![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eser Özaltındere
Kılıçdaroğlu’nun Dersim Herkesin çok yakından bildiği gibi Gandi Kemal CHP başkanlığına seçilmeden önce epey bir falso vermişti. Önce Dersim İsyanı’nın bastırılışını eleştirmiş, o doğrultuda Onur Öymen ile ters düşmüş ve CHP’de çıkan kriz zar zor kontrol altına alınmıştı. Gandi’nin bu provokasyonu, haklı olduğu hâlde Onur Öymen’i çok zor durumda bırakmıştı. Düşünebiliyor musunuz, Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisindeki Kemal Kılıçdaroğlu adlı bir zat-ı muhterem, Cumhuriyet’e kastetmiş bir başkaldırının Atatürk’ün talimatlarıyla önlenmesini yine aynı parti içerisinde bağıra çağıra mahkûm etmeye çalışmaktan zerre kadar rahatsızlık duymuyor! Ve aynı kişi daha sonra Atatürk’ün kurduğu o partide Genel Başkan oluyor. Artı, bu kişi aynı zamanda o isyanın başını çeken Kureyşan aşiretinden geliyor. Tabii iş bu kadarla da kalmamış ve bizim Gandi, Batman’da verdiği bir beyanatta bir kez daha çam devirerek PKK’lılarla ilgili genel affa açık olduklarını ayan beyan ilân etmişti. O zaman da ortalık bir kez daha karışmış ve CHP yönetimi bu patavatsızlığın üstünü çeşitli kıvırtmalarla örtbas etmek zorunda kalmıştı. Yani Kılıçdaroğlu’nun lastiği, Genel Başkan olmadan çok önceleri de bir-iki kez balon yapmış ve kendisi, tehlikeli niyetleriyle ilgili çok önemli ipuçları vermişti. Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi Gel zaman git zaman bir de baktık, hiç umulmadık bir anda kaset skandalı patlayıverdi. Hem de tesadüfe bakın ki, tam da kongreye sayılı günler kala… Derken, kongre öncesindeki bu kısa süreç içerisinde kaset skandalının başrol oyuncusu Deniz Baykal ketenpereye getirilerek Kemal Kılıçdaroğlu bir oldu bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturuverdi. Bugünün yoğun gündeminde hâliyle bu kaset olayının iç yüzü de unutuluverdi. Bir kere, bu kasetin ortaya çıkışının zamanlaması çok önemliydi. Neden söz konusu materyal 5-6 veya 8-9 ay önce ortaya çıkmamıştı da kongreye 15-20 gün kala piyasaya sürülmüştü? Öyle ya! Bu kasette geçen “aşk hikayesi” yeni bir olay değildi ve yıllar öncesine dayanan bir geçmişi vardı. Demek ki, uygun zaman beklenilmişti. Eğer bu kaset 8-9 ay öncesinde ortaya çıkarılsaydı, belki Deniz Baykal önlemlerini bir şekilde alabilir, kendini toparlayabilir ve yeniden adaylığını koyabilirdi. Ya da başka adaylar çıkabilir, hazırlıklarını yapabilir, Kemal Kılıçdaroğlu’na rakip olabilir ve onun genel başkanlığını engelleyebilirlerdi. Ama bu istenmiyordu. Mutlak surette Gandi’nin genel başkan olması gerekiyordu. Çünkü derin güçler tarafından o seçilmişti. Tıpkı, Tayyip Erdoğan’ın da seçilmişlerden biri olması gibi… Neden Kılıçdaroğlu? Öncelikli olarak Kılıçdaroğlu’nun profili, kişisel tarihi ve özellikleri sömürgeciler için biçilmiş kaftandı. Bu bağlamda kaset operasyonunun kongreye sayılı günler kala devreye sokulması başkanlığa en hazır aday olan Kılıçdaroğlu’na hâliyle avantaj kazandıracaktı. Zira, başkalarının bu kadar kısa zamanda hazırlık yapabilmesi pek mümkün değildi. Hele de Baykal’ın bu zaman darlığında kendini ve ekibini toparlayarak bozulan imajını tekrar tamir edebilmesi imkânsız gibi bir şeydi. Zaten bu operasyon, Baykal’a yönelik bir nokta operasyonuydu. Gerçekten de Kılıçdaroğlu, uzun zamandır piyasaya sunulmuş, topluma tanıtılmış ve denenmişti. O yüzden de kongreye en hazırlıklı kişiydi. Bu tanıtım, Dengir’le girdiği