesine, vatanimizi adim adim bölünme eşigine sürükleyen Bimem Ne Acilimlari kepazelikleri ile Kürt/Peşmerge savaş giysili, kalleş -Türkiyeli- katilleri davularla, zurnalarla, halaylarla karşilayanlara; olmazsa olmaz kirmizi cizgilerimizi cekecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
- " Ananida Al Git / Askerlik Yan Gelip Yatilacak Yer Degildir / Onun Bunun Köpekleri / Bitaraf Olan Bertaraf Olur " gibi hakaretler ile ciftcilerimize, milletimize, kurumlarimiza, vatan yoluna şehit düşen Mehmet´lerimize, Mehmet´lerine sac baş yolup, agitlar yakan bagri yanik şehit ailelerine küfürler eden Kasimpaşali külhanbey bozuntusuna; küfürlerini iade edecegiz bu sefer, 12 eylül´de !
*
-Anayasa referandumunu lehlerine cevirme yoluna şehit Mehmetcik´lerimizin eli kanli kalleş PKK katilleri ile kapali kapilar ardinda ateş kes anlaşmalari yapip, vatanimizin bölünmezligi ile katiyen bagdaşmayan tavizlere imza atanlarin alinlarina; hainlik mühürü basacagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Üzerinde hürce yaşadigimiz vatanimizi kendisine borclu oldugumuz Gazi Mustafa kemal Atatürk´ün resim ve heykelerini olduklari yerlerinden söküp atma plánlari yapanlarin, onlara uzanacak ellerini; köklerinden kiracagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Amerika´nin Türkiye´mizi bölüp, yerine Kürdistan Zirvasi´ni hayata gecirme kirli hesaplari yaptigi Büyük Ortadogu Projesi (BOP) plánlarinin üzerine; kocaman bir capraz cekecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
Hayallerindeki Íran misali yobaz, diktatörvari bir Türkiye aşkina Bölün(e)mez Cagdaş Laik Atatürk Türkiyesi yilmaz bekcileri Mehmetcik´lerimizin sayginliklari, güvenilirliklerine Türk milleti nezdinde vahim yaralar acanlarin; pis yaralarini temizleyecegiz bu sefer, 12 eylül´de !
*
-Cagdaş Laik Atatürk Türkiyesi´ni usul usul, icten feth edecek yarinin nice savci, yargic, polis, asker, ögretmen, vs´lerinin palazladirilip, birer birer vatan kalelerine sizdirildigi Fethullah Gülen Okullari, Fethullah Gülencilerin köklerine kibrit suyu dökecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Bunlara dur, yetti artik diyen cagdaş, laik, Atatürkcü, ulusalci, solcu nice Mehmetcik, Politikaci, Gazeteci, Bilim Adami, Aydin´lari gece yarilari yataklarindan söküp, agizlarina/kalemlerine kilit, ellerine zincirler vuran, sorgusuz sualsiz zindanlara tikip, yillarca süründürenlere; dur, yetti artik´larin daniskasini söyleyecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
-Calma, cirpma, bölme, satma binbir suclarini dirhemine kadar hesap verecekleri Yüce Divan korkusuna Anayasa Mhk, Yargitay, HSYK, YARSAV, velhasil vatan kalelerini birer birer ele gecirme hesaplari yapanlarin; hesaplarini bozacagiz bu sefer, 12 Eylül´de !
+
-Referanduma yemlik, gösterme birkac maddeler sikiştirip, gerideki, bagimsiz yargi, demokratik rejim, bölünmezlik, cagdaşlik, lailik, Atatürkcülük´ler ile zerre bagdaşmayan yobaz, diktatörvari bir AKP Anayasa Referandumu´na hile, sahtekárlik, Ali Cengiz oyunlari bulaştirip, kilif uyduranlara; HAYIR, bin kere, milyon kere HAYIR diyecegiz bu sefer, 12 Eylül´de !
*
Sevgili Dostlar !
*
Gün; omuz silkip, baş cevirilecek gün degildir !
*
Gün; Bölün(e)mez Cagdaş Laik Atatürk Türkiyesi payidarliginin sadece HAYIR´li oylarinizla daim olabilecegi bir gündür !
*
Gün; calma, cirpma, bölme, satma, yobazlik, faşistlik, diktatörlük firtinalarina artik nihai bir nokta koyma günüdür !
*
12 Eylül Referandumu´nun aydinlik yarinlara vesile olmasi dileygiyle..
..HAYIR´li gazaniz -şimdiden- mübarek olsun, Dostlar !!!
Gavur İzmirli, İzmir 26 Ağustos 2010
Hem Kılıçdaroğlu hem Bahçeli AKP için bulunmaz bir nimettir. Miting konuşmalarını adeta robot gibi yapan, hiçbir karizmaya ve hitabet yeteneğine sahip olmayan bu liderler var olduğu sürece Tayyip’in işi çok kolay.
Murat Pira, İzmir 25 Ağustos 2010
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'nun tek görevi ;Türk Gençliğini ve Türk Milletini KONTROL ALTINDA TUTMAK VE Kürt istila ve ihanetine karşı yükselenTÜRK MİLLİYETçiliğini bastırmaktır.Atatürk'ten sonra tam da şimdi: Türkün başına, soyu da türk olan biri geçerse KURTULUŞUMUZ olur,yoksa?
Ayşe, Adana 20 Ağustos 2010
Akp nin seçim yasaklarına uymadığını da ekleyelim. Her tarafta EVET pankartları , afişleri dolu.
Ayrıca MHP ve CHP nin kısmen sadece genel merkezi bu işle enterese oluyor. Millet vekilliği , belediye başkanlığı gibi bir iş olmadığı için bu partilerin il , ilçe örgütlerinde HAYIR kampanyası için beş kuruş harcayacak kimse olmayacak sanırım. AKP ise devletin olanaklarını partisine her fırsatta sunuyor.
Yetersiz bir hayır kampanyası var. Bu arada aklına estikçe muhalefet yapan medya nın Evetten yana tarafsızlığı karşılığında ne aldığını yada hangi vergisel , cezasal tehditten kendini sıyırdığı merak edilen şeylerden olmalı.
Tevfik Kaymaz, Kocaeli 16 Ağustos 2010
Y A Z I H A K K I N D A K İ G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ B İ Z E Y A Z I N