Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - Afrika'nın kendi geçmişi
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Kürtlere tehcir!
"Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı
nasıl uyduruldu
ALİ ÖZSOY
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin hayırsız "Hayır" kampanyası
ÖZGÜR ERDEM
İşte AKP Türkiyesi:
Memurun itiraz hakkı var generalin yok
KAYA ATABERK
Batıya Kürt göçü ve Türklerin doğal tepkisi
OKAN İŞBECER
BBP bölünüyor mu?
TUĞRUL ÇELİK
Kendi kaleminden
Fidel ve Küba Devrimi
TEVFİK KAYMAZ
Anatarantika Birliği'ne
tam üyelik
TÜRKKAYA ATAÖV
Afrika'nın kendi geçmişi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
"Kürt diasporası"nın tehciri
FAHAMET YALÇINKAYA
İnsanlar ve hayvanlar
UMUT YALIM
...Ve ömrümüzün
en güzel günleri (30)
 

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
Afrika'nın kendi geçmişi

Avrupa’daki ve ABD’deki kitapların çoğu Afrika’yı Batılıların “keşfettiğini” yazar. Söz gelimi, bir avuç Batılı gezgin ya da din yayıcısıdır bu anakarayı 19’uncu yüzyılda bulup ortaya çıkaran. Onlar bulduğuna göre, üstünde birtakım hakları vardır (!).

Oysa, Afrika’nın en azından kuzeyi hep biliniyordu. Örneğin, İlkçağ’ın Kartaca kenti ve devleti. Günümüz Tunus yakınında başlayıp Batı Afrika’ya yayılmış, Sicilya ve Sardunya’yı ele geçirmişti. Hamilkar’dan sonra, Batı Akdeniz’de egemen oldu. Anibal’in koca Roma’ya karşı üç Pön Savaşı iyi bilinir. Müslüman Araplar da Ekvator’a komşu tüm bu yörelerle içli-dışlıydılar, Büyük Sahra’yı aşan kervan yolları vardı ve böylece anakaranın iç bölümleriyle de yüzyıllarca ticaret yaptılar. Dillerini ve dinlerini daha o çağda kabul ettirdiler. Kuzey Afrika (Fas dışında) 16’ncı yüzyıldan bu yana uzun süre Osmanlı devletinin parçasıydı. Türkler Trablus-u Garb’tan, Balkan Savaşları nedeniyle, ancak 1911’de çıktılar.

Daha önemlisi, Afrika’nın her yanını bu toprakların yerlileri başından beri hep biliyorlardı. Sanki, o görkemli “Victoria Çağlayanı”nı David Livingstone (1813-73) diye İskoçyalı bir din adamı bulmuş ve bu suya o adı vermişti. Nil Nehri’nin en büyük kaynağı ve Afrika’nın da en büyük gölü olan bu kocaman su birikintisine Britanya Kraliçesinden ötürü “Victoria Gölü” dedi. 69.484 kilometre karelik alanıyla (Kuzey Amerika’da Superior’dan sonra) dünyanın ikinci en büyük gölüdür. Ona en yakın kente de bu gezgin-din adamının adını verdiler. Livingstone din yayıcısıydı; Afrika’yı Hıristiyanlığa ve sömürgeciliğe açmak için buralara gelmişti. Mozambik’e ve Malawi’ye doğru uzandı. Nil’in nereden çıktığını arıyordu; bulamadı. Sözde “Albert Gölü” de öyle. Onun adını da bu suyu ilk gören yabancı olarak, Kraliçe Victoria’nın eşi Prens Albert’ten ötürü, Samuel Baker diye biri koymuştu. Başka bir Britanya kralının adını taşıyan Edward Gölü de var.

Kimi sayılamalara göre, belki de 60 milyon Afrikalı yerlerinden zorla koparılıp Batılıların gemilerine balık istifi gibi tıkıştırıldı. Bunların ancak 12-15 milyonunun Yeni Dünyaya ulaştığı yazılıyor. Daha önce, Britanya adalarına ve Avrupa’da başka yerlere götürülenler de cabası. Müslüman Araplar da Doğu Afrika’da ayrıca milyonlarcasını tutsak edip pazarlarda sattılar. Yerli Afrikalıdan kimilerinin yabancıyla işbirliği bu köle ticaretini kolaylaştırdı.

