![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem
İki sene sonra YAŞ kalacak mı? “2010 yılı YAŞ kararları uzun yıllar tartışılacağa benziyor.” Gazetelerin hemen tümünde bu başlıkları görebiliriz. Ama AKP iktidarı öyle bir düzen kurdu ki, böyle giderse, “uzun yıllar” değil, bir iki yıl sonra bırakın YAŞ tartışmasını, YAŞ diye bir şey kalmayacağına emin olabilirsiniz. Bu seneki YAŞ’ın çok önemli sonuçları var. Ama en önemli sonuç şu: Başbuğ komutasındaki Türk Ordusu’nun, temel görevi olan “Cumhuriyeti koruma ve kollama” konusunda üzerinde düşeni yapmadığı ortaya çıkmıştır. Türkiye’yi bir Kürt-İslam Faşizmine götüren AKP iktidarına hiçbir icraatında direnemediği gibi, 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez YAŞ’ta Hükümetin bu kadar kanunsuz müdahalesine de göz yummuştur. AKP gibi Ordu düşmanı, Kürtçü ve Şeriatçı bir iktidarın YAŞ kararları üzerinde bu kadar hakim olmasının yaratacağı sıkıntılar ortada: 1. Türk Ordusu’nun ülkenin Şeriata gitmesini engelleyecek Atatürkçü bir güç olmasının önüne geçilecek. 2. PKK’yla savaşan Türk Ordusu’nun terörle mücadelede azmi ve kararlılığı azalacak. 3. Uzun vadede Türkiye’nin üniter yapısını savunacak en önemli güç olan Türk Ordusu zayıflamış olacak. Böylece Türk devleti ve milletinin birliğini savunması gerektiğinde (Bir PKK ayaklanması, Türkiye-ABD savaşı, Yunanistan ya da Ermenistan’la savaş vs.) bir zaaf oluşmuş olacak... AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte başlattığı Ordu’yu zayıflatma planının temel hedefi bunlar. Geçtiğimiz günlerde yaşanan YAŞ bu hedefe ulaşmada önemli bir aşama oldu. Kara Kuvvetleri Komutanının kim olacağına savcılar mı karar verecek? Öncelikle bu YAŞ’ta temel olarak ne oldu, ona bir bakalım. En önemlisi, orgeneraller düzeyindeki atamalarda, AKP tamamen kendi istediklerini yaptırdı. Kara Kuvvetleri Komutanı olması gereken 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız emekliye sevk edildi. 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ise daha pasif bir görev olan Eğitim ve Doktrin Komutanlığına getirildi. Gerekçe ortak. Saldıray Berk’in ismi Ergenekon tertibinde de geçmişti. Hasan Iğsız’ın ise ünlü “İrtacayla Eylem Planı”nın hazırlanması emrini verdiği iddia edilmişti. İkinci önemli gelişme ise daha düşük düzeydeki generallerin atanmasında yaşandı. YAŞ öncesi, 102 subay hakkında Balyoz İddianamesinde isimleri geçtiği için yakalama emri çıkarıldı. Ve terfi etmeleri engellendi. Böylece Türkiye tarihinde ilk kez askeri atamalara sivil savcıların müdahil olduğunu gördük. Hasan Iğsız’ın terfi etmesi YAŞ’tan tam 2 gün önce açılan soruşturmayla engellendi. Saldıray Berk de aynı şekilde İlhan Cihaner’in de daha önce tutuklandığı soruşturmada ismi geçtiği için terfi edemedi. 102 subay ise, Balyoz iddianamesinde isimleri geçtiği için terfi alamadı. İşte AKP’nin yarattığı faşist düzen. 2-3 tane militan savcı bulursanız, istemediğiniz generaller hakkında soruşturma açtırır, terfilerini engellersiniz. Ordu AKP’nin güdümüne mi girecek? Daha önce de atama krizlerinin yaşandığı YAŞ’lar olmuştu. Örneğin 1977’deki kriz sürpriz bir şekilde Kenan Evren’in Kara Kuvvetleri Komutanı olmasıyla çözülmüştü. 