polemikte öne çıkmasıyla başlamış, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığıyla devam etmişti. Dikkat edilirse, o zamanlar piyasaya sunulanlardan, daha doğrusu seçilmişlerden birisi de Gürsel Tekin’di. Sanki gizli bir el, her ikisini de Belediye Başkanlığı seçimlerinde bir araya getirmişti. Ve bu kişi de umulmadık bir hızla ikbâl merdivenlerini tırmanarak çok kısa zamanda beklenmedik yerlere yükselmiş bir seçilmişti. Ayrıca çarşaflıların CHP’ ye kitle halinde üye yapılması projesinde onun da parmağı olduğu söyleniyordu. Nitekim, Tayyip’in bir yerlere taşınması da buna benzer değişkenlerin ağırlıkta olduğu bir süreç olarak gerçekleşmişti. Kaset olayının başka bir boyutu daha vardı. O da, bu meşhur kasetin bir bölümüyle bile olsa, düzmece olduğunun, hem sivil hem de resmi uzmanlar tarafından teyit edilmiş olmasıydı. Yani, kasedin bu özelliği dahi bunun bir komplo olduğunu açık seçik ortaya koymaktaydı. Kısacası, yıllar önceki yasa dışı bir gizli çekim olayının kaseti, üzerinde yapılan rötuşlarla ve tam zamanında devreye sokularak Gandi Kemal’i iktidara taşımıştı. Profesyonelce gerçekleştirilen Kılıçdaroğlu operasyonu Ancak, bütün bu gelişmelerin kendiliğinden ve tesadüfen oluştuğunu söylemek biraz fazla safdillik olurdu. Çünkü birilerinin seçilmesi, denenerek topluma tanıtılması ve profesyonelce gerçekleştirilmiş bir operasyonla başkanlığa getirilmesi, kesinlikle derin güçlerin işi olan bir satranç oyununu çağrıştırmaktaydı. Baykal darbesinden hemen sonra, bütün sahibinin sesi kalemşor ve aydın müsveddelerinin büyük bir çoğunluğu bu darbeyi mutad olduğu üzere Tayyip Erdoğan’ın iktidardan düşmesini sağlamak üzere Ergenekon tarafından gerçekleştirilmiş bir operasyon olarak yorumladılar. Bir zamanlar hızlı solcuyken daha sonra hak yolunu bulup Ilımlı İslamcı ve Amerikancı olan AKP’li Ertuğrul Günay da olağanüstü öngörü becerisiyle bunu CHP içindeki Baykal karşıtı güçlere bağlayarak işin içinden sıyrılıverdi. Bir kısım çevreler ise bu operasyonu istihbarat güçleri içindeki laik kanada plase ettiler. Bu konuda başka görüşler de dile getirildi. Fakat bu görüşlerin ortak noktası Baykal’ın halk tarafından itici bulunduğu ve Kemal Kılıçdaroğlu’na halkın büyük bir sempati beslediği, dolayısıyla da AKP’nin alaşağı edilmesi için Kılıçdaroğlu’nun ne pahasına olursa olsun başkanlığa taşınmasının şart olduğu şeklindeki ana fikirdi. Başka bir ifade ile bu tabloya göre Ergenekoncu da laik derin devlet de CHP içindeki karşıt güçler de kaset operasyonunu bu mantıktan hareket ederek hayata geçirmişti. Bütün bu görüşler, esasında buz dağının sadece su üstündeki görünen bölümüdür. Oysa, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi buzdağının su altındaki görünmeyen bölümüyle ilgilidir. Baykal darbesini yapanlar da o görünmeyen bölüme dâhil olan güçlerdir. Bunlar kesinlikle Ergenekon güçleri değildir. Çünkü gerçekte bu adla anılan veya davaları görülen böyle bir güç zaten yoktur. Sanal Ergenekon’u kurgulayanlar da, Tayyip Erdoğan ile mûnis Genel Kurmay Başkanlarını başa getirenler de buzdağının su altındaki bölümüne ait olanlardır ve bunlar Amerikancı derin devlettir. Türkiye’yi her zaman bunlar yönetmişlerdir. Bugün de onlar yönetmektedirler ve işlerine gelmeyenleri, Baykal örneğinde görüldüğü gibi alaşağı etmektedirler. Ancak bunlar, Amerikancı general Kenan Evren’in dikta dönemiyle birlikte işi daha da azıtmışlardır. Yine bu periyotta aynı güçler konjonktür