![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy
Oy kullanan (!) ölüler ABD’de yaşayan Fethullah Gülen hayali bir Yunan kahramanının adını taşıyan “herkul.org” isimli internet sitesinde referandumla ilgili açıklamalar yapınca, Devlet Bahçeli belki de MHP tarihinde bir ilki gerçekleştirdi ve Fethullah aleyhinde açıklamalarda bulundu. Fethullah’ın referandum için ABD’den yaptığı çağrı şuydu: “Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkân olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda “EVET” oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da. Ben zannediyorum ruhları koşar da.” Türkiye’de yaşayan her insana bu ülkeyi ve hayatı zehir eden gerici düzenin kodamanların artık vefat eden insanlarımızı dahi mezarlarında da rahat bırakmayacaklarını öğrenmiş olduk. Daha oy kullanma yaşına bile gelmemiş “çoluğu ve çocuğu” sandığa götürmek de cabası... YSK’nın ölü ve çocuk seçmenler konusunda bir açıklama yapmasını hep birlikte bekliyoruz! Devlet Bahçeli ise AKP’nin ve Fetocu Zaman gazetesinin ülkücü tabanı “darbeci” ve “demokrat” olarak ikiye bölmeye çalışmasından son derece rahatsız olmuş olacak ki, MHP tarihinde Nurculara yönelik ilk ve büyük ihtimalle de son çıkışı yaptı: “Sayın Fethullah Gülen bey, mezardan kaldırıp oy kullandıracağına, 12 Eylül'de Amerika'dan gelip oy kullanması daha hayırlı olur diye düşünüyorum.” Bir “Başbuğ” ve müritleri Bu tartışma üzerine Fetocular MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi topa tuttular ve akılları sıra bir cinlik yaptılar. MHP Genel Başkanı, Fethullah Gülen’i eleştirmekteydi ancak ülkücülerin esas “başbuğu” Alparslan Türkeş büyük bir Fethullah hayranıydı. Susurluk kazasından sonra basına sızan bir resmi raporda Susurluk Çetesi’nin listesinde Fethullah Gülen’in isminin geçmesi Alparslan Türkeş’i küplere bindirmiş ve hususi bu konuyla ilgili bir basın açıklaması yapmıştı. STV ve Fetocu siteler bu görüntüleri tekrar tekrar yayınlamaya başladılar. Bakın “başbuğ” Fethullah hakkında neler diyor: “Bilim aşığı”, “ tek dikili ağacı olmayan”, “Türk dünyasının hizmetkârı”, “muhterem zat...”, “Hoca Efendi Türk milletinin gönlünde tahtını kurmuştur...” Buradan yola çıkarak Fetocular Devlet Bahçeli ve MHP’ye vuruyor: “Bakın sizin başbuğunuz hoca efendiye hayrandı. Siz onun yolundan çıktınız.” Kurnaz ama akıllıca olmayan bir hamle... Fetocular referandum sürecinde kısa vadede yarar sağlayacak bir propagandanın, uzun vadede kendilerini vuracağını fark etmiyorlar. Kenan Paşa’nın Nurcu ve Ülkücülere kıldığı imam nikahı bozuluyor mu? Evet Alparslan Türkeş ve ülkücüler 1980’lerde ve özellikle 1990’larda Nurcularla ve Fetocularla adeta bütünleşmişti. Esasen bugün Fethullah’ın sözde karşı çıktığı 12 Eylül rejimi onları iktidara taşımıştır. ABD 12 Eylül’den önce kullandığı ülkücüleri ise kontrol altında tutmak için Nurcularla kaynaştırmıştı. Bugün hepsi Kenan Evren’e muhalifmiş gibi davranmaktadır ancak Kenan Paşa hapisteki ülkücüleri Nurcu yapma projesinin baş mimarıdır. Ülkücüler ile esas olarak bir Kürt tarikatı olan Nurcular arasındaki imam nikahı böylelikle kılındı. Fethullahçılar bugün Türkeş ile Bahçeli arasında çelişki aramaktadır. Ancak esas çelişki kendisine “Türk milliyetçisi” diyen bir hareketin bir Kürt tarikatına tabi olmasıdır. Amerikancılık böyle bir hilkat garibesi yaratabildi. 