1987’ de ise Özal, Necdet Öztorun’un Genek Kurmay Başkanı olmasını engellemek için dönem Genel Kurmay Başkanı Necdet Üruğ ve Necdet Öztorun’u görevden almıştı. Bu YAŞ’ta yaşananlar sürekli 1977 ve 1987’ye benzetiliyor. Halbuki bu sene yaşananlar çok daha önemli. Sonuçta bahsi geçen o YAŞ krizlerinde Genel Kurmay başkanlarının belirlenmesinde tartışmalar yaşanmıştı. Ancak bu seneki YAŞ’ta mesele şu paşanın mı bu paşanın mı Genel Kurmay Başkanı olacağı değil, Ordu tamamen Hükümete bağlı olacak mı olmayacak mı tartışması. Yani Türk Ordusu, AKP faşizminin vurucu gücüne mi dönüşecek yoksa Atatürk ilke ve inkılaplarını takipçisi olarak iktidarın güdümüne girmeyi red mi edecek? Bugüne kadar YAŞ’larda Başbakanlar ve Cumhurbaşkanları en fazla kuvvet komutanları ve genel kurmay başkanlarını belirlenmesinde söz sahibiydi. Anayasal olarak da buna yetkileri var. Ancak Tayyip ve Gül’ün bir yenilik olarak tuğgenerallere kadar bütün terfilere karıştığını görüyoruz. Bu bir normalleşme değil anormalleşme Bütün Şeriatçı basın ve liberal tayfa bu duruma “normalleşme” diyor. Halbuki yaşananlar son derece anormal. Anormal, çünkü son YAŞ’ta yaşananlar bugüne kadar Cumhuriyet tarihinde görülmüş değil. Tuğgeneral rütbesine kadar asker terfilerine karışan bir iktidar olmadı Türkiye’de. Hatta ve hatta Osmanlı dönemi incelendiğinde Padişahın bile Ordu içindeki terfilere bu derece karışmadığı, belli rütbenin altındakileri Ordu’nun kendi kararına bıraktığı görülecektir. Çünkü, bu işin doğasında var. Hangi generalin terfi etmeye layık olduğunu, hangisinin hangi göreve daha uygun olduğunu, hangisinin emekli edilmesinin daha uygun olduğunu tabii ki siyasi iktidar değil, Asker daha iyi bilecektir. Üstelik bu sadece Ordu için değil, devletin bütün kurumları için geçerli bir şey. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı kafa kafaya vermiş, sanki daha önemli bir şey yokmuş gibi tuğgenerallere kadar Ordu içindeki bütün terfileri değerlendiriyor. Düşünebiliyor musunuz, her ilin milli eğitim müdürünü, kültür müdürünü, vali yardımcısını, ilçe kaymakamını, yani bürokrasinin çeşitle seviyedeki her tür sorumlu ve görevliyi Cumhurbaşkanı ve Başbakan kafa kafaya verip bu kadar titiz bir şekilde mi belirliyorlar? Tabii ki hayır. Üstelik askerlik çok daha “özerk” olması gereken bir kurum. Sonuçta “asker” olmak başka, “sivil” olmak başka. Ancak, AKP’nin gözünden baktığınızda öyle olmuyor. Ordu, kontrol edilmesi gereken, AKP’nin Kürt-İslamcı icraatlarına direnebilecek bir kurum. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşandı ve Cumhurbaşkanı ve Başbakan tümgeneraller düzeyindeki subaylar dahil yüzlerce subayın terfisiyle tek tek uğraştı. Hep Avrupa ülkelerinden örnek verir ya liberallerimiz... Derler ki, bakın oralarda ordu hiç siyasete bulaşmaz. Ama şunu asla söylemezler, oralarda siyaset de orduya bulaşmaz. Hangi Avrupa ülkesinde sizce Başbakan ile Cumhurbaşkanı oturup bütün generallerin tek tek nereye terfi edeceğini planlar? Madem o kadar Avrupacısınız, Ordu’nun özerk yapısına müdahale etmeyin öyleyse... Üstelik Türk Ordusu, Avrupa ordularına benzemez. Mete Han’dan bu yana binlerce yıllık bir geleneği olan, bu ülkeyi bir Kurtuluş Savaşı vererek kurmuş bir ordudan bahsediyoruz. Böyle köklü bir ordunun terfilerine siyasi iktidarın müdahalesi, hele hele AKP gibi Şeriatçı-Kürtçü bir parti tarafından düzenlenmesi devlet geleneğimize yakışmıyor. 