Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtlere tehcir!
"Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı
nasıl uyduruldu
ALİ ÖZSOY
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin hayırsız "Hayır" kampanyası
ÖZGÜR ERDEM
İşte AKP Türkiyesi:
Memurun itiraz hakkı var generalin yok
KAYA ATABERK
Batıya Kürt göçü ve Türklerin doğal tepkisi
OKAN İŞBECER
BBP bölünüyor mu?
TUĞRUL ÇELİK
Kendi kaleminden
Fidel ve Küba Devrimi
TEVFİK KAYMAZ
Anatarantika Birliği'ne
tam üyelik
TÜRKKAYA ATAÖV
Afrika'nın kendi geçmişi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
"Kürt diasporası"nın tehciri
FAHAMET YALÇINKAYA
İnsanlar ve hayvanlar
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (30)
 

Okan İşbecer
BBP bölünüyor mu?

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden sonra Yalçın Topçu liderliğinde iyice AKP’nin koltuk değneği haline gelen Büyük Birlik Partisi’nden de (BBP) bölünme sesleri gelmeye başladı.

AKP’nin bütün icraatlarının altına kayıtsız şartsız imza atan, son olarak BDP’lileri kucaklayıp, RTÜK’e de Türk milletinin tepkisinin televizyonlarda yayınlanmasının yasaklanmasını öneren Yalçın Topçu, yakında bir olağanüstü kongre ile karşı karşıya kalacak gibi görünüyor.

BBP MYK üyesi Yavuz Ağıralioğlu, tüzükte öngörülen 250 imzayı toplayarak partinin Olağanüstü Genel Kurul’a gitmesi için süreci başlattı. Topladığı imzaları iletmek için BBP genel merkezine giden Ağıralioğlu, burada bir sürprizle karşılaştı. Kapıyı tutan BBP’liler tarafından içeri alınmayan Ağıralioğlu, çıkan arbedenin ardından imzaları iletemeden genel merkezden ayrılmak zorunda kaldı.

Böylece Yalçın Topçu’nun dilinden düşürmediği demokratik süreç de BBP’de kesintiye uğramış oldu.

Yavuz Ağıralioğlu’nun bu girişimi Zaman gazetesi tarafından Ergenekon girişimi olarak yorumlandı. Doğal olarak Fethullah kendi yandaşlarını devirmek için harekete geçenleri karalama kampanyası başlattı ve kongre isteyenleri Ergenekoncu olarak yaftaladı. Hatta daha da ileri giderek haberde şunları yazdılar: “Kurultay talep edenler arasında MKYK Üyesi Ağıralioğlu dışında parti yönetiminde olan kimse bulunmuyor. Ağıralioğlu’nun eski bir İBDA-C’li olduğu iddia edilerek, ‘Bunların büyük çoğunluğu 10 yıldır partiye bile uğramayan insanlar. Bir bölümü de rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu tarafından, Ergenekon’la bağlantıları olduğu gerekçesiyle partiden uzaklaştırılmış tipler.’ diye konuştu.”

Topçu’nun izlediği bu çizgi eninde sonunda BBP’yi bölünmeye götürecek.


Tayyip YARSAV’a karşı

Tayyip, Anayasa değişikliğine yönelik referandum çerçevesinde düzenlediği mitinglerde gerçek yüzünü bir kez daha açıkça ortaya koydu.