gereği ve teknolojinin olağanüstü imkânlarını kendi çıkarları doğrultusunda, işi şansa bırakmayacak şekilde kullanarak, devletin ve toplumun genetik kodlarını ele geçirmişlerdir. Hatta, yaşadığımız süreçte de o kodları yeniden yazmakla meşguldürler. O yüzden, Gandi Kemal olayına da bu çerçeveden bakmak gerekmektedir. Tayyip miadını doldurdu sahne sırası Kılıçdaroğlu’nun Evet! Belki de Tayyip Erdoğan miâdını doldurmak üzeredir. Yani, artık ondan alınacaklar alınmış ve süreci başkasıyla götürmek bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü, Türk toplumunun eğilim ve tepkilerinde AKP karşıtlığı ön plana geçmiştir. Toplumda gerginlik artmaktadır ve bu gerginliğin doğurduğu özellikle etniksel karışıklıklar, Kürdistan’ın kurulma sürecinin farklı mecralara sürüklenme riskini gündeme getirmektedir. Böyle bir belirsizlik ortamı ise, ABD için çok sakıncalı olabilecek, yıllar boyu elde edilmiş Kürtçü başarıları tehlikeye sokabilecek ve kesinlikle vahşi sömürgecinin işine gelmeyecektir. Ancak bu arada, süreç içerisinde görülmüştür ki, AKP’nin emperyalistlerin emrindeki uygulamaları neticesinde muhalefetin toplumsal ve siyasî bazdaki gücünde de hem niteliksel hem de niceliksel olarak çok önemli artışlar olmuştur. Dolayısıyla ABD açısından, yükselen muhalif güçleri, iktidarda olsun olmasın, en azından el altında tutabilmek için uygun özelliklere sahip bir kişiyi bunların başına getirerek denetlemek zarureti doğmuştur. Fakat, bu kişinin en önemli özelliğinin ise muhakkak surette nihâi amaca hizmet edecek bir formatı temsil ediyor olmasıdır. Bunun içinde o kişinin; Kürdistan’ın kurulmasıyla ilgili olarak elde edilmiş kazanımlara kesinlikle zarar vermeyecek ve o sürecin devam etmesine katkı sunacak bir profili simgelemesi icap etmektedir: Gerek etnik kökeni, gerek orijin coğrafyası ve gerekse ideolojik yapısı Kürtçülüğe dayanak oluşturacak öğeler içermelidir. Ancak, bakıldığında bunların büyük bir çoğunluğunun Baykal’a uymayan özellikler olduğu görülmektedir. Ayrıca, sömürgecilere göre, Baykallı CHP’nin ısrarla savunduğu 1989 Güneydoğu raporu bile Kürtçülük ve Kürdistan’la ilgili kazanımlara sekte vuracak politikaları temsil etmektedir. Bu bağlamda da, doğal olarak derin Amerikancı güçler, emrindeki istihbaratı kullanarak Baykal’ı tahtından indirecek ve yerine Gandi Kemal’e taç giydireceklerdi. “Türkiyeli” Gandi Kemal Şimdi de isterseniz, Kılıçdaroğlu tacı giydikten sonra ne tür bir profil çizmiştir ona bir bakalım! Gandi Kemal’e soruyorlar: “etnik kimliğin ne?” “Ben Türkiyeliyim” diyor. Tamam da kardeşim, sana hangi coğrafyadan olduğunu sormuyorlar, etnik kimliğini soruyorlar. Yani Türk müsün, Çerkez misin, Kürt müsün, Ermeni misin vs. onu öğrenmek istiyorlar. O ısrarla “Türkiyeliyim” diyor. Peki, bu “Türkiyeli kimliği” modası kimi temsil ediyor? Tayyip Erdoğan ekolüyle onun destekçisi olan ve aralarında “işbirlikçi sözde solcuların” da bulunduğu uzaktan kumandalı aydın kopyalarıyla onların sömürgeci ideolojisini… İşte, en basit şekliyle bu “Türkiyeliyim” söylemi bile, Kılıçdaroğlu’nun Tayyip Erdoğan ve onun misyonuyla hangi ortak paydada buluştuğunu en güzel şekilde ortaya koyuyor. Kılıçdaroğlu bir de diyor ki; “biz etnik kimlik üzerinden siyaset yapmayız.” İyi de Kürtçüler ve Tayyip takımı etnik kimlik üzerinden siyasetin hem de ağa babasını yaparak Türkiye’yi bölünme noktasına getirmişken, sen ulusal kimlik üzerinden siyaset yapmazsan onların ekmeğine yağ sürmüş