1980’in ürünü olan bu evlilik aslında Alparslan Türkeş’in “başbuğluk” misyonuna uygundu. Çünkü kendisi daha 80 öncesi bir Kürt şeyhi olan Şeyh Arvasi’ye bağlılığını açıkça ilan etmişti. Ülkücülük ne yazık ki milliyetçilikten çok “anti-komünizme” ve Amerikancılığa dayanıyordu. Bu yüzden Şeyh Arvasi, Fethullah Gülen gibi Kürtçülerler Türkeş gibi eski bir ırkçı yan yana gelebiliyordu. Çünkü ocakları aynıydı: Komünizm İle Mücadele Derneği... Ortak amaç ABD’nin çıkarlarının korunmasıydı. Nitekim 12 Eylül’de kendisinin hapse atılması ve hatta bazı militanları idam edilmesine rağmen Türkeş “biz içerdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda” gibi veciz bir söz sarf etmişti. Fethullah ise hem dışarıda hem iktidardaydı. Ancak Soğuk Savaş bitti. ABD emperyalizminin planları ise ilerlemeye devam etti. Bugün ABD Fethullahçılarla PKK’lıları yan yana getirdi. Türkiye’de PKK ile birlikte Kürt ırkçılığı ve bölücülüğünün en ateşli temsilcisi Fethullah hareketidir. Said-i Kürdi’nin kurduğu tarikatın asıl misyonuna dönmesi de şaşırtıcı değildir. Bu yüzden ülkücülerin tabanını oluşturan Türk kitlelerinin Fethullah hareketinden kopması ve hatta tam karşısında konumlanması sosyolojik olarak engellenemez bir olgudur. Sonuçta Zaman gazetesinin “başbuğ” Türkeş’in Fethullah’ı yere göğe koyamayan demeçlerini yayınlamasının orta ve uzun vadede tek bir etkisi olur: Ülkücüler geçmişleriyle yüzleşmeye ve “başbuğ”larını sorgulamaya başlarlar. Çünkü bu kitleye artık Fethullah’ı sevdirmek mümkün değildir. Türkeş’in sorgulandığı yerde ise Bahçeli devrilse bile Fethullah hareketi için kazanç olamaz çünkü artık gericiliğin ve Amerikancılığın kıskacı altındaki milliyetçi bir kitle azat olacaktır. “Kan denizinde” gemisini yüzdürenler Fethullahçılar Türkeş ve Bahçeli’nin tavırlarında sözde bir tezat bulup, burada bir çelişki yakaladıklarını düşünüyor olabilirler. Ancak söz konusu olan politik ikiyüzlülük, tutarsızlık ve takiyecilik olduğunda kimse onların eline su dökemez. Örnek verelim... 2 Ağustos 2010 tarihindeki son açıklamasında bakın Fethullah 12 Eylül Darbesi’ne nasıl bindiriyor: “12 Eylül, 12 Mart ve daha önceki 27 Mayıs darbeleri, hiçbir mantığa dayanmayan ve millet adına hiçbir yarar vaatetmeyen bir çeşit sindirme ve herkese haddini bildirme, sonra da iktidarı ele geçirme ve şahsî saltanatları devam ettirme hareketleriydi. Bazı kimseler, gemilerini yüzdürmek için kan seylaplarına ihtiyaç duymuş; bu milletin evladını sağcı ve solcu olarak cephelere ayırmış ve vuruşturmuş; nihayet akıttıkları kan, irin ve gözyaşından istifade ederek kendi otağlarını kurmuşlardı... Ne acıdır ki, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbe dönemlerinde ülkemizde hak, mantık ve muhakeme, kuvvetin çılgınlığı karşısında yenilgiye uğramış ve âdeta bir esaret yaşamıştır.” Aradan 30 yıl geçtikten sonra bunları söylemek kolay. Oysa darbenin üzerinden daha bir ay geçmeden önce bakın Sızıntı dergisinde (Ekim 1980) Fethullah cuntaya nasıl övgüler sıralıyordu: “Evet, bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiç mi hiçbir şey anlamadık... Oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Karakol (cunta kastediliyor) sessizliğin, huzurun ve emniyetin simgesidir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, genel emniyet ve dengenin en büyük teminatıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir... Ve işte şimdi, asırlık bekleyişin şafağı saydığımız bu son dirilişi, son karakolun varlık ve devamına belirti sayıyor, ümidimizin tükendiği yerde Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, imkânsızlıkların son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.” “Kan” metaforu her iki 12 Eylül değerlendirmesinde de var. 1980’de Fethullah 12 Eylül cuntasına kanı durdurduğu için dua ederken, bugün aynı idareyi kan denizi yaratmakla suçluyor. Fethullah birilerinin 12 Eylül öncesi ve sonrasında “kan denizleri” yaratıp bu denizlerde “gemilerini yürüttüğünü” belirtiyor. Ekim 1980’deki açıklama ise Fethullah’ın da bu kan denizine yelken açanlardan biri olduğunu göstermektedir. Fethullah hareketi her şeyini Kenan Evren’e ve 12 Eylül rejimine borçludur. Fethullah’ın kendisi de Kenan Evren’e tek bir eyleminden dolayı adeta Ortaçağ’daki bir Vatikan papazı gibi cennetin anahtarını bahşetmiştir: “Kenan Evren sadece din derslerini zorunlu hale getirdiği için bile cennetliktir.” Ancak aynı Fethullah hareketi şimdi utanmadan solculara ve ülkücülere seslenmekte ve hoca efendileri tarafından “cennetlik” ilan edilen bu paşanın eğer “evet” oyu kullanırlarsa yargılanacağını ve hesap vereceğini belirtmektedir. Fethullah kendisine dost olan herkesi sattı Fethullah’ın Kenan Evren ve 12 Eylül konusundaki akıl almaz zik zaklarına hâlâ şaşıran birileri varsa gerçekten çocuksu bir saflık taşımaktadır. Tüm Türkiye bu tarikatın Kürtçü, gerici amaçlarını ve takiyeci taktiklerini görmüşken en son uyanan Devlet Bahçeli oldu. Fethullah’ı zor anlarında kimler savunmadı ki? Ancak istisnasız hepsi er ya da geç cemaatin hedef tahtasına oturdu. Bu gerçeği Türkiye’de hâlâ göremeyen insanlar varsa uyanın diyoruz. Tayyip dâhil kimse güvende değil. Bu tarikat hep takiye ve insanları kullanma ilkelerine dayandı. Ve kendisiyle birlikte işbirliği yapan hemen tüm siyasetçileri harcadı. Süleyman Demirel hep onları korudu. Bütün okullarını ziyaret etti. Ama Zaman gazetesi bugün Demirel’i Ergenekoncu ilan etti. Ecevit onların en kahraman savunucularıydı. Hatta başbakanlık yetkilerini kullanarak Fethullah’ın tutuklanmasını engelleyen ve yasadışı bir şekilde ABD’ye kaçmasını sağlayan ta kendisiydi. Ancak 2002 Mayısında ABD ve AB Ecevit’in ipini çekince Zaman gazetesi bir kalemde Ecevit’i harcadı. Ecevit’in Parkinson olduğu, her demecinde hatalar yaparak kendini küçük düşürdüğü, hükümetin bu “hasta adam” sendromunu aşmak zorunda olduğu yönündeki haberler Zaman’dan asla eksilmedi. Sonunda başarılı da oldular. Önce DSP’yi bölüp sonra hükümeti yıktılar. Tayyip de paraşütle iktidara kondu. Baykal’ın en son yaşadığı olay cemaate yakın durmak isteyen politikacıların asla akıllanmadıklarını gösteriyor. Baykal kaset komplosu ortaya çıkınca kendini bile savunmayı bırakıp Fethullah’ın avukatlığına savunmuş ve “Pensilvanya’daki zata” teşekkür etmişti. Zaman gazetesinde Fethullah’ın temsilci olarak tanınan Hüseyin Gülerce ise Baykal’ı bu tavrından dolayı “kahraman” ilan etmişti. Daha aradan iki ay geçmedi. Bugün Baykal’ın Ergenekon sanığı olmasına ramak kaldı. Zaman gazetesi Seyfi Oktay-Baykal bağlantısının üstüne gidip, “kahraman” arkadaşlarını hapse tıkma derdine düştü. Cemaatin “kahraman savcısı” da “kahraman” politikacı Baykal için fezleke