"Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı nasıl uyduruldu?
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtlere tehcir!
"Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı
nasıl uyduruldu
ALİ ÖZSOY
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin hayırsız "Hayır" kampanyası
ÖZGÜR ERDEM
İşte AKP Türkiyesi:
Memurun itiraz hakkı var generalin yok
KAYA ATABERK
Batıya Kürt göçü ve Türklerin doğal tepkisi
OKAN İŞBECER
BBP bölünüyor mu?
TUĞRUL ÇELİK
Kendi kaleminden
Fidel ve Küba Devrimi
TEVFİK KAYMAZ
Anatarantika Birliği'ne
tam üyelik
TÜRKKAYA ATAÖV
Afrika'nın kendi geçmişi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
"Kürt diasporası"nın tehciri
FAHAMET YALÇINKAYA
İnsanlar ve hayvanlar
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (30)
 

"Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı
nasıl uyduruldu?

Kürtlere özerklik Mustafa Kemal’in değil
Damat Ferit’in programı

12 Eylül 1919’da İstanbul Hükümeti ile İngiltere arasında gizli bir antlaşma imzalanır. Sekiz maddelik anlaşma maddelerinden üçüncüsü şöyledir:

– Türkiye bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı çıkmayacaktır.

Anlaşmanın altında Damat Ferit’in imzası vardır.

Anlaşma’nın esas önemi Damat Ferit’in Mustafa Kemal hareketine, yani Türk milli hareketine karşı Kürt ayrılıkçılarıyla uzlaşması ve Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmasını saptamasıdır.

İstanbul Hükümeti’nin bu tür bir yola girmesi aslında Damat Ferit Hükümeti’nin sonunu getirir. Kabine değişikliği olur ve Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulur. Bu değişiklik son derece önemlidir çünkü Kürt milliyetçiliğinin ve ayrılıkçılığının önü kesilecektir.

Amasya Görüşmeleri bunun ilk safhasıdır. Kürtlere özerkliğin ilk belgesi imiş gibi sunulan Amasya Görüşmelerinde şu karar alınmıştır:

“Beyannamenin 1. maddesinde Osmanlı Devleti’nin düşünülen ve kabul edilen sınırı Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı topluluğundan ayrılması imkansızlığı izah edildikten sonra, bu sınırın asgari bir istek olmaz üzere elde edilmesinin temininin lüzumu müştereken kabul edildi. Bununla beraber, yabancılar tarafından görünüşte Kürtlerin bağımsızlığı maksadı altında yapılmakta olan tezvirlerin önüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü.”

Tutanaktan da anlaşılacağı üzere Ankara ile İstanbul’un yeni hükümeti, Kürt ayrılıkçılığına karşı ortak bir karar almışlar ve kurulacak ya da kurtarılacak devletin sınırlarının Kürtlerin oturduğu araziyi de kapsadığını belirtmişlerdir. Bu tutanaktan çıkacak biricik sonuç, Kürtlerin oturduğu arazide ayrı bir devlet ve özerklik hakkının bu tutanakla reddedildiğidir. Ama ne hikmetse gördüğü her Kürt kelimesini özerkliğe yoran tarih heveslisi bir kısım hukuk asistanı bunu tam tersine yormaktadır.

Amasya görüşmesinin teyidi ise Misak-ı Milli’dir. Misak-ı Milli ise, özerklik değil ulusal bir devlet programıdır. Kuvayı Milliye’nin bu ilk belgesi, aynı zamanda İstanbul Meclisi’nin son kararında özerklik yoktur! Dahası Misak-ı Milli için çalışan bir harekete katılan herkes de ulusal devleti kabul etmiş demektir.

Milli Mücadele’nin Kürtlere özerklik vereceğini söyleyenlerin iddiası aynı zamanda son derece de komiktir. Kürtler bağımsızlık ve özerkliği zaten Sevr ile kazanmışlardı. Sevr’e karşı çıkan bir hareketin Sevr’de dayatılan bir maddeyi savunması olacak şey değildir!

Kaldı ki ne Erzurum, ne Sivas Kongrelerinde de bu yönde alınmış bir karar vardır. BMM’nin bu yönde aldığı bir karar da yoktur. Özerkliği savunan bir hareketin bunu bir karar olarak duyurması gerekmez miydi? Komik olmayı bırakın: Mustafa Kemal sizin gibi gizli bir Kürtçü değildi! Sizin gibi hem tek bayrak, hem de Kürtler kendi kendini yönetsin diyecek kadar hain değildi...

İngilizlerin Kürtlere özerklik uydurması

Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vereceği uydurmasının kaynağı ise doğrudan İngilizlerdir!

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Koçgiri isyanının bastırılmasından sonra Meclis’te Kürt milletvekilleri isyancılara destek çıkarlar. Uzun süren tartışmalardan sonra Mustafa Kemal’in isyanın bastırılmasını savunan konuşması üzerine tartışma kapanır.

Ancak İngiliz raporlarına göre bu görüşmeler sırasında Kürtlere özerklik verilen bir karar alınır. Maddeler şunlardır:

1- Uygarlığın gereklerine uygun olarak Türk milletinin ilerlemesini sağlamayı hedefleyen BMM, ulusal gelenekleriyle uyum içinde, Kürt milletinin özerk yönetimini kurmayı üzerine alır.

2- Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bu topraklar için Kürt ileri gelenleri tarafından bir genel vali, vali yardımcısı ve bir müfettiş seçilebilir.

(...)

4- Kürt ulusal meclisi doğu vilayetlerinde kurulacak ve 3 yıl için oluşturulacaktır.