olmaz mısın? Ama anlaşılan o ki, bu olumsuzluk Gandi’yi fazla ilgilendirmiyor. Çünkü zaten onun misyonu Kürtçülük siyasetine zemin hazırlamak… Oysa Baykal, şöyle veya böyle, ulusal kimlik üzerinden siyaset yapmaya gayret ediyordu. Büyük ihtimal bu durum, sömürgecilerin pek işine gelmemiş olacak ki, Kılıçdaroğlu gibi etnik kimlik üzerinden siyaset yapmamaya çok meraklı bir kuzuyu istihbarî bir darbe ile başkanlığa taşıdılar. İşin en acı yanı da, Gandi Kemal’in “Ulus kurmuş” ve “Ulusal ideolojiyi” oluşturmuş Atatürk’ün partisinde “Ulusal kimlik üzerinden siyaset yapmamaya” soyunmuş biri olmasıdır. Sakın bana kimse, etnik kimlikle ulusal kimliği karıştırıyorsun hoca, demesin! Çünkü esasında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “etnik kimlik” diye kast ettiğinin “Ulusal kimlik” olduğu çok açık ortadadır. Ve sömürgecilerin amacı da zaten, Baykal döneminde yarım yamalak da olsa CHP’de yapılan “Ulusal kimlik üzerinden siyaseti” Gandi ile birlikte ortadan kaldırmaktır. Gürsel Tekin’in CHP’deki Kürtçü kadrolaşması Adama bakın! Birkaç sene içerisinde yıldız oldu ve zirve basamaklarını üçer beşer atlayarak CHP’nin en yetkili organlarına seçildi. Evet, evet!.. Gürsel Tekin’den bahsediyorum. Dikkat edilirse o da İstanbul İl Başkanıyken devamlı medyanın gündemindeydi. Böylelikle kamuoyuna tanıtılarak ve bir deneme sürecinden geçirilerek yukarıdaki mevkilere hazırlandı. Tüm seçilmişler gibi… Gerçi parti organı seçimlerinde en az oyu almıştı ama, hiç fark etmedi. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarına göre tepeden inme bir şekilde Genel Başkan Yardımcılığı’na getirileceği ilân edildi. Yani Gandi Kemal, özel destek ve katkılarıyla “kankasını” yanına alıyor. Bu arada kendisiyle etnik köken, bölge ve ideolojik ortaklıkları olduğunu da artık dağdaki çoban bile biliyor. Ayrıca, hep birlikte sömürgecilerin yüklediği ortak bir misyona da sahipler: CHP’de Kürtçü kadrolaşmayı gerçekleştirmek ve partiyi sömürgecilerin istediği çizgiye çekmek… Kılıçdaroğlu’nun Ordu düşmanlığı Biliyorsunuz son günlerde Gandi’nin başkanlığındaki CHP, Yaşar Büyükanıt’ı pek bir diline dolamış durumda: Yok efendim e-muhtıra vermiş de… AKP bu muhtıra yüzünden iktidar gelmiş de... Erdoğan’la işbirliği yapmış da.. Darbeciymiş de... Dolmabahçe’de Erdoğan ile ne konuştuklarını açıklamalıymış da vs. vs… Ne kadar da amatörce yaklaşımlar. Bir kere bu e-muhtıra olayı çok öncelerinde MHP’nin ileri sürdüğü dayanaksız bir savdı. Bunlar, yıllar sonra kalkıyorlar ve hiç utanmadan MHP’nin eskittiği çürük bir görüş üzerinden siyaset yapıyorlar. Vah zavallılar vah!... Adam e-muhtıra vermişmiş… Verecek tabii! Sizin değiştirmeye uğraştığınız 35. Madde TSK’ya Cumhuriyeti “koruma ve kollama” görevi vermiyor mu? O da sizlerin koruyamadığınız Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini yasalara dayanarak yerine getiriyor. Keşke aynı görevi Özkök ile Başbuğ da yerine getirebilseydi ve TSK’nın delik deşik edilmesine seyirci kalmasalardı. Gandi’li CHP’nin yerine ben olsam Büyükanıt’ı değil de, 35 maddeyi ihlâl ettiği için Özkök ve Başbuğ’u mahkemeye verirdim. Hem siz, Yaşar Büyükanıt’ın Dolmabahçe toplantısıyla uğraşacağınıza, İlker Başbuğ’un Erdoğan’la sayısız kereler tekrarladıkları kapalı kapılar arkasındaki toplantıları eleştirsenize!... İçeride neler konuşuyorsunuz deyip, ondan cevap istesenize! Ayrıca, Büyükanıt’a zırhlı araç verildiyse, Amerikancı darbeci Evren’i de özel malikanesinde on yıllar boyunca özel komando birliği korudu. Siz önce onun hesabını sorun. Acaba diyorum, Gandili CHP, “bizim çocukların” reisi sömürgecilerin sevgilisi Evren’i unutturmak için mi Büyükanıt’ı özellikle gündeme taşıyor? İnanır mısınız, AKP’nin kıyasıya TSK’ya yüklendiği bir ortamda, CHP’nin durup dururken ve TSK’ya kol kanat germesi gerekirken, küllenmiş bir konuyla eski bir genelkurmay başkanını öne çıkararak TSK’nın yıpratılma sürecine katkı veren bir politika izlemesi bana çok enteresan geldi. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olduğu dönemdeki bu uygulamayla CHP, AKP’nin TSK üzerinde oynadığı oyunlara destek ve ortak olmuş oluyor. Emin olun, CHP’nin bu politikasından sömürgeciler de çok memnun kalmışlardır. CHP’nin Kürt raporu açılım doğrultusunda olacak Hatırlarsınız değil mi, Gandi Kemal iktidara geldikten çok kısa bir süre sonra CHP’nin 1989’da hazırlattığı Kürt raporunun revize edileceğini açıklamıştı. Ama sakın bu değişimin Atatürk CHP’si çizgisinde olacağını sanmayın! Kesinlikle “Kürt açılımı” doğrultusunda olacaktır. Zaten Kılıçdaroğlu’nun başkanlığa taşınma amaçlarından biri de budur: AKP ile CHP’yi aynı Kürtçü noktada buluşturmak... Yine yazılanlara göre, bu yeni rapor çerçevesinde kurulan komisyon, bölge halkının görüşlerine de başvuracakmış. Arkadaş, o bölgede şu anda Kürtçülük almış başını giderken, PKK terörünün saldığı korku devam ederken, devletin gücü en asgari seviyelere inmişken, belediyeler BDP’nin elindeyken ve BDP’nin sivil terörü halkı esir almışken o halkın düşüncelerinden ne beklenebilir ki? Nitekim, bu revizyon haberleri gündeme düşer düşmez, hemen gizli bazı Kürtçülerin maskeleri de iniverdi. Bunlardan biri de, CHP Diyarbakır İl Sekreteri Mahmut Şevketoğlu’ydu. İsterseniz, bu kişinin yeni raporda yer alması gereken önerileri ana hatlarıyla nelermiş onlara bir bakalım! Buna göre; a) Ana dilde eğitim yasal olmalıymış, Milli Eğitim müfredatına girmeliymiş ve okullarda seçmeli ders olarak okutulmalıymış. b) Genel afla birlikte, PKK’lılara yönelik sicil affı getirilmeliymiş. c) Öcalan’ın hapis cezası ev hapsi veya yurt dışında ikâmete çevrilmeliymiş. d) Taş atan çocuklar bir an önce cezaevinden çıkarılmalıymış vs. vs… Söyler misiniz bana, bu görüşlerin Apo’nun, PKK’nın, Kürtçü BDP’nin taleplerinden ve Tayyip Erdoğan’ın “Kürt açılımından” ne farkı var? Olsa olsa en fazla nüans farkı olabilir. Üstüne üstlük bunlar, Diyarbakır İl Örgütü’nün komisyondan bağımsız olarak hazırlayacakları raporun sadece medyaya yansıyan bir parçasını oluşturmaktadır. Kim bilir raporun orjinalinde daha neler olacaktır neler? Her şey bir tarafa da, bu CHP’li Şevketoğlu’nun önerilerindeki Apo maddesinde kendini hissettiren gizli Apo hayranlığı gerçekten inanılacak gibi değil. Nereden bakılırsa bakılsın Gandi Kemal darbesi, sömürgecilerin CHP’yi AKP’lileştirme operasyonundan başka bir şey değildir. Bu değişim, daha önce Mustafa Sarıgül üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmış, fakat yasal yollardan bunun yapılamayacağı anlaşılınca, “Kaset olayı” şeklindeki “meta zori” yöntem devreye sokulmuştur. Bunun arkasında ise kesinlikle Amerikancı derin güçler vardır. Bütün hesap, Kürdistan’ın kurulmasına yönelik kazanımların kaybedilmemesi üzerinedir ve buna en uygun seçilmiş kişi de Gandi Kemal olarak belirlenmiştir.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 293 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||