Geçtiğimiz hafta düzenlediği Afyon mitinginde YARSAV ile ilgili “düşüncelerini” açıklayan Tayyip, faşist yaklaşımını bir kez daha gözler önüne serdi. Biliyorsunuz AKP ile YARSAV arasında son dönemde adı konulmamış bir mücadele yaşanıyor. Tayyip’in yaptığı hemen hemen her icraatı eleştiren YARSAV, sonunda Tayyip’in şimşeklerini üzerine çekti. Afyon’daki mitinginde açıktan YARSAV’ı hedef alan Tayyip, “CHP, MHP, BDP. Yanlarında kim var? YARSAV. Böyle şey olur mu? Yargının içinde dernek kurulur mu? Biz bunu 12 Eylül öncesinde gördük. Emniyet teşkilatının, milli eğitimin içinde maalesef sendikalar oluştu, dernekler oluştu, bizim güvenlik teşkilatımız, milli eğitim camiası birbirine düştü. YARSAV, bir boşluktan yararlanarak, bunu kurdu. Ki bunu da bizim ilk fırsatta halletmemiz lazım. Bir defa kesinlikle yargıda bu tür dernekler olamaz, olmamalı. AB diyormuş. AB’nin dediği her şeyi, kalkıp, uygulamanın içine alma mecburiyeti var mı, yok mu, CHP’liler onu iyi bilirler.”

Hukukçular Tayyip’e biat ettikleri zaman iyiler. Ancak Tayyip’i eleştirdikleri zaman tu kaka! Son zamanlarda AKP yandaşlarının YARSAV ile ilgili yazıp çizdiklerini uç uca ekleseniz buradan Tayyip’in köyüne kadar yol olur. İstisnasız hemen hepsi de YARSAV’ı karalayan, haklı-haksız suçlayan şeyler. Allah rızası için içerisinde YARSAV hakkında olumlu bir tek kelime yok.

Tayyip’in Afyon çıkışından sonra YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, yanına eski başkan Ömer Faruk Eminağaoğlu’nu da alarak bir basın açıklaması yaptı. Tarhan açıklamasında Tayyip’i yerden yere vurarak geri adım atmadı. Tayyip’in sözlerini “Bir haklı itirazın susturulması yoluyla halkın doğruları algılamasını önlemenin vahşi bir yöntemi” olarak değerlendiren Tarhan, “Başbakan, demokrasinin değil başka bir anlayışın hizmetkarı olduğunu gösteriyor. Biz bu anlayış sahiplerinin demokrasi derken aslında neyi kastettiklerini biliyoruz ve söylevlerinin tersten okunması gerektiğini söylüyoruz. Kendisine muhalif ses çıkaranların hakkından gelmek konusunda haklı bir şöhrete sahip Başbakan, işine gelmeyen şeyler söyleyen ve bu konuda hayli mesafe alan YARSAV’ı hedefine almış görünüyor. Bütün ilgililere sesleniyoruz; YARSAV, sesinin kısılmasına, yok edilmesine yönelik her tür saldırıya karşı da mücadele etmekte kararlıdır.”

Burada merak edilen bir şey daha var. Tayyip yargıda bu tür dernekler olamaz diyor ya, merak ediyoruz acaba başında yandaş hukukçuların bulunduğu Demokrat Yargı Derneği gibi derneklerden de YARSAV kadar rahatsız mı?

Tayyip’in yukarıdaki sözleri, referandumdan sonra bizleri nasıl bir Türkiye’nin beklediği konusunda bazı şeyler gösteriyor. İşte o nedenle referandumda Tayyip’i esaslı bir ders verilmesi şart.

Yoksa ortada ne hukuk kalacak, ne demokrasi, ne de özgürlük...


Reha Muhtar, Soner Yalçın ve Atatürkçülük

Biliyorum, başlığı görünce ne alaka diyeceksiniz. Reha Muhtar ve Soner Yalçın ile Atatürkçülük nasıl yan yana gelir? Haklısınız. Ben de durup başlığa baktığımda bir alaka kuramıyorum ama olsun. Olayın absürtlüğünü böylelikle görmüş oluyoruz.

Efendim mevzu şu. Reha Muhtar, bir süredir köşesinden Soner Yalçın’a Atatürkçülük dersi veriyor. Daha doğrusu veremiyor da “Sen ne zaman Atatürkçü oldun?” diye soruyor.