Ama bütün buraları yerliler önceden biliyorlardı. Örneğin, o çağlayanın adı “Mosi-oa-Tunya”ydı; yani, “gök gürültüsü gibi ses çıkaran duman”. Ama Batılılara sorarsanız, sanki oraya dışarıdan bir beyaz adam, hele elinde İncil’i de varsa, ayak basmadan, orasının önceleri de var olduğunu söylemek gereksizdi. Bu tavır kendi ırkının üstünlüğüne inanan ve pek az görülen bir bilgiçlik taslamaktır. Böylesine haksız ve yanlış bir başlangıcın gitgide derinleşen bir sömürüye dönüşeceği belliydi.

Avrupalılar ve ABD yayılmacıları Afrika’ya bilimsel olmayan ırkçı düşüncelerle donanmış olarak geldiler. Batı’nın ırkçı kuramcılarının içinde ilk usa vuran Fransız diplomatı ve yazarı Kont Joseph-Arthur de Gobineau’ydu (1816-82). Dış temsilciliklerde görevli olduğu yıllarda (1849-77), “İnsan Irklarının Eşitsizliği Üstüne Deneme” (Essai sur l’inégalité des races humaines) başlıklı bir çalışma hazırladı, sonra bastırdı (1853-55). Beyaz ırkın ötekilerden üstün olduğunu savunuyor, uygarlığın doruğuna da Aryan ırkını oturtuyordu. Beyazların siyah ve sarılarla karışmadıkça ilerlediklerini ve karışımın çürüme doğuracağını ileri sürüyordu. Böylesine düşünceleri açıklayan bu yayın birçok kişiyi etkiledi, çok sayıda izdeş yetiştirdi. Sonraları Hitler’e değin uzanan bu etki Afrika’yı sözde inceleyenleri de içine aldı.

Irkçı Batılıların tek kuramcısı da Gobineau değildi. Özellikle Afrika’ya eğilenler içinde (sonra Sir) Richard F. Burton’un (1821-90) sözünü etmek gerekir. Oxford’dan kovulduktan sonra Hindistan’a gitti. Orada Müslüman taklidi yaptı, Arabistan’a geçti. İslâm’ın kutsal yörelerine girebilen ilk Hıristiyan olarak da bilinir. Başından geçenleri (Batı’da “başyapıt” diye nitelenen ama herhalde) ırkçı burgularla “Medine’ye ve Mekke’ye Yolculuk” (1855-56) adlı kitabında anlattı. Bundan sonraki iki yılını Nil Nehri’nin kaynağını aramağa harcadı. Tanganyika Gölü’nü “bulan” Avrupalı diye de anılır. Birçok yerli dil öğrendiği söylenirse de, Afrika halklarını küçümseyen yayınlar yaptı. Afrika’ya ayak basan din yayıcılarının ve yöneticilerin büyük çoğunluğu bu düşünceleri paylaşıyorlar ve günlük yaşamlarına yansıtıyorlardı.

Koca anakaraya böyle yaklaşan Batı bu toprakların ne geçmişini, ne uygarlığını inceledi. Adları genelde hayranlık uyandıran Oxford ve Cambridge gibi eğitim kurumlarının Afrika’ya ilişkin ders kitapları düzeyindeki yayınları aynı ırkçı tavrı kendine özgü bilgiçlikle sürdürür. Sözde seçkin bilimcilerinin bu yapıtları böylesine yavan olunca, sıradan Batılının aktarmaya değer bir şey bildiği varsayılamaz. Üstelik, ucuz eğlencelikler önyargıları daha da pekiştirir. Örneğin, gençlik yıllarımızın “Tarzan” filmleri ve onlardan çıkıp yayılan yüzeysel ileti. Bilet satışını düşünen Hollywood Johnny Weismuller (1904-84) adlı Amerikalı bir (1924 ve 1928 Olimpiyatlarından beş altın madalyalı) yüzme birincisine 1932-48 yıllarında çevirttiği 12 filmde Afrika’yı bir “yağmur ormanı” gibi gösteriyor, Tarzan da maymunlar gibi ağaçtan ağaca sekip duruyordu. Ya (Me Tarzan, you Jane gibi) bir elin parmaklarını aşmayan sözcükle konuşması! Batılıların, örneğin, kökü Doğu Afrika’da olan ama sonra Zaire’nin bir bölümüne ve Zambiya’ya yayılan Swahili dili ve ekininden, ya da Kongo’da ve Zaire’nin başka yöresinde gelişen Lingala’dan, ayrıca öteki Afrika dillerinden haberleri yoktu.