28 Şubat’ın intikamı alınıyor Görünen köy kılavuz istemez. YAŞ’ta yaşananlar çok açık bir şekilde AKP iktidarının Türk Ordusu’na “Ben istediğimi yaparım, beni engelleyemezsiniz” mesajıdır. 28 Şubat sürecinde Erbakan’ı Anıtkabir’de gösteren ünlü bir fotoğraf vardır. Erbakan Anıtkabir şeref defterini imzalamaktadır. Arkada dönemin Genel Kurmay Başkanı Karadayı gözükmektedir. Erbakan ter içindedir... Karadayı ise son derece kendinden emin durmaktadır. 10-15 yıl önce Şeriatçı hareket ile Ordu arasındaki güç dengesi buydu. Şeriatçılar başbakanlık koltuğuna oturacak kadar güçlenmişti. Ancak Ordu’nun karşısında bu şekilde terliyorlardı. Bugün ise roller değişti. Artık Şeriatçılar YAŞ toplantılarında generaller terliyor. Hangimiz üstümüze çizik yiyeceğiz, hangimiz atanacağız diye. Kendine güvenir bir şekilde duran ise artık başbakan... Böylelikle Tayyip 28 Şubat’ın da intikamını almış oluyor... Memurun itiraz hakkı var generallerin yok YAŞ’ta yaşananların ilginç bir başka boyutu daha var. Milli Eğitim Bakanlığında bir İl Milli Eğitim Müdürünün atamasını düşünün. Hak ettiği bir terfiyi almayan ya da hak etmediği bir yere sürülen her devlet müdürü gibi bir eğitim müdürü de atama kararlarını İdare Mahkemesine götürme hakkına sahiptir. Bu bir hukuk devletinde, bütün bürokrasinin tamamen iktidar partisi güdümüne girmesini engelleyen çok önemli bir mekanizmadır. Tabii Türkiye’de faşist bir diktatörlük kurma heveslisi AKP bunu bir türlü hazmedemiyor. İktidara geldiklerinden beri sürekli Danıştay’ı hükümet icraatlarını engellemekle, ayak bağı olmakla suçluyorlar. Zaten referanduma götürülen Anayasa değişikliğinde de Danıştay’ı hükümet kontrolünde bir kuruma dönüştüren düzenlemeleri de bu yüzden getirdiler. Peki, Türkiye’de bütün memurlara tanınan bir hak, askere niye tanınmaz? AKP’li basın, Ordu Hükümetin emrinde olmalıdır yaygarası yapıyor. Türk askerini sıradan bir bürokrata dönüştürmek istiyorlar. Öyleyse sıradan bir memurun bile hakkı olan terfi ve atamasında haksızlık yapıldığını düşündüğünde İdare Mahkemesine başvurma hakkı askerlere de tanınsın. Örneğin, Balyoz iddianamesinde ismi geçtiği için terfi alamayan generaller gitsinler Askeri İdare Mahkemesine... Askerlerin böyle bir yasal hakkı var tabii ki. Ancak bir gelenek olarak kullanılmıyor. Bir de kullandıklarını düşünün. Ne Hükümete isyanları kalır, ne de rütbe peşinde koşturdukları... Generallerin tek derdi rütbe yükseltmek mi? YAŞ tartışmaları sırasında Şeriatçı basının Ordu düşmanı yüzü de ortaya çıkmış oldu. YAŞ kararlarının AKP’nin istediği şekilde çıkmasına direnen generalleri “rütbe peşinde koşmakla” suçladılar. Bunu yazan o “aklıselim” yazarlara soruyoruz. Hangi biriniz gazetenizin genel yayın yönetmeni olmak istemezsiniz? Yazıişleri müdürü olma şansınız olsa kabul etmez misiniz? Zaten hepiniz AKP’ye yaranmak için kullanmıyor musunuz kalemlerinizi. İşte, Türkiye’yi öyle bir hale getirdiler ki, bir Şeriatçı terfi etmek istedi mi “vatan aşkı”, “hizmet aşkı”; bir general terfi etmek istedi mi “rütbe peşinde koşmak.” Kimse bu tuzağa düşmesin. AKP, kafasını kaldırmayan, ülkenin Kürt-İslam Faşizmine gitmesine seyirci kalan bir Ordu istiyor. Devlet kurumlarını 8 yıllık iktidarları boyunca istedikleri kıvama soktular. Kadrolaştılar. Her birini AKP