Ne oldu da bu iki vatandaş birden Atatürkçülük yarışına girdiler bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey varsa bu ikisi arasında geçen yarışta kaybedenin Atatürkçülük olacağı.

Neden derseniz, bu vatandaşların ikisi de bu kadar yıllık hayatları boyunca Atatürkçülükten nasiplerini almamışlardır. İkisi de Atatürkçüyüm diye geçinirler ama Atatürkçülük namına yaptıkları bir şey yoktur. En azından biz hatırlayamadık, hatırlayan varsa bizi de bilgilendirsin.

Her neyse, bu iki vatandaş Atatürkçülük hakkında atıp tutarken bel altına inmekten de çekinmiyorlar. İkisi de birbirini zor durumda bırakacak ya, eski defterleri açıp birbirlerinin açığını aramışlar. İlk olarak Reha Muhtar, Soner’in yıllar önce Star Haber’de çalışırken yaptığı bir haberi hatırlatmış;

“‘Canlı yayında Türkiye’de bütün aileler tarafından izlenen bir ulusal kanalda, Star televizyonunda hipnozla orgazm yayınını saat 20.30’da bütün çocuklar ayaktayken, 45 dakikaya yakın bir kadının inlemelerini vererek kim yaptı Soner?..

O sırada kimler hangi görevdeydiler?..

O yayından dolayı televizyon kaç gün kapatıldı Türkiye’de?..’

Böyle sormuştum Soner Yalçın arkadaşa...

Cevap vermedi o acayip sitesinde...

Onun yerine telefona mesaj attı ‘Ben haber merkezindeydim, orada değildim o sırada’ diye...

Oysa birlikte transfer olduğu kader arkadaşıyla birlikte yapıyorlardı o programları ve canlı yayında 45 dakika orgazm sesini dinlettikleri programın künyesinde nal gibi ismi yazıyordu Soner Yalçın’ın...”

Reha Muhtar’ın hatırlatmasına Soner ‘o acayip internet sitesinden’ başka bir hatırlatma ile karşılık verdi. Odatv.com’da imzasız yayınlanan yazıda Reha Muhtar ile ilgili şu iddiaya yer verildi: “Reha Muhtar’ın haber müdürlüğü yaptığı Show Haber 14-15 Ekim 1998 tarihlerinde küçük bir çocuğun dramını haberleştirdi. Habere göre küçük çocuk, 1 yıl boyunca tecavüze uğramıştı. Haberde küçük çocuğun ailesinin de çocukla ilgilenmediği, annesinin sokağa attığı anlatıldı. Çocuğun yaşadıkları nedeniyle iç organlarının zedelendiği haberde söylendi.

Herkesin kanını donduran ve günlerce konuşulan bu olayın içyüzü sonradan anlaşıldı. Show Haber, küçük çocukla iletişim kurmuş, ona istedikleri gibi konuşursa oyuncak ve şeker alacaklarını söyleyerek uydurma bir haber gerçekleştirmişlerdi. Amaç sansasyon yaratmak ve bu yolla izlenmekti.”

Velhasıl, Odatv’de yazanlara göre olay emniyete intikal etmiş, yapılan incelemelerde tecavüz olayının vuku bulmadığı anlaşılmış, bu olay da Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçmiş. Aile, Reha Muhtar hakkında dava açmış da bilmem ne kadar tazminat almış.

Bu iki vatandaştan hangisi dürüst gazetecilik yapmıştır deseniz biz ikisine de kefil olmayız. Onların gazetecilikleri bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren tek şey kendi aralarındaki hesaplaşmalarına Atatürkçülüğü alet etmeleri.

Bu iki vatandaş birbirleri hakkında istedikleri suçlamayı dillendirebilirler, istedikleri gibi birbirlerini yerin dibine sokup çıkarabilirler ama bunu yaparken Atatürkçülüğü kullanmalarına izin veremeyiz.