Mısır’daki büyük uygarlık bir yana, Büyük Sahra’nın güneyinde de koca Aksum, Asante, Mali, Kanem-Bornu ve Songhai İmparatorluklarının birkaç sözcükle sınırlı izi bile yok. Mali imparatorları Kahire’den geçip Mekke’ye Hac’ca giderken, çevresine ve iş adamlarına dağıttıkları altınlarla Mısır’ın altına dayalı resmî dinarının değer yitirmesine neden olmuyorlar mıydı? Ya kuzey Etiyopya’da Lalibela denen yerdeki yeraltı tapınakları, ya da Batı Nijerya’da bronz ve pirinçten Ife heykelleri! Kuşku yok ki, Afrika’da bir teknik düzey, ona dayalı bir gelişme gizilgücü ve yaratıcılık vardı.

Batı, Afrika’yı sömürgeleştirmeseydi, kendi istemi ve gücüyle nerelere ulaşabilirdi? Ama böyle bir özgürlüğü olmadı. Batı önce silâh üstünlüğüyle bastırdı, sonra ırkçı kuramcılığıyla ağırlığını koydu, kendinde ne yoksa onu ele geçirdi ve köle ticaretini geliştirdi. İncil’i de ihmal etmedi. Bütün bunlar Afrika’nın özgürce gelişme yollarını tıkadı. Bu koca anakara bugün de bu haksızlıkların sonuçlarını omuzlarından atamıyor.

Afrika Batı sömürgeciliğinin başlamasıyla birlikte, durduğu yerde sayar ve giderek gerilerken, Britanya gibi Avrupa ülkeleri ve ABD sömürge topraklarının ürünleri ve köleleri sayesinde zenginleştiler. İlk sömürgecilik yıllarını alırsak: Mısır, Sudan ve Çad’dan pamuk; Angola, Etiyopya, Kamerun ve Uganda’dan kahve; Gana, Kamerun ve Togo’dan kakao; Sierra Leone ve Güney Afrika’dan elmas; Zambiya’dan bakır; Gana’dan kauçuk; Somali ve Yukarı Volta’dan hayvan...aldılar.

Doğrudan alıp götürülen insan kaynağına gelince: Kimi sayılamalara göre, belki de 60 milyon Afrikalı yerlerinden zorla koparılıp Batılıların gemilerine balık istifi gibi tıkıştırıldı. Bunların ancak 12-15 milyonunun Yeni Dünyaya ulaştığı yazılıyor. Daha önce, Britanya adalarına ve Avrupa’da başka yerlere götürülenler de cabası. Müslüman Araplar da Doğu Afrika’da ayrıca milyonlarcasını tutsak edip pazarlarda sattılar. Yerli Afrikalıdan kimilerinin yabancıyla işbirliği bu köle ticaretini kolaylaştırdı.

Köleciliğin uzun sürmediği de söylenecektir. Ancak, ilk başlangıçlardan ele alırsak, 350 yılı kapsıyor. Dahası, köle ticareti ancak 150 yıl önce yasaklandı. Gene de, bu kazançlı işi yasa-dışı yollardan sürdürenler oldu. Çok önemli bir nokta şu: Zenci köle ticareti Afrika’nın belkemiğini kırdı; öte yandan, Avrupa ile ABD’nin gelişmesine doğrudan katkılar yaptı. Afrikalı yerliler köylerinde, kentlerinde yakalanıp Batılıların gemilerine doluşturulmasaydı, Afrika kalkınması hangi noktaya ulaşır ve Batı dünyası gelişmenin tam hangi aşamasında kalırdı? Bu iki sorunun kolay ve sayısal bir yanıtı yok. Ancak, genelleme yapılabilir.

Köle ticareti, Avrupa’nın da, ABD’nin de kıyıdan, köşeden bir eylemi değildi. Britanya toplumunda kral-kraliçe ailesinden tüm soylular, büyük toprak sahipleri, ticaretle uğraşanlar ve işçi çalıştıranlara değin, herkes kölecilik kurumundan sonuna dek yararlandı. Britanya sömürgeciliği ve emperyalizmi Afrika’dan zenci köle ticaretine çok şey borçludur.

Benzer biçimde, ABD’de de özellikle Güney’de pamuğa dayalı 11 birlikteş devletin ekonomisi Afrikalı kölenin sinekten yağ çıkarırcasına çalıştırılmasına bağlıydı. O denli ki, ABD’yi bağımsızlığına kavuşturup ve bu olayın belgesini, ardından Anayasayı kaleme alanlar siyah derili köle sahibiydiler. Dahası, Amerikan İç Savaşına değin (1861-65), tüm ABD başkanları da köle alıp satıyorlardı. Afrika’dan getirilen bu milyonlarca insanın ve onlardan doğan gene milyonlarca zencinin kendi anayurtlarına hiçbir yararı olmadı. Afrika anakarası bu yitiğin sonuçlarını sırtından hâlâ atamamıştır.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 293 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40