faşizminin organları haline getirdiler. Anayasa değişikliği referandumdan geçerse Yargıyı da bu hale getirmiş olacaklar. Tek engel Ordu kalmıştı, onu da bu seneki YAŞ’la başlayan süreçte düzenleyecekler. AKP’ye direnen, Türkiye’nin gidişatından memnun olmayan askerler “terfi peşinde koşmakla” suçlanacak. AKP’nin yaptıklarını içine sindirecek (bkz. Son üç genel kurmay başkanı) asker ise “vatan ve hizmet aşkı”yla yanıp tutuşuyor olacak. Türkiye’nin geldiği nokta: YAŞ kararlarına itirazı eskiden Şeriatçılar isterdi Son YAŞ kararları, Türkiye’nin AKP’nin iktidara geldiği 2002’den beri ne hale geldiğinin güzel bir göstergesi. Eskiden YAŞ kararlarının yargıya taşınabilmesini Şeriatçılar isterdi. Bu şekilde Ordu’dan atılan Şeriatçı subayların hakkını korumak isterlerdi. Son YAŞ’ta ise tek bir subay-astsubay bile gerici faaliyetlerden dolayı ihraç edilmediği gibi, tasfiye edilen AKP karşıtı generaller oldu. Anlayacağınız, artık YAŞ’ta Şeriatçılar değil Atatürkçüler tasfiye ediliyor. Eskiden YAŞ kararlarına Tayyip ve Gül şerh koyardı. Ama generallerin dediklerini kabullenmek zorunda kalırlardı. Bugün ise kararlara şerh koyan generaller. Artık Tayyip ve Gül’ün istediği atamalar kabulleniliyor... Bu, maalesef, Türk Ordusu’nun AKP’ye teslim olduğunun göstergesidir. Ordu komutasının kararlarına müdahale edemedikleri için Şeriatçılar YAŞ kararlarının itiraza açık olmasını isterdi. Geldiğimiz noktaya bakın, şimdi de tasfiye edilen Atatürkçü generallerin hakkını Askeri İdare Mahkemesinde aramasından bahsediyoruz. Nereden nereye... Bu tabii son YAŞ’ta yaşananların bir sonucu değil, bir sürecin birikimi... Koltuğunu, makamını korumak için ülkenin gidişatını içine sindirenler, şimdi o koltukların da tehlikede olduğunu görüyordur. Ya AKP kazanacak Ya Türk milleti Gidişat ortada. AKP, ordusundan yargısına bütün kurumlarıyla kendisine bağlı bir devlet yapısı kuruyor. Bunun adı dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin faşizmdir. Ancak AKP öyle bir ideolojik ortam yarattı ki Türkiye’de, demokrasinin tek tanımı darbelere karşı olmaya indirgendi. Darbecilik bugün Türkiye’de en büyük suç haline geldi. PKK’lılar, açık açık ülkenin bölünmesi propagandasını yapan Kürtçüler sokaklarda serbest serbest geziyor. Ama bir subay, emekli ya da muvazzaf, darbecilikle suçlandı mı, anında tutuklanıyor. Kimse de sesini çıkaramıyor. AKP de işin kolayını buldu, tasfiye etmek istediği bütün muhalif hareketleri de darbecilikle suçlayarak tutukluyor. Yani, AKP ne yapmak istese “darbelere karşıyız” diyerek meşrulaştırmak istiyor. YAŞ’ta da bunu yaptılar. Kısacası darbelere karşıyız diye diye faşizmi kuruyorlar. Ancak unuttukları bir şey var. Bunu da tarih kitaplarından öğrenebilirler. Dünya tarihinde faşist iktidarlar darbelerle değil, halkın örgütlenmesiyle son bulmuştur. Ordu’nun elini kolunu bağladım diye sevinmesin Tayyip. Ne demişler, “Mağrur olma padişahım, senden büyük devlet var.” Biz de AKP iktidarının ilk dönemlerinde bir sayımızda bu başlıkla çıkmıştık. Ancak AKP bu süreç içinde kendisine direnecek hiçbir devlet kurumu bırakmadı. Öyleyse şöyle demek durumundayız: “Mağrur olma padişahım, senden büyük millet var.”
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 293 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||