Helin Avşar, Şamil’e kelepçe taktı

Tayyip’e en yakın işadamlarından Fettah Tamince ile Tayyip aşığı eski Perinçekçi Ethem Sancak’ın ortaklaşa çıkarttıkları Star isimli bir gazete var. Gerçi gazete demeye bin şahit ister. Çünkü AKP’nin propaganda bürosunun çıkardığı bir bülten havasındadır bu sözde gazete.

Her neyse, bu gazetenin Şamil Tayyar adında bir yazarı var. Bu yazar, yaklaşık bir ay önce, yazdığı yazılara yönelik baskıları gerekçe göstererek, yazılarına ara vermişti. Ardından aynı gazetede çalıştığı bazı yandaşlar “Şamil’e yazı yazdırılmamasını neden eleştirmiyorsunuz” diye sağa sola sormuşlardı.

Aslında kendisini gazeteciden saymadığımız için Şamil Tayyar’ın yazılarına ara vermesi konusuna da değinmemiştik. Bu vatandaşın temel özelliği biliyorsunuz Ergenekon sürecinde parlamasıdır. Bütün bilgiler ne hikmetse bu vatandaşa akar. Şamil Tayyar’ın hakkında yazdığı bir vatandaş bir haftaya kalmaz Ergenekon’dan içeriyi boylardı. Şamil Tayyar, Ergenekon süreci ile ilgili kitaplar da yazdı. Gerçi bütün yazıları bir sürü kişi hakkında şuçlamalardan ibaretti.

Şamil’in iftiraları o boyuta geldi ki, neredeyse her yazısına bir dava açılır hale geldi. Kendi deyişiyle devam eden davalarından istenen hapis cezaları toplandığında 100 yılı geçiyormuş. Tazminatların tutarı ise trilyonu bulmuş. Hal böyle olunca da Şamil mağdur ayağına yatıp “bana yazı yazdırmıyorlar” diye ağlayarak yazılarına son verdi.

Sen her gün köşe yazısı adı altında vatandaşa iftira atacaksın, suçlayacaksın, vatandaş hakkını aradığı zaman da basın özgürlüğünün arkasına saklanacaksın. O dediğine basın özgürlüğü değil medya faşizmi denir. Vesayet vesayet diyorlar ya, işte bu da medya vesayeti. Bir kısım iktidar yalakası gazete-televizyon herkes hakkında her şeyi yazacak, çizecek, söyleyecek ama kimse onlara karşı kalkıp da hakkını aramyacak. İyi iş vallahi.

Bu arada yandaş medyaya vurmaktan Şamil’e takılan kelepçeyi yazmaya fırsat bulamadık. Habertürk Pazar’da Helin Avşar, Şamil Tayyar’la bir röportaj yapmış. Röportajda Helin Avşar, Şamil Tayyar’a kelepçe takıp resim çektirmiş. Helin Avşar’ın Rasim Ozan Kütahyalı ile yaptığı röportajdan sonra Helin, Şamil ve kelepçeyi bir arada görünce aklımıza başka şeyler de geldi ama neyse ki, röportaj öyle bir röportaj değilmiş.

Bu arada röportajdan Şamil’in 99 seçimlerinde DSP’den milletvekili adayı olduğunu ancak seçilemediğini de öğrendik. Ne olmuş da DSP’den AKP’ye dönüş yapmış onu açıklasaydı da öğrenseydik.

Bir şey daha. Köşesini kadın tavlamak için kullanan yazarlar olduğunu söylemiş Şamil. İsim vermemiş ama sanırım muhattabı Ahmet Hakan. Yakında bu mevzudan bir polemik çıkabilir, benden söylemesi.


Başbakana yakışan bakan

Kim mi? Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu.