düzenleyip, meclise Baykal’ın dokunulmazlığının kaldırılması başvurdu. Sadece sol ve merkez siyasetçilerden örnek vermeyelim. Tayyip İsrail ile biraz ters düşünce Fethullah Tayyip’i bile anında sattı. Artık birilerinin tüm bu olup bitenden ders alması şart... Ülkücüler artık uyanın! Şimdi cemaatin hedefinde Bahçeli var. Daha bir hafta öncesine kadar Zaman gazetesine göre Bahçeli sağduyulu, provokasyonları engelleyen, demokrat, örnek ülkücü liderdi. Bahçeli tek bir demeç verdi ve bir haftada “başbuğa ihanet eden”, “darbeci”, “vesayetçi” lider oldu çıktı. Çok yakında yere göğe koyamadıkları Bahçeli’ye de Ergenekoncu derler. Oysa 29 Temmuz tarihinde Zaman gazetesi 31 Temmuz tarihinde Samanyolu haber sitesi başyazarımız Gökçe Fırat’ın ülkücülere açık mektubunu haber yapmış ve Bahçeli’yi provokatörlerin başkanlıktan devirmek istediğini, ülkücülerin TÜRKSOLU’na çok sert yanıt vereceğini ileri sürmüştü. Daha bir hafta önce Bahçeli sağduyulu, TÜRKSOLU “Ergenekoncu ve provokatördü”. Şimdi Türkeş sağduyulu Bahçeli neredeyse Ergenekoncu... Tabi TÜRKSOLU için değişen bir şey yok. Biz yine “Ergenekoncu”, “provokatör”... Bahçeli Cumhuriyet Mitinglerine karşı çıkınca büyük sivil lider... Bahçeli Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını destekleyince demokrasi şampiyonu... Bahçeli ülkücülere sokağa çıkmayı yasaklayınca sağduyu kahramanı... Bahçeli Kürt ırkçısı Ahmet Türk ve Apo’nun avukatlarının elini sıkınca hoşgörü timsali... Bahçeli 1000 yıllık Kürt kardeşliğinden bahsedince milli birlik savaşçısı... Şimdi de bir günde Bahçeli tu kaka! Gitsin Bahçeli gelsin yeni bir sivil lider. MHP bunu yapamazsa cemaatin savcıları yapsın. Kim bilir belki de Dörtyol olayları MHP’nin üstüne yıkılsın. Devlet Bahçeli bu olup bitenden ders çıkarır mı? Zannetmiyoruz. MHP yönetimi altlarındaki halının Nurcu Kürt fanatizmi tarafından çekildiğini hissediyor. Ve istese de buna karşı tavır alamıyor. Çünkü ABD elleri kollarını bağlamış. Kürtçülükle uzlaşmak dışında bir çareleri yok. PKK’yla bile mücadele etmeyen bir MHP, Fethullah cemaatine karşı nasıl tavır alsın? Kaldı ki bu cemaat ile olan imam nikâhları ülkücü camiaya geçmişte de çok şey kaybettirdi. Türkeş fanatik bir şekilde Fethullah Hocası’nı savunuyordu ancak bu Fethullah’ın Nurculaştırılmış ülkücüleri kullanarak MHP’yi bölmesine ve BBP’yi kurdurmasına engel olmadı. 1980 ve 1990’larda cemaat ve MHP adeta tek bir teşkilat gibi iç içeydi. Şimdi o eski ülkücülerin hepsi AKP’li ve fanatik Kürtçü oldu. Tarikatlarla olan ilişkisinde kaybeden taraf hep MHP oldu. Tıpkı merkez sağ gibi MHP’nin de Kürtçü tarikatlar tarafından yutulması içten bile değildir. MHP Soğuk Savaş ürünü olduğu için bugün sürekli kan kaybediyor. Bir tarafta AKP diğer tarafta Fethullah cemaati partiyi kemirip duruyor. MHP yönetimi asla anti-Amerikancı olamadığı için bu sürece dur diyemiyor. Türkiye’nin yakın geleceği milliyetçi dalganın yükselişini işaret ediyor. Diğer yandan MHP’nin temelleri sarsılıyor. Bu iki çatışan olgu Türkiye’nin gerçeğidir. Samimi ülkücülerin şu gerçeği görmesi lâzım... Yükselen milliyetçilik bu partiyle kendini ifade etmeyecek. MHP’nin liderlerini ve politikalarını ise, ne yazık ki, Kürt cemaati belirlemeye devam edecek.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 293 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||