5- Özerk yönetim Van, Bitlis, Diyarbakır vilayetleri, Dersim sancağı, bazı nahiye ve kazaları içine alacaktır.”

Toplam 9 maddelik kanun tasarısı İngilizlere göre kabul edilmiştir!

Ancak İngiliz raporlarının gösterdiği 10 Şubat 1922 tarihinde anılan gizli oturum yoktur! TBMM Gizli Celse Zabıtları yayınlanmıştır ve orada böyle bir gün yoktur! Olması da son derece saçma olurdu. Çünkü anılan 9 maddenin Sevr’den bir farkı yoktur. Kaldı ki Koçgiri isyanını bastıran bir Meclis’in bu kararları alması da mantıksızdır. Çünkü bu kararları alacak Meclis, mantıken isyancılarla anlaşır ve istenilen bu hakları verirdi.

İngilizler yetmedi bir de Perinçek...

Atatürk’ün Kürtlere özerklik vereceğine ilişkin ikinci bir iddia ise İngilizlerden sonra Perinçek’ten gelmektedir. Atatürk 16/17 Ocak 1922 tarihinde çıktığı İzmit seyahatinde gazetecilerin sorularını yanıtlar. Vakit gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’ın “Kürtlük Sorunu nedir? Bir iç sorun olarak değinmeniz iyi olur.” sorusuna şu yanıtı verir:

“Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarı için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir.

(...)

Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok Anayasamız gereğince zaten bir çeşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir...”

Perinçek ve Apo, Atatürk’ün bu demecini Atatürk’ün özerkliği savunduğunun kanıtı olarak verirler. Oysa Uğur Mumcu’nun da belirttiği gibi Mustafa Kemal özerklikten değil bir çeşit özerklikten bahsetmektedir. Bu ise, 1921 Anayasasına göre illerin manevi kişiliğe ve özerkliğe sahip olmaları maddesiyle uyum içindedir.

1921 Anayasasının 21. maddesi şöyledir:

“İl yönetimi yerel işlerde manevi kişilik sahibidir ve özerktir.”

Buradan da anlaşılacağı üzere Atatürk, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesinden değil illerin kendilerini yönetmesinden bahsetmektedir. Zaten Kürtlerin yoğunluğundan bahsetmesi de bu nedenledir.

Aslında Atatürk’ün bu açıklamasının özerklik için değil tam tersine Kürt sorununun kabul edilmemesi için bir dayanak olarak gösterilmesi gerekmektedir. Gerçekten de bu açıklamasında Atatürk, Kürtlüğü reddetmekte, dahası Kürt sorununu kabul etmemektedir!

Dahası açıklamaların devamında Lozan’da tartışılan Musul meselesi ele alınmakta ve şu ifade edilmektedir:

“İngilizler orada bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Buna engel olmak için sınırı güneyden geçirmek gerekir.”

Yani Atatürk bizim sınırlarımız içindeki Kürtlerin olası bir talebine karşı olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmekte bu nedenle de Musul’u vermemeyi savunmaktadır! Nitekim Lozan’da Türkiye, Kürt meselesinin konuşulmasını dahi kabul etmemiştir! Çünkü Türkiye için artık böyle bir mesele yoktur!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Tarihi çarpıtanların amacı faklı.Bütün dünya biliyorki ''Türkiye bir bütündür asla parçalanamaz.Özerklik,federe vb hayaller parçalanmaya ve düşmanları emellerine kavuşmaya bir adımdır.Kürtler bölünmek istamazlar isteseler dahi gerçekleşemez.Kürtcülük yapanlar irkçi ve apocudur..

Atalay, İstanbul
19 Eylül 2010


Tek gerçek lider Gökçe Fırattır. Diğerleri sadece görüntüden ibarettir. Gökçe Fıratın bilgisine zekasına siyasi derinliğine ulaşmaları mümkün değildir. Hep birlikte göreceğiz yakında Kağan Gökçe Fırat olacak ve Türk milleri dünyayı yönetecektir. Oylar Ulusal Partiye

Anonim, İstanbul
28 Ağustos 2010


Yani Atatürk bizim sınırlarımız içindeki Kürtlerin olası bir talebine karşı olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmekte bu nedenle de Musul’u vermemeyi savunmaktadır! Nitekim Lozan’da Türkiye, Kürt meselesinin konuşulmasını dahi kabul etmemiştir! Çünkü Türkiye için artık böyle bir mesele yoktur. Atatürk tek liderdir. Kılıçdaroğlu yada bir başkası sanal liderdir.

Murat Pira, İzmir
17 Ağustos 2010


Yerel yönetimlerin yetkilerinin yüksek olması yanı  yukarıdaki yazıda Atatürk ' ün belirttiği anlamda özerk olmaları  , ulusun kayıtssız şartsız egemenliği , Halkın kendi yaşamı hakkında söz sahibi olması noktasında son derece önemli , ülkeyi çok daha ileri götürecek bir uygulamadır. Ancak yıllardır emperyalist ajan faaliyetlerin yürüttüğü etnik kışkırtmacı , ayrılıkçı faaliyetler yüzünden daha katı merkeziyetçi bir devlet yapısı zorunlu olarak devam etmiştir.
Görünüyorki kimileri de Atatürk ün bu yöndeki çok gelişmiş demokratik düşüncelerini bu gün alıp Kürtçülerin , bölücülerin sofrasına meze yapmaya çalışmışlar.
Acaba ingilizlerin bu işle ilgilenme nedeni ne imiş? Kürtleri çok mu seviyorlarmış?

Tevfik Kaymaz, Kocaeli
16 Ağustos 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 293 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40