Nimet Çubukçu geçtiğimiz hafta üst üste yaptığı çıkışlarla gündeme geldi. Referanduma destek çalışmaları çerçevesinde Muş’a giden Çubukçu, havaalanında kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda okuması konusunda yaptığı açıklamada, “Bu meseleyi çağdaşlık, çağ dışılık, harem- selamlık olarak değerlendirmek her şeyden önce eğitim planlaması açısından bilimsel değil. Ben buna prensipte karşı olmadığımı açıkça ifade etmek istiyorum.” dedi.

Şeriatçıların klasik tezlerini onaylayan Çubukçu böylece Tayyip’e ne kadar yakışan bir bakan olduğunu da kanıtlamış oldu.

Çubukçu bir diğer tepki çeken çıkışını da Kırklareli ilinde yaptı. Kırklareli’nde kendisiyle konuşan iki sözleşmeli öğretmenden Elif Dönmez, “Çalıştığım okulda 40 puanla atanan bazı anaokulu öğretmeleri ‘Biz emeğimizin karşılığı ile buraya geldik’ diyor. Ben 79 puan almama rağmen hâlâ kadro bekliyorum” diye konuştu.

Ağrı’da sözleşmeli olarak öğretmenlik yaptığını belirten Filiz Küçükhacer ise “Öğretmenlerimizi, ülkemizde sözleşmeli ve kadrolu öğretmenler olarak siz bölmediniz mi? Siz sözleşmeli öğretmenliği kaldıracağınızı söylediniz, fakat hâlâ sözleşmeli öğretmen alıyorsunuz” dedi.

Bu sözler üzerine bakan Çubukçu, “Siz sözleşmeli olarak başvurmayabilirdiniz.” dedi.

Çubukçu’nun sözleri, “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok” diyen Tayyip’i hatırlattı. Gerekli istihdamı sağlamak hükümetin görevidir. Eğer siz gerekli kadroyu açamıyorsanız, gerekli iş sahasını açamıyorsanız, okuyup öğretmen olmuş bir vatandaşa “öğretmen olmasaydın” diyemezsiniz.

Çubukçu bu çıkışıyla da Tayyip’e ne kadar yakışan bir bakan olduğunu bir kez daha ispatladı.


Serinlemeye çalışan vatandaş ve RDSS


Yurdum insanı yaz sıcağında ilginç görüntüler vermeye devam ediyor.

Sağdaki resimde, Çanakkale’nin Bayramiç İlçesinde sıcaktan bunalan bir vatandaşın serinleme çabasına tanık oluyoruz.

Bakkal dükkanı işleten vatandaş, görüldüğü üzere gelen meşrubat siparişleri nedeniyle dolabı açtığı zaman yaşadığı serinliği sürekli hale getirmiş.

Ne diyelim, iyi serinlemeler.

Kayseri Kocasinan’da ise belediye, Ramazan ayı dolayısıyla ahenk olsun diye sahurda davul çalacak kişileri belirlemek üzere Ramazan Davulcusu Seçme Sınavı (RDSS) düzenlemiş.

100 davulcunun yarıştığı sınavda adaylar hem ahenkli davul çalıp hem de mani okuyarak hünerlerini sergilediler.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

SIRT ÜSTÜ YATIRILMAZ MI?

Siyasetçi işlerinden aymazsa
Yoldan çıkan yola getirilmez mi?
Yabancıyı duyar beni duymazsa
Sırtüstü edilip yatırılmaz mı?

Sen ki vatan için, halk için varsın
Beni saymazsın da kimi sayarsın
Suçluyu bağışlar halka kuyarsın
Halkla gelen halkla götürülmez mi?

Türk Milleti sözü işitip anla
Seni kandırdılar sinsi oyunla
Hem de bir tuttular uysal koyunla
İşler senin için bitirilmez mi?

Ömer der ki şu siyeset pislendi
Boş kafalar dumanlandı islendi
Türk Milleti  "Yeter!" diye seslendi
Halk için sehpaya oturulmaz mı?

Ömer Aybat, İçel
21 Ağustos 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 293 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40